4. bölüm · ASALETİN SESİ.

Bölüm 4;Şah Ve Mat.

Azra Yapıcı

Zindanın nemli havası, Maral ve arkasındaki Karasancak şövalyelerinin hırslı nefesleriyle ısınmıştı. Maral, en önde, elinde kanlı hançeri ve az önce bir muhafızdan kaptığı gümüş işlemeli kılıçla yürüyordu.

Sarayın gizli geçitlerinden yukarı, taht odasının tam altına çıkan merdivenlere yöneldiler.

"Üst katta bizi yüzlerce muhafız bekliyor olacak," dedi Gölge, kılıcını dengeleyerek. "Bu bir intihar görevi, Maral."
Maral durdu, omzunun üzerinden Gölge’ye baktı. Gözlerindeki kehribar parıltı, meşale ışığında altına dönüşmüştü.

"İntihar, diz çöküp o celladı beklemekti Gölge. Biz şu an sadece hakkımız olanı almaya gidiyoruz. Onlar bizi dışarıdan gelecek bir orduya karşı bekliyorlar; içerideki hançerden haberleri yok."

Tam o sırada, taht odasının zeminindeki gizli kapak açıldı. Maral, toz ve dumanın arasından yukarı fırladı. Salonda şenlik çoktan bitmiş, yerini bir askeri karargah sessizliğine bırakmıştı.

Kral, masanın başında haritaları incelerken Maral’ın tam karşısında belirmesiyle donup kaldı.

"Sen..." diye kekeledi Kral, elindeki şarap kadehini yere düşürerek. "Nasıl olur? Zindanlardan kimse canlı çıkamaz!"

"Zindanlara gömdüğün o ruhlar geri geldi baba," dedi Maral, sesi mermer duvarda yankılanırken. "Sana selamları var."

Maral’ın arkasından Gölge ve diğer şövalyeler birer birer salona dökülürken, saray muhafızları kılıçlarını çekti. Salon bir anda çelik sesleriyle inlemeye başladı.

Maral, babasına doğru koşarken karşısına çıkan ilk iki muhafızı, zarif ama ölümcül bir hamleyle saf dışı bıraktı. O, sadece dans etmeyi öğrenmemişti; o, gizlice kılıç savurmayı ruhuna işlemişti.

Kral, korkuyla geriye doğru sendeledi ve tahtına tutundu. "Seni ben yarattım! Seni ben prenses yaptım!"
"Sen beni bir mal gibi sattın!" diye haykırdı Maral.

Kılıcını savurduğunda, babasının pelerini havada uçuştu. "Sen beni susturduğunu sandığın her saniye, ben senin yıkılışını planladım."

Çatışma tüm şiddetiyle sürerken, salonun büyük kapıları aniden ardına kadar açıldı. İçeriye giren kişi, Maral’ın abisi Alaz’dı. Ama elinde kılıç yoktu. Yanında, Maral’ın evlendirilmek istendiği Kuzey Kralı’nın elçileri vardı.

"Durun!" diye bağırdı Alaz.
Maral durmadı. Kılıcının ucunu babasının boğazına dayamıştı bile. Kral’ın tacı başından kaymış, yerdeki kanların içine düşmüştü.

"Alaz, çekil önümden!" dedi Maral, gözünü babasından ayırmadan.
"Maral, yapma," dedi Alaz, sesi garip bir şekilde soğuktu. "Kuzey Kralı’nın ordusu kapıda. Eğer babamızı öldürürsen, şehri dümdüz edecekler. İttifak bozulursa hepimiz ölürüz."

Maral bir an duraksadı. Abisinin gözlerine baktı. O sadık abi gitmiş, yerine taht hırsıyla parlayan bir yabancı gelmişti. "Sen... Sen onlarla anlaştın mı?"
Alaz acı bir gülümsemeyle başını salladı.

"Taht boş kalmamalı Maral. Babam emekli olacak, sen Kuzey’e gideceksin, ben ise bu krallığı yöneteceğim. Herkes kazanacak.

Maral, boğazından yükselen o asil ve acı kahkahayı durduramadı. "Herkes kazanacak mı? Ben hariç, öyle mi?"
Kılıcını babasının boğazından çekmedi, aksine daha da bastırdı.

"Bölüm 4 burada bitmiyor Alaz. Çünkü bu oyunun tek bir kuralı var: Asalet, pazarlık kabul etmez."

Maral, beklenmedik bir hamleyle kılıcını geri çekti ve tahtın arkasındaki devasa kraliyet sancağını ateşe verdi. Alevler bir anda tavanı sararken, Maral babasına fısıldadı:
"Seni öldürmeyeceğim baba.

Seni, kurduğun bu yalanların içinde yanarken izleyeceğim."

Maral, Gölge’ye işaret verdi. "Gidiyoruz. Ama saraydan değil, şehre. Halkın arasına. Gerçek krallık burada değil, sokaklarda başlıyor."
🩸⚔️👑