5. bölüm · Arka Koridor

4. Bölüm

beril .

Bugün ritmimiz Ne Güzel Güldün olsunn

Keyifli okumalarr ~

________________________________________

Ekrana bir süre baktım; mesajlar hâlâ oradaydı ama fotoğraflar yoktu ve bu yokluk, bir şeylerin silinmiş olmasından çok, sanki hiç var olmamış gibi hissettiriyordu.

Parmağımı ekranda aşağı yukarı kaydırdım, belki gözümden kaçmıştır diye ama hayır, o gece duvarlardan çektiğimiz hiçbir şey kalmamıştı.

Sanki koridor sadece bizi değil, ona baktığımız anları da yutmuştu.
Telefonu yatağın kenarına bırakıp tavana baktım. O gece uyuyup uyumadığımı tam hatırlamıyorum;
rüya gördüm mü bilmiyorum ama sabah alarm çaldığında içimdeki ağırlık, sadece uykusuzluktan değildi. Sanki bir yerden geri dönmüştüm ama orada ne bıraktığımı bilmiyordum.

Banyoda aynanın karşısına geçtiğimde yüzüm bana biraz yabancı geldi, yine de alışkanlıkla hafif bir makyaj yaptım; göz altlarıma kapatıcı sürdüm, kirpiklerime rimel geçtim, dudaklarımda belli belirsiz bir renk bıraktım. Abartmadım. Normal görünmek istiyordum, çünkü bazen en güçlü savunma gerçekten hiçbir şey olmamış gibi davranmaktı.

Kapıdan çıkarken kulaklıklarımı taktım. Daha sokağın başına varmadan gökyüzüne baktım; griydi ama bunaltıcı değildi. Tam o sırada yağmur başladı, ince ince, acele etmeden. Kulaklarımda Şebnem Ferah çalıyordu, Yağmurlar; bilerek açmamıştım ama sanki olması gereken yerdeydi.

Yağmur yüzüme değdikçe yürüyüşüm yavaşladı, kaldırım ıslanmaya başladı, insanlar hızlandı ama ben acele etmedim, çünkü içimde acele edecek bir yer yoktu.

Okulun kapısına yaklaştığımda Can’ı gördüm; kapüşonunu kafasına çekmişti, elleri cebindeydi. Beni görünce gülümsedi ama o gülümsemenin altında geceyi hatırlayan bir sessizlik vardı.

“Normal miyiz?” dedi yanıma geldiğimde.
“Normalmiş gibi,” dedim. Gerçekten başka bir cevabım yoktu.

Mira ve Defne biraz sonra geldiler, Bora her zamanki gibi biraz geriden yürüyordu. Eren en son göründü.

Yüzü sakindi, fazlasıyla sakindi ve bu beni nedense rahatsız etti, çünkü dün geceden en azından bir çatlak kalmalıydı diye düşünüyordum. İnsan böyle bir yerden çıktıktan sonra biraz daha az normal olmalıydı. Ama Eren, sanki gece boyunca evinde uyumuş gibi yürüyordu; omuzları düşmemişti, adımları tereddütlü değildi.

“İyi misin?” diye sordum, sesim istemeden alçaldı.

“İyiyim,” dedi. Kısa, net. Üzerinde durulacak bir boşluk bırakmadan.

Can araya girdi.“Bu kadar ‘iyi’yse zaten sorun var,” dedi.

“Can,” dedi Defne, uyarır gibi.“Ne?” diye omuz silkti.

“Gece olanları ben hayal etmedim.”

Okulun bahçesine girerken konuşma kesildi. Sabah zili çaldı, öğrenciler dağıldı, herkes kendi sınıfına yöneldi.

Kalabalığın içinde yürürken garip bir şekilde yalnız hissettim. Sanki altı kişi birlikteydik ama her birimiz başka bir şey taşıyorduk.

İlk ders matematikti. Tahtadaki sayılara baktım ama hiçbirini gerçekten görmedim. Kalem elimdeydi, defter açıktı, ama zihnim koridorun duvarlarında takılı kalmıştı.

O yazılar, o isimler, o eski haberler… Hepsi kaybolmuştu ama bende bıraktıkları his silinmemişti. Bir şeyin yok olması, onun hiç yaşanmadığı anlamına gelmiyordu.

Can arada bana baktı. Göz göze geldiğimizde kaşlarını kaldırdı, “sonra” der gibi. Başımı hafifçe salladım. Şimdi değil.

Teneffüste bahçeye çıktık. Hava hâlâ kapalıydı ama yağmur durmuştu. Zemin ıslaktı, ayakkabılar hafifçe kayıyordu. Mira banklardan birine oturdu, Defne çantasından sakız çıkardı, Bora telefonuna bakıyordu ama ekran kapalıydı. Eren ayakta duruyordu, bahçenin köşesine doğru bakıyordu.

“Dün gece…” diye başladı Can, sonra sustu.“Boş ver,” dedi Mira. “Buradayız işte.”
“Burada olmak yeterli mi?” diye sordum, farkında olmadan.
Kimse cevap vermedi.

İkinci ders edebiyattı. Öğretmen sınıfa girdiğinde elinde bir dosya vardı. Her zamanki gibi sakin ama bu sefer biraz daha dikkatli bakıyordu sınıfa, sanki bir şey seziyormuş gibi.
“Bugün küçük bir uygulama yapacağız,”
dedi.

“Ses, duygu ve anlatım üzerine.”
Can hemen bana baktı.“Hayır,” dedim fısıltıyla.“Sormadım bile,” dedi gülerek.

Öğretmen devam etti.“Bir gönüllü istiyorum. Şarkı söylemek ya da söz okumak isteyen?”
Sınıfta hafif bir kıpırdanma oldu ama kimse elini kaldırmadı. Öğretmenin bakışları bana geldiğinde kaçmadım. Belki de kaçmak istemedim.

“Ada?” dedi.

Ayağa kalktım.“Hangi şarkı?” diye sordum.

Bir anlık sessizlik oldu.Sonra Eren’in sesi geldi, arkamdan.

“Pinhani – Ne Güzel Güldün.”

Ses tonu düz, yorumsuzdu. Öğretmen başını salladı.

“Uygun,” dedi.

Şarkıyı söylerken sınıfın havası değişti. Sesim titremedi ama içimde bir şey yer değiştirdi. Kelimeler ağzımdan çıkarken, dün gece gördüğüm her şey arka planda duruyordu.

Bitirdiğimde öğretmen teşekkür etti, sınıf alkışlamadı ama dikkatle dinlemişlerdi.
Yerime oturduğumda Can kulağıma eğildi.“Bu şarkıyı buraya bırakmak haksızlık,” dedi.“Hangi anlamda?”“Her anlamda.”

Eren arkasını döndü.“İyi söyledin,” dedi.Fazlası yoktu.
Gün ilerledikçe dersler geçti, zil çaldı, sınıflar değişti. Ama herkesin üzerinde görünmez bir ip vardı sanki; kopmuyor ama gevşemiyordu da. Okul çıkışı kimse hemen dağılmadı. Kapının önünde durduk.

“Akşam?” dedi Can. “Yine mi?” dedi Defne.“ Bakmak için,” dedi Can “Konuşmak için,” diye ekledim.

Eren kısa bir duraksamadan sonra başını salladı.“Tamam,” dedi. “Ama kontrollü.”

Gece tekrar buluştuğumuzda hava daha soğuktu. Okulun arkasına doğru yürürken ayak seslerimiz net çıkıyordu. Kapıya geldiğimizde oradaydı. Bu sefer saklanmamıştı.

“Bak,” dedi Can. “Gitmiyor.”
İçeri girdiğimizde koridor sessizdi. Duvarlar boştu. Ne yazı vardı ne iz. Ama hissi hâlâ oradaydı. Sanki bir şey, biz bakmasak bile bakıyordu.
Bir süre yürüdük. Sonra Mira öne geçti.“Burada,” dedi.“Ne burada?” diye sordum.

Cevap vermedi.
Adını söyledik.Sesimiz yankılandı.Cevap gelmedi.
Bu sefer kimse paniklemedi.
Ayrıldık. Duvarlara baktık, fotoğraf çekmeye çalıştık.

Telefon ekranlarında hiçbir şey görünmüyordu ama yine de çekiyorduk, sanki kanıt toplar gibi. Ama dikkat ettikki bu sefer haberler çok farklı

“Aynı yerdeyiz ama kağıtlar farklı” dedim. Hepsi teker teker bakıp fotoğraf çekti. Çünkü ne kadar fotoğraf olursa o kadar iyi gibi geliyordu. Bir yandan acele etmemiz gerekiyor Miraya birşey olmadan onu bulmamız gerekiyordu. Biri girmiş olmalıydı daha dün farklıydı

Defne bir haberin başında durup okumaya başladı;

“2025
Sevda Yel
En son Meşe Kolejinin etrafında görüldü
Dedektifler bir sonuç bulamayınca…”

Sonrası silik…

Bu sefer Can okumaya başladı.

“2024
Alper Göksoy
Okulun bodrum katında ölü bulundu”

“Bizim niye haberimiz yok bu haberlerden” dedi Bora haklıydıda liseyi burada bu okulda okuyan bir kaç kişi bile bu haberleri bilse zaten okulda yayılırdı.

“Madem okulda bu kadar olay olmuş niye kimse birşey yapmamış birine birşey olmayacağı ne malum” dedim

“Bunda bir iş var ya biri bizimle oyun oynuyor yada hepimiz hayal kuruyoruz ki bu imkansız, cevap belli”

“Bilmiyorum” dedi Eren

Hepimiz donuk donuk duvardaki yazılara fotoğraflara bakıyor hepsinin fotoğrafını çekiyorduk

Birden önümüze dar bir alan çıktı. Can ışık tuttu ve evet Mira oradaydı ama..

Yerdeydi…

Can hemen elindeki ışığı elime verip Miranın
yanına koştu. Duvarın kenarında o okuduğumuz 2 kişi yerde yatıyordu. Artık şaşırmıyorduk ama işler iyice birbirine giriyordu. Hepimiz bir bataklığın içine düşmüş ordan çıkış yolunu arıyorduk. Daha dün kağıtların farklı olması ve bu sefer dünki cesetlerin hiçbirinin orada olmaması çok saçmaydı. Biri bizden sonra girmiş olmalıydı ama o kimdi?

Kafamızda bir sürü saçma sapan soru sadece birbirimize bakıyorduk. Bir süre sonra Mira uyandı. Cesetleri görünce korkudan bayılmış.

Toparlanıp çıkmaya karar verdik. Okulun binasından çıktığımızda

“Sizce doğrumu yapıyoruz” dedim. “Bilmiyorum ama benim hiç içime sinmiyor içerideki cesetlerden sonra” dedi Bora

Eren bir anda bana bakmaya başladı baktığını fark ettiğimde bakışlarını farklı yöne götürdü.
Nedenini bilmiyorum ama Ereni gördüğümde içime bir his oturuyordu ne iyi nede kötü…
Saçma saçma konuşma Ada konu sence bumu şuan

“Dikkatli hareket etmemiz gerek” dedi Eren

Evet haklıydı ama nasıl hareket etmemiz gerektiğini hiçbirimiz bilmiyorduk.