ARAF kitap kapağı

4. bölüm / 4

ARAF

3. Bölüm

Vaveyla Yazarı: 🐇 .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 3. Bölüm

Sabah uyanmak her zamankinden biraz daha zor oldu. Alarm çalmadan önce birkaç kez rüya ile gerçek arasında gidip geldim. Gözlerimi açtığımda odamın penceresinden içeri sızan gri ışık, günün yine aynı tonda geçeceğini söylüyordu. Yatakta biraz daha uzanmak istedim ama telefonumun ekranındaki saat bunu yapmama izin vermedi. Hızlıca doğrulup ayaklarımı soğuk parkeye bastım.
Evde hâlâ bir sessizlik hâkimdi. Annem muhtemelen çoktan uyanmış, mutfakta işlerini hallediyordu. Banyoya geçip elimi yüzümü yıkadım. Aynadaki yansımama baktığımda gözlerimin altındaki hafif yorgunluk yine yerli yerindeydi. Son zamanlarda bu yorgunluk sanki tenimin bir parçası haline gelmişti. Boynumdaki gümüş kolyeyi parmaklarımla yokladım. Her zamanki gibi yerindeydi. Üzerime koyu renk bir kazak ve rahat bir pantolon giydim. Çantamı alıp mutfağa geçtiğimde masada benim için hazırlanmış kahvaltıyı gördüm.
"Günaydın," dedi annem ocağın başından dönerken.
"Günaydın."
"Kahvaltını hemen yap, geç kalma."
"Tamam."
Hızlıca bir şeyler atıştırıp evden çıktım. Sokakta hala gece yağmurunun bıraktığı ıslaklık vardı. Havanın serinliği ciğerlerime dolduğunda biraz olsun kendime geldiğimi hissettim. Metroya doğru yürürken etraftaki insanların telaşını izledim. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyordu. Kulaklığımı takıp müziği açtığımda bu kalabalık yine benden uzaklaştı. Müzik, kendi dünyamda yürüyormuşum gibi hissettiriyordu. Vagonun camına yaslanıp dışarıyı izlerken zihnimde net olmayan bazı düşünceler belirdi. Son iki günde arka arkaya karşılaştığım o çocuk, Tuna, neden bilmiyorum ama aklımın bir köşesinde duruyordu. Büyük bir merak değildi bu. Sadece garip bir tesadüf gibiydi.
Kampüse vardığımda kapının önünde Defne'yi beklerken buldum kendimi. Elindeki kahve bardağıyla merdivenlerde duruyordu. Yanına yaklaştığımda başını kaldırıp gülümsedi.
"Nihayet," dedi. "Bugün geç kalmazsın sanıyordum."
"Beş dakika erken bile çıktım."
"Tabii, kesin öyledir."
Birlikte binaya girdik. Koridorlar her zamanki gibi kalabalıktı. Öğrenciler gruplar halinde ders programlarını tartışıyor, kimisi sınavların yaklaştığından şikâyet ediyordu. Defne ile birlikte ilk dersimize girdik. Ders boyunca hocanın anlattıklarını not almaya çalıştım ama zihnim ara sıra başka yerlere kaydı. Dünkü dosya olayı, Tuna'nın sessiz bakışları ve evdeki film gecesi birbirine karışıyordu.
Ders bittiğinde koridora çıktık. Öğlen arasıydı.
"Ne yapacağız?" diye sordu Defne çantasını düzelterek.
"Bilmiyorum, yemekhaneye gideriz herhalde."
"Benim kütüphaneye uğramam gerekiyor. Kitap teslim etmem lazım. Sen önden git, ben sana yetişirim."
"Tamam."
Defne kütüphane tarafına doğru yürürken ben de yemekhaneye yöneldim. Yolda yürürken havanın biraz olsun açıldığını fark ettim. Bulutlar incelmişti ama güneş hâlâ kendini göstermiyordu.
Yemekhaneye girdiğimde içerisi oldukça kalabalıktı. Uzun masaların neredeyse tamamı doluydu. Öğrenciler gruplar halinde oturmuş, yüksek sesle konuşuyor, yemek yiyor ya da kahve içiyordu. Tepsiyi alıp sıraya girdim. Çorba ve hafif bir şeyler alarak masalara doğru baktım. Tek başıma oturabileceğim, gürültüden biraz olsun uzak bir yer aradım. Fakat boş masa bulmak neredeyse imkansız gibiydi.
Göz gezdirirken arka taraftaki köşede, kalabalıktan biraz izole edilmiş gibi duran masayı fark ettim. Masanın başında biri oturuyordu. Başını öne eğmiş, önündeki tabakla ilgileniyordu. Yaklaştıkça o kişinin Tuna olduğunu gördüm.
Olduğum yerde bir an duraksadım. Oraya gidip gitmemek konusunda tereddüt ettim. Başka boş masa yoktu ve tepsi elimde öylece dikilmek de tuhaf duracaktı. Zaten beni fark etmiş gibi görünüyordu, kendi dünyasında oturuyordu.
Derin bir nefes alıp masaya doğru yürüdüm.
Boş olan sandalyesini çekip oturmadan önce, "Burası boş mu?" diye sordum.
Tuna başını yavaşça kaldırdı. Gözleri yüzümde gezindi. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra başını salladı.
"Boş."
Tepsiyi masaya bırakıp oturdum. İlk başta aramızda herhangi bir konuşma geçmedi. O yemeğine devam etti, ben de çorbamdan bir kaşık aldım. Yemekhanenin gürültüsü aramızdaki sessizliği daha da belirginleştiriyordu. Normalde kalabalık ortamlarda biriyle böyle sessizce oturmak beni gererdi ama Tuna'nın yanında bu sessizlik garip bir şekilde rahatsız edici hissettirmiyordu. Sanki o da konuşmak zorunda olmadığını biliyordu.
Birkaç dakika sonra Tuna çatalını bıraktı ve bana baktı.
"Dünkü evraklar işlerini hallettin mi?" diye sordu. Sesi sakindi, acele etmeden konuşuyordu.
"Hallettim," dedim başımı kaldırarak. "Kaybettiğimi sandığım form da içindeydi. Yoksa bugün sekreterlikle uğraşmak zorunda kalacaktım."
"İyi."
Tekrar sessizlik oldu. Bu kez konuşmayı devam ettiren ben olmak istedim. Neden bilmiyorum ama onun hakkında bir şeyler öğrenme isteği içimde belirdi.
"Her zaman yalnız mı oturursun?" diye sordum.
Sorum karşısında hafifçe duraksadı. Koyu kahverengi gözleri yüzüme odaklandı.
"Genellikle," dedi. "Kalabalık pek bana göre değil."
"Anlıyorum."
"Sen?" diye sordum bu kez. "Sen de kalabalık gruplarla takılmayı pek sevmiyorsun gibi duruyorsun."
"Defne'yle takılıyorum," dedim gülümseyerek. "Onun dışında evet, ben de kalabalığı pek sevmem. Kendi halimde olmayı tercih ediyorum."
Tuna başını onaylar anlamda salladı. Gözlerindeki o mesafeli ifade biraz olsun yumuşamış gibiydi. Önündeki bardağa uzanıp bir yudum su içti.
"Hangi bölümdesin?" diye sordu.
"Güzel Sanatlar. Fotoğraf çekmeyi seviyorum ama asıl ilgilendiğim şey ses."
"Ses mi?" Tuna merakla bana baktı. "Nasıl yani?"
"Görüntü bir anı donduruyor evet ama ses o anın içinde yaşamaya devam ediyor sanki. Rüzgarın uğultusu, kalabalığın gürültüsü, yürürken ayak sesleri... Bazen sadece etraftaki sesleri kaydetmek daha çok ilgimi çekiyor."
Tuna bu cevabımı bir süre düşündü. Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.
"Çoğu insan sadece fotoğrafa veya görüntüye odaklanır," dedi. "Sesin ardındaki hikayeyi yakalamaya çalışmak farklıymış."
"Sen ne okuyorsun?" diye sordum bu kez.
"Pilotaj."
"Pilotaj mı?" dedim şaşkınlıkla. "Zor olmuyor mu?"
"Yoğun geçiyor," diye cevap verdi. "Ama insan gökyüzündeyken dünyadaki her şeyin gürültüsünden uzaklaşıp kendi sessizliğini bulabiliyor."
Sohbetimiz yavaşça derinleşti. Pilotaj okumanın zorluklarından, simülatördeki saatlerden ve uçuş hissinden konuşmaya başladık. Tuna, çocukluğundan beri gökyüzüne ve uçmaya karşı büyük bir tutkusu olduğunu anlattı. Konuştukça sesindeki o mesafeli ton yerini çocuksu bir heyecana bırakıyordu. Gökyüzünde olmanın, yerdeki her şeyden arınmak demek olduğunu söylerken gözlerindeki parıltı dikkatimden kaçmadı. O an, bu hayalin onun için sadece bir meslek değil, çocukluğundan beri taşıdığı en saf tutku olduğunu çok net hissettim. Biz konuşmaya dalmışken yemekhane yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı.
Yemekhanenin kapı tarafında Defne'yi gördüm. Elindeki kitaplarla etrafa bakınıyordu. Beni görünce elini kaldırıp doğruca masamıza doğru yürümeye başladı.
Masaya yaklaştığında gözü yanımdaki Tuna'ya kaydı. Hafifçe kaşlarını kaldırdı ama hiçbir şey söylemedi.
"Kütüphane kalabalıktı," dedi Defne karşıdaki sandalyeye otururken. Sonra Tuna'ya baktı. "Selam."
"Selam," dedi Tuna sakin bir sesle.
Defne bana dönüp gözleriyle küçük bir işaret yaptı ama ben hiçe saydım. Önümdeki tepsiyi toparlamaya başladım.
"Kalkıyor musun?" diye sordu Defne.
"Evet, dersimiz var zaten birazdan."
Tuna da oturduğu yerden yavaşça kalktı. Üzerindeki koyu renk sweatshirt'ü düzeltti. Masaya son bir kez baktıktan sonra bana döndü.
"Görüşürüz Solin," dedi.
"Görüşürüz Tuna."
Arkasını dönüp yemekhaneden çıkarken arkasından baktım. Yürüyüşü yine aynı yavaş ve mesafeli adımlardandı. Kalabalığın arasında kaybolana kadar gözlerimi üzerinden ayırmadım.
Defne tepsime bakarak hafifçe gülmsedi.
"Demek Tuna," dedi.
"Ne olmuş Tuna'ya?" dedim toparlanmaya çalışarak.
"Hiç," dedi Defne imalı bir sesle. "Sadece iki gün önce tanıştığın çocukla bugün yemekhanede baş başa yemek yiyordunuz."
"Baş başa değildik, yer yoktu."
"Tabii ki, kesin öyle olmuştur." Defne ayağa kalktı. "Hadi gidelim, yoksa derse geç kalacağız."
Birlikte yemekhaneden çıkıp dersliklerin olduğu binaya doğru yürüdük. Yol boyunca Defne birkaç kez konuyu açmaya çalıştı ama ben geçiştirdim. Aslında içimde garip bir his vardı. Tuna'nın sakin duruşu, pilot olma tutkusu ve gökyüzü hakkında anlattıkları zihnimde yer etmişti.
Akşam eve dönerken metroda yine cam kenarına oturdum. Dışarıdaki karanlık camda yansımamı izlerken aklımda sadece bir tek soru vardı.
Neden hep yalnızdı?
Ve bu sorunun cevabını ilerleyen günlerde öğrenecek miydim, bunu gerçekten bilmiyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18