4. bölüm / 6
Anka kuşunun varisi2 -Yabancı Bir Adam
Bölümler 6Şu an: 2 -Yabancı Bir Adam
Ne garip bir dünya; her şey yalan ve karmaşık, sıkıcı ve her şeyi sahteymiş gibi hissettiriyor.Sıkıcı olmayan, fantastik bir dünyanın içinde olmak isterdim. Bazen komik olduğunu düşünüp de yaptığımız şakalar gerçekleşebiliyormuş.
Ablamın beni kızdırmak için küçükken yaptığı bir şaka vardı. Bana evlatlık olduğumu
söylerdi, ben de ağlayarak annem sandığım ama üvey olan o kadının, annemin yanına giderdim.
Dört beş yaşındaki çocuklar çabucak inanırdı böyle şakalara ama zaten doğruymuş; ablam doğruyu söylemiş. "Sen evlatlıksın," derken yalan söylemiyormuş. Annem de o sırada gülerek, "Öyle şey olur mu, sen benim biricik kızımsın," derdi. Nasıl bu kadar rahat, kolay yalan söyleyebiliyordu?
Acaba o benim öz ablam mıydı?
Bulunduğum ortamda oksijen kalmamış gibi nefes alamadım; kalbim sıkışmaya başladı ve başım dönüyordu. Kendimisakinleştirmeliydim; onlar garajdan çıkmadan eve gitmeliydim.
Koşarak eve girdim, evin kapısı açıktı, rahatça girebilmiştim. Ağlayarak odama çıktım. Kapıyı açtığımda yatağımda oturan ablamı bekliyordum; başını kaldırdı, gülerek bir şey anlatacakken
ağladığımı gördü ve hemen kaşlarını çattı.
"Dasiy ne oldu birisi bir şey mi yaptı neden ağlıyorsun" dedi gözlerindeki endişeyi görebiliyordum.
"Ablaa... anlatıcam olanları ama önce kkucağına yatsam saçımı okşarmısın " hıçkırıklarımın arasından sesim çok az duyuluyordu.
"Gell yanımaa" dedi endişeyle.
Gözyaşlarımı peçeteyle sildikten sonra ablamın benim için uzattığı kucağına yattım . Ablam saçımı okşarken bende ona bu olanları nasıl anlatacağımı düşünüyordum. İnanması biraz zor olucaktı ben olayı gerçek yaşadığım halde zor inandım .
Sakinleşmiştim biraz da olsa ablamın sihirli elleri sayesinde şimdi ona anlatabilirdim . Light 'ın kucağından yavaşça kalktım. Ardından onun karşısına geçtim ve ellerini elimin arasına aldım .Derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım.
"Opheli ve Darel benim gerçek ebeveynlerim değilmiş," dedim.
Birkaç saniye bana bakakaldı sonra gülmeye başladı. İnandırmak biraz güç olucaktı ama olsun devam edicektim anlatmaya.
Ona o garajın önünde yaşadığım herşeyi ve bugün okulda olanları anlatırsam bana inanırdı. Bir umutla olanları anlatmaya devam ettim.
"Abla şimdi sana bugün yaşadığım ve duyduğum her şeyi sana anlatıcam o zaman inanıp inanmamak sana kalmış "dedim.
Hâlâ pek inanmışa benzemiyordu. Tam ona dışarıdaki konuşmaları anlatacakken kapı çalındı.
"Daisy orada mısın tatlım?" dedi annem.
Ablama dönüp sessiz olmasını söyledim. Şuan onlara hesap sormayacaktım, onun da sırası
vardı.
"Buradayım," dedim, sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak.
"Tamam tatlım," dedi.
Annemin kapıdan uzaklaşmasını bekledim. Gidince hemen ablama, Light'a döndüm.
Bakışlarındaki o alaycı tavır silinmiş, yerini derin bir merak duygusuna bırakmıştı. Odanın beni boğuyormuş gibi hissettiren o ağır havasızlıkınta, pencereyi sonuna kadar açtım.
Light'ın yanına oturup okulda yaşanan o tuhaf olaylardan başlayarak garajda da yaşadığım her şeyi anlattım. Light, Daisy'nin anlattıklarını dinledikçe yüzündeki kan daha çok çekiliyordu. Sonunda yüzü bembeyaz oldu. Adeta donakalmıştı.
"Şimdi bana inandın mı abla?" dedim sakince.
Ablam kalakalmış bir şekilde bana bakıyordu. Yüz ifadesine bakılırsa bana inanmış gibiydi.
"Daisy, ben senin öz ablan değil miyim şimdi?" dedi. Sesi fısıltı gibi çıkmıştı.
"Bilmiyorum abla ama DNA testiyle anlaşılır " dedim.
"Tamam ama ne olursa olsun her zaman senin ablan olarak kalıcam " dedi gözleri dolmuştu.
Ablam konuşurken benim tek düşündüğüm gerçek ailemin kim olduğuydu. Nasıl öğrenecektim bilmiyorum. Annem ve babam sandığım insanlara soramazdım; sorsaydım da bana söylemezlerdi. Gerçek ebeveynlerimi gizleyen insanlardan bu konuda medet umamazdım.
"Abla ben gerçek ailemi nasıl bulacağım? Ya sen benim öz ablam değilsen..." dedim ağlamaklı bir sesle.
"O nasıl söz! Sen benim her zaman küçük deniz kızımsın. Ne olursa olsun kimse seni benden ayıramaz," diyerek kollarıyla beni göğsüne çekti ve sıkıca sarıldı.
Ablamın sıcak göğsünde rahat bir şekilde ağlayabilirdim. Ablam, güvenilir bölgeydi.
"Bazen ne kadar gıcık olsan da seni çok seviyorum abla," dedim gülerek.
"Bir de sevmeseydin! Hem o gıcıklık sende de var," diyerek omuzları hafifçe sarsılarak güldü.
Onun bu hazırcevaplığına güldüm. Lafın altında asla kalmazdı.
Odadaki huzur ve sakinlik, kapının hafifçe tıklanma sesiyle bozuldu. Hiç rahatımı bozmak istemiyordum.
"Sessiz olsak gider mi?" derken kapı bir daha tıklandı.
"Daisy kapıyı açar mısın?" dedi annem.
Yavaşça yerimden kalkıp kapıya gidip açtım. Annem kapıda durmuş beni bekliyordu.
"Evet, bir şey mi oldu?" dedim gülümsemeye çalışarak.
"Yemek hazırdı diyecektim," dedi annem, o sırada da odanın içine doğru bakıyordu.
"Tamam, ineriz birazdan," dedim.
"Bekliyoruz aşağıda babanla," dedi.
'Babanla' derken hiç mi yüzü kızarmıyordu? Acaba bu kadar kolaylıkla yalan söylemesi insanı
deli ediyordu.
"Yemekten sonra şu planı konuşalım Daisy," dedi ablam heyecanla.
"Tabii ki de," dedim.
***
1 Hafta Sonra
Bir haftadır aklımdaki plan için hazırlanıyorduk. Çok da zor olmamıştı ayarlamak; kalacağımız yer, mektup, paralar ve diğer ihtiyaçlar... Annem ve babam, yani o üvey ailemden gizli ayarlamıştık her şeyi.
Bugün de saat 10.00'da Londra'ya uçağımız vardı. Bugün planımızı kusursuz bir şekilde uygulayacaktım. Bunları yapmak hâlâ istemezdim ama mecbur kalmıştım.
Suzy ve Hope'a olanları anlatmamıştım, sadece Londra'ya gideceğimizi söylemiştim onlara.
Tabii ki de sakin karşılamamışlardı; bu gidişi kabullenmeleri için onları mecbur bırakmıştım. Nasıl mı? Onlara peşimde birisi olduğunu söyledim. "İzimi kaybettirmeliyim," dedim. Polisler onu bulana
kadar geri de dönmeyeceğimi anlattım.
Başta çok korktular. Onlara Londra'da güvende olacağımı söyleyince biraz da olsa ikna oldular. Onları bir daha görecek miydim bilemiyorum. Gerçek ailemi bulana kadar devam edecektim kaçmaya; bizim için ne kadar zor olsa da devam etmeliydik.
Ben Daisy Morgan, bugüne kadar ne kadar saf ve duygusal isem şimdi tam tersiydim. Beni değiştiren ailem değil, kendimdim; sağlığım ve duygusallığım beni hep küçültmüştü. Ama artık o ezik ve ağlak kız yoktu. Bazen bu olayları abartıyormuşum gibi geliyordu ama bu fikrim bir saniye bile sürmüyordu. Çünkü bana söyleselerdi ben onlardan ayrılmazdım veya onları terk etmezdim.
Ama benden sır sakladıkları için artık onlara güvenemiyordum.
Odadaki aynanın karşısına geçip kendime baktığımda, gözlerimdeki o eski ışıltı sönmüştü.
Denizi andıran gözlerim, sönük bir yeşile dönmüştü. Daha fazla aynaya bakmak istemiyordum.
Valizimi alıp, bir daha döneceğimden emin olmadığım o odaya son kez bakıp çıktım.
Belki odamı, evimi ya da üvey ailemi özleyecektim. Eski günlerimizdeki neşeyi, huzuru şimdiden özlüyordum. İçimden, "Neyse ki ablam yanımda," diye geçirdim.
Tam o karanlık düşüncelerin ortasındayken, telefonun o ani, mekanik sesi sessizliği yırttı; kalbim göğüs kafesime çarparken zihnim bomboş kaldı.
Nereden geldiğini bilmediğim, telefondan çıkan o tiz sesi takip ettim. Sese yaklaştıkça yatak odasına da yaklaşıyordum. Yatak odasının kapısının önüne gelince ses kesildi. İçeriden babamın
"Alo" diyen sesini duydum. Arkamı dönüp gidecekken konuşmayı merak edip dinlemeye başladım.
Normalde kapı dinleme gibi bir huyum yoktu ama bir şeyler öğrenme ümidiyle dinlemeye karar verdim.
"Bu gece uçağımız var. Evi ayarladın mı?" dedi telefondaki kişiyi dinlemeye başlayan babam.
"Güzel, yerimizi bulamazlar. Hem zaten vazgeçmişlerdir. Yani 5-10 tane mektup gönderdiler ama biz hepsini yaktık. Son bir haftadır hiç mektup gelmedi. Demek ki göndermeyecekler bir daha," dedi.
Nasıl yani, ne mektubundan bahsediyorlardı? Peşimde birisi olduğunu sanıyordum, nereden çıkmıştı? Yoksa o mektup ailemle alakalı olabilir miydi? Aklıma binbir türlü soru gelmişti.
Daha iyi duymak için kapıya biraz daha yaklaştım. İçerideki sesler bir anda kesildi. Tam kapıya biraz daha yaklaşacakken kapıyı babam açtı. Kaşları çatık, bir şeyi anlamak ister gibi bakıyordu.
"Baba seninle bugün ki uçuş hakkında konuşmak için gelmiştim buraya," dedim.
"Tamam, sen aşağı in, ben geliyorum şimdi," dedi.
Kafamı yukarı aşağı sallayıp merdivenlerden aşağı doğru indim.
Babam beni yakalamasaydı önemli bir bilgi alabilirdim. Beni de konuşmasına devam etmek için gönderdi.
Merdivenlerden aşağı inerken durdum ve yukarı çıktım. Zaten aşağı inmeyi düşünmüyordum. Benim gittiğimden emin olmasını beklemiştim. Sakin ve yavaş adımlarla kapıya yöneldim. Konuşmalar çok net gelmiyordu. Kulağımı kapıya daha çok yaslayıp oradaki konuşmayı dinlemeye başladım.
"Kızıma gerçek ailesinden mi bahsetmemi söylüyorsun, saçmalama Tylor," dedi.
Kalbimin derinliklerinde ona karşı kalan sevgim gittikçe azalıyordu. Sanki kalbimin üstüne koca bir taş koyulmuş gibi ağrıdı kalbim.
"Nasıl söyleyeceğim Tylor? 'Annen ve babanı Lysandra diye bir vampir öldürmüş olabilir' mi diyeceğim? Bilmemesi daha iyi," dedi.
Duyduklarımla kalbim göğsümden çıkacakmış gibi hissettim. Ölmemişlerdi. İçimdeki his onların ölmediğini söylüyordu. Ben daha onları bulamamışken benden son ana kadar hızlı pes etmezlerdi. Vampir mi öldürmüştü? İçimdeki korku ve panik devasa olmuştu. Vampir diye bir şeyin olmadığını bilen ben daha neler öğrenecektim acaba?
Ya öldülerse, ya ben yanlış hissediyorsam... Ne olursa olsun onları bulacaktım. Lysandra, vampir... Buna inanmak çok zor olacaktı. İçimdeki bir bok bilmeme hissi beni deli ediyordu. Ailemi vampir bir kadın öldürmüş olabilir ama ben daha vampirlerin olduğunu yeni öğreniyorum.
Şokumu gidip başka bir yerde yaşamazsam babam beni yakalayacaktı. Duyduklarım bana yeterdi. Koşarak merdivenleri indim, aşağıda da kimse yoktu. Ablamı yalnız yakalamalıydım ama ben daha 1 saat önce ablam ile kavgaydık.
Hızlı ve sakin adımlarla odasına gittim. Kapıyı açtığımda yatağın üstünde yatmış ağlıyordu. Beni gördüğünde gözyaşlarını hemen sildi.
"İyi misin? Bir sıkıntı mı var abla?" dedim endişeyle. Gözyaşını benden ne kadar gizlemeye çalışsa da görmüştüm.
"İyiyim, bir sıkıntı yok, ne oldu?" dedi sesi titreyerek.
"Biliyorum ağladığını. Ben sana nedenini sordum," dedim.
Aşağıya eğdiği yüzünü usulca yukarıya kaldırdı. Yüzü ağlamaktan beter olmuş bir halde değildi, belli ki çok ağlamamıştı. Oturur pozisyona geçip elindeki peçeteyle burnunu sildi.
"Sadece bu olanlar bütün düzenini altüst etti. Yani odandan ayrılmak o kadar da kolay değil," dedi gülerek.
Benim yüzümden düzeni bozulmuştu, onu bu işe ben sokmuştum. Aslında ona seçenek bile sunmamıştım, çok sevdiği odasını da elinden almıştım. Suçluluk ve pişmanlık duygusuyla ona baktım.
"Özür dilerim abla, seni buna mecbur bırakmamalıydım. Senden benimle gelmeni istemeyeceğim. Bugün odağa onlar..." derken sözümü kesip bana sarıldı.
"Bir daha asla seni bırakmamı söylemeyeceksin. Yoksa çok fena yaparım seni," dedi.
Tam ona bir şey deyip inkar edecekken, "Seninle geliyorum Daisy," dedi.
Gözlerindeki o kararlılığı görünce bir şey diyemedim. Ama onun için biraz da olsun güzelleştirebilirdim.
"Abla buradan ayrılıp başka bir hayatımız olduğunda çok mutlu olacaksın. Sen benim gerçek ablam değilsen bu bizim için bir engel olmaz. Bunların hepsi düzelecek," dedim.
Yeniden bir hayat kurmak kolay değildi, belki de ama yanımda ablam olunca bunların üstesinden gelebilirdik.
Light sıcak ve içten bir şekilde gülümsedi.
"Abla ailemiz hakkında bir şey öğrendim. Darel'ın telefon konuşmasını dinledim. Ailemi Lysandra diye bir vampirin öldürmüş olabileceğinden söz ediyordu."
Ablam şaşakalmış bir şekilde bana bakıyordu. Ben de vampirlerin olduğunu duyduğumda çok şaşırmıştım, hatta inanmamıştım.
"Biliyorum inanması çok zor ama ben inandım. Sen de bana güvenmeni istiyorum," dedim.
Aşağı yukarı başını salladı. Gözlerindeki şaşkınlık yerine korku gelmişti. Ben de korkmuştum, duyduğumda korkulmayacak varlık değillerdi sonuçta.
"Ölmediler, ailem ölmedi. Zaten Darel 'ölmüş olabilir' dedi, yani kesin bir şey yok," dedim.
Ne kadar kendimi avutmaya çalışsam da ölmüş olma ihtimalleri de vardı. Ama "ölmediler" diyerek kendimi motive etmeliydim, çünkü onları bulacaktım.
Ablam gözlerindeki endişeyi saklayamıyordu.
"Daisy... Neyse, her şeyimi aldım. Sen aldın mı?"
Her şeyimi aldım mı diye kafamı yoklarken günlüğümü çantaya koymadığımı hatırladım. O günlük benim için çok önemliydi. Günlük benim anılarımı unutmamamı sağlıyordu. Odama çıkıp günlüğümü almalıydım.
"Abla günlüğüm, onu koymadım. Hemen alıp geliyorum!"
Aceleyle odadan çıkıp odama gittim. Kitap dolabımın içinden bordo renginde, üstünde zambak desenli deri günlüğümü aldım. Onsuz hiç bir yere yolculuk edemezdim.
Ablamın yanına geri döndüğümde ayağa kalkmış, son kez valizini topluyordu.
Ophelia kapıyı açarak, "Hazır mısınız? Çıkıyoruz," dedi.
"Evet, hazırız anne," hem de her şeye.
Evden çıkarken bir daha buraya girmeyeceğimi bilerek çıktım.
Darel kapıyı kilitlerken ben çoktan arka koltuğa yerleşmiş, hafifçe titreyen ellerimi dizlerimin üzerinde birleştirmiştim. Ophelia garajı kapatıp yanımıza, ön koltuğa bindiğinde arabanın içi o tanıdık, hafif tozlu döşeme kokusuyla kaplandı. Lastiklerimiz asfaltla buluşup yola koyulduğumuzda, camdan arkamızda bıraktığımız eve son kez baktım. Önümüzde tam kırk dakikalık bir yol vardı; havalimanına ulaşana dek geçecek, belirsizlikle dolu kırk dakika... Başımı soğuk cama yaslayıp derin düşüncelere daldım. Yaptığımız kaçış planını bir daha süzgeçten geçirdim. Suzy bizi almaya gecikmezse bir problemimiz olmaz diye düşünüyordum. Kafamın içindeki düşünceleri dağıtmak için kulağıma kulaklığımı takıp havalimanına varmamızı bekledim.
Havalimanının içerisindeki soğuk mu yoksa benim heyecanım mı tüylerimi diken diken etti bilmiyordum. Ama bildiğim bir şey vardı; o da çok heyecanlı ve stresli olduğumdu. Güvenlik personellerinin denetiminden geçtikten sonra içeriye girdik. İçerideki kalabalık beni daha da tedirgin ediyordu. Bundan sonrasının olacaklarından habersiz pasaport kontrol kısmına gittik.
Sıranın bize gelmesini beklerken pantolonumun cebindeki telefonum çaldı. Ablamın bakışlarını yandan görebiliyordum. Beni arayan kişi Suzy'ydi. Babam ve anneme çaktırmadan bu konuşmayı yapmalıydım.
"Suzy arıyor beni, birazdan gelirim," konuşurken sesimin heyecanlı çıkmamasına dikkat ettim.
Soğuk ve kaygan zeminden ileri birkaç adım attım. Onlardan birkaç metre uzak olsam yeterdi. Telefonu açıp soğuk yüzeyini kulağıma yasladım.
"Daisy, ben geldim. Arka çıkışta bekliyorum. Babamdan zor izin aldım arabayı almak için."
"Çok teşekkür ederim Suzy. Pasaport kontrol kısmındayız, ben seni ararım. Şimdi bir şeyden şüphelenmesinler." Konuşurken bir yandan babam ve annemin olduğu tarafa bakıyordum.
Telefonu kapatıp sıraya geçtim. Annem merakla bana bakınca, "Gidiyoruz ya hani, onun için aramış Suzy. 'Görüşürüz' demek için," yüzümü normal tutmaya çalışarak konuştum. Zaten dışa ne kadar stres olsam da belli etmemiştim.
Light'ın bana meraklı gözlerle baktığını görünce telefonumu çıkartıp ona mesaj attım: "Suzy kapıda araba ile bizi bekliyormuş."
Kafasını 'tamam' der gibi aşağı yukarı salladı.
"Merhaba, hoş geldiniz," sesini duyunca sıranın bize geldiğini anladım.
Darel, "Hoş bulduk," dedi.
Darel, Ophelia'nın çantasından çıkardığı dört pasaportu ve biniş kartlarını bir araya getirip öndeki yüksek camlı gişeye, memura doğru uzattı.
Memur, mekanik bir hareketle pasaportları aldı. En üstteki babamın pasaportunu açtı, önce sayfayı cihazdan geçirdi, ardından kafasını bilgisayar ekranından kaldırıp babamın yüzüne dikkatle baktı.
Pasaport memuru, "Birlikte mi seyahat ediyorsunuz?"
"Evet, ailece," dedi babam tok sesle.
Memur pasaportun üstünü mühürledikten sonra diğer üçümüze de aynı işlemi uyguladı. En son benimkini yaptırdıktan sonra biniş kartlarını ve pasaportları üst üste koyup anneme verdi. Ophelia pasaportları çantasının içine düzenli bir şekilde geri koydu.
"İyi tatiller," diyen memura gülümsemeyle karşılık verdim.
Valizlerimizi de alıp oradan ayrıldık. Uçağa binmek için zamanımız vardı, o sırada biz de sıra sıra dizilmiş sıkıcı dükkanlara girdik. Burada ablamla ilk tek konuşma fırsatı yakalamıştım. Darel ve Ophelia diğer dükkanlardan birindeydi. Yiyeceklerin olduğu bölümde ablamla tektik.
"Light, mektubu getirdin mi?" Mektup olmasa işimiz zorlaşırdı. Endişeyle ablamın yüzüne baktım. Yüzündeki tepki de neydi öyle? Getirmemiş miydi yoksa? Tam "Getirmedin mi?" diye soracakken gülerek, "Getirdim, korkma!"
Konuşurken de gülmeye devam etti. Yüreğim ağzıma gelmişti. Koluna acısız bir çimdik attım. Sanki acımış gibi yüzünü buruşturdu. Tam bir sahtekardı.
Kendi aramızda didişmeye devam ederken cebimdeki telefonun titreşimi ile olduğumuz yerde durduk. Cebimden telefonumu usulca çıkardım. Arayan kişi Babam'dı. Telefonu açıp kulağıma yasladım.
"Efendim baba," dedim sakince.
"Daisy, uçuş kapısının önüne gelin," dedi.
"Tamam," deyip kapattım.
Evet, şimdi başlıyorduk. Ablamın gözlerinin en derinine bakıp ondan onay almaya çalışıyordum. Light gözleriyle onay verdikten sonra seri adımlarla alışveriş dükkanını terk ettik. Yürürken bir yandan da içimdeki heyecanı dizginlemeye çalışıyordum. Ablam da stresimi anlamış olmalı ki, "Bu kadar stres yapmana gerek yok. Ablan varken streste yok!" Konuşurken gülüyordu da. Aslında kendisi de heyecanlıydı ama o kadar da belli etmiyordu benim aksime.
"Abla lütfen kendi payına düşeni yap, planın mahvolmasını istemiyorum çünkü."
Şimdi de gülen bendim. Tepkisini görmek için yüzüne baktığımda bana göz devirmişti. Ben de ona onun yaptığıyla karşılık verdim.
Uçuş kapısına yaklaştığımızı görünce telefonumu çıkartıp Suzy'ye yangın merdivenlerinin altına gelmesini söyledim.
Kapıya yaklaştığımızda Darel ve Ophelia'nın bizi beklediğini gördüm. Yanlarına vardığımızda sıranın az olmadığını gördüm, bu bizim için avantajdı. 2. sıradaydık.
Ophelia, "Hazır mısınız kızlar, doğduğunuz şehirden ayrılıyoruz," dedi neşeyle.
Ona en tatlı bir gülümsemeyle, "Hem de nasıl!" dedim.
Daha sıra bize gelmemişti. Ophelia çantasını açıp pasaportları çıkartınca çantamdan çıkardığım zarfı onun çantasına koydum. Evet, ilk aşama tamamlanmıştı. Ablama ikinci aşamayı yapması için işaret gönderdim. Ablam işareti görmüş olmalı ki hemen işe koyuldu.
"Ya, inanamıyorum gerçekten! Demin telefonumu nasıl unuturum?" dedi endişeyle.
Darel arkasını dönüp merakla baktı. "Nerede unuttun kızım?" dedi kaşlarını çatarak.
"Baba, buradaki dükkanların birinde kaldı. Hangi dükkan olduğunu biliyorum. Daisy ile hemen gidip alırız. Yetişeceğimize emin ol!" dedi.
Darel istemeye istemeye kabul etti. Annem elindeki bizim pasaportları ablam ile bana verdi. Tam istediğimiz gibi gidiyordu plan.
"O zaman alın şunları, biz uçağa biniyoruz. Siz arkamızdan gelirsiniz," dedi.
İçimden "İşte bu!" diyerek takla atıyordum. Ama tabii ki de dışarıya yansıtmadım bu sevincimi.
Güvenlik görevlileri bizi fark etmeden oradan ayrılmıştık. Ablam ile ellerimizi birleştirdik ve hızlı ama dikkat çekmeden yangın merdivenlerine yöneldik. Buraları ezbere biliyordum. Tatile bir çok kere gitmiştik ve hepsine uçakla gittik. Çok zor olmamıştı yangın merdivenlerini bulmak. Aslında giderken birkaç görevli ile göz göze geldik ama elimizdeki pasaportu görünce bir şey sormamıştı. Yangın merdivenlerinin kapısını açmak için kuvvetli bir güç uygulandı. Zor da olsa açmıştık. Aşağıya baktığımda Suzy bizi bekliyordu. İlk aşağı cebimi gönderdim, ardından kapıyı kapatıp ben de merdivenleri inmeye başladım. Son basamağı da geçtikten sonra koşarak Suzy'ye sarıldım. O da bunu bekliyor olacaktı ki hemen karşılık verdi.
Light, "Hadi, biri görmeden arabaya binin," dedi.
Haklıydı, birazdan güvenlikler gelebilirdi. Ön koltuğa çabucak yerleşmiştim. Suzy arabayı çalıştırdı ve gaza bastı.
"Nasıl oldu, ne yaptınız?" merakla ardı ardına soru yöneltti Suzy.
"Benim Ophelia'ya mesaj atmam gerekiyor," konuşurken bir yandan da telefonumu çıkarıyordum.
"Anne sakin ol, güvenlikler ile bizi aratma ve çantandaki zarfı açıp oku," yazdım ve gönderdim.
"Abla, son işlemi de tamamladım. Artık özgürüz!" dedim heyecanla. Light'tan ses gelmeyince arkamı dönüp oturduğu yere baktım. Uyumuştu, gülmeden edemedim.
"Ablan yine uyudu herhalde," dedi gülerek Suzy.
"Evet, uykucu diye boşuna demiyoruz," dedim.
Suzy'ye yaptığımız her şeyi, olan biteni anlatırken telefonum çaldı. Arayan Darel'dı. Açmayacaktım ama bundan sonra telefon numaramı değiştirecektim. "İyi olduğumuzdan haberleri olsun" diye telefonu açtım. Açtığım gibi konuşmaya başladı.
"Daisy, kızım, açıklayabilirim. Lütfen geri dönün, annen perişan oldu," sesindeki korku ve endişeyi hissedebiliyordum.
"Baba beni dinle. Biz iyiyiz ve ben ailemi aramak için başka yerlere gideceğim. Telefon numaramı değiştireceğim. Ama her ay sizi ararım. Beni aramayın, arama emri çıkarmayın benim için. Yoksa hiç göremezsiniz beni!" dedim ve yüzlerine kapattım. İçimden oturup ağlamak geliyordu ama burada olmazdı.
Ne kadar kendimi tutsam da gözümden bir damla düştü. Onları seviyordum ve özleyecektim ama bana ailemden hiçbir zaman bahsetmeyeceklerini öğrenince onlara olan sevgim kırıldı. Yaralı bir kuş misali... Ablamın durumu benimkinden daha kötü olmalıydı. Onun gerçek ailesiydi zaten onlar. Ben onu onlardan ayırmıştım. Kendimi bu konuda asla affedemeyecektim.
"Üzülme Daisy, siz doğrusunu yaptınız. Tamam, annele babana üzülüyorum ama onlar söylememekle hata yaptı," dedi şefkatli bir sesle.
"Ablamı onlardan ayırdığım için kendime kızıyorum Suzy. Yani onlar belki bensiz yapar ama ablam onların ilk çocuğu. Ablamı biraz yanımda tuttuktan sonra gerçek ailesinin yanına göndereceğim," dedim sessizce.
Suzy ile gideceğimiz yere varana kadar sohbet ettik. Darel ve Ophelia'nın tanımadığı arkadaşımın evine gidecektim. Onların evine yaklaştığımızda yakın bir yerde durmasını istedim Suzy'den. İlk önce ablamı uyandırmalıydım. Arkamı dönüp koltuğa uzanmış olan ablamı elimle dürttüm.
"Abla uyan, hadi geldik," konuşurken bir yandan da ablamı dürtüyordum. Uyanmamıştı. Arabadan inip arka koltuktan dürtmeye başladım.
"Abla uyanır mısın, geldik!" dedim. Bu kadar derin uyuduğunu ilk defa görmüştüm. Uyanması için bu sefer ikili yanağı sertçe salladım. Sonunda gözlerini açabilmişti. Kendine gelince bir bezle yüzünü sildi.
"Of abla! Nasıl derin uyuduysan duymadın bir türlü," konuşurken bir yandan da ablamı kaldırıyordum.
"Uyandım işte Daisy," dedi uykunun verdiği sersemlikle.
"Uyandırmak için bir ara su dökmeyi düşünmüştüm ben o kadar," dedi gülerek Suzy. Ben de gülmüştüm.
Suzy arabadan inip bagajı açtı, ben de yardım etmek için yanına gittim. Bugünkü konuşmalarımızdan ablama bahsetmemeliydi.
"Suzy, konuştuklarımız aramızda kalacak tamam mı? Sessizce," dedim.
"Sorman ayıp, tabii ki de söylemem," dedi.
Ablam yanımıza gelince konuyu değiştirdim.
"Çok teşekkür ederim, çok yardım ettin bize," dedim içtenlikle. Ve kendine çekip sarıldım. Ablam kıskanmış olmalı ki "Ben de, ben de" diyerek üstümüze yattı. Gülüşmeye başladık, onları çok seviyordum gerçekten de. Birbirimizden ayrıldıktan sonra Suzy'nin gözünü eğdiğini gördüm. Ne olmuştu, ağlıyor muydu yoksa? Kafasını kaldırmaya çalıştığımda bana zorluk çıkarmadan kafasını kaldırdı. Evet, ağlıyordu.
"Suzy neden ağlıyorsun?" dedim titrek bir sesle. Her an ben de ağlayabilirdim. Hıçkırarak ağlayınca dayanamadım, bir daha sarıldım. Kahretsin, şimdi ben de ağlıyordum.
"Daisy bizi, bizi unutma. Yanımıza gel, hatta beni çağır biz senin yanına geliriz. Yeter ki sen bizi hatırla," dedi. O nasıl sözdü, onları asla unutmazdım. Onu kendimden ayırdığımda kaşlarımı çatarak ona baktım. "O nasıl söz, ben sizi nasıl unutabilirim!" dedim. Mahcup bir edayla bana baktı. Ablam karşıda durmuş bizi izliyordu, onun da gözleri dolmuştu. Suzy ona da kocaman sarıldı. Saat geç olduğu için sokakta çok insan yoktu.
"E biz gidelim o zaman, yürüyerek gidebiliriz zaten ev şuracıkta," dedim.
"Kendinize iyi bakın. Bir şey oldu mu hemen beni arayın, tamam mı?" dedi Suzy.
Sahte bir tebessümle, "Tamam, ararım seni her hafta," dedim neşeyle.
"Tamam o zaman, görüşürüz," dedi Suzy.
"Görüşürüz," dedi ablam elini sallayarak.
Arkama baktığımda Suzy arabaya binmiş gidiyordu.
"Yarın bu topraklardan ayrılıyoruz abla," dedim.
"Evet, hem değişiklik bize iyi gelecek," dedi.
"Bence de," dedim.
Karanlık ve sessiz sokak... Ortama ışığını veren şey aydı, bizim yolumuzu aydınlatmak ister gibi parıldıyordu.
Sessizce yolda yürürken aniden karşımızda bir ışık belirdi. Ablam ile birbirimize baktık. Işığın içinden dudak uçuklatacak güzellikte bir adam belirdi. Biz daha ne olduğunu anlamadan ışık bizi içerisine çekti ve gerisi karanlık... Boşluktan oluşan bir yolculuk yapmışız gibi hissettim. Başım dönüyordu.
Baş dönmesi ve karanlık gitmişti. Gözlerimi açtığımda ablam ile yerde uzandığımızı gördüm. Etrafıma iyice baktığımda karanlık bir ormanda olduğumuzu gördüm. Burası da neresiydi böyle?
Etrafı incelerken ayakta duran bir adam ile irkildim. Hemen geri geri gitmeye başladım. Karşımdaki yabancı adam korktuğumu görünce, "Sakin ol, nasıl geldik buraya sizinki gibi ben de bilmiyorum," dedi sinirle.
Hemen ablamı kaldırıp buradan uzaklaşmalıydım. Light'ı ayağa kaldırınca onu arkama aldım. Neyse ki valiz yanımızdaydı. Ablamın iyi olduğunu görünce karşımdaki duran yabancı adama dönüp, "Sen de kimsin?" diye sordum.
Tanımadığım bir adamla ormana düşmüştüm. Adamın elindeki ışık yayan şey ayrı bir gizem doluydu. Yabancı adam verdiği cevapla daha da gizemli bir hale gelmişti.
"Bilmek istemezsin," dedi boğuk bir sesle.
Draven ( ana karakter)
Bölüm etkileşimi
