15. bölüm · Anka 2 : İKİ DÜNYA ARASINDA

Bölüm 15 : Masumiyetin Cennet Kokusu

Via Hayal

Gün doğumu çoktan batmış, karanlık şehri tamamen teslim almıştı. Yorgun argın eve dönmüş, bütün günün yükü omuzlarıma çöktüğü için yemek yapmaya bile üşenip dışarıdan hızlıca bir pizza sipariş etmiştim.

Devran çoktan gece mesaisine, devriyesine başlamıştı. Evde tek başımaydım. Bir elimde telefon, diğer elimde pizza dilimi, kanepede uzanmış Instagram sayfalarında öylesine gezinip duruyordum. Kocaman bir dilimi ağzıma atmış, henüz tam çiğneyememişken ekranın üst kısmında bilinmeyen bir numaranın aradığını gördüm. Lokmamı zorla yutkunmaya çalışarak, hem komik hem de temkinli bir hallocanla telefonu açtım:

"Alo?"

Gelen ses, kaçtığım adama, Revan’a aitti.

"Alo... Şeyda? Sen misin?"

Boğazımdaki lokmayı zorla yutkunarak sesimi sertleştirmeye çalıştım. "Evet, benim... Ne oldu? Neden arıyorsun beni bu saatte?"

"Şey... Şeyda, nasılsın? Öncelikle... toparlanabildin mi biraz?"

"Uzatma Revan! Ne istiyorsun, sadede gel."

"Şey..." dedi sesi mahcupça kısılarak. "Sen... bebek altı değiştirmeyi biliyor musun?"

Duyduğum şeyle kaşlarımı çattım. "Ne saçmalıyorsun sen akşam akşam ya?"

"Annemle Ezgi memlekete gittiler, acil bir cenaze vardı da... O yüzden bebeğe ben bakıyorum. Yani bakabilirim sanıyordum ama... altını bir türlü alamıyorum. Bana yardım eder misin, yukarı gelebilir misin?"

"Uf Revan, uf! Kapat ya!" diyerek telefonu yüzüne kapattım.

Ancak aradan birkaç dakika geçmeden, üst kattan dairemin tavanına kadar ulaşan o yırtınır gibi ağlama sesleri yükselmeye başladı. Cihan bebeğin çaresiz feryadına vicdanım daha fazla el vermedi. Derin bir nefes alıp istemeye istemeye merdivenleri tırmandım, üst kata çıktım.

Revan kapıyı açar açmaz yüzüme buram buram gelen kaka kokusu ve onun gözlerindeki "kurtarıcım geldin" minnettarlığıyla karşılaştım. Tek bir kelime bile etmeden bebeği Revan’ın elinden kaptığım gibi salondaki koltuğa yatırdım. Amacım bir an önce işimi halledip, onunla aynı evde baş başa kalmadan kendi kabuğuma çekilmekti.

Bebeğin altını açtığımda teninin kıpkırmızı olduğunu gördüm. "Pişik olmuş bu çocuk!" dedim kızgınlıkla. "Krem var mı evde?"

Revan boş boş gözlerime bakarak "Yok..." dedi.

"Böyle olmaz, çabuk eczaneye git krem al," dedim emir verir bir tonda.

Revan alelacele eczaneye gitmek üzere evden fırladığında, bebeğe şimdilik iyi gelsin diye mutfaktan bulduğum doğal zeytinyağını hafifçe sürdüm. Altı temizlenen, canının acısı hafifleyen Cihan bebek, ıslak gözleriyle bıkmadan bana bakıyordu.

İkimizin gözleri tam o an buluştu. Ve zihnimde tek bir cümle, amansız bir yankı gibi çınladı:

İhanetin bebeği...

O da tıpkı benim gibi bir ihanetin bebeğiydi. Benim yaşadığım o korkunç ihanetin meyvesiydi ama o da en az benim kadar suçsuz, en az benim kadar masumdu. Üstelik o da benim çocukluğum gibi, anne sevgisinden ve şefkatinden mahrum büyüyordu.

Bu düşünceler içimi fırtına gibi kavururken, daha fazla dayanamayıp Cihan bebeği kucağıma aldım. Sımsıkı bastırdım göğsüme. Onu kollarımın arasında ağır ağır sallamaya başladım. Eğilip alnına sıcak, derin bir öpücük kondurdum. Gözlerimden süzülen bir damla yaş, onun narin, yumuşacık tenine damladı.

Kokusu... Cennet gibi kokuyordu. Bir an zihnimdeki o kırık dökük hayaller belirdi. Kızım gibiydi... Hani bir zamanlar zihnimde yaşatmaya çalıştığım, etraftakilerin "o gerçek değil, senin uydurman" dedikleri o Marie gibiydi... Ama Cihan bebek hayal değildi; ellerimin arasında kanlı canlı, tamamen gerçekti.

O an ona karşı içimde büyüyen sevgi ve koruma içgüdüsü tarif edilemez bir boyuta ulaştı.

Aniden kapı eşiğinde duyduğum hafif bir sesle irkildim.

Revan elinde krem poşetiyle kapıda dikilmiş, gözlerinde biriken yaşlarla ikimizi izliyordu. Onu orada beni böyle savunmasız yakalamış halde görünce içimdeki o kalkanlar aniden fırladı. Sinirimi ondan çıkarmak istercesine çıkıştım: "Neden oradan gizlice izliyorsun bizi?"

Revan yavaş ve sessiz adımlarla yanımıza yaklaştı. Gözlerini oğlundan alamıyordu. "Oğlumu şu ana kadar böyle bir şefkatle sevilirken gördüğüm ilk an bu Şeyda..." dedi sesi titreyerek. "Gerçekten..."

İçimdeki o devasa sırrı ve zaafımı saklamak için hemen kendimi topladım. "Evet... Ben sadece... Bebek işte, bilirsin," dedim soğuk tutmaya çalıştığım bir sesle.

"Teşekkür ederim Şeyda," dedi Revan. Kendini tutamayıp elini benim elime doğru uzattı.

O an salondaki tablo donup kaldı... Bir elimde masum bebek, diğer elimde Revan’ın tuttuğu el duruyordu. Ama ne Revan ne de kucağımdaki bu bebek bana aitti. Yine de ikisinin de bana, benim şefkatime ne kadar muhtaç olduğu gözlerindeki o kırık bakışlardan açıkça okunuyordu.

Fakat benim içimdeki o merhamet Revan için değildi... Ben Revan’a değil, sadece ve sadece o masum Cihan bebeğe acıyordum.