4. bölüm / 4
AFTER RAIN4. Bölüm
Bölümler 4Şu an: 4. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.553 kelime
- 2 2. Bölüm1.195 kelime
- 3 3. Bölüm1.258 kelime
- 4 4. Bölüm1.624 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kitabın sayfalarını çevirmeye devam ediyordum ama artık okuduğum hiçbir cümle zihnime girmiyordu.
Gözlerim sayfalardaydı fakat aklım birkaç metre ötemde, pencerenin önünde oturan kişideydi.
Robert.
Kafamı kaldırdığım her an onu görebilecek olmak garip bir şekilde dikkatimi dağıtıyordu.
Bazen kitabın üzerinden kısa bir bakış atıyordum.
O ise sanki dünyada benden başka hiçbir şey yokmuş gibi kitabını okumaya devam ediyordu.
Belki gerçekten farkında değildi.
Belki de farkındaydı ama umursamıyordu.
İkinci ihtimalin daha olası olduğunu düşündüm.
Bir süre daha okumaya çalıştım.
Sonra saate baktım.
Akşam olmuştu.
Dışarıdaki yağmur da biraz hızlanmıştı. Camın üzerine düşen damlalar, içerideki sessizliğin aksine sürekli bir ses çıkarıyordu.
Kitabı kapattım.
Kapağını elimle düzeltip ayağa kalktım.
Çantamı omzuma geçirirken kitabı masaya götürmek için çalışan kızın yanına ilerledim.
Beni görünce gülümsedi.
"Beğendin mi?"
"Çok."
Kitabı ona uzattım.
"Sanırım bunu bitirmek için biraz daha zamana ihtiyacım var."
"İstersen yarın devam edebilirsin."
Bir an duraksadım.
"Zaten yarın geleceğim."
Kadının yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
"Gerçekten mi?"
"Evet. Hatta sanırım buraya sık sık geleceğim."
"Sevindim. Yeni müdavimimiz olacak demek."
Gülümsedim.
"Sanırım öyle."
Kadın kitabı alıp masanın üzerine bıraktı.
"Yarın görüşürüz o zaman."
"Yarın görüşürüz."
Çantamın askısını düzelttim ve kapıya doğru yürüdüm.
Kapının üzerindeki küçük zil hareketimle birlikte çaldı.
Dışarı çıktığımda yüzüme serin bir hava vurdu.
Yağmur hâlâ yağıyordu ama sabahki kadar şiddetli değildi.
Kapüşonumu başıma geçirip kaldırım boyunca yürümeye başladım.
Kitapçıdan birkaç adım uzaklaşmıştım ki arkamdaki kapının açıldığını duydum.
Zilin sesi...
Dönüp bakmadım.
Ama nedense kimin çıktığını biliyordum.
Ayak sesleri birkaç saniye sonra duyulmaya başladı.
Benimkinden biraz daha ağır, sakin adımlar.
Robert.
Bunu bilmek için arkamı dönmeme gerek yoktu.
Aramızda birkaç metre vardı.
Ne önümde yürümeye çalışıyordu ne de beni geçiyordu.
Sadece aynı yolda ilerliyorduk.
Bir süre böyle devam ettik.
Ben önümdeki kaldırıma bakıyordum.
O ise ne yaptığı belli olmayan bir sessizlikle arkamdan geliyordu.
Arada dönüp bakma isteği geliyordu ama kendimi tutuyordum.
Sonuçta ona bakmak zorunda değildim.
Hem ne diyecektim?
"Merhaba, sen de mi buradan gidiyorsun?"
Saçma olurdu.
Zaten o da benimle konuşmaya çalışmıyordu.
Bu sessizlik bir süre sonra garip bir hâl almaya başladı.
Sanki aynı yolda iki yabancı değil de, birbirinin varlığından haberdar iki insan yürüyordu.
Bir süre sonra kitapçının bulunduğu eski sokaktan çıkıp daha tenha bir caddeye geldik.
Etrafta birkaç dükkân vardı ama çoğu kapanmıştı.
Yağmur nedeniyle insanlar da ortalıkta pek görünmüyordu.
Tam o sırada ileride birkaç kişinin kaldırımın kenarında durduğunu gördüm.
Dört kişilerdi.
Yaşları bizden biraz büyük ya da bizim yaşlarımızda olmalıydı.
Üzerlerinde kapüşonlu montlar, bol kıyafetler vardı. Ellerinde telefonlarla yüksek sesle konuşuyor, arada birbirlerine gülüyorlardı.
Onları görünce içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk oluştu.
Ama ordan geçmek zorunda olduğumu bildiğim için başımı öne eğerek hızla gözden kaybolmak istedim.
Ne yazık ki bu planın başarılı olmamıştı çünkü onlar beni çoktan fark etmişti adımlarımı hızlandırarak oradan uzaklaşmaya çalışırken tam da tahmin ettiğim gibi yanıma gelip benimle birlikte hızlı adımlarla yürümeye çalıştılar ben her ne kadar önlerine geçip kurtulmaya çalışsam da onlar benimle yürümeye devam ediyordu kendi aralarında söyledikleri şeyleri anlam veremesem de ne tür şeyler konuştuğunu az çok anlamıştım.
"Senin gibi güzel bir kızın bu saatte burada olması biraz şaşırtıcı bizimle takılmak ister misin?"
Başımı diğer tarafa çevirerek geçmeye çalışırken isyan dolu sözlerimi yüzüne söylüyordum ama karşımda duran sokak serserisi bunu anlamayacak kadar kalın kafalıydı sağa gitsem sağa yapıyor sola gitsem sol yapıyor diğerleri de etrafımı çevirmiş.
"Rahat bırakın beni eve gitmek istiyorum"
"Tamam gidersin ama önce biz biraz eğlenelim"
"İstemiyorum bırak dokunma sakın bana"
"Sen de amma Nazlı çıktın"
Gitmeye çalışmak veya onlara karşılık vermek sanırım yaptığım en büyük hataydı ne kadar denesem de gitmeme izin vermediler artık korkmaya başlamıştım ve sesim tahmin ettiğimden daha yüksek çıkıyordu.
Geri adım attığında 4'ü de birden karşımda kalmıştı geriye kaçsam bana yetişmeleri uzun sürmez ileriye doğru kaçsam aynı şekilde yine bana yetişmeleri uzun sürmez.
Ne yapacağımı karar vermeye çalışırken çok da zamanımın olmadığını fark ettim ama işler iyice çığırından çıkmıştı çünkü burada beni koruyabilecek kimse yoktu.
Tam bütün ümitlerim tükenmiş derken omzumda hissettiğim kol ve tanıdığım o parfüm kokusu burnuma da oluştu ve tam tahmin ettiğim gibi Robert gelmişti.
Onun yanımda görünce ve o bakışlarını O çocukların üzerinde hissedince nedense bir rahatlama gelmişti derin bir oh çektim resmen ama işler bitmiş sayılmazdı.
" Kız arkadaşımı rahatsız etme ücretine katlanan sizsiniz demek ki? "
Ne kız arkadaşın mı? beni kız arkadaşı olarak tanıtmış üstelik bunun içinde hesap sormuştu.
"Kız arkadaşına sahip çıkmalısın hem baksana O da halinden gayet memnun görünüyordu"
"Sizi şimdi bir kere uyaracağım ya yolumuzdan çekilirsiniz ya da ben gerekeni yaparım"
"Ne yaparsın mesela hem kimsin sen?"
Robert'in dudaklarının kenarı hafifçe kırılırken sanki büyük bir zafer kazanmış gibi sırıtıyordu.
"Robert, Robert de juls. Tanıdık geldi mi?"
Bana değil ama sanırım onlara oldukça tanıdık geldi yüz ifadeleri değişirken hiçbir şey söylemeden sessizce oradan uzaklaşıp gittiler ne olduğunu anlamamıştım ama sanırım Robert buralarda herkesin korktuğu biriydi sadece okulda üstünlüğü olduğunu düşünmüştüm ama öyle değilmiş.
Kolunu omzumdan hızlı bir şekilde çekip karşıma dikildi sanki bir açıklama bekler gibi. Ama ben yaşadığım şeyin şokunu atlatamadan kimseyle konuşabilecek durumda olmadığımı bildiğim için sessiz kalmayı tercih ettim.
"Eve gitmek için bu yolu tercih etmiş olman biraz tuhaf değil mi hem de nasıl bir yer olduğunu iyi bildiğin halde"
Yutkundum çünkü ben buraları hiç bilmiyordum bu yolu da bilerek seçmemiştim.
"Ben buranın yabancısıyım böyle bir yer olduğunu bilseydim zaten buradan gelmezdim"
"Her neyse bundan sonrasında başka yolu tercih edersin"
"O insanlara kız arkadaşım diye yalan söylemene gerek yoktu ve beni kurtarmak gibi bir mecburiyetim de yoktu ama teşekkür ederim"
"Sen değil senin yerinde kim olsaydın yapardım bu sokakta yükselecek bir kadın çığlığını veya göz göre göre bir kızım tacize uğramasını kaldırabilecek bir bünyeye sahip değilim"
Evet elbette benim yerimde kim olsaydı da onu kurtarırdın çünkü sen bu tür şeylere göz yumacak biri değilsin ama tabii ki de bunları Kendi içimden söyledim.
" Başını derde sokmak istemezdim üzgünüm karşına çıkmamaya çalışacağım"
Bunları söylerken bir an önce yanından geçip gitmeye çalışıyordum tabii onun için söylediklerimi pek bir önemi yoktu.
Ben birkaç adım attığımda aramızdaki mesafe iyice açılmıştı.
" Diğer yolu kullan buradan gidersen 4 posta daha bu tür serserilerle uğraşmak zorunda kalırsın ve arkandan gelip seni koruyacağımı düşünme sakın"
Olduğum yerde kalakaldım yavaşça arkamı dönüp ona baktığımda yüzümdeki çaresizlik ifadesini gördüğünü düşünüyorum.
" Ben buraları hiç bilmiyorum bahsettiğin yolda hangisi bilmiyorum sadece annem beni gelip alana kadar burada bekle sen benimle olur mu?"
Derin bir iç çekti sanki benden bir an önce kurtulmak ister gibi. Yanıma geldiğinde o soğuk ifadeleri her zamanki gibiydi.
"Takip et beni anneni buraya boşuna kadar getirme"
"Beni almaya gelebilecek tek insan o"
Önümde yürürken sesini biraz yükselterek konuşmuştu.
"Belki de babanı aramalısın"
O nereden bilsin ki bir babam olmadığını.
"Babam yok annem de gelmezse zaten tek başıma dönmek zorunda kalacağım"
Olduğu yerde kaldığında söyledikleri için pişman olduğunu düşünmüştüm ama karşımda duran tabii ki de Robert asla haksız olduğunu kabul etmeyecekti bu kısa sürede onu çok iyi tanımıştım.
" Oyalanma hadi biraz hızlı yürü"
Nereye gittiğimizi bilmiyordum sadece onu takip ediyordum çünkü bu yağmurlu havada bu hiç de güvenli olmayan sokakta başka bir alternatifim olamazdı.
Birkaç yüz metre yürüdükten sonra sıra sıra dizilmiş bahçelievler'den birinin önüne geldik klasik bir Amerikan tarzı beyaz boyalı bir evdi.
Eski olmasına rağmen oldukça bakımlı ve güzel bir bahçeye sahipti evde sen zaten şahane görünüyordu çünkü boyası yeni yapılmış badana ve dış cephesi tamamen yenilenmişti.
Beyaz çitlerle çevrili bahçe çok da büyük olmasa oldukça bakımlıydı.
Sanırım bu robert'in evi ama beni buraya neden getirdi ki?
Hiçbir şey söylemeden bahçe kapısından içeriye girdi ben onu takip etmedim çünkü onun evine girmemin uygun olabileceğini düşünmüyorum.
Zaten birkaç dakika sonra sorularıma cevap olarak motorunu çıkarıp getirdi. Motorun üzerinde bir tane kask elinde de başka bir kask vardı.
"Tak şunu"
"Neden ki?"
"Sen hep böyle soru mu sorarsın tak dediysem tak"
Dediğini yapıp kaskı taktım sanırım motoruyla beni eve bırakacak gerçekten bu planda yoktu ve ben bunu benim için yapmasını istemezdim.
Motora bindiğimizde kaskın takılı olmasından dolayı sesi pek fazla gelmese de ne söylemek istediğini anlamıştım. Sıkı tutun demişti.
Robert'in evinden benim yaşadığım yere gitmek yaklaşık bir saat sürecekti motor sırtında geçen 1 saat normalde olsa sorun olmazdı ama tamamen hoş olmayan sebeplerden dolayı bu durumdayız.
Motoru süren ve sıkı sıkıya tutunduğum kişi çok da tanıdığım biri değil ama şundan eminim kimin yanında olursam olayım onun yanında olduğum kadar güvende olmayacağım bunun bilincinde olduğum için rahattım aslında.
Motor yavaştan hızını arttırırken dakikalarda birbirini kovalayarak istediğimiz saate ulaştı ve biz nihayet varmamız gereken yere varmıştık. Evlerin olduğu yola girmemesini istedim çünkü beni biraz daha ön tarafta bırakması gerekiyordu kimseyi ilgilendirmiyor ama üvey abim ve onun arkadaşlarının Robert tarafından eve bırakıldığını görmesini istemiyorum benim için değil ama Robert için sorun olabilir.
"Daha yol var neden burada durmak istedin?"
"Çünkü braysın da dahil herkes burada yaşıyor birinin bu manzarayı görmesini istemiyorum yanlış anlama benim için değil senin için sorun olur"
Elleriyle saçlarının arasını karıştırırken hafiften bir etrafına göz gezdiriyor.
"Şeytanın ve şeytanın çetesinin bir arada yaşadığı ay yerde yaşamak berbat sana acıyorum"
"Acımakta haklısın çünkü şeytan diye hitap ettiğin kişiyle aynı evde yaşıyorum ama elimden gelen bir şey yok o benim üvey abim"
Anlam veremediğin bakışlarla üzerime doğru bakarken daha fazla burada vakit kaybetmek istemediğim için çantamı tekrar koluma takıyorum.
Ben tam arkama dönüp gidecekken o bana son olarak bir şey söylüyor ve o söylediği şey sanırım bugüne kadar ondan duyduğum en iyi şeydi.
" Cesaretin takdir ediyorum daha öncesinde braysın a karşı çıkabilen kimse olmamıştı ben ve sen dışında"
" Braysın üvey abim olduğu için güç aldığımı düşünenler yanlış düşünüyor. Eğer onunla tamamen yabancı olsaydık yine aynı tepkiyi verirdim çünkü bana göre insanlara acı vermek veya acılarıyla dalga geçmek hiçbir şekilde affı olan bir şey değil"
" Yine de dikkat et üvey kız kardeşin olduğu için sana zarar vermeyecek diye bir şey yok"
" Beni merak etme bıraktığın için teşekkür ederim"
Belki o bir şey söylemeyecekti ben de ondan tek bir şey beklemiyordum ama yine de ona minnet duyduğumu bilmesi gerekiyordu sanırım bakışlarımdan da bunu anlamıştı.
Bölüm etkileşimi
