ADAK kitap kapağı

3. bölüm / 4

ADAK

3. Bölüm; Tozlu bir geçmiş

Vaveyla Yazarı: Ahmet S

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 3. Bölüm; Tozlu bir geçmiş

3. Bölüm; Tozlu bir geçmiş

Aynı gün, Kaptan hareth'in eşliğinde mavi yel gemisi, tayfası ile beraber o gün ilk defa limana diğerlerinden geç kalmıştı. Tayfa'da bulunan kişilerin ailelerinden bazı üyeler şimdiye kadar gelmesi gereken aile üyelerini göremeyince meraklanıp liman bölgesine gelmiş orada bulunan diğer kaptanlara mavi yel'i sormuşlardı.

"Bizde şaşkınız doğrusu, mavi yel asla sona kalmazdı. Hele Hareth gibi bir kaptanları varsa asla geç kalmamaları lazım. Kötüyü düşünmeyin beklemeye devam edeceğiz. Eğer geceye kadar gelmezlerse güvercin ile bulut şehrine mektup yollayacağım. Sabaha mektup ulaşmış olur." Son aldıkları cevap üzerinden yarım saat kadar geçmişti. Hâlâ ses soluk yoktu.

Aile üyelerinin bu kadar endişelenmesinde ki sebeplerden biri de herkesin bildiği bir olaydan kaynaklanıyordu.

Gece asla yelken açma!

Bu denizcilikte herkesin bildiği altın bir kuraldı. O olaydan sonra asla kimse gece denize açılmayı denemedi. İnsanların aile üyeleri için meraklanması gayet doğal kalıyordu. Bir vakit sonra ufuktan görünen güneş batmaya başlamıştı ki tam o sırada sert bir borazan sesi duyuldu.

"Gelenler var." Limanın gelen ve giden gemileri söyleyen bir adamları vardı. Bu bildiğimiz tabirle gözcüydü. Çok bir olayı olmamasına rağmen bugün ilk defa bu kadar göz onun ağzını açmasını bekliyordu nihayet o an gelmişti.

Mavi yel güneş batmadan limanın yakınlarında görünmüştü. Bugün gelen son gemi mavi yel olmuştu. Çevresinde bu geminin gelip gelmeyeceğini görmek isteyen bazı kimselerin dışında rekabet ortamından bir rakibin ortadan kaybolup olmadığına bakmak isteyende çok olmuştu. Mavi yel'in ufukta görülmesi ile gizem çözülmüştü. Dağılan kalabalıktan sonra yalnızca mavi yelde bulunan tayfanın en yakınları kalmıştı.

Mavi yel demir attıktan sonra pruvadan atlayarak iskeleye inen Hareth gördüğü kalabalığa mahçup bir ifade takındı.

"Geldik, merak ettirdik sizi çok üzgünüm. Bazı aksaklıklar yaşadıkta." Hareth tam durumu açıklarken, durumun suçlusu olan oğluna imalı bir bakış attı.

"Ne oldu kaptan hareth ? Geç kalmanızda ki sebep nedir ? Yelkeniniz mi yırtıldı, yoksa mavi yel'in pruvasına ejderha mı çarptı ?" Bu üstünde gümüşlerle süslenmiş zengin kıyafeti giyen egolu genç, tayfa'da bulunan en yaşlı üyenin torunuydu.

Ramus bu sözleri idame ederken tayfa tamamen gemiden ayrılmıştı. Hızlıca koşan yaşlı bir adam dışında herkes olduğu yerde duruyordu.

"Ramus! Sözlerine hakim ol!" Yaşlı kurt duydukları karşısında sakinliğini koruyamadan torununun kulağından tutup kaptana doğru onu götürdü.

"Şimdi özür dile kaptandan!" Ramus olayın çok hızlı şekilde yaşanmasından dolayı memnunsuzdu.

"Ne kaptanı dede, o adam benim kaptanım değil. Neden özür dileyecekmişim ?" Ramus'un kızgın ve iftiraya uğramış suratına rağmen dedesinin yüzü kıpkırmızı olmuştu. Ama ramus, sanki suçlu dedesiymiş gibi davranıyordu.

"O Senin kaptanın olmayabilir. Ama benim kaptanım! Ve benim üstüme karşı gösterdiğim hürmeti anlatmama gerek yok! En ufak bir yanlışta seni bu gece denize salla iterim!" Ramus bu sözleri dinlerken yüzü gitgide kül rengine dönmüştü.

"Dede, ne diyors-" daha lafına başlamıştı ki.. pat diye ses geldi. "Deden yok. Ben şuanda yaşlı kurt'um, Mavi yel'in kurdu."

Dedesiyle başa çıkamayacağını anlayan ramus istemeye istemeye kaptan hareth'e döndü.

"Bu kardeşiniz size saygısızlık etti, özürlerimi ve onurumu sunuyorum. Lütfen beni affedin."

Normal insanlar kelimelerin gücünü hafife alır ve kaba konuşurdu. Yalnızca asiller ve bilgeler kelimenin gücüne inanırdı. Ramus'ta okuyan biri olarak kendini geleceğin bilgeleri arasında görüyordu.

"Adına yakışır bir şekilde, dedeni ve ailenin onurunu koruduğun sürece yaptığın ufak tefek küçüklükleri büyüğün olarak ben hareth görmezden geleceğim."

Bu sözleri işiten ramus olduğu yerde çivi gibi kala kaldı. Sırf şehirde ki en iyi okula gittiği için, daha önce hiç okula gitmemiş olanlara üstünlük taslamayı severdi. Ama nerden bilebilirdi ki cahil gördüğü biri onun kelime oyunlarını anlayıp ondan daha iyi bir şekilde kendine karşı kullanacak."

"Ah, biz gidelim artık yeterince tatsızlık yaşattık." Yaşlı kurt torununun yüzüne bakarken durumu anlayıp daha fazla rezil olmadan hemen oradan ayrılmak için izin istedi.

"Dur, yaşlı kurt unutma önümüzde ki haftaya kadar yeni mal yok. Bu süre zarfında teknelerle balık tutacağız. Neden torununda bizimle gelmiyor ? Bir değişiklik olur belki ?" Hareth'in bu sözlerinin derinliğini anlayan yaşlı kurt cevap verdi.

"Emredersiniz kaptan, şimdi müsaadenizle artık gidelim." Kolundan tuttuğu torunu ile uzaklaşan yaşlı kurt az ileride olay yerinden yeterince uzakta torununu köşeye çekip ona hesap sordu.

"Delirdin mi sen ? Ne haddine mavi yel'in kaptanına ses yükseltiyorsun ? Ölme dileğin mi var ? Az daha hem işim hem canım gidecekti." Yaşlı kurt bağırırken ramus yerin dibine girmişti.

"Birdaha, beni görmek için bile limana gelmeyeceksin. Anladın mı ?" Kendine yöneltilen bu soruya yalnızca kafasını sallayarak cevap verebilirdi.

"İyi, kafa tuttuğun kişilerin geçmişini öğrenmeden asla ama asla onlara yaklaşma!" Bu sözleri ile torununu darlamayı bıraktı.

"Bu gençlik nereye gidiyor böyle ?" Yaşlı adam yürürken kendi kendine konuşuyordu. Biraz uzaktan onu takip eden ramus ise dedesinin sözlerinin içinde yatan anlamı merak ediyordu.

'Ne demek, kaptan hareth bizim bildiğimiz mavi yel'in kaptanı değil mi ?'

'Bu kaptan hareth sıradan biri değil galiba. Dede haklı. Bu derece kelime bilgisi ve kullanışı onun en azından orta seviye eğitim alan abime denk gösteriyor. Bu da dede'nin neden ondan korktuğunu anlaşılır kılıyor.'

'Keşke sende abin gibi akıllı olsaydın!' yaşlı adam geçmiş anılarından bazı sahneler hatırlıyor gibiydi. İç geçirerek yoluna devam etti.

Liman şehri karanlığa gömülürken başka bir tarafta hayat gece de devam ediyordu.

İmparatorluk topraklarında bir handa..

Üstünde şık elbiselerden ziyade her an savaşa hazır duran bir grup Han'ın kapısından içeri yeni geçmişti. Başlarında ki adam olduğu düşünülen zat'ın görünüşü klasik korsanlara benziyordu. Tek gözü kapalı, değişik kırmızı tüylü bir şapka, tahta bacak ve uzun ince bir kılıç taşıyordu. Diğerleri ise ondan aşağıya kalmayan korkutucu tiplerdi.

Han'ın o azami gürültüsü devam ederken bu grup yavaşça Han'ın ortasında boş bir masaya kuruldular. Oturan grubun lideri sanılan adam gür sesiyle bu ortamda ki azami melodili ses seviyesini aniden susturdu.

"Hancı! Redrose hanesinden geliyorum. Bu yılki cironu bana teslim edeceksin!" Onu duyan bazı isimsiz haydutlar hemen han'ı terk etmeye başladı.

Çoğu giderken bazı kimseler hâlâ tereddüt etmeden yerinde oturmaya ve yemek yemeye devam ediyordu. Bunların başında uzak köşede kapşonlu bir adamda vardı.

"Hancı! Nerdesin ?" Hancı'yı göremeyen adam bağırarak masaya vurdu.

"Burdayım efendim, bu yaşlı adam çok özür diliyor. Geldiğinizi görünce İçeride size ziyafet hazırlıyordum. Bana seslendiğinizi yeni duydum." Saçları gri ve seyrek kalmış bu yaşlı adam zoraki bir gülümseme ile bu adamların önünde başını eğerek duruyordu.

"Birdaha seslendiğimizde bizi bu kadar daha bekletirseniz külahları değişiriz!" Liderleri sanılan bu kişi konuşurken diğerleri de etrafa bakıyordu.

"Şimdi sadede gelelim. Buraya redrose hanesi adına ben geldim. Ben Thomas redrose, hanemin ikinci nesilden geliyorum. Bu alanda bulunan ticari alanların meşru hakları bize ait. Bu yılda ciroları toplama sırası bende."

Bir süre sessizlik oluştu.

"Hadi ne duruyorsun hancı ? Bize bir ziyafet hazırladığını söylememiş miydin ? Uh, madem yemek yok bize paradan bahset. Eee nerede paracıklar ?"

"E- efendim, sizi gücendirmek istemem ama biraz önce bizzat Big flower buradaydı.." bu sözlerin ardından nefes nefese kalan Hancı bu korsanın tepkisini ölçtü.

"Demek, o lanet olası bizim olana da el sürmeye başladı." Düşünceli bakışlara sahip bu korsan ayağa kalkıp Hancı ile karşı karşıya geldi. Ona oldukça yaklaşıp sesini alçalttı.

"Bu bilgiyi bana söylediğin için bu aylık cironu görmezden geleceğim. Ama birdaha geldiğimde cirondan bir altın bile eksik görürsem seni imparatorluğun köpeklerle dolu kolezyumuna atarım!" Hancı ile nefes mesafesinde konuşan korsan ona göz dağı vermişti. Big flower ile uğraşırlarsa zararlı çıkacaklarını biliyorlardı. O yüzden kaleyi içten fethettmeye karar verdi. Bu Hancı'nın o adama güvenip onlara karşı isyankar duruşta durmasını görmek yerine tam bağımlılık sağlayan yarı zamanlı çaba ile hancı'yı önümüzde ki ay görmeyi tercih ederdi.

"İyi o zaman biz gidiyoruz. O hazırladığını söylediğin ziyafetlerini.." çevresine bakınan korsan etrafta prestij sahibi birini arıyordu. Sonunda gözüne bir masa çarptı.

".. şu masaya götür." Eliyle gösterdiği masada Viking yerel kıyafetleri giyen bazı insanlar duruyordu. Bu klan imparatorluğun broken leaf adlı klanıydı. Redrose hanesine oranla 5 kat daha gelişmiş olan bu klan kendinden önceki klanı yenerek onların yerlerine oturdu. O yüzden imparatorluğun sarsılmaz 4 atlısı vardı. Bu atlara binmeye çalışan sayısız hane vardı.

İmparatorluğun rekabete dayalı sürdürülebilir bir askeri çemberi böylelikle hiç durmadan işlenip paslanmaya devam ediyordu. Paslananların yerine her zaman ışıl ışıl parlayan diğer hanelerden biri otururdu.

'Ha şimdi ne yapacağım ben ?' Hancı sadece kelime oynunda bulunmuştu. Bu redrose korsanları eğitimi düşük gücü yüksek kişilerdi. Kolayca kandırılır bir yapıları vardı.

"Emredersiniz efendim!" Başından ter damlayan hancı sonunda kendini o durumdan çıkardı.

"Bu dar görüşlü hane efendisi size sadaka veriyor, izin verin efendim onu doğduğu ovalara geri yollayım!" Bu kalın kaşlı öfke dolu savaşçı zar zor kendini tutuyordu.

"Kendini tut philip, o hane nüfuz sahibi olmayabilir ama yine de gereksiz çatışmalara girmemeliyiz." Bu adam'ın sert görünüşünün yanı sıra bakışları da keskin ve netti.

"Emredersiniz genç efendi. Bu bize layık gördüğü ziyafet hakkında ne yapalım ?" Bu soruyu soran philip'e oldukça net ve pürüzsüz cevap verdi.

"Ne demişler philip, nerede bal orada kal. Bizde öyle yapacağız. Bu ticari işlere burnumuzu sokmaya bile değmez. Kim bilir daha kaç kişinin böyle durumu var. Kendi kendilerine çözemiyorlarsa kendi sorunları, bununla yaşamayı öğrenmeleri gerekli demektir." Sakallarını ovan bu adam uzaklaşan redrose hane üyelerine bakıyordu.

Gözleri bir anlığına daraldı

'Bu Thomas durduk yere neden pes etsin ki ? Yoksa...'

'...Redrose hanesinden Thomas...
kimden çekindiğini görmek istiyorum.'

İçinden geçen bu sözlerle ayağa kalktı. Onunla beraber diğer üyelerde kalkmıştı ki adam elini uzatıp onlara oturmasını söyledi.

"Merak etmeyin kısa sürecek.." bu sözleriyle Dean ileriye, Han'ın kapısına doğru yürüdü.

O sırada mutfağın koridorunda ki açıklıktan masaları izleyen hancı büyük bir nefes verdi.

"İyiki kalktı yoksa han'ımın başı derde girerdi." Hancı rahatladıktan sonra sevinçle işine devam etmek için mutfağa döndü.

Etraf sessizdi. Şuanda topal yaşlı bir adam dışında sokakta kimse görünmüyordu. Derinden gelen nefes alış verişi ile Dean görüntüsünden aman vermiyordu. Bileklerini sıkıca kapatan Dean sonunda kapıdan çıktı. Dean tam Han'ın önüne gelmişti ki sesini yüksek oktavda tutarak havaya doğru çığırdı.

"Çık ortaya!" Sözlerinin sonunda belinde uzun süredir ortaya çıkmamış olan kılıcın yıllar sonra ki o pas tutmuş cızırtılı sesi duyuldu.

"Hahaha.. bana meydan okumak için oldukça iddialı, Beni fark edecek kadar zekisin... ama karşıma çıkacak kadar aptal!" Kapşonlu adam yan tarafta bulunan ağaçlık bölgeden hışımla öne fırladı.

Beklediğinin aksine Thomas ve çekindiği kişinin tartışmasından çok onun çekindiği ve kendisinin tartışmaya girdiği bir duruma girmişti.

'Redrose hanesi sonunda akıllı bir varis üretmiş!' Dean içinden kendiyle nasıl tuzağa düştüğü hakkında dalga geçiyordu.

"Kim vezir olur.. kim rezil.. yakında göreceğiz, Lord Davos!"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 4beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18