1. bölüm / 4
ADAK1. Bölüm; Liman Şehrinde..
Bölümler 4Şu an: 1. Bölüm; Liman Şehrinde..
- 1 1. Bölüm; Liman Şehrinde..934 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. Bölüm; Denize Açılış1.843 kelime
- 3 3. Bölüm; Tozlu bir geçmiş1.651 kelime
- 4 4. Bölüm; Balık avı968 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1. Bölüm; Liman Şehrinde..
Sabah, Tarev Limanı'na her zaman denizden gelirdi.
Güneş henüz tam yükselmeden önce ufuk çizgisi gri ile mavi arasında ince bir çizgiye dönüşür, ardından yavaşça suyun üstüne altın bir parıltı yayılırdı. Limanın ahşap iskeleleri gece boyunca biriken nemi hâlâ tutarken, halatlara konmuş martılar tembel tembel bağırmaya başlardı.
Argan o sabah da güneşten önce uyanmıştı.
Aslında bu onun tercihi değildi. Liman şehirlerinde büyüyen çocukların çoğu gibi o da erken kalkmaya alışmıştı. Çünkü deniz erken uyanırdı, gemiler erken hazırlanırdı ve kaptanlar erken bağırırdı.
Açık penceresinden içeri giren tuzlu hava odanın içini doldururken Argan yataktan kalktı. Yerde duran gömleğini aldı, omzuna geçirdi ve bir an durup dışarıdan gelen sesleri dinledi.
Halatların gıcırdaması.
Ahşap direklerin rüzgarla hafifçe vurması.
Uzaktan gelen martı sesleri.
Bir de babasının sesi.
"Argan! Uyanıksan aşağı gel!"
Argan hafifçe gülümsedi.
Babası hiçbir zaman “uyan” demezdi. Çünkü Argan'ın zaten uyanık olduğunu bilirdi.
Tahta merdivenlerden aşağı indiğinde ev çoktan hareketlenmişti. Küçük mutfakta annesi sabah ekmeğini kesiyor, kardeşi Miran ise masanın bir köşesinde oturmuş yarı uykulu bir halde bir şeyler çiğniyordu.
"Günaydın," dedi Argan.
Miran homurdanarak başını kaldırdı.
"Henüz değil."
Argan sandalyesini çekip oturdu. Masadaki sıcak ekmekten bir parça aldı.
Tam o sırada kapı açıldı ve Kaptan Hareth içeri girdi.
Üzerinde kalın denizci ceketi vardı ve saçlarına sabah rüzgarı karışmıştı.
"Rüzgar iyi," dedi kısa bir selamdan sonra. "Bugün erken çıkacağız."
Argan başını salladı.
"Yük hazır mı?"
"Fıçılar gece şehre geldi."
Miran başını kaldırdı.
"Ben gelmek zorunda mıyım?"
Babası ona baktı.
"Hayır," dedi. "Ama o zaman akşam yemeğinde konuşacak bir şeyin olmaz."
Miran bir an düşündü.
Sonra iç çekti.
"Geliyorum."
Kısa bir kahvaltının ardından üçü birlikte evden çıktılar.
Tarev Limanı sabah saatlerinde bile canlıydı.
Balıkçılar ağlarını kontrol ediyor, tüccarlar yük arabalarını hazırlıyor, liman işçileri ise daha gün yeni ağarırken bile fıçı taşımaya başlamış oluyordu.
Argan rıhtıma doğru yürürken çevresindeki bu hareketliliğe alışılmış bir gözle baktı. Bu manzara onun için yeni değildi. Çocukluğundan beri bu sokaklarda yürümüş, bu gürültüyle büyümüş ve bu kokulara alışmıştı.
Deniz kokusu.
Tuz.
Islak ahşap.
Balık.
Biraz ileride onların gemisi görünüyordu.
Orta üst arası bir boyda ticaret gemisi.
Adı Mavi Yel idi.
Geminin pruvasında solmuş bir boya ile çizilmiş dalga şekilleri vardı. Argan çocukken o dalgaların gerçekten hareket ettiğine inanırdı.
Babası iskeleye adım attığında sesini yükseltti.
"Haydi, Çalışmaya başlayalım!"
Gemideki tayfa çoktan hazırlanmıştı.
Birisi halatları kontrol ediyordu, diğeri ise güvertedeki boş varilleri düzenliyordu. Üç tanesi fıçıları almak için marangoza kadar gitti.
Argan doğrudan ambar kapağına gitti.
"Bu sefer kaç fıçı?" diye sordu.
"Yirmi dört," dedi tayfalardan biri. "Hepsi tamamen dolacak."
Argan başını salladı.
Yükleme başladı.
Fıçılar tekerlekli arabalarla getiriliyor, iki kişi tarafından kaldırılıp iskeleye taşınıyor ve önce içi doldurulup sonra ambarın içine dikkatlice yerleştiriliyordu.
İlk birkaç saat sessiz geçti.
Sadece iş sesleri vardı.
Ahşap gıcırtıları.
Halat sürtünmeleri.
Ve insanların kısa komutları.
Argan birkaç fıçıyı yerleştirdikten sonra kısa bir mola verdi. Güvertenin kenarına gidip oturdu ve ayaklarını aşağı sallandırdı.
Deniz sabah ışığında sakin görünüyordu.
Kıyıya vuran küçük dalgalar iskele direklerine çarpıp geri çekiliyordu.
Bir martı gelip geminin direğine kondu.
Argan onu bir süre izledi.
Sonra arkasından bir ses geldi.
"Hayal kurmayı bırak da şu fıçıları bitirelim."
Miran’dı.
Argan ona baktı.
"Hayal kurmuyorum."
"Denize bakıyorsun."
"Evet."
"Bu hayal kurmak demek."
Argan omuz silkti.
"Sen istersen öyle düşünebilirsin."
Miran kısa bir kahkaha attı.
"Ben karada yaşamayı tercih ederim."
Argan buna cevap vermedi.
Doldurma ve yükleme işi öğlene doğru tamamlandı.
Babası ambar kapağını kapatırken memnun bir ifadeyle başını salladı.
"İyi iş."
Argan ellerini yıkamak için iskeleye indi. Limanın ucundaki küçük çeşmeden su aldı ve yüzünü yıkadı.
Soğuk su uykusunu tamamen açtı.
Şehir bu saatlerde daha da kalabalıklaşmıştı.
Sokak satıcıları bağırıyor, çocuklar rıhtım boyunca koşuşturuyor, balıkçılar ise sabah yakaladıkları balıkları sergiliyordu.
Argan birkaç dakika boyunca limanı izledi.
Bu manzara her gün aynı gibiydi ama yine de sıkıcı değildi.
Bir süre sonra babası yanına geldi.
"Bugün öğleden sonra serbestsin."
Argan başını kaldırdı.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Sebep?"
"Rüzgar yarın daha iyi olacak."
Argan gülümsedi.
Bu iyi bir haberdi.
Miran hemen konuştu.
"Ben de mi serbestim?"
Babası ona baktı.
"Sen zaten yarım gün çalıştın."
"Bu haksızlık."
"Hayat da öyle."
Argan güldü.
Öğleden sonra Argan limandan ayrıldı.
Tarev’in iç sokaklarına doğru yürüdü.
Limanın gürültüsü arkasında kalırken şehir biraz daha sakinleşiyordu. Taş yollar dar evlerin arasından geçiyor, küçük dükkânların önünden insanlar gelip geçiyordu.
Bir yerde demirci çalışıyordu.
Başka bir yerde kumaş satan bir tüccar müşterilerle pazarlık yapıyordu.
Argan bu sokaklarda amaçsızca yürümeyi severdi.
Bazen bir tezgâhın önünde durur, bazen bir köşede oturup insanları izlerdi.
Bugün de farklı değildi.
Bir süre sonra şehrin batı tarafındaki küçük kayalıklara ulaştı.
Burası limanın biraz dışında kalırdı.
Dalgalar burada daha güçlü vururdu.
Argan kayalardan birine oturdu.
Önünde açık deniz uzanıyordu.
Ufuk çizgisi ince bir mavi çizgi gibi görünüyordu.
Bir gemi uzakta ağır ağır ilerliyordu.
Argan uzun süre hiçbir şey yapmadan oturdu.
Rüzgâr saçlarını karıştırıyor, dalgalar kayalara çarpıyordu.
Zaman yavaş akıyordu.
Aniden elini uzaklara doğru uzatan Argan konuşmaya başladı.
"Birgün, Birgün bu denizde bende olacağım. Kendi tayfamla ve kendi amaçlarımla!"
O andan sonra Argan biraz daha bu hayali ile baş başa kaldı.
Güneş batıya doğru eğilmeye başladığında Argan ayağa kalktı.
Şehre geri döndü.
Akşam saatlerinde liman yeniden hareketlenmişti.
Gelen gemiler vardı.
Giden gemiler vardı.
İnsanlar bağırıyor, halatlar çekiliyor, fıçılar taşınıyordu.
Argan kısa bir süre Mavi Yel’in yanında durdu.
Babası hâlâ güvertedeydi.
"Yarın da erkenciyiz," dedi kaptan.
Argan başını salladı.
"Biliyorum."
Güneş batarken liman turuncu bir renge büründü.
Martılar hâlâ bağırıyordu.
Deniz ise sabahki gibi görünüyordu.
Sakin.
Bitmeyen.
Argan bir süre daha suya baktı.
Sonra eve doğru yürümeye başladı. Sonuçta yarın bir yıldır uğramadığı bir rotaya doğru gidecekti. Deniz dışında gittikleri nadir rotalar vardı. Bu rotalarda babası ticaret anlaşmaları yaparken kendisi de dünyanın farklı yüzlerine dokunma fırsatı buluyordu..
***
Görsel temsilidir.. İlk bölüm için nasıl ? Düşüncelerinizi ve beğenilerinizi bekliyorum.
Bölüm etkileşimi
