2. bölüm · 𝓖𝓲𝔃𝓮𝓶𝓵𝓲 𝓪𝓼̧𝓴

Hatirlaman gereken

Nediret Nediret

bölüm 2 – hatırlamaman gereken şeyler
emma o cümleyi duyduğunda içi garip bi şekilde buz kesti.
“çok geç kaldın, emma.”
o an koridordaki tüm sesler sanki kısılmıştı. insanların konuşmaları, dolap kapaklarının çarpması… hepsi arka planda uğultuya dönüştü.
emma yavaşça lucas’a döndü.
“beni tanıyor musun?” dedi, kaşlarını çatarak.
lucas bir adım yaklaştı. fazla yaklaşmıştı. emma istemsizce geri çekildi.
“tanımıyor musun?” dedi lucas, sesi sakin ama garip bi şekilde kırgındı.
emma gözlerini kısmıştı.
“hayır. ve açıkçası bu biraz… rahatsız edici.”
lucas’ın yüzündeki o hafif gülümseme bir anlığına silindi. gözleri karardı.
“tabii…” diye mırıldandı. “yine aynı şey.”
“ne demek o?”
lucas cevap vermedi. sadece birkaç saniye boyunca ona baktı. sanki bir şey söylemek istiyor ama kendini tutuyordu.
sonra geri çekildi.
“boş ver. yanlış kişiyi karıştırdım.”
ve arkasını dönüp gitti.
emma yerinde kaldı. kalbi hâlâ hızlı atıyordu.
“yanlış kişi mi…?” diye fısıldadı.
ama içinden bir ses bunun yalan olduğunu söylüyordu.
o gün boyunca emma’nın aklı derste değildi. öğretmen ne anlatırsa anlatsın, gözleri sürekli pencereden dışarı kayıyordu.
ama asıl sorun şuydu:
lucas’ı düşündükçe…
kafasının içinde garip görüntüler parlıyordu.
kısa. bulanık. ama çok gerçek.
karanlık bir orman.
yağmur sesi.
ve birinin elini tutuyordu…
o el sıcaktı.
emma aniden irkildi.
“emma, cevap ver.” öğretmenin sesiyle kendine geldi.
sınıftaki herkes ona bakıyordu.
“özür dilerim…” dedi aceleyle.
ama elleri titriyordu.
okul çıkışında hava erkenden kararmıştı. gökyüzü griydi, sanki yağmur yağacak gibiydi.
emma kulaklıklarını taktı ve hızlı adımlarla yürümeye başladı.
ama birkaç dakika sonra… yalnız olmadığını fark etti.
arkasında biri vardı.
adımlar.
yavaş. düzenli. onu takip ediyordu.
emma kalbini bastırmaya çalıştı. hızlandı.
adımlar da hızlandı.
“saçmalama…” diye mırıldandı kendi kendine. “paranoya bu.”
ama değildi.
çünkü birden—
“kaçmayı bırak.”
o ses.
lucas.
emma anında durdu. nefesi kesildi.
yavaşça arkasını döndü.
lucas sokak lambasının altında duruyordu. yüzünün yarısı gölgede kalmıştı.
“beni neden takip ediyorsun?” dedi emma, sesi titreyerek.
lucas kaşlarını kaldırdı.
“takip mi ediyorum?”
birkaç adım attı. aralarındaki mesafe yine azaldı.
“seni koruyorum.”
emma sinirlendi.
“benim korumaya ihtiyacım yok!”
lucas bir anda ciddileşti.
“var.”
o kadar net söylemişti ki… emma sustu.
“neden?” diye sordu daha kısık bir sesle.
lucas etrafa baktı. sanki birini arıyordu.
sonra tekrar emma’ya döndü.
“çünkü onlar seni bulmadan önce… benim seni bulmam gerekiyordu.”
emma’nın kalbi bir kez daha hızlandı.
“onlar kim?”
lucas cevap vermedi.
sadece elini uzattı.
“benimle gel.”
emma geri çekildi.
“hayır. bu çok saçma. seni tanımıyorum bile!”
lucas’ın yüzü sertleşti.
“beni tanımıyorsun, evet. ama ben seni tanıyorum, emma.”
bir adım daha yaklaştı.
“ve eğer şimdi gelmezsen… bu sefer gerçekten geç kalacaksın.”
rüzgar aniden sert esti. emma’nın saçları savruldu.
ve o an—
bir şey hissetti.
arkasında.
soğuk. ağır. izleniyormuş gibi.
emma yavaşça başını çevirdi.
sokağın sonunda… karanlığın içinde bir siluet vardı.
hareketsiz.
ama onları izliyordu.
emma’nın nefesi kesildi.
“lucas…” diye fısıldadı.
lucas zaten bakıyordu.
ve ilk defa… korkmuş görünüyordu.
“artık seçim yok,” dedi dişlerini sıkarak.
ve aniden emma’nın elini tuttu.
eli sıcaktı.
tanıdık.
fazla tanıdık.
“koş.”