12. bölüm · 11/A: Başlangıç
Bölüm 12: Kapının Önü
Kapıyı açtığım an donakaldım.
Yiğit öndeydi.
Ama arkasında duran kişi…
Timur’du.
İkisi yan yana.
Ve ikisi de susuyordu.
“Şaka mı bu?” dedim.
Yiğit içeri doğru bir adım attı. “Konuşmamız lazım.”
Kapıyı kapatacakken Timur eliyle tuttu.
“Ben de buradayım,” dedi.
Sinirle baktım. “Görüyorum zaten.”
İkisini de içeri almak istemiyordum.
Ama bir şekilde… kapıyı tamamen kapatamadım.
Yiğit içeri girdi.
Timur da.
Kapı arkamdan kapandı.
Ev bir anda daraldı.
Sessizlik.
Üçümüz aynı odadaydık.
Ve bu… iyi değildi.
“Anlatın,” dedim. “Ne bu?”
Yiğit bana baktı. “Önce şunu söyle— o notu sen mi buldun?”
Kalbim bir an durdu.
Gözlerim direkt Timur’a kaydı.
O da bana bakıyordu.
Hiç şaşırmış gibi değildi.
“Evet,” dedim yavaşça. “Buldum.”
Yiğit küfretti. “Lan ben dedim sana—”
“Ne dedin?” dedim sertçe.
Yiğit Timur’a döndü. “Buna karışma dedim.”
Timur soğukça güldü. “Senin sözünle mi hareket edeceğim lan?”
“En azından aptal gibi davranmazsın,” dedi Yiğit.
Timur bir adım yaklaştı. “Ne dedin lan sen?”
“Duydun.”
“Kesin artık!” diye bağırdım.
İkisi de sustu.
Ama bakışları hâlâ birbirlerindeydi.
“Biri bana açıklayacak mı?” dedim. “Bu ne notu, kim bıraktı, neden herkes biliyor da ben
bilmiyorum?”
Sessizlik.
Sonra…
Timur konuştu.
“Ben bırakmadım.”
Yiğit hemen: “Ben de.”
Gözlerimi devirdim. “Ne kadar da inandırıcı.”
İkisi de ciddiydi.
Bu sefer gerçekten.
Bu… daha kötüydü.
“Peki kim?” dedim.
Kimse cevap vermedi.
Kalbim hızlandı.
“Şaka yapıyorsunuz, değil mi?” dedim.
Yiğit başını salladı. “Keşke.”
Timur yavaşça duvara yaslandı. “Bu iş sandığından eski.”
Sinirle güldüm. “Yine o muhabbet. ‘Eski’, ‘tanıdık’… Lâ açık konuşsanıza!”
Sonra Timur bana baktı.
Gerçekten baktı.
“Hatırlamıyor musun?” dedi.
Sessizlik.
“Ne hatırlayacağım?” dedim.
Sesi düştü.
“Ortaokul.”
Kalbim sıkıştı.
Bir şey… kıpırdadı.
Ama net değildi.
“Ne alaka?” dedim.
Timur tekrar konuştu:
“Okul değişmeden önce.”
Nefesim hızlandı.
Ama bu imkansızdı ben yeni bu şehire gelmiştim.
Nasıl olabilir?
Gözlerimi kapattım.
Kısa bir an.
Ve bir görüntü…
Koridor.
Gürültü.
Ve biri…
arka sırada oturan biri.
Ama yüzü… bulanık.
Gözlerimi açtım.
“Hayır,” dedim. “Hatırlamıyorum.”
Yiğit dişlerini sıktı. “Tabii hatırlamazsın.”
Bu sefer sinirlendim. “Ne demek o?”
Timur araya girdi.
“Çünkü sen unutmayı seçtin.”
Bu cümle…
direkt içime oturdu.
“Ben hiçbir şeyi ‘seçmedim’,” dedim sertçe.
Timur bana yaklaştı.
Bu sefer çok yakındı.
“Emin misin?” dedi.
Geri çekilmedim.
“Evet.”
Bir an sustu.
Sonra…
“Peki o zaman neden bu cümleyi görünce durdun?” dedi.
Elimdeki kâğıdı kaldırdım.
“‘Sen hiç değişmemişsin.’”
Sessizlik.
Kimse konuşmadı.
Ama bu sefer…
ikisi de bana bakıyordu.
Farklı şekilde.
Yiğit daha çok endişeli.
Timur ise…
sanki bir şeyin doğrulandığını görmüş gibi.
“Bunu daha önce duydun,” dedi.
Fısıltı gibi.
Ama kesindi.
Kalbim hızlandı.
“Hatırlamıyorum,” dedim.
Ama sesim…
artık o kadar da emin değildi.
Yiğit yavaşça:
“Hatırlamak istemiyorsun.”
Sinirlendim. “Ben manyak değilim!”
Timur anında: “Kendine böyle söyleme.”
"Elbette değilsin."
Bir an durdum.
Bu sefer gerçekten gerildim.
“Yeter artık!” dedim.
Ama geç kalmıştım.
Çünkü o an…
zihnimde bir şey netleşti.
Bir ses.
Bir çocuk sesi.
“Sen hiç değişmemişsin Arya.”
Nefesim kesildi.
Elim kapıya gitti.
Dengemi kaybettim.
Yiğit hemen yaklaştı. “İyi misin?”
Timur kıpırdamadı.
Sadece baktı.
“Kim…” dedim zorla. “Kim söyledi bunu bana?”
Sessizlik.
Sonra…
Timur cevap verdi.
“Ben.”
Kalbim durdu.
“Ne?”
Yiğit başını çevirdi. “Saçmalama—”
“Ben söyledim,” dedi Timur.
Gözlerim büyüdü.
“Ortaokulda.”
Dünya bir an sessizleşti.
“Sen…” dedim.
Ama devam edemedim.
Çünkü o an…
yüzü netleşti.
Arka sıradaki çocuk.
Sessiz.
Hep bakan.
Ama hiç konuşmayan.
Timur.
Bir adım geri attım.
“Bu… mümkün değil.”
Timur bir adım daha yaklaştı.
“Şimdi hatırlıyorsun.”
Kalbim deli gibi atıyordu.
“Hayır…” dedim. “Bu… bu saçma…”
Ama değildi.
Çünkü hatırlıyordum.
Yavaş yavaş.
Parça parça.
Ve en kötüsü?
O zaman da…
aynı bakıyordu.
Aynı şekilde.
Peki bu notu Timur bırakmamışsa kim bıraktı.
.........................................
💥💥💥💥💥💥💥💥
