31. bölüm · 0'a 10 Kala (Texting+Tamamlandı)

Özel Bölüm

Rosean .

5 yıl sonra…

(İzel Eliz Çelik)

İnsan bazen öyle bir yerde ölüyor ki bir daha asla ayağa kalkamaz bir daha yaşayamaz sanıyor.

Belki yaşamdan kaçar belki bir ümit gözlerimi sonsuza kadar kapatırım sanıyor.

Ama hayat öyle bir sürprizlere gebeki hiçbir zaman ne olacağını neyin ne getireceğini bilemiyorsun.

Öldüm dersin ama yaşıyorsundur,yaşıyorum dersin ama ölüyorsundur.

Ve ben öldüm derken tekrar yaşadım.

Toprağım kurudu derken tekrar öyle bir çiçek açtım ki önceden yaşamıyorum sandım.

Benim suyum sevgilimdi…

Kuru,ölmüş çiçeğe su veren ve dirilten kişiydi sevgilim.

O olmasaydı belki şuan annemin mezarının yanına bir mezar daha kazmışlardı.

Ben bile benden umut kesmişken öyle bir elimi tuttu ki bir daha kimsesiz kalmadım.

Düştüğüm yerde kaldırdı kaldığım yerden çekip aldı beni yanına.

Benden asla ümidini kesmemişti beni asla bırakmamaştı.

Hayat çok güzel gidiyordu sevgilimle.

Asla yapamam dediğim şeyleri yapmıştım.

Annem vefat ettikten sonra yıkılmıştım ne nefes alabilmiş ne nefes olabilmiştim Alpayıma.

Daha sonra ölenle ölünemeyeceğini anladım,Alpayımın bana ihtiyacı olduğunu anladım.

Tekrar tutundum hayata sırf onun için.

Ben asla okuyamam demiştim ama şuan mezun oluyordum.

Hukuk kazanmış ve şuan avukatlık cübbemi almak üzere tören yerine gidiyorum.

Evet yanlış duymadınız avukat oldum.

Sevgili avukatımın sevgili avukatı olmuştum.

Alpay'a defalarca mesleğini bırakıp hayalinde ki meslek olan mimarlığı okumasını istemiştim.

Ama o itinayla ret etmiş beni sana getiren bu mesleği asla bırakmam demişti bende ona saygı duymuştum.

Daha sonra ben ona yapmak zorunda olmadığını söylesem de staj eğitmenim olmuş beni yanında egitmişti.

Şuan ki halimi yıllarca düşünsem asla ama asla hayal bile edemezdim.

Benim hayatım sadece 10 dakika ile kısıtlıydı ama şimdi binlerce dakikam onunlaydı.

Aynadaki yansımama bakarken bazen o kızı tanımakta zorlanıyordum.

Gözlerimin altındaki o kronik morluklar gitmişti ama bakışlarımdaki o hayatta kalma telaşı yerini derin bir sükunete bırakmıştı.

Dile kolay tam beş yıl...

Annemi toprağa verdiğim o karlı günden beri hayatım bir film şeridi gibi değil ilmek ilmek işlenen bir nakış gibi geçmişti.

Alpay o günden sonra sadece sevdiğim adam değil benim pusulam da olmuştu.

Eskiden o saat benim için hayata tutunma saatiyken şimdi onun dizine başımı yaslayıp başardım deme saatim olmuştu.

Parmağımdaki şu zarif nişan yüzüğü ise beş yıldır sabrımızın ve birbirimize verdiğimiz o sessiz sözlerin en güzel kanıtıydı.

Avukat Alpay'ın nişanlısı Avukat İzel.

"Hala çiçek kokuyorsun" demişti bu sabah evden çıkarken.

Hukuk bürosunda staj yaparken bile sabahları erkenden kalkıp Buğlem’le işlettiğimiz o küçük dükkana uğramadan edemiyordum.

Çiçekler benim kökümdü adalet ise gökyüzüm.

Buğlem...
Canım arkadaşım.

Bugün mezuniyetimde en ön sırada olması gerekiyordu ama "Acil bir işim çıktı İzel affet ama kalbim seninle!" diye bir mesaj atmıştı sabahın köründe.

Biliyorum o işin adını.

'Yanlış Numara'

Benimle vaktinde ne dalga geçmişti, "Kızım adama anonimden yazılır mı,ergen misin?" diye...

Şimdi kendi telefonunu yastığının altından ayırmıyor.

O Yüzbaşı ile ne konuştuklarını, aralarında ne döndüğünü tam anlatmıyor ama gözlerindeki o parıltıyı tanıyorum.

Ben Alpay'ın numarasını elimde tutup günlerce titrerken ne hissediyorsam o da aynısını yaşıyor.

Keser döner sap döner derler ya, tam olarak öyle oldu.

Ama bugün...

Bugün içimde tarif edemediğim bir burukluk vardı.

Alpay’ın ailesiyle olan o bitmek bilmeyen çekişmesi bugün en tepe noktasına ulaşmıştı.

Alpay'a ne olursa olsun o senin baban demiştim onu babalıktan sildireceğinde.

Şuan o sözlerimin pişmanlığı içerisindeydim.

Babası Alpay’ın benim stajımı kendi yanında yaptırmasını asla hazmedememişti.

Sabah gelen o kriz telefonuyla Alpay’ın yüzünün nasıl kireç gibi olduğunu gördüğümde gelmeyeceğini anlamıştım.

"Gitmeliyim sevgilim, özür dilerim" demişti.

Sesimi çıkarmadım.

Onu anlıyordum.

O soylu(!) ailesinin gölgesinden çıkmak için bedel ödüyordu.

Ama yine de...

İnsan bir kez olsun o kürsüye çıkarken arkasında dağ gibi duran o adamı görmek istiyordu.

Şimdi mezuniyet salonunun o kalabalık, gürültülü atmosferinde tek başıma bir sandalyede oturuyordum.

Etrafımda annesine sarılanlar, babasının omzunda ağlayanlar, sevgilisiyle fotoğraf çekilenler vardı.

Ben ise sıramın gelmesini bekleyen bir yabancı gibiydim.

"Sadece bir isim İzel" diye fısıldadım kendi kendime.

"Sadece bir diploma alacaksın sen marketlerde uykusuz kalırken de tektin hatırla"

Ama kalbim öyle demiyordu.

Kalbim Alpay burada olmalıydı diye feryat ediyordu.

"İzel Eliz Çelik! Sahneye lütfen!"

İsmim okunduğunda ayaklarımın altındaki zemin kaydı sanki.

Yüreğimde ki ağırlıkla birlikte ayağa kalktım.

Merdivenleri çıkarken sanki her basamakta 22 yaşımdaki halim elimi tutuyordu.

"Bak" diyordu o kız "Okuyamadığın o okulu bitirdin"

Kürsüye ulaştığımda gözlerim istemsizce protokol koltuklarına kaydı.

Boştu.
Alpay’ın yeri boştu.

Dudaklarımı birbirine bastırdım gözlerimdeki yaşları geri itmeye çalıştım.

Cübbemi giydirecek olan hocaya doğru döndüm ama hoca yerinde yoktu.

Salonun ışıkları bir an için karardı sadece sahnenin üzerindeki o tek spot ışığı yanık kaldı.

Tam o sırada kulisin karanlığından bir gölge ayrıldı.

O tanıdık, kendinden emin adımların sesi salonun sessizliğinde yankılanmaya başladı.

Kalbim göğüs kafesimi delmek istercesine çarpmaya başladı.

Bu koku...
Bu dünyanın en güzel çiçeklerinin bile yarışamayacağı o güven kokusuydu.

Başımı yavaşça çevirdim.

Gözyaşlarımın arasından gördüğüm o siluetle nefesim kesildi.

Salonun uğultusu bir anda kesildi zaman durdu dünya sadece Alpay’ın attığı o her bir adımın ritmine hapsoldu.

Alpay oradaydı.

Üzerinde jilet gibi siyah takımı her zaman kullandığı o kendinden emin duruşuyla tam karşımdaydı.

Ama bakışları...
Bakışları her zamankinden farklıydı.

Gurur vardı o kahverengi harelerde, sonsuz bir şefkat ve "özür dilerim" diyen o hüzünlü pırıltı.

Elinde ise alelade bir mezuniyet cübbesi değil bir avukatın onurunu taşıyan o ağır, vakur kumaşı tutuyordu.

"Alpay..." diye fısıldadım yine.

Sesim o kadar kısık çıkmıştı ki sadece kalbim duymuştu onu.

Yanıma ulaştığında aramızdaki o birkaç adımlık mesafeyi de eritti.

Eğilip cübbeyi omuzlarıma doğru havalandırdığında kollarımı yavaşça o kumaşın içine geçirdim.

O an üzerime sadece bir kıyafet değil beş yılın yorgunluğu, uykusuz gecelerim, annemin mezarı başında verdiğim sözler ve hayallerim serildi sanki.

Cübbeyi omuzlarıma yerleştirirken elleri bir saniye fazla kaldı tenimde.

Saçlarımı nazikçe kenara çekti, parmak uçları boynuma değdiğinde ürperdim.

"Gelemezsin sanmıştım" dedim gözlerimi gözlerinden ayırmadan.

Kalabalık, alkışlar, hocalar...
Her şey silinmişti.

Sadece biz vardık.

Eğildi, dudakları kulağıma o kadar yakındı ki nefesi tenimi yaktı.

"Senin en büyük zaferinde, ben kendi yenilgilerime boyun eğemezdim İzel" dedi sesi titreyerek. "Babamın krizi benim senden vazgeçmem için yeterli değil hiçbir zaman olmadı hiçbir zaman olmayacak"

Cübbemin yakalarını düzeltti sanki dünyanın en kıymetli hazinesine dokunuyormuş gibi büyük bir titizlikle yaptı bunu.

O an anladım ki Alpay sadece gelmemişti o bugün o sahneye çıkarak ailesine, soyadına ve o güne kadar ona dayatılan her şeye en büyük başkaldırısını yapmıştı.

O, babasının değil benim yanımdaydı.

"23.50’de o eski telefonun ekranına bakıp mucize bekleyen o kızı hatırlıyor musun?" diye sordu fısıltıyla.

Gözyaşlarım bir kez daha süzüldü yanaklarımdan.

Başımı yavaşça salladım.

Hatırlamaz mıydım?
O çaresizliği, o kimsesizliği nasıl unuturdum?

"İşte o mucize bugün sensin sevgilim" dedi ve alnımdan uzunca öptü. "Bugün senin adaletinin ilk günü. Bugün, çiçekçi kızın dünyayı dize getirdiği gün"

Elimi tuttu.

Parmaklarımızı birbirine kenetlediğinde parmağımdaki yüzüğün soğukluğu ile elinin sıcaklığı birbirine karıştı.

Beni mikrofonun önüne salonun o devasa kalabalığına doğru çevirdi ama elimi bir an bile bırakmadı.

Ben o an anladım ben beş yıl boyunca sadece hukuk okumamıştım.

Ben beş yıl boyunca sevilmeyi, birinin sarsılmaz dağı olmayı ve en önemlisi, tek başıma başladığım bu yolu "biz" olarak bitirmeyi öğrenmiştim.

Salondan yükselen alkışlar kulaklarımda uğuldarken Alpay kulağıma son bir şey daha fısıldadı

"Hadi Avukat Hanım, şimdi gidip o çok sevdiğin çiçeklerini sula.Çünkü artık bu cübbenin altında sadece bir çiçekçi değil, kimsesizlerin sesi olan bir kadın var"

Sahneden inerken ayaklarım yere basmıyordu sanki.

Alpay yanımda elim elinde...

Merdivenlerin sonunda durup birbirimize baktık.

O an bir şey eksikti kalbimde bir boşluk vardı ama ne olduğunu henüz bilmiyordum.

Sadece Alpay'ın gözlerindeki o huzura sığındım.

Mezuniyet töreninin geri kalanı benim için bir sis bulutuydu.

Tek istediğim annemin mezarına gidip bu cübbeyle toprağına sarılmaktı ama öncesinde bir şeyi öğrenmem gerekiyordu.

Tören bittiğinde tebrikleri ve kalabalığı arkamızda bırakıp Alpay’ın arabasına bindik.

Yol boyunca elimi hiç bırakmadı sanki bıraksa o eski uykusuz günlerime geri dönecekmişim gibi sıkı sıkı tutuyordu.

"Akşam bir şeyler yapalım mı?" diye sordu Alpay eve yaklaştığımızda.
"Sakin bir kutlama? Sadece biz"dedi

"Olur" dedim gülümseyerek. "Ama önce dükkana uğrayalım Buğlem'e hala kızgınım, gelmediği için burnundan getirmem lazım"

Alpay güldü, o kendine has içten gülüşüyle.

"Getir tabii, hak etti" dedi.

Dükkanın önüne geldiğimizde hava kararmıştı.

Ama dükkanın ışıkları yanıyordu.

İçeride bir hareketlilik vardı.

Arabadan indik Alpay her zamanki gibi kapımı açtı.

Dükkanın kapısına yaklaştığımda içimde bir his belirdi.

Garip, yerinde duramayan bir his…

Kapıyı ittim.

Çıngırağın o tanıdık sesi yankılandı.

Ama içeride gördüğüm manzara bugün yaşadığım tüm sürprizleri gölgede bırakacak kadar imkansızdı.

Buğlem öyle bir ağlıyordu ki ciğerlerini resmen sökecek gibi ağlıyordu.

Kasanın orada olan koltuğa oturmuş beni put gibi kesen şey ise üzerinde bembeyaz gelinlikle ve elinde gözyaşları ile yıkadığı evlilik cüzdanıydı.

Bir dakika…
Burada ne oluyor!?

Aynı şaşkınlığı Alpayda yaşıyor olacak ki o da ses çıkaramıyordu.

Ben önemli bir konu olduğunu anladım Alpaya döndüm kısık sesle “Bizi yalnız bırakır mısın?”dedim.

O gözlerime baktı daha sonra kafasıyla onaylayıp bizi yalnız bıraktı.

Alpay gittikten sonra hızla Buğlemin yanına koştum.

Benim geldiğimi bile hissetmemiş olacak ki ona dokununca irkilerek bakmıştı bana.

Beni görünce sıkıca sarıldı ve hıçkırıklarına engel olmadı.

Ağlamaları hafifleyince
“İzel…Ben çok…çok büyük bir bok yedim….”dedi gözyaşları dinmiş hıçkırakları kalmıştı.

Elimle beline destek olurcasına sıvazladığımda devam etti.

“Hani ben o gün ilk kez ona yazdığımda sana aynı şeyi demiştim,adam mı öldürdün demiştin ya bende demiştim daha büyük bir bok yedim diye sende adam öldürmekten daha ne büyük bok yemiş olabilirsin diye.İzel ben ondan da büyük bir bok yedim sanırım"dedi taramalı tüfek moduna geçip.

Şaşkınca kendimi ondan ayırdım.

“İyi misin?”dedim onu sorgulamadan önce.

Gözlerime minnetle baktı.

Burnunu sesli bir şekilde çekti.

“Değilim…Hiç iyi değilim,bu işin içinden nasıl çıkıcam bilmiyorum çıkmaz bir sokak çıkış yok tırmansam her seferinde düşüyorum ama bu sefer daha çok canım acıdı…”

Öyle bir içime oturdu ki cümleleri karşımda sanki bir zamanlar o 10 dakikalık zamanda nefes almaya çalışan kızı gördüm.

Yüreğime oturan o cümlelere bir cevap veremedim.

Buğlem eliyle yüzünü sildi ama rimeli aktığı için daha kötü olmuş en sonunda bembeyaz olan gelinliğini eteklerini tutup yüzünü sildi.

Derin bir nefes aldı bende pür dikkat onu can kulağından dinlemeye başladım.

“Biliyorsun ailem şu evlilik işini zorlayıp duruyordu onlar yüzünden zaten bulaştım yanlış numaraya yazıp yüzbaşıya…Eğer evlenmez isem Edize zarar vereceğini beni ise yaşatmayacağını söyledi,İzel inan canım umurumda bile değil ama ne olursa olsun o benim canım kanım atsam atılmaz satsam satılmaz.Onun canının yanmasına göz yumamam”

Kardeşi için…
Onu terk eden evine binlerce adamla silahlı saldırı yapan,kolundan vuran ve ablalıktan ret ettiğini defalarca dile getiren kardeşi.

Birşey diyemedim.

Çünkü onun yerinde bende olsam aynı şeyi yapardım,biliyorum.

“Kızacaksın biliyorum ama aklıma tek çıkış yolu geldi…Zaten evli olursam beni evliliğe zorlayamazlardı,tamam saçma ama başka çarem yoktu hem bir daha bir şey diyemezlerdi hem karşı taraf onları yalancılık ve sahtekarlıkla suçlarken asla ama asla akıllarına Ediz gelemezdi benim canımı yakmak isterlerdi”

Anladığım şeyle gözlerim öyle bir büyüdü ki sanki yuvarlarından çıkacak sandım.

“Ne yaptın sen!?”diye öyle bir bağırdım ki Buğlem bile korkup yerine iyice sindi.

“Yüzbaşım vardı sadece biliyorum delice ama başka çarem yoktu ondan başka gidecek birimde yoktu.Sana gelsem kaçalım derdin ama nereye kadar İzel nereye kadar kaçıcam ki koptuğu yerde kırılsın dedim bende…Şırnağa gittim onun yanına anlattım tabi ilk başta ciddiye almadı beni sonra deli olduğumu düşündü galiba ve hemen ret etti…”

Sinirle derince nefes aldım,kollarımı belime yerleştirdim.

“Sakın bana o it herifle evlendim deme bana Buğlem,andım olsun ki etrafi kan gölüne çeviririm bilirsin,yaparım"dedim çok ciddi bir şekilde.

Gerçekten yapardım.

O benim kardeşim gibiydi kardeşimdi.

Onun için gerekirse kan dökerdim.

Ailesine defalarca kez dava açmıştık babalıktan ret,aileden ret,miras reddi daha niceleri…

Ama karşı taraf yer altının hakimi olan kişilerdi her seferinden uzattığımız eli kırıp kucağımıza veriyorlardı.

Bunun için bana gelmediğini biliyordum ama bana gelmeliydi.

Buğlem fevri bir insandı anlık parlar ve patlar sonra pişman olan bir insandı birinden destek almadan hele ki benden bir iş yapmazdı.

Ama şimdi beni hiçe saymıştı.
Beni çok kırmıştı…

“Hayır,hayır dur bi dinle…Kafaya koymuştum ne olursa olsun evlenmeyecektim sıkacaktım kafama gelinlikle beni odaya koyduklarında elimde silahla bekliyordum,belki senin bahsettiğin o peri masalı gerçektir de beyaz atlı prens gelip beni kurtarır dedim bir ümit ama ne ben prensestim ne de bir prensim vardı artık…Tam kafama sıkacakken camdan bir tıkırtı geldi kafamı çevirdiğim de onu gördüm…Yüzbaşım benim için gelmişti"dedi gözleri parlıyordu ama buruklukta vardı içinde.

Ne olduğunu bilmiyordum ama bir iş vardı bu işte.

“Aldı beni kaçırdı ordan hiç sesimi çıkarmadım aldı beni,hemen gidip nikah kıydık sonra öğrendim operasyona gideceklermiş son izini de benim için kullanmıştı…Peri masalın gerçekmiş İzel ama ben o masalı berbat ettim"dedi gözleri dolarken.

Kaşlarım çatıldı şaşkınlık ile

“Sen…Sen Yüzbaşı ile mi evlendin!?”dedim şaşkınlık sesime misli misli yansımıştı.

Kafasını salladı onaylarcasına

“Mutlu değilim aksine pişmanım…Dersin şimdi neden,ben onu bu duruma zorladım İzel,ben böyle olsun istemedim…Vallahi istemedim"dedi yine hıçkırıklara boğulurken.

Hemen ona sarıldım sonra konuştum onu yatıştırmak istercesine.

“Canım…Tamam herşey olmuş bitmiş hadi kalk eve geçelim ve bana herşeyi detaylıca anlat tamam mı?”

Kafasıyla onayladı beni.

Beraber kol kola apartmana doğru ilerlerken aklımda tek bir şey geçmişti.

Hayat gerçekten nice süprizlere gebeydi.

*****************************

Peri masalının sonu....

Anlayacağınız üzere Buğleme de bir kurgu gelecek

Ama şuan taslak halinde ne zaman kaleme alırım bilmiyorum

Her bir güzel şeyin sonu vardır ama bizimkisi yeni başladı
Hikaye burada bitiyor ama onların hikayesi burada başlıyor diyebiliriz

Arada özel bölüm yazarım

Şimdilik elveda
Özel bölümlerde görüşmek üzere ♡