2. bölüm · Zor Aşk
2. Bölüm
Emre Müdür tam arkamdaydı.
"Selin Komiserim, sizi hemen odama bekliyorum." dedi
sert ve yüksek sesle ve ardından hızlı bir şekilde odasına gitti.Galiba ilk günden beni ekipten yollayacaktı. Heyecan ve endişeyle yavaş adımlarla odasına gittim. Kapıyı tıklattıktan sonra soğuk sesiyle
"Gel." dedi.
Yavaşça içeri girdim.
"Müdürüm, eğer söylediğim kelime için beni çağırdıysanız, yanlış anlaşılma var. Ben aslında öyle demek istememiştim." dedim.
"Ne demek istemiştiniz? ‘Öküzün teki’ kelimesinden ben ne anlamalıyım, açıkla Komiserim.
"Ne diyeceğimi bilemiyordum. Resmen dilimi yutmuştum. Aklıma hiçbir yalan gelmiyordu.
"Evet, cevap vermediğine göre mantıklı açıklaman yokmuş. Ben bu ekibe geleli daha iki saat bile olmadı ve bu seni ikinci uyarışım.
Hareketlerine dikkat et. Gözlerim üstünde olacak. Bir daha bu kadar nazik olmam.
Çıkabilirsin." dedi.
Cevap vermeden kapıyı kapatıp hızlıca çıktım. Bu adam gerçekten nazik olduğunu mu düşünüyordu?
Basbayağı öküzdü işte. İçimden söylenerek ekibin yanına gittim.
Başkomiserimiz Mehmet:
"Kızım, tut şu ağzını biraz. İlk günden göze battın. İyi mi oldu şimdi?
""Ne yapayım abi? Cemre’ye içimi döküyordum, Azrail gibi arkamda çıktı. Ben ne yapabilirim?"
Yiğit:
"Bundan sonra konuşmalarımıza ve hareketlerimize önem vermeliyiz. Yoksa bu adam bize tekmeyi basar, hiç acımaz."
Burcu:
"Bence de dikkatli olmalıyız.
"Mehmet:
"Arkadaşlar, bu kadar dedikodu yeter. Şimdi devriyeleri dağıtıyorum. Selin, Yiğit ve Cemre… Hadi bakalım, siz devriyeye.
Diğerleri de dosyalarla uğraşsın. Boş durmasın.
"Yiğit:
"Abi yine mi ben ya? Haftanın beş günü beni seçiyorsun."
Mehmet:
"Hadi söylenme. Herkes iş başına."
Yiğit ve Cemre’yle birlikte arabaya yürüyüp bindik. Mahallelerde dolaşmaya başladık.Sonra, karşı komşusundan yüksek sesler geldiğiyle ilgili bir ihbar aldık. Oraya yakın olduğumuz için hemen gittik.
Apartmana girince bağırış ve ağlama sesleri geliyordu. Kapıyı çaldık ama yüksek sesten dolayı bizi duymuyorlardı.Yiğit kapıyı kırdı ve içeri girdik. Adam, kadının boğazına bıçağı dayamıştı. Sarhoş gibiydi ve bize,
"Yaklaşmayın!" diye bağırdı.
"Sorun neyse konuşarak halledebiliriz. Çocuklar korkuyor. Bırak o bıçağı." dedim.
Kadın korkarak bana bakıyordu. Gözleri resmen "beni kurtar" diye yalvarıyordu.
Yanlarında beş ve yedi yaşlarında, iki erkek çocuk ağlıyordu.
"Konuşarak halledemeyiz! Bu kadın beni eve almıyor! Çocuklarımı bana göstermiyor!" dedi adam.
Belli ki konuşmakla olacak gibi değildi. Cemre’ye işaret ederek adamı oyalamasını söyledim.
Cemre:
"Neden seni istemiyor eve? Sarhoş olduğun için olabilir mi acaba?"
Adam:
"Ben sarhoş değilim! Bu kadın kesin beni aldatıyor, o yüzden almıyor!"
Ben de bu sırada adama yavaş yavaş yaklaşmıştım.Yiğit, ne yapmaya çalıştığımı anlamış gibiydi.
"Kadınları anlamak çok zor gerçekten." dedi.
Adam:
"Sonunda beni anlayan biri! Ne var yani, çalışmıyorsam? Biraz içkiye bağlıysam? Her şeyi abartıyorlar!"
Tam o sırada arkasına geçip adamın elindeki bıçağı kendime doğru çektim. Cemre hemen kadını ve çocukları dışarı çıkardı.
Yiğit’in yardımıyla adamı kelepçeledik.Sinirlerime hakim olamayıp adama bir yumruk geçirdim.
"Çalışmıyorsun, içiyorsun, kadını dövüyorsun! Bu kadın ne yapsın senin gibi aşağılık bir adamla?"
Yumruklarımı geçirmeye devam ederken Yiğit beni zor tuttu. Adamın yüzü gözü kan içinde kalmıştı.Diğer polis aracı geldi. Onlarla birlikte adamı emniyete götürdüler. Diğer memurlar da kadın ve çocuklarla ilgileniyordu.
Cemre, kadını ikna etmek ve korkmaması için dil döküyordu.
Emniyete döndüğümüzde Emre Müdür’ü gördüm. Adamı tam yanımdan geçiriyorlardı. Bana öfkeyle baktı ve:
"Hemen odama gel." dedi.
"Galiba kadını kurtardığım için tebrik edecek." diye düşündüm.
Ama öyleyse neden bu kadar sinirliydi?Hızla odasına yürüdüm. Kapıyı çaldım ve içeri girdim.
"Buyurun müdürüm." dedim.
"O adamın hali ne? İfadesi bile alınmayacak durumda. Sen ne yaptığını sanıyorsun?
Kafana göre insanlara saldıramazsın!"
Bu sözleri duymayı hiç beklemiyordum. Sarhoş, karısına şiddet uygulayan birini dövdüğüm için bana mı kızacaktı?
Gerçekten şaşırmıştım.
