10. bölüm · Zihin Prangası

Kristaldeki Çatlak ve Kadim Hafıza

Hasan Aldemir

Bölüm 10: Kristaldeki Çatlak ve Kadim Hafıza
Engizisyon gemilerinin okyanusun derinliklerinde birer kristal heykele dönüşerek batışını izlemek, Julian için bir zaferden çok, evrenin dokusuna atılmış ağır bir dikiş gibi hissettiriyordu. Aethelgard’ın mavi ışığı sönmeye başladığında, kuledeki sessizlik Saint-Lazare zindanındaki o sağır edici sessizliği anımsattı. Bilgi, bir kez daha kanla mühürlenmişti. Julian, parmak uçlarının hâlâ kristal panelin ısısıyla karıncalandığını hissediyordu; "Zihin Prangası" defteri ise masanın üzerinde, sanki yaşayan bir organizma gibi ağır ağır soğuyordu."Gittiler," dedi Julian, sesi bir fısıltıdan farksızdı. "Onları doğanın kendi diliyle susturduk, Arkon."Yaşlı lider, bakışlarını ufuktan ayırmadan iç geçirdi. Kristal kolyesi artık parlak değil, solgun bir griye bürünmüştü. "Onları susturduk Julian, ama bedelini ödemeye hazır mısın? Bu enerji rastgele bir güç değildir. O, Aethelgard’ın hafızasıdır. Onu bir silaha dönüştürerek, kendi geçmişimizden bir parçayı feda ettik."Julian, Arkon’un bu gizemli uyarısını anlamaya çalışırken, şehrin sokaklarından gelen bir çığlık kuleye kadar ulaştı. Aşağıya baktığında, az önce ışık saçan o devasa kulelerin ve bahçelerin bazı kısımlarının kararmaya başladığını gördü. Sanki birisi şehrin ruhuna siyah bir mürekkep damlatmış gibi, kristal yapılar çatlıyor ve içlerindeki o hayat dolu ışık sönüyordu."Ne oluyor?" diye sordu Julian, panikle aşağıya koşmaya başlayarak."Kristaldeki çatlak yayılıyor," dedi Arkon, Julian’ın peşinden gelerek. "Bizim teknolojimiz bir döngü üzerine kuruludur. Almak ve vermek. Sen sadece aldın. Benedict’in nefretini yok etmek için Aethelgard’ın sevgisini harcadın. Şimdi denge kendini düzeltmeye çalışıyor."Şehrin merkezindeki büyük meydanda toplandıklarında, Julian daha önce hiç görmediği bir manzarayla karşılaştı. Şehrin kütüphanesi —bilginin kristalleştiği o devasa kubbe— toz bulutları içinde çöküyordu. Ama bu çöküş fiziksel değildi; binlerce yılın birikimi olan veriler, ışık hüzmeleri halinde havaya karışıp yok oluyordu. Julian, Saint-Bonaventure Kütüphanesi'ni ve oradaki kitap kokusunu düşündü. Orada kitaplar yanıyordu, burada ise düşünceler buharlaşıyordu.Tam o sırada, kütüphanenin yıkıntılarının arasından bir figür çıktı. Bu, Julian’ın gemideki dilsiz dostu Elian’dı. Çocuk, elinde parlayan bir kristal parçası tutuyordu. Elian’ın gözleri artık korkuyla değil, kadim bir bilgelikle bakıyordu. "O konuşuyor," dedi Arkon, Elian’ı işaret ederek. "Kristallerin dili, saf bir ruhun içinde ses bulur."Elian, elindeki kristali Julian’a uzattı. Kristal, Julian’ın tenine dokunduğu anda, zihnine devasa bir imge seli boşaldı. Julian, kendi geçmişini değil, insanlığın henüz yaşamadığı bir geleceği gördü. Devasa demir kuşların uçtuğu şehirler, gökyüzüne ulaşan kuleler, görünmez ağlarla birbirine bağlı insanlar... ve sonra, tüm bu ihtişamın büyük bir alev topuyla kül oluşunu. Aethelgard, bu felaketten kaçanların kurduğu bir sığınaktı. Onlar, "ilerleme" denilen canavarın dünyayı nasıl tükettiğini görmüş ve saklanmayı seçmişlerdi."Biz bir hata yaptık," diye mırıldandı Julian, kristalin gösterdiği o vizyonun ağırlığıyla sarsılarak. "Eski dünyayı buraya getirmemeliydim. Benedict sadece bir başlangıçtı. Eğer bu teknolojiyi eski dünyanın hırsıyla birleştirirsek, vizyondaki o sonu kendi ellerimizle yazarız."Arkon, Julian’ın omzuna elini koydu. "İşte bu yüzden 'Zihin Prangası'nı yazdın Julian. Sen farkında olmasan da, ruhun o felaketi engellemek için bir anahtar arıyordu. Ama anahtar dışarıda değil, içerde."Julian, defterine baktı. Formüller, denklemler, yerçekimi bükücüler... Hepsi birer silahtı. Eğer insanlık ahlaki bir evrim geçirmeden bu teknik güce ulaşırsa, sadece daha etkili bir şekilde birbirini öldürecekti. Julian, o an hayatının en zor kararını verdi. Kendi dehasını, kendi varoluş amacını yok etmesi gerekiyordu."Şehri kurtarabiliriz," dedi Julian kararlı bir sesle. "Enerjiyi geri verebiliriz. Ama bunun bir bedeli var. Tüm formüllerimi, tüm keşiflerimi kristal ağa geri yüklemeliyim. Ben sıradan bir adam olacağım, dâhi Julian ölecek. Ve Aethelgard, kendini dünyadan tamamen mühürleyecek.""Bu, zihnini sonsuza dek karanlığa gömmek demektir," dedi Arkon. "O muazzam zekandan geriye sadece basit bir denizcinin anıları kalacak.""Prangalar," dedi Julian gülümseyerek, "sadece demirden olmaz Arkon. Bazen zekanın kendisi de bir prangadır. Özgür olmak istiyorsam, her şeyi unutmalıyım."Julian, şehrin ana enerji çekirdeğine, o devasa parlayan kalbe doğru yürüdü. Elinde "Zihin Prangası" defteri vardı. Defteri çekirdeğin içine bıraktığında, kağıtlar ışığa dönüştü. Julian’ın gözleri parladı, zihnindeki binlerce karmaşık denklem birer birer silinmeye başladı. Bir an için evrenin tüm sırlarını gördü —ve sonra, her şey karardı.