7. bölüm · Zen xin
BÖLÜM 7: Duyguların İptali
Zen’in kendi parmak uçları göğsüne değdiği an, ruhunun en derin katmanlarına dokundu. Şu an neyi söküp alması gerektiğini çok iyi biliyordu. İçinde bir ur gibi büyüyen, onu aciz kılan o iki kavramı kavradı: Panik ve Korku.
Zen, kendi özünden bu iki duyguyu tek bir hamlede söküp attı.
O an, odadaki atmosfer tamamen değişti. Zen’in az önce korkuyla titreyen o sarı gözleri aniden buz gibi bir ciddiyetle kaplandı. Yüzündeki o çaresiz, sarsılan ifade tamamen silinmiş; modern blowout kesim saçları bile sanki bu yeni, sarsılmaz iradeyle birlikte kusursuz bir hizaya gelmişti. Artık acı çeken o lise öğrencisi yoktu; karşısında duran varlık, duygularından arınmış saf bir mantık abidesiydi.
Korkunun prangalarından kurtulan zihni, dedektifin sözlerini saniyeler içinde analiz etti ve soğuk bir ses tonuyla mırıldandı:
"Bunlar yanlış düşünüyor... Benim bir zıttım olamaz. O çocuk da benim yaptığımın aynısını yapıyor olmalı. Ve eğer iki mutlak silici karşı karşıya gelirse... İşte o zaman dünya gerçekten yok olur."
Zen, belindeki beyaz-altın kaplama katananın kabzasını hırkasının altından hafifçe kavradı. Artık bu sorgu odasında geçirecek tek bir saniyesi bile yoktu. Oturduğu metal sandalyeden yavaşça ayağa kalktı ve kapıya doğru yöneldi. Tam sorgu odasından çıkacakken, arkasındaki masada oturan dedektifin sigara dumanının ardındaki sesi yükseldi. Ses tonu otoriter ve tehditkardı:
"Hiçbir yere gidemezsin çocuk. Artık devletin gözetimi altındasın. Burada kalacaksın."
Dedektif, arkasındaki iki silahlı polise işaret verdi. Zen adımlarını durdurdu. Sırtı onlara dönüktü. Kozmik evrenin en kırık, en muazzam gücüne henüz kavuşmuşken; buradaki birkaç fani et parçasına boyun mu eğecekti? Asla. Güç onun damarlarındaydı ve bu dünyaya kuralları öğretme sırası ondaydı.
