5. bölüm · Zen xin

BÖLÜM 5: Sorgu Odasındaki Sır

Mirac Sari

Siren sesleri kapının önüne dayandığında, koridorun ağır havası polislerin sert adımlarıyla bölündü. İçeri giren ilk memur, yerdeki bilincini yitirmiş çocuğun ve karşısındaki sarı gözli gencin yarattığı vahşet tablosuyla donakaldı. Silahına davranmadan önce Zen’e doğru sertçe öne atıldı. "Neler oluyor burada? Çek ellerini!" diyerek Zen’i yakalamaya çalıştı.
Ancak memurun eli Zen’in omzuna temas ettiği an, acı bile yayılmaya fırsat bulamadan adamın eli dirseğine kadar varoluştan silindi. Koridor polislerin panik çığlıklarıyla sarsılırken, sağlık görevlileri yerdeki çocuğu aceleyle sedyeye alıp ambulansa doğru taşımaya başladı.
Diğer polisler ne olduğunu anlayamadıkları bu görünmez gücü alt etmek için Zen’in üzerine çullandı. Onu yere yatırmaya, kelepçelemeye çalıştılar; fakat hiçbiri ona dokunamıyordu. Zen’in bedenine temas eden her el, her üniforma parçası, o mutlak sınırla çarpıştığı an evrenin dokusundan kazınarak yok oluyordu. Zen, etrafını saran bu dehşet dalgasının ortasında panikle elini hırkasının cebine uzattı. Parmakları, orada olmaması gereken ama bir şekilde eline gelen o beyaz-altın kaplama katananın kabzasına değdi.
Nedenini bilmediği bir içgüdüyle katanayı kavradı ve hızla kenara, boş koridora doğru fırlattı. Kılıç beton zeminde çınlayarak sürüklenirken, Zen’in etrafındaki o mutlak savunma duvarı aniden çöktü. Zen artık dünyaya dokunulabilir, kırılabilir hale gelmişti. Katananın varlığı, bu kozmik laneti dizginleyen gizemli bir mühür gibiydi.
Savunmasız kalan Zen, polisler tarafından acımasızca yere yatırıldı. Çevrelerindeki arkadaşlarının uzuvlarının silinişini gören memurlar, büyük bir panik ve nefretle Zen’i ters kelepçe yapıp polis arabasının arkasına fırlattılar.
Çok geçmeden Zen, metal bir masanın ve tek bir lambanın aydınlattığı o soğuk, karanlık sorgu odasındaydı. Karşısında oturan deneyimli dedektif, titreyen ellerini gizlemeye çalışarak sigarasından derin bir nefes çekti. Gözlerini Zen’in o gizemli sarı gözlerine dikti. Odadaki sessizlik, yaklaşan daha büyük bir fırtınanın habercisiydi. Dedektif öne doğru eğildi ve sesindeki o tehditkar, bilmiş tınıyla sordu:
"Bu dünyada... Tek olduğunu mu düşünüyorsun?"