3. bölüm · Zen xin
BÖLÜM 3: Boşluğun Dokunuşu
Zen, aynadaki yansımasına bakarken içindeki o şüpheyi söküp atamıyordu. Gece yaşananlar bir delilik senaryosundan farksızdı. Ancak gerçeği öğrenmenin tek bir yolu vardı: Korkunun kaynağına, okula geri dönmek.
Okul koridorunun o tanıdık, kasvetli havası Zen’i karşıladığında gölgeler gecikmedi. Yıllardır ona acı çektiren o zorba grup, her zamanki kibirli gülümsemeleriyle önünü kesti. Liderleri olan çocuk, Zen’in tepkisizliğini görünce öfkeyle öne atıldı. Zen, alışkanlıkla darbeyi karşılamak için tam gardını alacaktı ki... Zaman sanki yavaşladı.
Zorbanın havayı yırtarak gelen o sert yumruğu, Zen’in yüzüne santimetreler kala durdu. Hayır, durmadı. Yumruk, Zen’in etrafındaki görünmez bir mutlak sınırla temas ettiği an, kavramsal olarak varoluştan silindi.
Ne bir kan aktı ne de bir acı hissedildi. Acı hissinin bile var olamadığı bir hiçlikti bu. Çocuk şaşkınlıkla geri çekilip koluna baktığında, çığlığı tüm koridorda yankılandı. Dirseğinden aşağısı, sanki bu dünyada hiç var olmamış gibi tamamen yok olmuştu. Etrafındaki diğer gençler dehşet içinde geriye doğru çil yavrusu gibi dağıldı. Koridoru saf bir korku kaplamıştı.
Zen, kendi etrafında dönen bu mutlak savunmanın dehşeti karşısında ne yapacağını bilemedi. Sarı gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Ama içindeki o bastırılamaz merakla, acı içinde kıvranan çocuğa doğru yavaşça elini uzattı.
Kozmik varlığın hediyesi zihninde yankılandı: Her kavrama dokunabilmek...
Bu bir lütuftan ziyade, dünyayı kökünden sarsacak bir lanetti. Zen’in parmak uçları, çocuğun omzuna doğru yaklaştı. O an Zen sadece et ve kemiğe değil; o çocuğun varlığına, yaşam hakkına ve "kaderine" dokunduğunu hissetti. Eli çocuğun tenine tam değdiği anda...
