3. bölüm / 4
Zamanın FırtınasıBölüm 2
Bölümler 4Şu an: Bölüm 2
- 1 HİKAYE BAŞLANGIÇI315 kelime
- 2 Bölüm 1775 kelime
- 3 Bölüm 2930 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Bölüm 3371 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Okyanusun en derin yarasında, basınca ve zifiri karanlığa hükmeden Atlantis Sarayı, sahte bir sükunete gömülmüştü. Deniz Tanrısı Poseidon, tahtında geriye yaslanmış, Olimpos’un kazandığı o son, kanlı zaferin yorgunluğunu soluyordu. Ancak bu asırlık sessizlik, sarayın kristal sütunlarında yankılanan kaba ve küstah adım sesleriyle bir anda çatladı.
Kapıdaki muhafızlar mızraklarını çapraz koyarak gelen devasa gölgeyi durdurmaya yeltendi. Karşılarındaki, gökyüzünün sonsuz ağırlığı altında ezilmesi gereken kaçak Titan Atlas’tı. Muhafız lideri, korkusunu maskeleyen bir kükremeyle bağırdı:
"Dur! Sürgün edilmiş bir mahkumun yeri burası değildir. Göğün yükünden nasıl sıyrıldın?"
Atlas, yüzündeki o çarpık tebessümle mızrakların ucuna baktı. "Efendinize sadece küçük, zehirli bir masal getirdim," dedi tok bir sesle. "Ona önemli bir haber vereceğim"
Mesaj taht odasına ulaştığında Poseidon’un gözlerinde fırtına öncesi bir durgunluk belirdi. Şaşkınlığını kibrinin arkasına gizleyerek, "İçeri alın," dedi buz gibi bir sesle. "Zincirlerini nasıl kırdığını kendi ağzından duyacağım."
Atlas içeri süzüldüğünde Poseidon yerinden kımıldamadı bile. Üç çatallı mızrağını gevşekçe tutuyor, dışarıya sarsılmaz bir mağrurluk veriyordu. Fakat içten içe sinsi bir öfke ve muazzam bir merak zihnini kemiriyordu.
"Atlas..." dedi Poseidon, sesi derin bir uğultu gibi odayı doldurdu. "Bu ne cüret? Sen o uçurumun kenarında diz çökmüş olmalıydın. Kim seni o lanetli yükten kurtaracak kadar delirdi? Şimdi senin yerinde kim var?"
Atlas, Deniz Tanrısı’nın bu yapay sakinliğinin altındaki sabırsızlığı sezdi. Geniş salonda yavaşça turlayarak sırıttı:
"O koca yükü artık ben taşımıyorum, Poseidon. Benim yerime, son savaşta bizi hüsrana uğratan o iki yetersiz Titan, Prometheus ve Krios göğü sırtlanmış durumda. Yeni liderimiz, o iki beceriksizin cezasını gökyüzünü birkaç canavarla birlikte taşımaya mahkum ederek kesti. Beni ise... Kendi sağ kolu, veziri yaptı."
Poseidon’un parmakları mızrağın üzerinde hafifçe kasıldı. Karşısındaki bu gizemli, yeni gücün kim olduğunu deliler gibi öğrenmek istiyordu. "Yeni bir lider demek..." diye mırıldandı, gözlerini Titan'a dikerek. "Olimpos’un kazandığı o zaferin arkasında kim varmış?"
Atlas, Ryan'ın adını telaffuz etmedi. Dudaklarındaki o alaycı, tiyatral gülümsemeyle Poseidon’a doğru birkaç adım yaklaştı ve psikolojik oyununu başlattı:
"Ah, kudretli denizlerin efendisi... Seni sonunda böyle görebilmek ne büyük keyif. Sessiz, yorgun ve geçmişteki o büyük günahlarının ağırlığı altında ezilmiş bir halde..."
Bir adım daha attı, sesi adeta zehirli bir sarmaşık gibi odaya yayıldı:
"Büyük zaferinin gölgesinde otururken, söyle bana... Geçmişin tozlu sayfalarından kopup gelen, unutulmuş küçük bir melez kızın hikâyesini dinlemek ister misin?"
Poseidon'un bakışları anında buz kesti, çenesi kasıldı ama açığını yakalamak için Atlas’ı sessizce dinlemeyi seçti.
"Bir zamanlar..." dedi Atlas, sesini bilerek acı bir tona bükerek. "Kendi öz babası tarafından Olimpos’un o bencil taht oyunlarına kurban edilmiş, yapayalnız bir çocuk vardı. Denizlerin o hırçın melodisiyle doğmuştu doğmasına ama kader onu sularından koparıp çok uzaklara savurdu. O küçük, masum kız, Tartarus’un en zifiri karanlığında, mutlak bir gücün gölgesinde büyüdü."
Titan, odanın içinde yankılanan uğursuz bir kahkaha patlattı.
"Evet, eski efendim Kronos onu buldu, Poseidon. Kızın o çaresiz, kör zihnine her gün aynı zehirli doğruları fısıldadı: 'Baban seni hiçbir zaman sevmedi. Olimpos seni ölüme terk etti.' Ve ne feci bir yıkımdır ki... O melez çocuk, bu fısıltıların her bir kelimesine canıyla, kanıyla inandı."
Poseidon'un mavi gözleri fırtına öncesi bir deniz gibi kararmaya başladı. Kalbi hızla çarpıyor, sanki azgın dalgalar bedeninin içinden geçiyormuş gibi hissediyordu. Zihninin en derin, en karanlık köşesinde tozlu bir anı kıpırdandı.
Atlas, karşısındaki tanrının sarsıldığını görerek sesini daha sert ama daha keyifli bir tona çıkardı:
"Titanlar büyüttü onu. Gücünü senin sularından aldı belki ama o kırık kalbi tamamen Kronos'un o sert, acımasız taşından dövüldü. Anlayacağın Poseidon; onun damarlarında senin asil kanın akıyor olabilir ama onun ruhunu, varlığını ve sadakatini biz ilmek ilmek işledik. Artık o... Karanlığın en sadık çocuğu."
Sarayın içindeki suların akışı bile bir anlığına durdu. Etrafa çöken mutlak sessizlik, yaklaşan bir felaketin habercisi gibiydi.
Poseidon'un mızrağı tutan elleri belli belirsiz titremeye başladı. Okyanus tabanından yükselen sıcak buharlar taht odasını sararken gözlerini sıkıca kapadı. Tam o an zihninde, asırlardır kaçtığı o feci sesler yankılandı: Ormanda ağlayan küçük bir kız çocuğu, ardından etrafı inleten bir kadın çığlığı ve en sonunda Kronos'un o muzaffer, karanlık kahkahası...
Atlas, sinsi bir fısıltıyla son darbeyi vurdu:
"Söylesene denizlerin babası... Tahtını korumak için arkanda bırakıp kaçtığın o öz kızının adını bile hatırlıyor musun, yoksa çoktan unuttun mu?"
Poseidon'un aldığı nefes boğazına düğümlendi. Birden sarayın tüm surları sarsıldı, sular kudururcasına kabardı ve okyanusun derinliklerinde asırlardır görülmemiş büyüklükte bir fırtına patlak verdi.
Poseidon gümbürdercesine, tüm öfkesini kusarak kükredi:
"Yeter!"
Kudurmuş dalgalar devasa bir kırbaç gibi Atlas'a çarpar ancak Titan sadece sırıttı. Su kütlesinin içinden, sanki fiziksel bir bedeni yokmuş gibi, bir hayalet rahatlığıyla sıyrılıp çıktı.
"İşte aradığım o tanrısal öfke," dedi Atlas uzaklaşırken. "Nihayet biraz duygu kırıntısı görebildik. Ama inan bana çok geç, Poseidon. O çocuk artık senin sularına değil, bizim karanlığımıza bakıyor."
Titan'ın gölgesi sarayın koridorlarında kaybolurken, okyanusun üzerinde gök yarıldı. Poseidon, tahtının önüne dizlerinin üstüne çöktü. Parmaklarını sarayın zeminine geçirip toprağı sıkar gibi sıktı. Göğsü hızla inip kalkıyordu.
Yıllar önce ormanda kaybolan, öldüğünü varsaydığı kızı... O küçük, koyu mavi gözlü melez... Ryan...
İsim zihninde şimşek gibi çaktı. Kalbine kör bir bıçak saplanmış gibi hissetti. O olabilir miydi? Kronos'un arkasındaki o gizli lider, onun kendi kanından olan küçük kızı olabilir miydi?
Poseidon derin bir nefes aldı, gözlerini kapatıp başını hızlıca iki yana salladı. Kibrine, tanrısal mantığına bu feci ihtimali konduramadı, kondurmak istemedi.
"Hayır," diye mırıldandı kendi kendine, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak. "Yok canım... Bu kesinlikle imkansız."
Dört yaşında yapayalnız kalmış ölümlü bir melez çocuğun, Tartarus'un o vahşi dibinden sağ çıkıp koca bir Titan ordusunun başına geçmesi akıl kârı değildi. Kronos, sırf onun dengesini bozmak, vicdan azabıyla onu delirtmek için Atlas'ı gönderip bu zalim oyunu oynamıştı.
Poseidon, göğsünü sıkıştıran o korkunç şüpheyi ve Ryan'ın hayalini zorla kafasından uzaklaştırdı. Bu ihtimali zihninin en derin, kilitli odalarına hapsatmek için kafasını sallayıp o düşünceyi itti. Ancak fırtına dinmedi; çünkü bu kez denizin kendisi içten içe ağlamaktaydı.
Bölüm etkileşimi
