1. bölüm / 5
Yüksek Güçler1.Bölüm
Bölümler 5Şu an: 1.Bölüm
- 1 1.Bölüm941 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2.Bölüm1.668 kelime
- 3 3.Bölüm550 kelime
- 4 4.bölüm891 kelime
- 5 5.Bölüm453 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ekim 2026/Türkiye
"Kızları bulman çok iyi oldu, mükafatını fazlasıyla alacaksın," dedi otuz sekiz yaşındaki adam. Sesinde, yılların getirdiği tecrübenin ve üstünlük duygusunun soğuk tınısı vardı. Üzerinde, kusursuz beyazlıktaki gömleği dışında simsiyah, penye kumaştan dikilmiş ve üzerine adeta bir gölge gibi dökülen, paltodan hallice tuhaf bir giysi vardı. Başındaki fötr şapkanın geniş siperliği ve aralarına zamansız beyazlar karışmış uzun sarı saçları, yüzünün hatlarını tekinsiz bir gizemle örtüyordu; yine de memnuniyetle aşağı yukarı sallanan başı, içindeki kibirli gururu ele veriyordu. Uykusuzluktan morarmış gözaltlarının aksine, tekinsiz bir sevinç ve tehlikeli bir kıvılcımla parıldayan büyük gözleri, solgun yüzünde adeta iki kor gibi parlayarak derin bir tezatlık yaratıyordu.
Önünde duran vintage tarzı, solmuş çiçek desenleriyle süslü porselen fincandan sakin, acelesiz bir yudum aldı. Fincanı indirdikten sonra gözlerini ayırmadan içine, sanki kendi geleceğini okur gibi bakması, ikramı beğendiğinin sessiz bir kanıtıydı; ne de olsa fincandaki sıradan bir çay değil, kokusu odaya yayılan has Darjeeling çayıydı.
Karşısında ise bohem tarzın tüm salaşlığını ve esrarengizliğini üzerinde taşıyan, kendisiyle benzer yaşlarda, Hint kökenli esmer bir kadın oturuyordu. Derin bakışları ve gizemli aurasıyla adamın asıl muhatabı olan bu kadının odası, zamanın ötesinden kalma koyu renklerin ağırlıkta olduğu, kasvetli bir estetik anlayışıyla döşenmişti. Göze çarpan ilk detay, oturdukları masanın biraz uzağında, odanın karanlık köşesinde yükselen, üzeri ince işçilikle bezenmiş antika bir tahta masaydı; bu masanın üzeri büyü ritüellerinde, kadim tılsımlarda ve fal seanslarında kullanılan mistik, tekinsiz eşyalarla doluydu. Masanın hemen altında, gölgelerin arasında ise huzursuzca uyuklayan, sanki odadaki büyü kokusunu soluyan simsiyah bir kedi göze çarpıyordu. Odaya sinen ve insanı uyuşturan yoğun sandal ağacı kokusu, köşede ağır ağır tüten pirinç tütsülükten yayılıyordu.
Kadın, duvarda asılı duran örgü rattan bohem tabloya kısa bir süre bakıp sanki oradan güç alırcasına düşündü, ardından gözlerini yeniden adamın solgun yüzüne çevirdi. Dirseğini kütük görünümlü ahşap masaya yaslarken, kolundaki ağır metal bileklikler odada tekinsiz bir melodiyle şıngırdayarak yankılandı. Bakışları, büyük masanın üzerinde bir yelpaze gibi açılmış duran tarot destesine kayarken, dudaklarından dökülen kelimeler adeta bir fısıltı gibi odayı doldurdu:
"Okul çağında olmaları işimi çok kolaylaştırdı. Bölgede büyü bırakmadığım, tılsımlamadığım tek bir lise bile kalmamıştı. Hatta aralarında zengin bir aileye evlatlık gitmiş olanı, şanslı olanı falan varsa diye özel okulların duvarlarına bile o karanlık enerjiyi yerleştirmiştim. Gerçekten de hedeftekilerden biri tam da tahmin ettiğim gibi zengin bir ailenin kızı çıktı."
Karşısındaki adam, oturduğu retro tarzı, yıpranmış tek kişilik kadife koltuğa hafifçe yaslandı. Bakışlarını, pencereleri örten koyu renk ağır perdelerin arasından dışarıya, az önce dinen yağmurun ardından renkleri adeta bir tablo gibi canlanan şehre çevirdi. Bu kaotik manzarayı bir süre izlemesinden, dışarıdaki puslu ve gri havadan gizli bir keyif aldığı netçe anlaşılıyordu. Masadan eline bir adet yöresel külünce kurabiyesi aldı ve gözlerini kadının sürmeli gözlerine çevirme gereği duymadan, mesafeli ve buyurgan bir ses tonuyla konuştu:
"Yersiz sohbetleri, geçmiş başarıları uzatmaya gerek yok. Ne istediğini söyle."
Umursamaz tavrını bozmadan kurabiyeyi tek lokmada ağzına attı. Kadın ise sürmeli gözlerini büyük, neredeyse çiğ bir açgözlülükle adama dikmişti; adeta adamın ruhunu okumak istiyordu:
"Sizin dünyanızdan, sadece sizin sahip olabileceğiniz bir şey koparmak istiyorum; Gobliconç bitkisini... Koparmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum ama ona hayati bir şekilde ihtiyacım var."
Adam ona bakan hafif açılan gözlerinde şaşkınlığını gizleyemeden, memnuniyetle kafasını salladı:
"Güzel, nihayet öğrenmişsin; bizim diyarımızdan herhangi bir şeyin ismi yazıldığı gibi okunur."
Dahasında adam, yüzünde "İsteye isteye bu basit şeyi mi istedin?" der gibi, kibirli bir ifadeyle gülümsedi. Bakışları tekrar birbirine sürttüğü parmak uçlarındaydı, kadının daha yüzüne bakma lütfunda bulunmuyordu.
Kadının yüzüne bakmadan, "O iş kolay," diye kestirip attı, sanki doğaüstü bir gücü çocuk oyuncağıymış gibi görüyordu. Kadın, gözlerini masanın öbür ucunda duran açık tarot destesine, özellikle de hilekarlığı, gizli planları ve kaçışı simgeleyen Kılıç Yedilisi kartına dikti; içindeki şüphe büyüyordu. Ardından bakışlarını yeniden adamın yüzüne çevirdi. Adam ise kendinden son derece emin, her şeyi tek bir hamleyle halledebilecek bir güç gösterisi içindeydi. Kadın içindeki korkuyu bastırmaya çalışarak sesini hafifçe kıstı ve sordu:
"Anlaştık, değil mi? Sözünden dönmeyeceksin?"
Adam bu kez gözlerini doğrudan tarot destesinin olduğu tarafa çevirdi ve kartların üzerindeki figürleri süzerek konuşmaya başladı:
"Herhalde ben gelmeden önce baktığın fal seni derin bir kuşkuya düşürmüş. Aslına bakarsan, benden yapamayacağım ya da işime gelmeyen bir şey isteseydin, tam da o karttaki yedi kılıcı arkasına bakmadan çalıp giden o adam gibi yapar, burayı terk ederdim. İçin rahat olsun, kartların ne kadar acımasızsa ben de ne yapacağımı söyleyecek kadar açık bir adamımdır."
Son cümlesini söylerken yüzüne, tekinsizliğini gizleyen sahte bir tebessüm yayıldı. Bazen insana hipnotik bir güven veren, son derece sıcak bir gülümseme takınabiliyordu; tıpkı şu an olduğu gibi. Ancak saniyeler içinde yüzündeki tüm sıcaklık silindi, ciddileşerek detayları sıraladı:
"Bitkiyi toprağıyla getirsem bile senin bu fani dünyada ona bakman, onu yaşatman imkansız. Bu yüzden onu özel, tılsımlı bir fanusun içinde muhafaza ederek getireceğim. Çiçeğin yaydığı mistik etkinin, bildiğin üzere, ruhani varlıklar üzerinde doğrudan ve cezbedici bir tesiri var; bu yüzden çok dikkatli olmalısın, gözünü kırptığın an o varlıkların çiçeği çalmaları an meselesi olur. Seninle aramı iyi tutmayı ben de istiyorum çünkü henüz işimiz bitmedi. Bu sana üçüncü gelişim; en az dört, hatta beş sefer daha bu kapıyı çalmak zorunda kalacağım."
Kadın, gözlerinde beliren hevesli bir parıltıyla öne doğru atıldı, parmaklarını masaya geçirdi:
"Evet, biliyorum! Kızları buraya getireceksin ve benden yine yeni bir ruhu, yeni birini bulmamı isteyeceksin."
Adam, kadının sözünü keserek sakin ama buz gibi net bir tonla araya girdi:
"Evet, evet... Bunları zaten en başında kararlaştırmıştık. Bu yüzden seninle arayı bozmak şu aşamada benim de işime gelmez."
Kadının omuzlarındaki o ağır gerginlik uçup gitti, en azından şimdilik rahatlamış görünüyordu. Adam tabaktan bir külünce kurabiyesi daha alıp çevik bir hareketle ayağa kalktı. Diğer eliyle kadının elini sıkarken yüzündeki o sahte, insanı büyüleyen sıcak gülümsemeyi tekrarladı.
Kadın ise yaşadığı karanlık hayatın izlerini taşıyan, yaşına göre fazlasıyla kırışmış olan yüzünü buruşturarak bu tebessüme yarım yamalak, tekinsiz bir karşılık verebildi.
Bölüm etkileşimi
