4. bölüm / 5
YİTİRİLMİŞ ANILAR ÇÖPLÜĞÜ4. Bölüm: Aynı Gün, Aynı Kaldırım
Bölümler 5Şu an: 4. Bölüm: Aynı Gün, Aynı Kaldırım
Sabah, perdelerin arkasından sızan puslu bir ışıkla başlamıştı. Gözlerimi açtığımda oda hâlâ yarı karanlıktı, duvarda asılı duran saatin sesi mekânda yankılanıyordu. Saate bakmadan bile geç kaldığımı hissettim. Bedenimin içinden sarkan bir yorgunluk vardı; sadece fiziksel değil, sanki ruhumun da yük taşımaktan beli bükülmüş gibiydi.
Koltuğun kenarından doğrulurken, omzumdaki ağırlığı hissettim. Sanki biri gece boyu üzerime oturmuş, uykumu bastırmıştı. Yavaşça ayağa kalktım. Ayaklarım yere tam basmıyor gibiydi. Banyoya yürüdüm. Aynanın kenarı hâlâ çatlak, su hâlâ yavaş akıyordu su vardı. Ellerimi yıkarken aynada gözlerime bakmaktan kaçındım. Bugün aynada kimseyle yüzleşmek istemiyordum.
Küçük mutfak, sabah serinliğinde daha da soğuk geliyordu. Çaydanlığı ocağa koydum. Ekmeklerin bayatlamış olduğunu bildiğim halde o bayat ekmeğe sarıldım. Bir iki domates dilimledim, üzerine biraz peynir ezdim. Sessizce masaya oturdum. Ekmek ağzımda dağılmıyordu, sanki boğazım kuru toprak gibi her lokmayı geri itiyordu.
Çay kaynarken, gözüm pencerenin dışına kaydı. Sokakta gri bir boşluk vardı. Kaldırımlar henüz kirlenmemişti. Ama ben onların üstünden geçen insanların içini bilirdim. Temiz gibi görünürlerdi ama ayak izleri çamurdu. Çayın fokurtusu beni bulunduğum ana çekti. Kalktım, bardağı doldurdum. Masaya oturdum ve usulca içmeye başladım. Çay boğazımda sıcak bir iz bırakmış,ama içimi ısıtmamıştı.
İş kıyafetimi giyerken elim yavaşladı. Sararmış yaka, yıpranmış dizler, sökülmüş bir cep… Bu kıyafet sadece bedenimi değil, hayatımı da sarıp sarmalıyordu sanki. Kapıya yönelmeden önce deftere kısa bir göz attım. Dün geceki notun bulunduğu sayfa hâlâ açık duruyordu. Yazdığım hikâyenin son cümlesine baktım bir kez daha:
“Belki bir gün...biri okurdu."
Kendime bile itiraf edemediğim bir düşünce vardı içimde: “Belki biri beni de okurdu.”
Kapıyı çekerken evin içinden gelen sessizlik, ardımda bırakmaya çalıştığım bir gölge gibi peşimden sarkıyordu. Dışarıya adım attım. Sokakta serin bir rüzgâr vardı. Güneş hâlâ tam doğmamıştı. Mahallenin köşesindeki fırından gelen ekmek kokusu dışında havada anlamlı bir şey yoktu.
Ayşe Teyze karşıdan yürüyordu. Başındaki mor yazması her zaman olduğu gibi hafifçe yana kaymıştı. Beni görünce gülümsedi.
“Bugün daha iyisin gibi Murat’ım,” dedi.
Ne demekti bu? Daha iyi neye göre? Gülümsedim ama cevap vermedim. Bazen sessiz kalmak, en dürüst cevaptı.
İşe doğru yürürken, çöp kutularının arasında bir tanesi dikkatimi çekti. Üst kısmı açık kalmış, içinden bir kumaş sarkıyordu. Eğildim, çekip çıkardım. Küçük, yıpranmış bir oyuncak tavşandı bu. Bir kulağı kopmuş, gövdesi kirliydi. Oyuncağın göğsünde bir isim vardı tükenmez kalemle yazılmış:
“Duru”
Yanında bir kâğıt daha vardı, buruşturulmuş ve neredeyse silinmiş. Kağıdı açtım, bazı kelimeler seçilemiyordu ama bir cümle dikkatimi çekti:
"Annem bunu istemedi, ben hep sakladım."
Yine aynı his. Yine içime inen, sessizce çığlık atan bir cümle. Bu şehir, kaç tane çocuğun sesiyle doluydu? Bu oyuncaklar, kaç hatıranın taşıyıcısıydı?
Süpürgeyi yere koydum. Cebimden defteri çıkardım. Bir kaldırım kenarında, ayakta, hızlıca birkaç satır karaladım:
-Duru belki altı yaşındaydı.Oyuncak tavşanı hep yanında taşırdı.Annesi her taşınmada ,'Bunu da mı alacaksın?'diye söylenirdi.Duru ise hep 'O benim kalbim.'derdi.O gün annesi sinirlendiği için oyuncak tavşanı çöpe attı.Duru sadece izledi.O gün,ilk defa kalbi kırıldı.Ama ağlamadı.Çünkü annesi ağlarsa da kızacaktı.Duru büyüdü.Tavşan yıllar sonra bir çöpün içinde basit bir çöpçü tarafından bulundu."
Sayfayı kapatmadan önce küçük bir çizim yaptım. Bir tavşan silüeti. Yanına üç nokta koydum. Çünkü bu hikâye de yarımdı. Tıpkı ben gibi.
Gün boyu bu hikâyeyi düşündüm. Süpürdüğüm her kaldırımda Duru vardı. Bazen köşeden bana bakıyordu. Bazen kopuk kulağını arıyordu. Saatler geçti. Gün bitti. Eve döndüm. Akşam yemeğini yine geçiştirdim. Sadece bir tabak çorba içtim. Sonra deftere tekrar döndüm.
Ama bu defa kendime yazmaya başladım.
-Kaan, Seni son gördüğümde oyuncaklarını sıraya diziyordun. Şimdi ben, sokakta başkalarının oyuncaklarını topluyorum. Onlara hayat yazıyorum. Senin hikâyen eksik kaldı. Belki bir gün, senin için de bir sayfa açarım. Ama o sayfa benim elimde olmayacak. Belki bir gün... sen yazarsın.
Bölüm etkileşimi
