1. bölüm / 2
Yirmi dört saatGiriş
Bölümler 2Şu an: Giriş
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir imkansız aşktı benimkisi
Aslında “bizimkisi” demek isterdim. Çünkü o aşk, ikimizin kalbinde de aynı anda filizlenmişti. Öyle güzel başlamıştı ki, insan bazı hikâyelerin hiç bitmesini istemezdi. Ben de istemedim. O gece, o otobüse bindiğimde yalnızca yirmi dört saatlik bir yolculuğa çıktığımı sanıyordum. Meğer hayatımın en unutulmaz anlarına gidiyormuşum.
Dışarıda yağmur yağıyordu. Gökyüzü, geceyi ağır gri bulutlarla örtmüş; soğuk ve ıslak bir akşamı şehrin üzerine bırakmıştı. Otobüs terminalinin camlarına vuran yağmur damlalarını izlerken kendime kızmadan edemiyordum.
Neden uçak bileti almamıştım ki?
Bu sorunun cevabını aslında biliyordum. Uçak biletleri bütçemi fazlasıyla aşıyordu. Ama biletimi satın aldığım ana dair hatırladığım başka bir şey daha vardı: İçimde açıklayamadığım o tuhaf his.
Sanki görünmez bir ses kulağıma eğilip durmadan aynı şeyi fısıldamıştı.
"Otobüse bin."
Sebebini bilmiyordum. Ama o his, otobüs yolculuğunun bana beklemediğim bir şey getireceğini söylüyordu. Belki güzel bir tesadüf, belki de hayatımın yönünü değiştirecek bir karşılaşma...
Düşüncelerimin arasında kaybolmuşken anons sesi terminalin uğultusunu yararak yankılandı.
"34 AGH 54 plakalı otobüs 17 numaralı perona giriş yapmaktadır."
Kalbim hafifçe hızlandı.
Bu benim otobüsümdü.
Bir elimde büfeden aceleyle aldığım tost, diğer elimde bavulum vardı. Perona doğru yürürken otobüsün önünde çoktan uzun bir kuyruk oluşmaya başladığını gördüm. Adımlarımı hızlandırdım. İnsanların arasına karışmam sandığımdan daha kolay oldu.
Bavulumu bagaja yerleştirmesi için görevliye teslim ettikten sonra, kalabalık daha da büyümeden otobüse bindim.
Ne yazık ki geriye yalnızca bir numaralı koltuk kalmıştı.
Ben ve en ön koltuk...
Hayatım boyunca anlaşamamış iki yabancı gibiydik. Ön koltuklar bana her zaman rahatsız gelirdi. Üstelik bir de tek numaraydı. Tek sayılardan oldum olası hoşlanmazdım. Bölünmeleri zordu, eşleşmeleri zordu; sanki her zaman bir taraf eksik kalırdı.
Yine de cam kenarıydı.
Bu küçük ayrıntıyla teselli bulup koltuğuma yerleştim. Ardından telefonumu çıkarıp anneme kısa bir mesaj gönderdim.
— Anne, ben otobüse bindim. İyiyim, merak etme.
Mesajımın cevabı birkaç saniye içinde geldi.
— Tamam, Irmakcığım. Kendine çok dikkat et. Vardığında mutlaka haber ver. Seni seviyorum.
İstemsizce gülümsedim.
— Ben de seni seviyorum, anne.
Telefonun ekranını kapatıp başımı cama yasladım. Yağmur hâlâ durmadan yağıyordu. O an henüz bilmiyordum ama birazdan başlayacak yolculuk, hayatımın en güzel tesadüfüne dönüşecekti.
Bölüm etkileşimi
