Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: İKİNCİ BÖLÜM

“Ey tâlih! Ölümden de beterdir bu karanlık;
Ey aşk! O gönüller sana mâl oldular artık…”

YAHYA KEMAL BEYATLI

Yapılan anonsun verdiği tedirginliğin yalnızca küçük bir zerresi bedenimden ayrılmıştı. Onun bedenine sarılıyken ise her şeyi unutmuştum. Lakin öğretmenlerin uyarısıyla herkes koridorlara çıkmış, sorgu sırasının kendisine gelmesini bekliyordu. Bekliyorduk. Akın bana kahve almak için ısrarla kantine inmişti.

Öğrenciler okula gelen polis tarafından teker teker sorguya alınıyordu. Sıranın bana gelmesini korkuyla bekliyordum. Kan kusmak üzereydim. Ama neden korkuyordum? Zira Umut’u tanımıyordum bile. Peki nedendi bu telaşım? Lanet olsun ki hiçbir şey hatırlayamıyordum. Lakin metal kokusu saliseliğine dahi burnumdan ayrılmıyordu. Bu metal kokusu neydi? Gerçekten metal kokusu muydu? Neden bu sorular beni boğuyordu?

Bana doğru yaklaşan ayak sesleriyle ayıldım. Sorgu sıramın geldiğini sandığımdan ödüm malum yerlerime karışmıştı. Ama yaklaşan kişi Alp’ti.

“Güneş.. Ne oldu sana? Korkutuyorsun beni..” dedi, sesinde farklı bir telaş vardı.

“Ve... Neden yanında bende varken ona sarıldın? Neden ona sığındın?”

Sağ tarafım o üzülmesin istiyordu çünkü beni seviyordu. Temizce seviyordu. Sevmek asla suç değildi. Lakin bende onun duygularının karşılığı olmadığını anlamıyordu. Belki de anlamak istemiyordu. Sol tarafım ise Alp’e ana avrat sövüyordu. Evet bazen sövmekte haklıydı fakat şuan değildi. Sol meleğin tüm cümlelerinin her zerresini bastırdım. Şuan ne cevap versem yarım kalacaktı. Bu yüzden o tarafsız klişe cevap döküldü dudaklarımdan.

“Şuan sırası değil Alp, lütfen..”

“Peki ne zaman sırası gelecek? Seni korumak istiyorum Güneş ama asla izin vermiyorsun. Neden benden uzaksın? Onda..” Kendini sakinleştirmek adına sol yumruğunu ağzına götürüp çekti.

“Akın’da olup bende bulamadığın ne Güneş?”

Karsısında öylece kaldım. Zaten içim içimi yiyordu. Yalnızca “Alp..” deyip ağzıma kilit vurulmuşçasına kalakaldım.

“Seni kıskanıyorum Güneş! Seni seviyorum neden görmüyorsun?”

Hiçbir şey söyleyemedim. Görüyordum lakin karşılığı yoktu. Neden anlamak istemiyordu?
O sırada Akın imdadıma yetişti.

“Ne oluyor yine Alp?” diye başlı başına sitem etti. “Görmüyor musun kız zaten iyi değil. Neden üzerine gidiyorsun? Bencilsin! Sadece kendini düşünüyorsun. Bu kızın ne yaşadığını hiç görmüyorsun. Böyle sevgi olmaz, Alp.”

Kızmıştı. Evet, Alp’e çok kızmıştı. Zifiri karanlık gözlerini bir müddet daha sinirle Alp’in üzerinde tuttu. Alp ise susmuştu, durmuştu. Bana bakıyordu.
Akın elindeki kahve bardaklarını Alp’in eline tutuşturdu.

“Al bunları. Ağlaman bitince lazım olacak.”

Sonrasında gözlerini Alp’ten çekip devirerek bana yöneldi. Elimi kavradı ve kalabalığı delerek yürüdü. Bende peşinden yürüdüm. Alp’in arkamızdan bakakaldığını hissedebiliyordum, fakat dönüp bakamıyordum. Akın ise elimi sımsıkı tutuyordu. Kaybolabilirmişim gibi.. Fakat beni sürüklemiyordu.
Koridorun sonlarında, kalabalığın hafifte olsa tenhalaştığı yerde durduk. Elimi bırakmadan bedeniyle bana döndü. Gözleri gözlerimi deldi. Konuşmadı. Sadece baktı. Ağzını defalarca açtı lakin her seferinde söylemekten vazgeçerek kapattı.
İsmimin anons edilmesiyle başımdan aşağı kaynar sular döküldü.

“Güneş Uysal! Sorgu odasına!”

“Hadi Güneş. Sakinleş. Sadece sorulanlara cevap ver. Ben seni hemen kapının önünde bekliyor olacağım. Sakin ol. Tamam mı?”

Sesi içime işlemişti. Kafamı aşağı yukarı sallayarak onayladım. Hızlıca sorgu odasına doğru yürüdüm. O da kapıya kadar arkamdan geldi. Kapının önünde ellerimiz çözüldü. Ve beni içeri aldılar.

Burası eski ve kullanılmayan bir müzik sınıfıydı. Gri duvarları kasvetliydi. Bir zamanlar içinde tatlı melodiler yükselen sınıfta, şimdi soğuk rüzgarlar esiyordu.

Polislerin emriyle ortada duran masanın bir tarafına oturdum. Karşıma da polis memuru.

“Güneş Uysal? Umut Kaya’yı en son ne zaman gördün?” diyerek başladı polislerin bağırmaya yakın sorgu ses moduyla.

Metal kokusu genzimi yakarken aklımda Akın’ın sesi yankılandı, ‘Sakinleş. Sadece sorulanlara cevap ver.’ Toparlandım. Ben Umut’u tanımıyordum ve onu görmüş olsam bile bilemezdim. Fakat ismi tanıdıktı.

“Ben Umut’u tanımıyorum. Görmüş olsam bile bilemiyorum.” Diye yanıtladım. Lanet olası! Sesim tir tir titriyordu.

“Öyle mi?” dedi polis memuru. “Aynı sınıfta değilsiniz o zaman?”

“Değiliz.”

“Hiç konuşmadın onunla?”

“Hayır” dedim. Sesim hala titriyordu. “Dediğim gibi tanımıyorum kendisini.”

“Sence nerede, Umut?”

“Bilmiyorum.” diye bastırdım.

"Öldürülmüş olabilir mi?”

Lanet olsun başım dönmeye başlamıştı. Artık bedenimde titriyordu.

“Bilmiyorum!” dedim yine. “Tanımıyorum, bilmiyorum!”

Polis memuru bu tepkime biraz şaşırmış şekilde baktı. Ben kan kusmaya başlamıştım. Lakin gerçekten kan kusuyordum.

Polis memuru kalkıp yanıma geldi. “Tamam Güneş sakin ol. Bu kadar yeterli. Çıkabilirsin. Arkadaşlar yardımcı olun!” dedi, elini sırtımda gezdirip çekti.

Başka bir polis koluma girdi. Kapıyı açıp çıkardı. Akın gerçekten de kapının önünde bekliyordu.

“Güneş! Ne oldu?!” diye bağırdı korkuyla. Gelip boşta kalan koluma girdi. Polis memuruna dönerek “Bana bırakın.” dedi. Polis de başıyla onaylayarak kolumu bırakıp tekrar odaya girdi.

Artık burnumda kanıyordu. Her yerimden kan sızıyordu resmen.

“Güneş! Tamam bende kal!” dedi Akın. Ama herşey bulanıklaşmaya başlamıştı. Burnumdaki kan kokusuyla midemin bulantısı artarken gözlerim karardı, sesler boğuklaştı ve sonunda kesildi. Bedenim Akın’ın kucağına kendini bıraktı.

***

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

32okunma 3beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…