2. bölüm / 3
Yazak OlBölüm 2 — Aynı Masada, Farklı Dünyalarda
Bölümler 3Şu an: Bölüm 2 — Aynı Masada, Farklı Dünyalarda
- 1 Bölüm 1 — Yabancı2.151 kelime
- 2 Bölüm 2 — Aynı Masada, Farklı Dünyalarda2.544 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. Bölüm — Karan Demirhan'ın Aklındaki Kadın1.360 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
YASAK OL
Bölüm 2 — Aynı Masada, Farklı Dünyalarda
Bazı insanlarla ilk karşılaşmanda anlaşamazsın. İkinci karşılaşmanda da anlaşamazsın. Üçüncüsünde ise belki anlarsın: Sorun birbirinizi tanımamanız değil, ikinizin de geri adım atmayı sevmemesidir.
07.46 — İstanbul
Alarmım çaldığında gözlerimi açtım ve birkaç saniye boyunca tavana baktım.
Yeni bir gün.
Yeni işler.
Ve dün lobide yaşananları hatırlamak istemediğim hâlde hatırlıyordum.
Telefonumu elime aldım. Ece'den üç mesaj vardı.
Ece: Günaydın.
Ece: Saat ona toplantımız var.
Ece: Lütfen geç kalma. Dün müşterilerin karşısında bir kez daha açıklama yapmak zorunda kalmak istemiyorum.
Gülümsedim.
Ben: Günaydın demeyi unutmuşsun.
Cevap hemen geldi.
Ece: Günaydın. Şimdi hazırlan.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
"Bu kız bir gün beni yataktan mesajla kaldıracak."
Yataktan tekerlekli sandalyeme geçmek için her zamanki hazırlığımı yaptım. Transferimi kontrollü bir şekilde tamamladım, ayaklarımı ayaklıklara yerleştirdim ve üzerimi düzelttim. Ardından banyoya geçip hazırlandım.
Aynanın karşısında saçlarımı toplarken kendime baktım.
Dün yaşananlar canımı sıkmıştı ama bunun sebebi iki yabancının düşüncesi değildi. Asıl yorucu olan, bazen insanlara işini yapabilecek durumda olduğunu kanıtlamak zorunda bırakılmaktı.
Oysa ben her sabah birilerine kendimi kanıtlamak için uyanmıyordum.
Bir şirket yönetiyordum. Projeler hazırlıyor, bütçeleri kontrol ediyor, ekibimle birlikte kararlar alıyordum. Bir etkinliğin tek bir ayrıntısı bile gözden kaçmasın diye saatlerce çalışıyordum.
Tekerlekli sandalye kullanmam, bunların hiçbirini değiştirmiyordu.
Yalnızca bazı günler, başkalarının düşünmediği ayrıntıları da düşünmem gerekiyordu. Gideceğim yerde giriş var mıydı? Asansör çalışıyor muydu? Masalar arasında rahatça hareket edebilecek miydim?
Bazen bunları önceden araştırmak işleri kolaylaştırıyordu. Bazen de yalnızca kahve almak için bile gereğinden fazla plan yapmak zorunda kalıyordum.
Bugünse önümde çözmem gereken gerçek bir iş vardı.
Ve ben buna hazırdım.
Kahvaltımı yaptım, çantamı hazırladım ve evden çıktım.
İstanbul yağmurluydu.
Şaşırtıcı değildi.
Bu şehir bazen insanın sabrını daha gün başlamadan sınamayı seviyordu.
08.35 — Aras Organizasyon ve Tasarım
Şirkete ulaştığımda Ece bilgisayarının başında oturuyordu. Beni görür görmez elindeki dosyayı kaldırdı.
"Sonunda!"
Saatime baktım.
"Ece, toplantıya bir buçuk saat var."
"Biliyorum. Ama seni görmeden güne başlayamıyorum."
"Bu cümlenin duygusal kısmını bir kenara bırakırsak, ne oldu?"
Dosyayı önüme koydu.
"Dünkü müşteriler mekânı değiştirmek istiyor."
Dosyayı açtım.
"Etkinlik tarihini de mi değiştirecekler?"
"Hayır. Tarih aynı. Sadece yeni bir mekân istiyorlar."
"Yeni mekânı gördün mü?"
"Fotoğraflarını gönderdiler."
Başımı kaldırdım.
"Fotoğraflarını mı?"
Ece dudaklarını birbirine bastırdı.
"Evet, biliyorum. Önce yerinde kontrol etmemiz gerektiğini söyleyeceksin."
"Çünkü öyle."
Ekrandaki bilgileri inceledim. Kapasite ilk bakışta uygundu. Konum da müşterinin istediği bölgedeydi. Fakat giriş düzeni, ekipman taşınması ve katılımcıların hareket alanları hakkında yeterli bilgi yoktu.
"Burası için bugün bir inceleme ayarlayalım. Önce mekân sorumlusuyla konuşalım, ardından yerinde kontrol edelim."
Ece not almaya başladı.
"Peki, ya müşteriler öğlene kadar karar isterse?"
"Onlara öğlene kadar ön değerlendirme göndeririz. Kesin kararıysa gerekli bilgileri aldıktan sonra veririz."
"Bazen seninle çalışmak gerçekten yorucu."
"Biliyorum. Ama projelerimiz genellikle zamanında teslim ediliyor."
Ece güldü.
"İşte bu yüzden sana katlanıyorum."
Dosyayı kapattım.
"Güzel. Şimdi toplantıya hazırlanalım."
Ofisime geçerken tasarım ekibinin yanından uğradım. Deniz, sahne tasarımının son hâlini hazırlıyordu.
"Renk örneklerini kontrol ettin mi?" diye sordum.
"Bir kısmını."
"Öğlene kadar tamamla. Yeni mekâna göre tasarımda değişiklik gerekebilir."
"Tamam, Lavin Hanım."
Kendi ofisime girdim, bilgisayarımı açtım ve toplantı notlarını hazırlamaya başladım.
Dün lobide yaşananları geride bırakmıştım.
En azından bırakmaya çalışıyordum.
10.03 — Toplantı odası
Toplantı odasına girdiğimde Karan Demirhan çoktan yerini almıştı.
Yanında Mert oturuyordu. Ece dosyaları dağıtıyordu.
Masaya rahatça yaklaşabilmem için bırakılan boşluktan ilerleyip bilgisayarımı açtım. Herkes hazır olduğunda sunuma başladım.
"Bugünkü toplantıda üç konuyu netleştirmemiz gerekiyor. Yeni mekânın uygunluğu, bütçe değişikliği ve hazırlık takvimi."
Mert dosyasını açtı.
"Yeni mekânla ilgili bilgileri dün akşam gönderdik."
"İnceledik," dedim. "Ancak bazı teknik ayrıntılar eksik."
Karan doğrudan sordu:
"Ne eksik?"
"Giriş ölçüleri, ekipmanların taşınacağı alan ve iç yerleşim planının kesin ölçüleri. Ayrıca katılımcıların kullanacağı tuvaletlerin ve geçiş alanlarının uygunluğunu da doğrulamamız gerekiyor."
Karan dosyaya baktı.
"Bunları mekân sorumlusundan öğrenemez miyiz?"
"Öğrenebiliriz. Fakat yazılı bilgi almamız ve mümkünse yerinde kontrol etmemiz gerekiyor."
"Zamanımız sınırlı."
"Biliyorum. Ben de bu nedenle yanlış bir karar verip sonradan bütün programı değiştirmek istemiyorum."
Karan sandalyesinde geriye yaslandı.
"Her ayrıntıyı kontrol edersek hiçbir şeyi zamanında bitiremeyiz."
"Her ayrıntıyı kontrol etmezsek bitirdiğimiz işi yeniden yapmak zorunda kalabiliriz."
Mert başını kaldırıp ikimize baktı.
"Bence iki tarafın da söylediği noktalar önemli."
Karan gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
"Ben projenin gecikmesini istemiyorum."
"Ben de istemiyorum," dedim. "Ama hız uğruna doğrulanmamış bilgileri kabul etmeyeceğim."
Kısa bir sessizlik oldu.
Karan'ın yüzünden ne düşündüğünü anlamak kolay değildi. Bana kızgın mıydı, yoksa yalnızca sabırsız mıydı, bilmiyordum.
Açıkçası bunu çözmeye çalışmak gibi bir niyetim de yoktu.
Sunumun sonraki sayfasını açtım.
"Önümüzde iki seçenek var. Yeni mekânı bugün kontrol ederiz ve şartlar uygunsa değişikliği yaparız. Eğer uygun değilse mevcut mekânda kalır, katılımcı sayısını yeniden düzenleriz."
"Hangisini öneriyorsunuz?" diye sordu Karan.
"İlk seçeneği. Ancak gerekli şartlar sağlanırsa."
"Ya sağlanmazsa?"
"İkinci seçeneğe geçeriz."
Karan bana baktı.
"Bu kadar kolay mı?"
"Hayır. Kolay olsaydı burada oturup bunları konuşmuyor olurduk."
Mert başını eğdi. Gülmemeye çalıştığı belliydi.
Karan bunu fark etti.
"Komik bir şey mi var?"
"Hayır," dedi Mert hemen. "Sadece toplantının verimli geçtiğini düşünüyorum."
Ece de önündeki dosyaya bakarak gülümsemesini gizledi.
Ben sunuma devam ettim.
Bütçe dağılımını açıkladım, alternatif maliyetleri gösterdim ve hangi kararın hangi sonucu doğuracağını anlattım. Müşteriler sorularını sordular. Her birine elimden geldiğince açık cevap verdim.
Toplantının sonuna doğru Karan dosyasını kapattı.
"Ölçüleri bekleyelim. Bugün içinde karar verebilirsek iyi olur."
"Ölçüler gelir gelmez kontrol ederiz," dedim.
"Tamam."
Toplantı bittiğinde belgelerimi topladım.
Karan'ın benimle ilgili ne düşündüğünü bilmiyordum. Belki fazla inatçı olduğumu düşünüyordu. Belki de işi gereğinden fazla ayrıntılı ele aldığımı.
Bunlar onun düşünceleriydi.
Benim görevim, doğru kararı vermekti.
11.20 — Koridordaki konuşma
Ece müşterilerin gönderdiği dosyaları düzenlemek için odadan çıktı. Mert de bir telefon görüşmesi yapmak üzere ayrıldı.
Ben bilgisayarımı kapatıp toplantı odasından çıkarken Karan seslendi.
"Lavin Hanım."
Durup ona döndüm.
"Evet?"
"Bir dakika konuşabilir miyiz?"
"Tabii."
Koridorun yanındaki görüşme alanına geçtik. Sandalyemle masanın yanına geldim. Karan karşımdaki sandalyeye oturdu.
"Dün lobide yaşananlar hakkında konuşmak istiyorum."
İçimden hafifçe iç çektim.
"Yine mi?"
"Evet."
"Bakın, dün söyledim. Bana dokunulmasını istemediğimi belirttim. Konu benim açımdan kapandı."
"Biliyorum. Ama ben yine de o davranışın doğru olmadığını düşündüğümü söylemek istiyorum."
"Bunu söylemek zorunda değilsiniz."
"Belki değilim."
Bir an durdu.
"Yine de söylemek istedim."
Ona baktım. Sonra omuz silktim.
"Peki. Söylediniz."
Karan'ın yüzünde belli belirsiz bir ifade oluştu.
"İnsanlara karşı her zaman böyle misiniz?"
"Nasıl?"
"Mesafeli."
"Tanımadığım insanlara karşı mı?"
"Evet."
"Genellikle."
"Neden?"
Kaşlarımı kaldırdım.
"Bu bir iş görüşmesi mi, yoksa kişisel sorgulama mı?"
Karan birkaç saniye sessiz kaldı.
"Yalnızca soru sordum."
"Ben de cevap verdim."
"Pek sayılmaz."
"Daha fazlasını öğrenmeniz gerekmiyor."
Sözlerimden sonra odada kısa bir sessizlik oluştu.
Karan'ın yüzüne baktım. Bazı insanların sessizliği, karşısındakinin geri adım atmasını beklediğini hissettirirdi.
Ben geri adım atmayacaktım.
Sonunda Karan başını hafifçe salladı.
"Anlaşıldı."
"Güzel."
Ayağa kalkmak için değil, sandalyemi çıkışa çevirmek için hareket ettim.
Karan yeniden konuştu.
"İş konusunda aynı fikirde olmayabiliriz. Ama bunu kişisel bir meseleye dönüştürmek istemiyorum."
"Ben de istemiyorum. Bu yüzden işimizi yapalım."
"Anlaştık."
Görüşme alanından ayrıldım.
Karan'ın özrünü kabul etmek ya da etmemek gibi bir mesele yoktu. Bana karşı yanlış bir davranışta bulunmamıştı. Dün olanları gördüğü için müdahale etmişti. Bunun için ona özel bir anlam yüklemem gerekmiyordu.
Bir insanın doğru davranması, onu hayatımda özel bir yere koymamı gerektirmezdi.
Benim için konu kapanmıştı.
12.30 — Öğle arası
Ece elinde iki tabakla ofisime geldi.
"Yemek molası."
"Şu dosyayı bitireyim."
"Hayır. Geçen hafta da böyle dedin, sonra öğleden sonra başın ağrıdı."
"Ece, annem değilsin."
"Şükürler olsun. Seninle aynı evde yaşamak istemezdim."
Güldüm ve bilgisayarımı kapattım.
Ece masanın yanına oturdu. Ben de sandalyemle masaya rahatça yaklaştım.
Bir süre işten konuştuk. Sonra Ece, sesini özellikle sıradanlaştırarak sordu:
"Karan hakkında ne düşünüyorsun?"
Yemeğimden bir lokma aldım.
"İş konusunda aceleci."
"Başka?"
"Kontrolü seviyor."
"Başka?"
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Bugün herkes neden benim fikrimi merak ediyor?"
"Kim merak ediyor?"
"Şu an sen."
Ece gülmeye başladı.
"Peki. Sadece ben. Devam et."
"Karan Demirhan, birlikte çalıştığımız bir müşteri. Kararlarını hızlı vermek istiyor. Ben de doğru bilgi olmadan karar vermek istemiyorum. Bu yüzden anlaşmazlık yaşıyoruz."
Ece çenesini eline dayadı.
"Yani ondan hoşlanmıyorsun."
"Ece!"
"Ne var? Sadece sordum."
"Birinden hoşlanmak için onu tanımak gerekir. Ben bu adamı tanımıyorum."
"Peki, tanımak ister misin?"
"Hayır. Şu an bir projeyi tamamlamak istiyorum."
Ece gülerek başını salladı.
"Tamam, patron. Konu kapandı."
"Kesinlikle."
Yemeğimizi bitirdik. Ece yeniden işlerinin başına döndü. Ben de kalan bütçe hesaplarını kontrol etmeye başladım.
Karan'ın nasıl bir insan olduğunu merak etmiyordum. Onunla iş dışında konuşmak için bir sebebim yoktu.
Üstelik bir insanı tanımak, yalnızca onunla birkaç kez aynı masada oturmakla mümkün değildi.
Ben insanları zaman içinde tanırdım.
Ama Karan Demirhan'ı tanımak gibi bir planım yoktu.
14.05 — Yeni mekân
Mekân sorumlusuyla yaptığımız görüntülü görüşmede bazı ayrıntılar hâlâ belirsiz kalınca yerinde inceleme yapmaya karar verdik.
Ece, ben ve tasarım ekibinden Deniz birlikte yola çıktık.
Mekâna vardığımızda ana girişte birkaç basamak olduğunu gördüm. Görevliye erişilebilir girişin nerede olduğunu sordum.
"Arka tarafta bir rampa var," dedi.
"Arka tarafa nasıl ulaşıyoruz?"
Görevli bize yan taraftaki dar geçidi gösterdi. Geçitten araçlar da geçiyordu.
"Bu giriş katılımcılar için mi kullanılacak?" diye sordum.
"Normalde evet."
"Öyleyse bu düzen uygun değil. Katılımcıların ana girişten erişilebilir biçimde girebilmesi gerekiyor."
Görevli biraz telaşlandı.
"Bir çözüm bulabiliriz."
"Önce nelerin mümkün olduğunu belirleyelim. Sonra karar veririz."
Ece notlarını açtı.
"İçerideki geçiş alanlarını da kontrol edelim."
Mekâna girdik. Deniz sahne alanını incelerken ben masaların yerleşimini ve geçiş genişliklerini kontrol ettim. Bir masanın koridora fazla yaklaştığını fark ettim.
"Bu masa biraz geri alınmalı," dedim. "Geçişi daraltıyor."
Görevli not aldı.
Ardından tuvaletleri kontrol etmek istedim. Kapının genişliği ve içerideki hareket alanı hakkında bilgi aldık. Bazı ayrıntıların yeniden düzenlenmesi gerekiyordu.
Bunları konuşurken görevli bir ara bana döndü.
"İsterseniz sizi içeri taşıyabiliriz, böylece ölçüleri daha kolay kontrol ederiz."
Ona sakin bir şekilde baktım.
"Teşekkür ederim ama beni taşımanız gerekmiyor. Önce mevcut girişin nasıl düzenlenebileceğini konuşalım."
Adam başını salladı.
İnceleme yaklaşık bir saat sürdü.
Arabaya dönerken Ece bana baktı.
"İyi ki yerinde görmeye gelmişiz."
"Fotoğraflardan anlaşılmayan şeyler vardı."
"Peki, burayı kullanabilecek miyiz?"
"Giriş düzenlemesini yaparlarsa ve kalan ölçüleri doğrularlarsa olabilir. Ama şu an kesin bir şey söyleyemeyiz."
Ece başını salladı.
"Tamam. Raporu hazırlayalım."
Telefonumda müşteri grubundan bir mesaj belirdi. Karan, eksik teknik bilgilerin tamamlanması için ilgili kişiye ulaştığını yazmıştı.
Karan:
Eksik bilgileri bugün içinde tamamlatacağım.
Ben:
Teşekkürler. Raporu hazırlayıp size ileteceğiz.
Mesajı gönderdim ve telefonu çantama koydum.
Bu kez gereksiz bir tartışma yaşanmamıştı.
Güzel.
Bütün gün böyle geçebilirdi.
16.15 — Karan ve Mert
Demirhan Holding'de Mert, Karan'ın odasına elinde dosyayla girdi.
"Rapor geldi."
Karan elini uzattı.
"Bırak."
Mert dosyayı masaya koydu ama odadan çıkmadı.
Karan başını kaldırdı.
"Bir şey mi var?"
"Evet."
"Söyle."
Mert karşısındaki koltuğa oturdu.
"Lavin hakkında ne düşünüyorsun?"
Karan gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
"Bu soruyu daha önce de sordun."
"Biliyorum. Ama cevap vermedin."
"İşini biliyor."
"Bunu söyledin."
"Projeyi önemsiyor."
"Bunu da gördük."
"Öyleyse neden soruyorsun?"
Mert öne eğildi.
"Çünkü dün ilk karşılaşmanızdan beri ikinizin arasında sürekli bir tartışma var. Sen her şeyi kontrol etmek istiyorsun, o da kendi kararlarından vazgeçmiyor."
"Bu bir iş anlaşmazlığı."
"Olabilir. Ama sen genellikle insanlarla bu kadar uzun tartışmazsın."
Karan dosyayı açtı.
"Çünkü çoğu insan itiraz etmek için itiraz eder. Lavin ise söylediklerini gerekçelendiriyor."
Mert bir süre düşündü.
"Yani ona saygı duyuyorsun."
Karan kalemini eline aldı.
"İşine saygı duyuyorum."
"Aradaki farkı özellikle vurgulaman gerekmiyor."
"Mert."
"Tamam, sustum."
Mert birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra yeniden konuştu.
"Bence Lavin de senden pek hoşlanmadı."
Karan'ın yüzünde hafif bir gerginlik oluştu.
"Bunun konuyla ilgisi ne?"
"Hiç. Sadece söyledim."
"Lavin'in benden hoşlanıp hoşlanmaması umurumda değil."
Mert başını salladı.
"Güzel. Çünkü şu an sana karşı oldukça mesafeli."
Karan cevap vermedi.
Mert'in söyledikleri doğruydu. Lavin onunla konuşurken gereksiz bir yakınlık kurmaya çalışmıyordu. Sorularını cevaplıyor, itirazlarını açıklıyor ve konuşma bittiğinde kendi işine dönüyordu.
Karan bunu garip bulmuyordu.
Hatta böyle olması daha iyiydi.
İş ilişkilerinde sınırların belli olması işleri kolaylaştırırdı.
"Lavin iyi bir yönetici," dedi sonunda. "Kararlarını düşünerek veriyor. Bazen gereğinden fazla ayrıntıya takıldığını düşünüyorum ama gerekçelerini açıklayabiliyor. Bu kadar."
Mert gülümsedi.
"Tamam. Bu cevabı kabul ediyorum."
"Ne büyük bir lütuf."
"Rica ederim."
Mert ayağa kalktı ve kapıya yöneldi.
Tam çıkarken durdu.
"Bir gün seni gerçekten şaşırtan bir kadınla tanışacaksın, Karan."
Karan dosyadan başını kaldırmadı.
"Kapıyı kapat."
Mert kahkaha atarak çıktı.
Karan yeniden rapora döndü.
Lavin'in kendisi hakkında ne düşündüğünü bilmiyordu. Öğrenmek için de özel bir çaba göstermeyecekti.
Onun için önemli olan, projenin doğru ilerlemesiydi.
Fakat raporu incelerken bir şeyi kabul etmek zorunda kaldı: Lavin'in belirttiği eksikler gerçekti.
Karan kalemini masaya bıraktı.
"Pekâlâ, Lavin Aras," diye mırıldandı. "Bu kez haklıydın."
Sonra bir sonraki dosyayı açtı.
18.10 — Günün sonu
Şirkete döndüğümüzde raporu hazırlamak için birkaç saat daha çalıştık.
Ece notları düzenledi. Deniz tasarım ekibine gerekli değişiklikleri bildirdi. Ben de müşteriye sunacağımız alternatif planları tamamladım.
Saat altıyı geçtiğinde bilgisayarımı kapattım.
Ece kapımda belirdi.
"Ben çıkıyorum. Sen de çok geç kalma."
"Birazdan."
Ece gözlerini devirdi.
"Bu cümleden nefret ediyorum."
"Yarın görüşürüz."
"Yarın görüşürüz. Ve bu akşam iş düşünme."
"Buna söz veremem."
"Bari dene."
Gülerek başımı salladım.
Binadan çıkarken güvenlik görevlisi kapıyı açtı. Dışarıda hava soğumuştu. Kaldırımın kenarındaki su birikintilerini dolaşarak ilerledim. Bir noktada kaldırımın inişi beklediğimden dikti; hızımı azalttım ve kontrollü biçimde geçtim.
Eve vardığımda yorgundum.
Üzerimi değiştirdim, yemek hazırladım ve gün boyunca yaptığım işleri bir süre düşündüm. Yeni mekânın sorunları çözülebilirdi. Bütçe planı hazırdı. Ertesi gün yalnızca son kontrolleri yapmamız gerekiyordu.
Telefonumda bir mesaj belirdi.
Karan Demirhan:
Raporu aldım. İnceleyip yarın dönüş yapacağım.
Ben:
Tamamdır. İyi akşamlar.
Karan:
İyi akşamlar.
Telefonu masaya bıraktım.
Konuşma bu kadardı.
Ne özel bir cümle vardı ne de gereksiz bir sohbet.
Bundan daha normal ne olabilirdi?
Televizyonu açıp koltuğuma yerleştim. Günün yorgunluğunu üzerimden atmaya çalışırken Ece'den bir mesaj geldi.
Ece:
Bugün Karan'la kavga etmeden kaç dakika geçirdin?
Ben:
Bunu ölçmek için kronometre mi tutuyorsun?
Ece:
Gerekirse tutarım.
Ben:
Öyleyse yarın getir. Belki rekor kırarız.
Ece kahkaha emojileri gönderdi.
Ben de gülümsedim.
Karan Demirhan'ın nasıl biri olduğunu henüz bilmiyordum. Birkaç toplantı, birkaç tartışma ve birkaç mesaj bir insanı tanımak için yeterli değildi.
Üstelik onu tanımak için acelem yoktu.
Yarın yine iş konuşacaktık. Belki yine anlaşamayacaktık.
Bu, hayatımın olağan akışının bir parçasıydı.
Benim hayatımda her yeni tanıştığım insana özel bir yer açmam gerekmiyordu.
Karan da benim için henüz böyle bir insan değildi.
Aynı gece — Karan'ın düşünceleri
Karan evindeki çalışma odasında son belgeleri inceliyordu.
Mert'in söylediklerini önemsememiş gibi davranmıştı. Aslında Mert'in neyi ima ettiğini gayet iyi anlamıştı.
Ama ortada ima edilecek bir şey yoktu.
Lavin Aras, birlikte çalıştığı bir kadındı. İşini iyi yapıyordu. Kendi kararlarını veriyor, itirazlarını açıkça dile getiriyor ve başkalarının onun adına konuşmasına izin vermiyordu.
Karan'ın bundan çıkaracağı sonuç basitti: Onunla çalışırken açık ve net olmak gerekiyordu.
Ne daha fazlası ne daha azı.
Telefonunu masaya bıraktı ve pencereden dışarı baktı.
İstanbul ışıklarla doluydu.
Yarın yeni toplantılar, yeni kararlar ve çözülmesi gereken başka sorunlar olacaktı.
Lavin de bu işlerin bir parçasıydı.
Karan dosyayı kapattı.
"İyi bir yönetici," diye kendi kendine mırıldandı.
Bu değerlendirme onun için yeterliydi.
Lavin'in kendisi hakkında ne düşündüğünü merak etmiyordu. Ondan hoşlanıp hoşlanmadığını da sorgulamıyordu.
Henüz birbirlerini tanımıyorlardı.
Belki ileride anlaşacaklardı. Belki de proje tamamlandığında yolları ayrılacaktı.
Şimdilik ikisinin de yapması gereken tek şey vardı: İşlerini yapmak.
Ve Lavin Aras söz konusu olduğunda Karan'ın öğrenmesi gereken ilk şey, her kararın kendi istediği şekilde alınmayacağıydı.
Bunu kabul etmek zorundaydı.
Ertesi güne kalan
Lavin, ertesi sabahın alarmını kurup telefonunu kapattı.
Karan, çalışma odasının ışığını söndürdü.
İkisi de günün bittiğini düşünüyordu.
Lavin için Karan Demirhan, birlikte çalışması gereken ve zaman zaman sabrını zorlayan bir iş insanıydı.
Karan için Lavin Aras, kararlarını gerekçelendiren ve kolayca geri adım atmayan bir yönetici.
Henüz aralarında güven yoktu.
Yakınlık yoktu.
Aşk hiç yoktu.
Sadece aynı projede çalışmak zorunda olan iki insan vardı.
Ve ikisi de kendi dünyasında yaşamaya devam ediyordu.
Bazen bir hikâyenin başlaması için iki insanın birbirinden hoşlanması gerekmez.
Bazen önce anlaşamamaları gerekir.
Çünkü bazı insanlar hayatına kalbinden girmez.
Önce sabrını sınarlar.
Bölüm 2 sonu.
Bölüm etkileşimi
