8. bölüm · Yaz Günleri Böyle Geçer
7. Bölüm: Sırrın Yol Açtığı Ayrılıklar
Okulun girişindeyken Leyla Sılanın deliliklerini anlatır gülerken Evren yanımıza gelip
‘Günaydın kızlar, Deniz bana 2 dakikanı ayırabilir misin? Önemli’ diyince arkadan Teomanın sesini duydum
‘Maalesef Evrencim eminim Deniz seninle konuşmak çok isterdi fakat benim sevgilim kısa bir işim var, haydi daha sonra gelirsin’ ne saçmalıyordu bu çocuk? ne istiyordu yani daha gerçek bile olmayab sevgililikte böyle davranıyırsa…
Sinirden napıcağımı bilemeyip Teomanın elinden tutup kantine çekiştirdim, bana açıklama yapmak zorundaydı.
‘Teoman bana doğruyu söyle, sen benden bir şey mi saklıyorsun? Bak eğer öyleyse bana söyle kendim öğrenirsem affetmem.’ Teomanın gerginlikten kasılan yüzü biraz daha kasıldı. Anlaşılan bana söylemeye niyeti yoktu. Gözlerimin içine baka baka kafasını salladı üstüne üstelik
‘senden bir şey saklamıyorum ama sende şu güya olan sevgililik işini bu kadar ciddiye alma yoksa çok üzülürsün haberin olsun’ dedikleri o kadar canımı yakmıştı ki, bu durum bana zarardan başka hiç bir şey vermiyordu üstüne düşmemeliydim. Dedikleri üzerine bir an donup kalmıştım ama harekete geçmeliydim. Ellerini ellerimden itip hızlıca sınıfa geçtim. Kapının önünde sıla kutaya bir şeyler anlatırken geldiğimi gördüğü için bana döndü.
‘Denizcim bugün Teonun yanında oturmak istiyorum, ee sende Evrenin yanına oturmayı sorun etmezsin herhalde’
‘sen ne saçm’ sözümü devam ettiremeden arkamdan teoman konuştu
‘peki sıla sen geç yanıma’ duyduklarıma inanamamıştım ne saçmalıyordu o? artık sinirlenmiyor resmen kırılıyordum. gözlerimin dolmasına izin vermicektim, teoman her zamanki teomandı sonuçta. Benimle oynadı ve kazandı, en azından o öyle düşünüyor. Ama Evrenin yanında oturucaktım ne gibi bir sıkıntı olabilir ki. Muzip bi gülümsemeyle evrenin yanına yavaşça oturdum. Güzel bir gülümsemesi vardı.
‘Bahçede konuşmak istediğin neydi?’
‘boş ver sonra konuşuruz’
ders başlamıştı yan çaprazımıda teomanla cilveleşen sılanın sesleri kulağımda yankılanıyordu. kafamı sıraya koyup herşeyin son bulmasını bekledim. tabii kide olmadı. ama saçlarımda bi el hissettim, saçlarımla mı oynuyordu o? kafamı yana çevirip evrene baktığımda
‘rahatsız olduysan elimi çe’ sözünü bitirmesini beklemeden hayır anlamında kafamı salladığımda gülümsedi. Arkadanda teomanın homurtularını geliyordu kulağıma, pek bir önemi yoktu ama.
•Ders Bitti Arkadaşlar Bu Konu Üstüne Yarın Ufak Bi Kompozisyon Yazıcaz Çalışarak Gelin•
Bugün lanetli miydim ben, ilk kez bir dersi dinlemedim kadın yazı yazmaktan bahsediyor. Napıcam ben dercesine tahtaya bakıyordum. Omzumda bir el hissettim.
‘Yatıyorsun diye ben not aldım merak etme’ bu cocuk melek miydi yahu? neden bana iyi davranıyordu ki.
‘çooookk teşekkürleerr’ diyip hızlıca sarılıp masadan kalktım. Ezgi bana çok garip bakıyordu, galiba Evrenden hoşlanıyordu ama benim evrene o sırrın ne olduğunu öprenene kadar ihtiyacım vardı.
Telefonumdan gelen ‘bibip’ sesisi ile gelen mesaja baktım.
Bilinmeyen; Eğer senden saklanan sırrı öğrenmek istiyorsan arka bahçeye gel.
bu da neydi? Leylaya göstermem gerektiğini düşündüğüm için leylanın yanına gittim, garip bir şekilde yalnızdı.
‘Leyla biri bana yazdı, sabah anlattığım şeyden bahsediyor olmalı. sence kutay falan mıdır?’
Leyla elimden tutup
‘koş gidiyoruz beklemeye gelmez!’
tam sınıftan çıkmış koridorda koşarken nöbetci öğretmenin
‘tenefüs bitti sınıflara’ dediğini duyunca ikimizde aynı anda
‘Allah kahretmesin napıcaz’ diyince gülmeye başladık.
ders başlamıştı ama ne TEOMAN ne sıla ne de evren ortalıkta yokta. Leyla bunlar nerde dercesine bi bakış atımca içime bir kurt düştü. Bu sır Teoman ve Sılayı yakından ilgilendiriyor olmalıydı.
Acaba hala sılayla mı beraber? yada üçü birlik olup benimle oyun mu oynuyor? her şey oyun muydu? vazgeçecektim kendimi bu kadar üzüp germeme gerek yoktu ya sonuçta.
En sonunda kapıdan tıktık sesleri geldi, ama keşke gelmeseydi diye düşündüm. Teoman Sılanın ELİNİ tutmuş geç kaldıkları için özür diliyordu, gördüklerimin ağırlığı beni o kadar sarsmıştı ki ellerrim titriyor bacaklarımın bağı kopuyordu. Ve gördümlerimi aşamamışken nefes nefese olan Evren kapıda göründü, ona bir şey olmultu kaşında kan izleri vardı büyük ihtimalle kavga ettikleri için geçikmişlerdi.
Başımı evrenin omzuna yaslamış düşünüyordum, bir anda nasıl her şeye baştan başladığımızı nasıl bir iki gün önce öptüğüm için utançtan konuşamayan teoman yerine sılanın elini tutan teoman vardı ki?
Aradan tam olarak 1 hafta geçmişti, deniz artık teoman ve sılayı yan yana gördüğünde gözleri yaşarmıyor, sürekli arkadaşlarına teomandan bahsetmiyordu çünkü içindeki o ufak umut ışığı çoktan sönmüştü. Bu hafta içinde Ebrenle yakın arkadaş olmuşlardı ama deniz ne zaman ‘bana o gün ne söylicektin’ dese evren konuyu kapatıp bunları düşünmemesi gereltiğini söylüyordu. Bu süre içinde Teomanda en az Deniz kadar acı çekiyordu ama onun umudu sönmemişti, sönmek zorunda kalmıştı. Sılanın gereksiz samimiyeti onu rahatsız etsede sözler verilmiş ve bir anlaşma yapılmıştı, bunun geri dönüşü olamazdı. Peki ya Denize verdiği sözler? onlara ne olcaktı işte bunu kimse bilmiyordu ama hayat onlara en yakın zamanda bir kurtuluş kapısı sunacaktı.
Deniz artık dakik biri olmuştu, derslere gecikmiyor sabahları kolaylıkla erken kalkan sakin biri olmuştu daha doğrusu hayat onu bu şekilde cezalandırmıştı. 1 jafta boyunca sıla ve teomanı dip dibe görmek onu bitiriyordu ve bu süreçte arkadaşlarına minnettar olmuştu, özellikle leyla. Abisi olsa bile her zaman denizin yanında ona destek oluyordu, beraber ağlıyor beraber kızıyolardı ona. Evrende fena değildi, deniz ne zaman yalnız hissetse evrenle konuşuyordu ve bu birilerinin canını çok fena sıkıyordu.
Erken saatlerde kalkıp banyomu yaptım, hava çok sıcaktı kahvaltımı yaparken ıslak saçlarım kuruyordu. Telefonuma gelen mesaj ile kalbim yerinden çıkıcak gibi oldu.
‘*Kalpsiz Ruhhastasından bir yeni okunmamış mesaj* : ‘07.40 da kapıda ol seni alıcam konuşmamız gereken şeyler var’
pek umursamadan hazırlanmak için odama girdim, yeni yazlık formamı giydim ve saçlarımı kurutup bahçeye geçtim, saat daha 07.30 ama biraz hava almak bana da iyi gelebilirdi.
son bir ayda yaşadıklarımı düşündüm. Nefret ettiğim çocuk anneme sevgiliyiz diye yalan söyledi, çocuk resmen bana yürdü ve acıkça benden hoşlandığını söyledi ama? ama neydi o zaman bu sıla saçmalığı, her yerde yan yanalar. Bahçede kol kola girip bahçeyi turkarken, kantinde yemek yerken, derslerde, okul çıkışlarında, sanahları kısaca her zaman yanyanalardı ama garip olan şey şu bu durumdan sadece sıla memnun gibiydi, teomanın ne bans bakarkenki gibi gözleri parlıyordu ne de saçma sapan şakalar yapıp ortamı güldürmüyordu aksine sanki o da benim kadar olmasada bi o kadar çökmüştü. Ama sevseydi..sevseydi asla böyle olmazdı
sokağın ucundan motor sesi duyuldu, söylemeyi unuttuysam teoman sabahları sılayla motor ile okula geliyordu, arabayı bırakmış sanırım.
kapımın önünde siyah ama beyaz çizgileri olan kaskı ile bana bakan teomanı görünce saate baktım tam saatiydi 07.40
“dakik olduğunu bilmiyordum.” mesafeli ve soğuk bi tonla söylemiştim ama yumuşatmak için hiç bir hamlede bulunmadı, nasıl olduğumu sormadı eskisi gibi.
teoya geçtim
her şey için beni suçladığı aşikardı, gerçi her şey benim korkaklığımdandı ya zaten. bir haftadır konuşmuyorduk ama o bir hafta bana bir yıl gibi gelmişti. arkadaşlarıyla konuşmalarını, Evrenle konuşmalarını her şeyi görüyor ama tek kelime edemiyordum. çünkü konuşursam her şey daha kötü olucaktı, Deniz hiç bir şeyi bilmemeliydi bu onun için en iyisiydi.
‘desene o zaman senden uzak durmayı becerdiğimi sanarken, meğersem sana benzemişim deniz kı’
deniz kelimeyi tamamlamısa izin vermedi. Kendi daha fazla kırmaya gerek yoktu ya sonuçta?
‘uzatma ne konuşucaksan söyle’
elimdeki kaskı gözleri umutsuzlukla kaplanmış kıza uzattım
‘atla’
Teomanın bana uzattığı kaska baktım, miğdem bulandı bu kask sılanon kaskıydı.
‘onun taktığı şeyi utanmadan takmam için bana mı veriyorsun? Biliyormusun teoman sen zerre değişmemişsin, seni severek geçirdiğim günlere lanet olsun, ben böyle bi adamımı sevdim’ diyip uzattığı kaskı gögsüne ittirip bahçedeki koltuğun üstündeki çantamı alıp okula doğru yürümeye başladım.
Arkamdan ne ‘dur’ dedi ne de gitmemem için her hangi bir şey, ağlamaya başladım sezsiz sezsiz içimde artık ‘umut’ denen şey bitmişti. belki diyodum belki, her şey düzelir ve her şey için mantıklı bir açıklaması vardır diyordım. Ama her zamanki gibi sadece kendimi kandırmışım.
