Yaz aşkı kitap kapağı

5. bölüm / 5

Yaz aşkı

BÖLÜM 3

Vaveyla Yazarı: Vaveyla Kullanıcısı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: BÖLÜM 3

𝘉𝘪𝘳 𝘩𝘢𝘧𝘵𝘢 𝘴𝘰𝘯𝘳a

Bir hafta geçti, ve o yabancı çocuk yine her gün aynı saatlerde denize girmeye, sonra da beni bir şekilde görebileceği yerlere gelmeye başladı. Ama hiçbir şey söylemedi, sadece gözlerimizi birbirine yaklaştırmadan bakışlarımız kesişiyordu. O kadar soğuktu ki, gözlerinde hiçbir sıcaklık, hiçbir belirgin duygu yoktu. Bir yabancı gibi, ama bir şekilde yine de tanıdık bir şeyler vardı.

Bir gün, öğle sıcağında sahilde yürüyordum. Bir süre sonra, adımlarını duydum. O aynı adam, yine yanımdaydı. Ama bu sefer, hiç durmadı, sadece önde yürümeye başladı. Sanki beni görmüyormuş gibi, yüzünü bile dönmeden ilerledi.

Bir an duraksadım, ne yapacağımı bilemedim. Sonunda, bir yudum cesaretle "Neden sürekli burada oluyorsun?" diye sordum.

Yanıt vermedi, sadece birkaç saniye durdu ve kafasını hafifçe çevirdi. Gözleri, soğuk ve uzak bir şekilde bana bakıyordu. Bir an göz göze geldik, ama hemen sonra başını çevirip yürümeye devam etti.

"Yalnızca burada olmam gerekti," dedi, ama sesinde en ufak bir sıcaklık yoktu. "Burası sessiz."

Sesindeki soğukluk ve uzaklık, her şeyi daha da karmaşık hale getirdi. İçimde bir şeyler kırıldı. O kadar kolay değilmiş gibi, her bakış, her sessizlik, beni biraz daha uzaklaştırıyordu. Ama bir şekilde, ona yaklaşmak istedim. Belki de sadece bu soğukluğu kırmak, bir şekilde iletişim kurmak… Ama nasıl?

Her sabah erken saatte denize giriyor, ardından uzak bir yere oturup, dünya ile hiçbir bağ kurmadan saatlerce orada kalıyordu. Hiçbir şey söylemiyordu, sadece denizi izliyor, kendi dünyasında kayboluyordu. Ben de ona her gün daha yakından bakarak, bazı cevapları çözmeye çalışıyordum. Her gün, aynı sessizliği, aynı bakışları, aynı soğukluğu hissediyordum.

Bir sabah, yine denize bakarken, biraz cesaretimi toplayıp ona doğru yürüdüm. Bu kez belki farklı olurdu diye düşündüm, belki artık birkaç kelime söyler, bir şeyler paylaşırdı. O kadar soğuk ve uzak davranmasına rağmen, onun iç dünyasında bir yerlerde bir şeyler çırpınıyordu, hissedebiliyordum. O yüzden yaklaşmak istedim.

"Bir şeyler mi söyleyeceksin?" dedim, sesim biraz titriyordu. İçimden gelen o sıkışan hisse rağmen, dudaklarım hafifçe kıvrıldı.

Bu sefer durdu. Sadece birkaç saniye sessiz kaldı, sonra hafifçe başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde değişen bir şey yoktu, ama bu kez bakışlarında bir anlık bir belirsizlik vardı.

"Zorunda değilim," dedi, ama sesindeki ton yumuşamıştı. "Ama buradayım çünkü bazen sadece burada olmak iyi geliyor. Başka bir şey de yok."

Bunu duyduğumda, içimdeki o garip boşluk bir an kayboldu. Onunla daha fazla konuşmak istedim, ama kelimelerimi toparlayamıyordum. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Aramızda bir duvar vardı, ve o duvarı yıkmak istiyordum ama nasıl yapacağımı bilmiyordum.

"Sadece... belki seni daha yakından tanımak istiyorum," dedim, hafif bir sessizliğin ardından. "Bu kadar soğuk olmasan da olur, değil mi?"

O an, birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra, gözlerini benden kaçırarak, ufuk çizgisine baktı. "Bazen insanlar soğuk olur. Bazen de içlerinde bir şeyler vardır ama onları dışarıya çıkaramazlar," dedi.

Bir an, söyledikleri kafamda yankılandı. O an anladım ki, belki de sadece dışarıya çıkmaya cesaret edemeyen birini izliyordum. Belki de ona yaklaşmak, o duvarı yıkmak, ona biraz cesaret vermek gerekirdi. Ama o kadar kolay mıydı?

O gün, biraz daha uzun yürüdük, birbirimize sessizce eşlik ederek. Aramızdaki bu soğuk mesafeye rağmen, bir şekilde zaman geçiyordu. Eve döndüğümde, annem bana biraz garip bakarak sorular sormaya başladı.

"Yine o çocukla mı vakit geçirdin?" dedi, sesi dikkatli ama meraklıydı.

Evet, annem çoğu zaman onun hakkında konuşmamı istemezdi. Çünkü o çocuk hakkında hiç bilgi edinmemişti. Ama annemin de fark ettiği bir şey vardı, o çocuğun sadece dışarıya yansıyan 𝘉𝘪𝘳 𝘩𝘢𝘧𝘵𝘢 𝘴𝘰𝘯𝘳a

Bir hafta geçti, ve o yabancı çocuk yine her gün aynı saatlerde denize girmeye, sonra da beni bir şekilde görebileceği yerlere gelmeye başladı. Ama hiçbir şey söylemedi, sadece gözlerimizi birbirine yaklaştırmadan bakışlarımız kesişiyordu. O kadar soğuktu ki, gözlerinde hiçbir sıcaklık, hiçbir belirgin duygu yoktu. Bir yabancı gibi, ama bir şekilde yine de tanıdık bir şeyler vardı.

Bir gün, öğle sıcağında sahilde yürüyordum. Bir süre sonra, adımlarını duydum. O aynı adam, yine yanımdaydı. Ama bu sefer, hiç durmadı, sadece önde yürümeye başladı. Sanki beni görmüyormuş gibi, yüzünü bile dönmeden ilerledi.

Bir an duraksadım, ne yapacağımı bilemedim. Sonunda, bir yudum cesaretle "Neden sürekli burada oluyorsun?" diye sordum.

Yanıt vermedi, sadece birkaç saniye durdu ve kafasını hafifçe çevirdi. Gözleri, soğuk ve uzak bir şekilde bana bakıyordu. Bir an göz göze geldik, ama hemen sonra başını çevirip yürümeye devam etti.

"Yalnızca burada olmam gerekti," dedi, ama sesinde en ufak bir sıcaklık yoktu. "Burası sessiz."

Sesindeki soğukluk ve uzaklık, her şeyi daha da karmaşık hale getirdi. İçimde bir şeyler kırıldı. O kadar kolay değilmiş gibi, her bakış, her sessizlik, beni biraz daha uzaklaştırıyordu. Ama bir şekilde, ona yaklaşmak istedim. Belki de sadece bu soğukluğu kırmak, bir şekilde iletişim kurmak… Ama nasıl?

Her sabah erken saatte denize giriyor, ardından uzak bir yere oturup, dünya ile hiçbir bağ kurmadan saatlerce orada kalıyordu. Hiçbir şey söylemiyordu, sadece denizi izliyor, kendi dünyasında kayboluyordu. Ben de ona her gün daha yakından bakarak, bazı cevapları çözmeye çalışıyordum. Her gün, aynı sessizliği, aynı bakışları, aynı soğukluğu hissediyordum.

Bir sabah, yine denize bakarken, biraz cesaretimi toplayıp ona doğru yürüdüm. Bu kez belki farklı olurdu diye düşündüm, belki artık birkaç kelime söyler, bir şeyler paylaşırdı. O kadar soğuk ve uzak davranmasına rağmen, onun iç dünyasında bir yerlerde bir şeyler çırpınıyordu, hissedebiliyordum. O yüzden yaklaşmak istedim.

"Bir şeyler mi söyleyeceksin?" dedim, sesim biraz titriyordu. İçimden gelen o sıkışan hisse rağmen, dudaklarım hafifçe kıvrıldı.

Bu sefer durdu. Sadece birkaç saniye sessiz kaldı, sonra hafifçe başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde değişen bir şey yoktu, ama bu kez bakışlarında bir anlık bir belirsizlik vardı.

"Zorunda değilim," dedi, ama sesindeki ton yumuşamıştı. "Ama buradayım çünkü bazen sadece burada olmak iyi geliyor. Başka bir şey de yok."

Bunu duyduğumda, içimdeki o garip boşluk bir an kayboldu. Onunla daha fazla konuşmak istedim, ama kelimelerimi toparlayamıyordum. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Aramızda bir duvar vardı, ve o duvarı yıkmak istiyordum ama nasıl yapacağımı bilmiyordum.

"Sadece... belki seni daha yakından tanımak istiyorum," dedim, hafif bir sessizliğin ardından. "Bu kadar soğuk olmasan da olur, değil mi?"

O an, birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra, gözlerini benden kaçırarak, ufuk çizgisine baktı. "Bazen insanlar soğuk olur. Bazen de içlerinde bir şeyler vardır ama onları dışarıya çıkaramazlar," dedi.

Bir an, söyledikleri kafamda yankılandı. O an anladım ki, belki de sadece dışarıya çıkmaya cesaret edemeyen birini izliyordum. Belki de ona yaklaşmak, o duvarı yıkmak, ona biraz cesaret vermek gerekirdi. Ama o kadar kolay mıydı?

O gün, biraz daha uzun yürüdük, birbirimize sessizce eşlik ederek. Aramızdaki bu soğuk mesafeye rağmen, bir şekilde zaman geçiyordu. Eve döndüğümde, annem bana biraz garip bakarak sorular sormaya başladı.

"Yine o çocukla mı vakit geçirdin?" dedi, sesi dikkatli ama meraklıydı.

Evet, annem çoğu zaman onun hakkında konuşmamı istemezdi. Çünkü o çocuk hakkında hiç bilgi edinmemişti. Ama annemin de fark ettiği bir şey vardı, o çocuğun sadece dışarıya yansıyan soğukluğu değil, içindeki birikmiş şeyleri de gözlerinde görmekti. Onunla ilgili bir şeyler vardı, ama ne?

"Biraz daha dikkatli ol, tamam mı?" diye ekledi annem. "Her insanın içinde bir dünya var, ama bazen biz, ne kadar yakından bakarsak bakalım, o dünyayı görmekte zorlanırız."

Gözlerinde o kadar fazla şey birikmişti ki, bunların yüzeye çıkmasını engelleyen bir duvar vardı. Belki de bu duvar onu bu kadar kapalı hale getirmişti.

Düşüncelerim beni sarmışken, babamın sesi duyuldu: "Yine o çocukla mı takılıyorsun?"

Babamın biraz şüpheci bakışları, hep aynı oluyordu. Ne kadar isteksiz olsa da, beni kollamaya çalışıyordu. Ama o çocuk hakkında tek bildiği şey, onun ne kadar uzak olduğu ve bizim de ona ne kadar yaklaşmaya çalıştığımızdı.

"Baba," dedim, "sanırım ona yardım edebilirim. Belki de sadece birinin anlayışına ihtiyacı vardır."

Babam biraz düşündü, sonra gözlerini yere indirerek, "Her insanın hikayesi vardır, ama bazen o hikaye, herkes için aynı anlama gelmez," dedi.

Gecenin sessizliği, evin içini sarıp sarmalamıştı. Yalnızca gecenin soğuk havası ve rüzgarın hafif esişi, camlardan içeri sızıyordu. Yatak odamda, uyumak için sabırsızlanmıyordum. Gün boyunca düşüncelerim hep o çocukla ilgiliydi. Gözleri, soğuk bakışları, söylemediği kelimeler… Bir şekilde o geceyi geçirmemi zorlaştırıyordu. Ama bir şey vardı, o çocuk sadece uzak duruyordu; o kadarına dayanabileceğimi düşünüyordum.

Annem ve babam, yemek masasında sessizce konuşuyorlar, arada sırada gülüşüyorlardı. Kardeşim yine bilgisayarının başında, benden birkaç yaş küçük olsa da oldukça meraklıydı. Bir şeyler okuyor, bazen gözlüğünü düzeltiyor, bazen de "Yarın sahilde ne yapacağız?" gibi sorular soruyordu. O anlarda evin huzurlu, ama bir o kadar da canlı atmosferi beni rahatlatıyordu.

Yatmadan önce, annem yanıma geldi. "Biraz konuşalım mı?" dedi, yumuşak ama anlamlı bir şekilde. Gözlerindeki bakış, her zaman olduğu gibi, içindeki merakla karışmıştı.

"Tabii, anne," dedim. Yavaşça yatağımdan kalkıp pencerenin kenarına oturdum. Bir şeyler söyleyeceğini hissetmiştim. Annem de yanımda yerini aldı, her zamanki gibi, sakin ama derin bir şekilde. "Seninle konuşmak istiyorum, bir şeyler paylaşırsan daha iyi hissedersin," dedi.

Bir an sustum, çünkü bir şeyler anlatmak istiyordum, ama nasıl başlayacağımı bilmiyordum. Gözlerimi yere indirdim ve derin bir nefes aldım. "O çocuğu düşünüyorum," dedim. "Hep soğuk, hep uzak. Ne yapmalıyım, anne?"

Annem bir süre sustu, sanki her kelimesini dikkatlice seçiyordu. Sonunda, "Bazı insanlar kendilerini korumak için böyle davranır," dedi. "Belki de içlerinde bir şeyler birikmiştir, belki de geçmişte yaşadıkları bir şeylerden dolayı kimseye güvenemiyorlar. Ama senin gibi biri, ona yardımcı olabilir. Zamanla, belki de yavaşça, duvarlarını kaldırabilir."

Annemin sözleri, içimdeki soru işaretlerini biraz daha netleştirdi. "Zamanla," dedim, içimden geçirdiğim duygularla. "Bunu anlamak için sabırlı olmam gerek, değil mi?"

Annem gülümsedi, hafifçe başını sallayarak. "Evet, sabır her şeyin ilacı. Ama unutma, her şey zamanla olur. Zamanla insanlar değişir, iyileşir. Sen de ona anlayış gösterirsen, belki bir gün açılacaktır."

O gece gözlerim kapalıyken, kafamda hala o çocuk ve söylediklerim vardı. Annem haklıydı belki de. Belki de o sadece korkuyordu, ya da geçmişinde sakladığı bir şey vardı. 𝘉𝘪𝘳 𝘩𝘢𝘧𝘵𝘢 𝘴𝘰𝘯𝘳a

Bir hafta geçti, ve o yabancı çocuk yine her gün aynı saatlerde denize girmeye, sonra da beni bir şekilde görebileceği yerlere gelmeye başladı. Ama hiçbir şey söylemedi, sadece gözlerimizi birbirine yaklaştırmadan bakışlarımız kesişiyordu. O kadar soğuktu ki, gözlerinde hiçbir sıcaklık, hiçbir belirgin duygu yoktu. Bir yabancı gibi, ama bir şekilde yine de tanıdık bir şeyler vardı.

Bir gün, öğle sıcağında sahilde yürüyordum. Bir süre sonra, adımlarını duydum. O aynı adam, yine yanımdaydı. Ama bu sefer, hiç durmadı, sadece önde yürümeye başladı. Sanki beni görmüyormuş gibi, yüzünü bile dönmeden ilerledi.

Bir an duraksadım, ne yapacağımı bilemedim. Sonunda, bir yudum cesaretle "Neden sürekli burada oluyorsun?" diye sordum.

Yanıt vermedi, sadece birkaç saniye durdu ve kafasını hafifçe çevirdi. Gözleri, soğuk ve uzak bir şekilde bana bakıyordu. Bir an göz göze geldik, ama hemen sonra başını çevirip yürümeye devam etti.

"Yalnızca burada olmam gerekti," dedi, ama sesinde en ufak bir sıcaklık yoktu. "Burası sessiz."

Sesindeki soğukluk ve uzaklık, her şeyi daha da karmaşık hale getirdi. İçimde bir şeyler kırıldı. O kadar kolay değilmiş gibi, her bakış, her sessizlik, beni biraz daha uzaklaştırıyordu. Ama bir şekilde, ona yaklaşmak istedim. Belki de sadece bu soğukluğu kırmak, bir şekilde iletişim kurmak… Ama nasıl?

Her sabah erken saatte denize giriyor, ardından uzak bir yere oturup, dünya ile hiçbir bağ kurmadan saatlerce orada kalıyordu. Hiçbir şey söylemiyordu, sadece denizi izliyor, kendi dünyasında kayboluyordu. Ben de ona her gün daha yakından bakarak, bazı cevapları çözmeye çalışıyordum. Her gün, aynı sessizliği, aynı bakışları, aynı soğukluğu hissediyordum.

Bir sabah, yine denize bakarken, biraz cesaretimi toplayıp ona doğru yürüdüm. Bu kez belki farklı olurdu diye düşündüm, belki artık birkaç kelime söyler, bir şeyler paylaşırdı. O kadar soğuk ve uzak davranmasına rağmen, onun iç dünyasında bir yerlerde bir şeyler çırpınıyordu, hissedebiliyordum. O yüzden yaklaşmak istedim.

"Bir şeyler mi söyleyeceksin?" dedim, sesim biraz titriyordu. İçimden gelen o sıkışan hisse rağmen, dudaklarım hafifçe kıvrıldı.

Bu sefer durdu. Sadece birkaç saniye sessiz kaldı, sonra hafifçe başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde değişen bir şey yoktu, ama bu kez bakışlarında bir anlık bir belirsizlik vardı.

"Zorunda değilim," dedi, ama sesindeki ton yumuşamıştı. "Ama buradayım çünkü bazen sadece burada olmak iyi geliyor. Başka bir şey de yok."

Bunu duyduğumda, içimdeki o garip boşluk bir an kayboldu. Onunla daha fazla konuşmak istedim, ama kelimelerimi toparlayamıyordum. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Aramızda bir duvar vardı, ve o duvarı yıkmak istiyordum ama nasıl yapacağımı bilmiyordum.

"Sadece... belki seni daha yakından tanımak istiyorum," dedim, hafif bir sessizliğin ardından. "Bu kadar soğuk olmasan da olur, değil mi?"

O an, birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra, gözlerini benden kaçırarak, ufuk çizgisine baktı. "Bazen insanlar soğuk olur. Bazen de içlerinde bir şeyler vardır ama onları dışarıya çıkaramazlar," dedi.

Bir an, söyledikleri kafamda yankılandı. O an anladım ki, belki de sadece dışarıya çıkmaya cesaret edemeyen birini izliyordum. Belki de ona yaklaşmak, o duvarı yıkmak, ona biraz cesaret vermek gerekirdi. Ama o kadar kolay mıydı?

O gün, biraz daha uzun yürüdük, birbirimize sessizce eşlik ederek. Aramızdaki bu soğuk mesafeye rağmen, bir şekilde zaman geçiyordu. Eve döndüğümde, annem bana biraz garip bakarak sorular sormaya başladı.

"Yine o çocukla mı vakit geçirdin?" dedi, sesi dikkatli ama meraklıydı.

Evet, annem çoğu zaman onun hakkında konuşmamı istemezdi. Çünkü o çocuk hakkında hiç bilgi edinmemişti. Ama annemin de fark ettiği bir şey vardı, o çocuğun sadece dışarıya yansıyan soğukluğu değil, içindeki birikmiş şeyleri de gözlerinde görmekti. Onunla ilgili bir şeyler vardı, ama ne?

"Biraz daha dikkatli ol, tamam mı?" diye ekledi annem. "Her insanın içinde bir dünya var, ama bazen biz, ne kadar yakından bakarsak bakalım, o dünyayı görmekte zorlanırız."

Gözlerinde o kadar fazla şey birikmişti ki, bunların yüzeye çıkmasını engelleyen bir duvar vardı. Belki de bu duvar onu bu kadar kapalı hale getirmişti.

Düşüncelerim beni sarmışken, babamın sesi duyuldu: "Yine o çocukla mı takılıyorsun?"

Babamın biraz şüpheci bakışları, hep aynı oluyordu. Ne kadar isteksiz olsa da, beni kollamaya çalışıyordu. Ama o çocuk hakkında tek bildiği şey, onun ne kadar uzak olduğu ve bizim de ona ne kadar yaklaşmaya çalıştığımızdı.

"Baba," dedim, "sanırım ona yardım edebilirim. Belki de sadece birinin anlayışına ihtiyacı vardır."

Babam biraz düşündü, sonra gözlerini yere indirerek, "Her insanın hikayesi vardır, ama bazen o hikaye, herkes için aynı anlama gelmez," dedi.

Gecenin sessizliği, evin içini sarıp sarmalamıştı. Yalnızca gecenin soğuk havası ve rüzgarın hafif esişi, camlardan içeri sızıyordu. Yatak odamda, uyumak için sabırsızlanmıyordum. Gün boyunca düşüncelerim hep o çocukla ilgiliydi. Gözleri, soğuk bakışları, söylemediği kelimeler… Bir şekilde o geceyi geçirmemi zorlaştırıyordu. Ama bir şey vardı, o çocuk sadece uzak duruyordu; o kadarına dayanabileceğimi düşünüyordum.

Annem ve babam, yemek masasında sessizce konuşuyorlar, arada sırada gülüşüyorlardı. Kardeşim yine bilgisayarının başında, benden birkaç yaş küçük olsa da oldukça meraklıydı. Bir şeyler okuyor, bazen gözlüğünü düzeltiyor, bazen de "Yarın sahilde ne yapacağız?" gibi sorular soruyordu. O anlarda evin huzurlu, ama bir o kadar da canlı atmosferi beni rahatlatıyordu.

Yatmadan önce, annem yanıma geldi. "Biraz konuşalım mı?" dedi, yumuşak ama anlamlı bir şekilde. Gözlerindeki bakış, her zaman olduğu gibi, içindeki merakla karışmıştı.

"Tabii, anne," dedim. Yavaşça yatağımdan kalkıp pencerenin kenarına oturdum. Bir şeyler söyleyeceğini hissetmiştim. Annem de yanımda yerini aldı, her zamanki gibi, sakin ama derin bir şekilde. "Seninle konuşmak istiyorum, bir şeyler paylaşırsan daha iyi hissedersin," dedi.

Bir an sustum, çünkü bir şeyler anlatmak istiyordum, ama nasıl başlayacağımı bilmiyordum. Gözlerimi yere indirdim ve derin bir nefes aldım. "O çocuğu düşünüyorum," dedim. "Hep soğuk, hep uzak. Ne yapmalıyım, anne?"

Annem bir süre sustu, sanki her kelimesini dikkatlice seçiyordu. Sonunda, "Bazı insanlar kendilerini korumak için böyle davranır," dedi. "Belki de içlerinde bir şeyler birikmiştir, belki de geçmişte yaşadıkları bir şeylerden dolayı kimseye güvenemiyorlar. Ama senin gibi biri, ona yardımcı olabilir. Zamanla, belki de yavaşça, duvarlarını kaldırabilir."

Annemin sözleri, içimdeki soru işaretlerini biraz daha netleştirdi. "Zamanla," dedim, içimden geçirdiğim duygularla. "Bunu anlamak için sabırlı olmam gerek, değil mi?"

Annem gülümsedi, hafifçe başını sallayarak. "Evet, sabır her şeyin ilacı. Ama unutma, her şey zamanla olur. Zamanla insanlar değişir, iyileşir. Sen de ona anlayış gösterirsen, belki bir gün açılacaktır."

O gece gözlerim kapalıyken, kafamda hala o çocuk ve söylediklerim vardı. Annem haklıydı belki de. Belki de o sadece korkuyordu, ya da geçmişinde sakladığı bir şey vardı. Ama o kadar soğuk, o kadar uzak… Ne kadar yaklaşabileceğimi bilmiyordum. o kadar soğuk, o kadar uzak… Ne kadar yaklaşabileceğimi bilmiyordum. değil, içindeki birikmiş şeyleri de gözlerinde görmekti. Onunla ilgili bir şeyler vardı, ama ne?

"Biraz daha dikkatli ol, tamam mı?" diye ekledi annem. "Her insanın içinde bir dünya var, ama bazen biz, ne kadar yakından bakarsak bakalım, o dünyayı görmekte zorlanırız."

Gözlerinde o kadar fazla şey birikmişti ki, bunların yüzeye çıkmasını engelleyen bir duvar vardı. Belki de bu duvar onu bu kadar kapalı hale getirmişti.

Düşüncelerim beni sarmışken, babamın sesi duyuldu: "Yine o çocukla mı takılıyorsun?"

Babamın biraz şüpheci bakışları, hep aynı oluyordu. Ne kadar isteksiz olsa da, beni kollamaya çalışıyordu. Ama o çocuk hakkında tek bildiği şey, onun ne kadar uzak olduğu ve bizim de ona ne kadar yaklaşmaya çalıştığımızdı.

"Baba," dedim, "sanırım ona yardım edebilirim. Belki de sadece birinin anlayışına ihtiyacı vardır."

Babam biraz düşündü, sonra gözlerini yere indirerek, "Her insanın hikayesi vardır, ama bazen o hikaye, herkes için aynı anlama gelmez," dedi.

Gecenin sessizliği, evin içini sarıp sarmalamıştı. Yalnızca gecenin soğuk havası ve rüzgarın hafif esişi, camlardan içeri sızıyordu. Yatak odamda, uyumak için sabırsızlanmıyordum. Gün boyunca düşüncelerim hep o çocukla ilgiliydi. Gözleri, soğuk bakışları, söylemediği kelimeler… Bir şekilde o geceyi geçirmemi zorlaştırıyordu. Ama bir şey vardı, o çocuk sadece uzak duruyordu; o kadarına dayanabileceğimi düşünüyordum.

Annem ve babam, yemek masasında sessizce konuşuyorlar, arada sırada gülüşüyorlardı. Kardeşim yine bilgisayarının başında, benden birkaç yaş küçük olsa da oldukça meraklıydı. Bir şeyler okuyor, bazen gözlüğünü düzeltiyor, bazen de "Yarın sahilde ne yapacağız?" gibi sorular soruyordu. O anlarda evin huzurlu, ama bir o kadar da canlı atmosferi beni rahatlatıyordu.

Yatmadan önce, annem yanıma geldi. "Biraz konuşalım mı?" dedi, yumuşak ama anlamlı bir şekilde. Gözlerindeki bakış, her zaman olduğu gibi, içindeki merakla karışmıştı.

"Tabii, anne," dedim. Yavaşça yatağımdan kalkıp pencerenin kenarına oturdum. Bir şeyler söyleyeceğini hissetmiştim. Annem de yanımda yerini aldı, her zamanki gibi, sakin ama derin bir şekilde. "Seninle konuşmak istiyorum, bir şeyler paylaşırsan daha iyi hissedersin," dedi.

Bir an sustum, çünkü bir şeyler anlatmak istiyordum, ama nasıl başlayacağımı bilmiyordum. Gözlerimi yere indirdim ve derin bir nefes aldım. "O çocuğu düşünüyorum," dedim. "Hep soğuk, hep uzak. Ne yapmalıyım, anne?"

Annem bir süre sustu, sanki her kelimesini dikkatlice seçiyordu. Sonunda, "Bazı insanlar kendilerini korumak için böyle davranır," dedi. "Belki de içlerinde bir şeyler birikmiştir, belki de geçmişte yaşadıkları bir şeylerden dolayı kimseye güvenemiyorlar. Ama senin gibi biri, ona yardımcı olabilir. Zamanla, belki de yavaşça, duvarlarını kaldırabilir."

Annemin sözleri, içimdeki soru işaretlerini biraz daha netleştirdi. "Zamanla," dedim, içimden geçirdiğim duygularla. "Bunu anlamak için sabırlı olmam gerek, değil mi?"

Annem gülümsedi, hafifçe başını sallayarak. "Evet, sabır her şeyin ilacı. Ama unutma, her şey zamanla olur. Zamanla insanlar değişir, iyileşir. Sen de ona anlayış gösterirsen, belki bir gün açılacaktır."

O gece gözlerim kapalıyken, kafamda hala o çocuk ve söylediklerim vardı. Annem haklıydı belki de. Belki de o sadece korkuyordu, ya da geçmişinde sakladığı bir şey vardı. Ama o kadar soğuk, o kadar uzak… Ne kadar yaklaşabileceğimi bilmiyordum., evin içindeki huzur, geceyi geride bırakıp, yeni bir güne başlamamı sağladı. Güneşin ışıkları pencereden süzüldü, ama o sabah her şey farklıydı. Yavaşça gözlerimi açtım, annem kahvaltıyı hazırlarken, babam gazetede bir şeyler okuyor, kardeşim ise kahvaltı masasına oturmak için sabırsızlanıyordu. Her zamanki gibi, sessizlik bozulduğunda evin içinde yine bir canlılık vardı.

"Bugün ne yapalım?" diye sordum anneme.

Annem mutfağından başını çıkardı. "Bugün sakin olalım, belki biraz da sahilde zaman geçiririz. Hem belki sen o çocuğu tekrar görürsün, kim bilir?"

Bu kez, annemin söylediklerinde bir anlam vardı. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. O çocuğa yaklaşmalıydım, ama sabırla, ona hiçbir baskı yapmadan. Zamanla, belki de aramızdaki duvarı yıkabilirdim.

Kahvaltı masasına oturduğumda, babam gazeteyi katlayıp kenara bıraktı. "Sahilde biraz vakit geçireceksiniz, öyle mi?" dedi.

"Biraz," dedim, hafifçe gülerek. "Ama asıl önemli olan, belki bir şeyleri daha iyi anlayabilmek."

Kardeşim o sırada kahvaltıdan gözlerini ayırmadı, "Denize girecek misiniz?" diye sordu.

Annem, "Tabii ki, ama biraz dinlenelim önce," dedi. "Hadi bakalım, çocuklar, bugün de güzel bir gün olacak gibi görünüyor."

Gözlerimi, annemin söylediklerine odaklayarak, o sabahı içimdeki belirsizlikle karışmış bir umutla geçirmeyi planladım. Bir şeyleri değiştirebileceğimi düşündüm. O çocuk, belki de sadece biraz sabır ve anlayışla değişebilirdi.

"Bugün biraz daha fazla vakit geçirelim, son gün ya," dedi annem, kahvaltıyı toparlarken.

Ben de başımı salladım, ama içimden o çocuğu düşünmeden duramıyordum. Bugün, onunla son bir kez konuşmak zorunda kalacağımı hissediyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum, ama bir şeylerin değişmesi gerektiğini biliyordum.

Kahvaltıyı bitirdikten sonra, sahile gitmek için hazırlık yapmaya başladık. Güneş, denizden yansıyan ışıklarıyla denizin üzerinde dans ediyordu. Sahilde son kez gezmek, belki de bu tatilin son anlarını en güzel şekilde yaşamak istiyordum. Ama bir anlık düşünceyle, o çocuğun orada olup olmadığını da merak ediyordum.

Sahile vardıklarında, annem ve babam yürüyüş yaparken, ben biraz uzaklaştım. Adımlarım denize doğru yöneldi. Kumsalda yürürken, denizin tuzlu kokusu burnuma geldi. Gözlerim, önce her zaman olduğu gibi uzaklara dalmıştı, ama bu sefer başka bir şey vardı. O çocuğu düşündüm, o kadar soğuk, o kadar uzak… Ama belki de biraz yakınlaşabilirdik.

Ve sonra, birden, oradaydı. Yalnızdı, denize doğru bakıyordu. Bir an göz göze geldik. O an her şey durdu sanki. İçimde bir şeyler karıştı, ama korkum da vardı. Ne söylemeliyim? Ne yapmalıyım?

Yaklaştım, ama çok dikkatli adımlarla. "Merhaba," dedim, önce nazikçe. Sesim titredi mi bilmiyorum ama, gözlerindeki o soğuk bakış, hala olduğu gibiydi. Ama bu sefer, bir şey farklıydı. Biraz daha kırılgandı sanki.

"Herkes gitmek zorunda mı, ya da herkes sabahları böyle olur mu? Tatilin bitişi biraz tuhaf, değil mi?"

Bir an sessizlik vardı. O çocuğun gözleri, birkaç saniye boyunca bana odaklandı. Sonra, hafifçe başını salladı. "Bilmiyorum, bazen böyle hissediyorum. Herkes sabahları mutlu ya da heyecanlı olmalı gibi hissediyor. Ama ben farklıyım."

"Farklı olmak, kötü bir şey değil," dedim.

O çocuk biraz daha yaklaştı. Kafasını biraz eğdi ve biraz utangaç bir şekilde, "Ben de anlamaya çalışıyorum. Ama bazen içimdekileri nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum," dedi.

Bir an düşündüm, sonra "Ama birinin yanında olabilmek, birine yardımcı olabilmek… Belki de bu kadar uzak durmak gereksizdi."

O çocuk bir süre suskun kaldı, ama gözlerinde belirsiz bir şeyler vardı. "Belki de," dedi, hafifçe gülümseyerek. "Ama bazen, birine yakınlaşmak çok korkutucu oluyor."

"Ama ben de seni anladığımı hissediyorum. Birlikte daha fazla vakit geçiremesek de, belki de bu kadar zor olmamalıydı."

İçimde bir rahatlama vardı. Belki de tam anlamıyla çözülmemişti, ama bir adım atmak, onu daha yakın hissetmek önemliydi. Bu vedanın, bir başlangıç olduğu hissi vardı.

Bir süre daha sahilde yürüdük. Sessizlik, birbirimizi daha iyi anlamamız için belki de en doğru yoldu. Sonra, o çocuk bir an durdu ve bana döndü. "Bugün gitmek zorundayım," dedi. "Ama belki bir gün daha konuşuruz."

"Belki," dedim. "Belki bir gün."

Ve o an, birbirimize veda ettik. O kadar kolay ve basitti ki, ama içinde hala yapılacak çok şey olduğunu biliyorduk. Vedalaşmak, hayatın en karmaşık parçasıydı. Ama belki de tam bu noktada, her şeyin bitmediğini, sadece bir sonun değil, bir başlangıcın da olduğunu anlamıştık.

Arabaya binip, havaalanına doğru yola çıktık. Yolda herkes sessizdi, zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştık. Kardeşim hala telefonuyla uğraşıyor, annem ve babam ise birbirlerine tatilden bahsediyorlardı. Ben ise pencereye bakarak düşüncelere daldım. O vedamız, her şeyin bitişi gibi geliyordu. Ama belki de bu yeni bir başlangıçtı.

Havaalanına vardığımızda, kalabalık ve sesler beni biraz uykudan uyandırmıştı. Herkes hızlıca bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Biletlerimiz alındı, güvenlikten geçtik, derken uçuş saatimiz yaklaşıyordu. Son bir kez etrafıma bakıp, her şeyin nasıl hızla bittiğini fark ettim. Bu kadar kısa bir süre, aslında ne kadar çok şey hissettirmişti. O çocuğu bir daha göremeyecek miydim? Bir ihtimal, belki bir gün tekrar yollarımız kesişirdi, ama şimdi, bu sondu.

Havaalanındaki son anlarda annem bana, "Bunlar da hayatın güzel yanları, tatil bitiyor ama evde seni bekleyen çok şey var," dedi. Cevap vermedim, sadece başımı salladım. İzmir’e, evimize dönüyorduk.

Uçak kapısına gelene kadar etraftaki kalabalık, biraz da tedirginlik yaratmıştı. Birkaç dakika sonra, uçağımıza bindik. Koltuklara oturduk, emniyet kemerlerini bağladık. Havaalanının gürültüsünden sonra uçakta her şey sessizdi. Bir an gözlerimi kapadım. Hafif bir rüzgarın esmesi, uçağın kalkışı… Bir şeylerin değişeceğini hissediyordum.

Uçak yavaşça alçalmaya başlarken, kalbimdeki tedirginlik biraz azaldı. İzmir’in manzarası, her zaman olduğu gibi bir rahatlama hissi yaratıyordu. Tatilin bitmesi, aslında evin güvenli havasına, her şeyin tanıdık olmasına geri dönmekti. Hızla alçalan uçak, beni başka bir dünyaya, başka bir zamana taşıyordu. Tatil, hızla geride kalacak ve normal hayata dönüş başlayacaktı. Ama tatilde yaşadığım anılar, içimde bir iz bırakmıştı.

Uçaktan indiğimizde, hava biraz sıcak ama rahatlatıcıydı. Havaalanındaki kalabalık, her zaman olduğu gibi burada da vardı. Annem ve babam yine usulca yürürken, ben birkaç adım geride kaldım. İçimden, bir an bile olsa o çocuğun orada olmasını dilerdim. Ama ona veda ettiğimi ve belki de bir daha hiç karşılaşmayacağımızı bilmek, kalbimi sıkıştırıyordu. "Böyle işte," dedim kendi kendime. "Hayat her zaman bu kadar karmaşık değil." Ama kalbimde o karmaşıklığı hep taşıyacaktım.

Valizlerimizi alıp, arabaya yöneldik. Kardeşim yine telefonuyla meşguldü, annem ve babam ise yol boyunca tatilin iyi geçtiğinden bahsediyorlardı. Ben, evimize doğru giderken her şeyin ne kadar hızlı geçtiğini düşündüm. Ama belki de bu yüzden, insanın bir şeyi kaybetmesi gerekiyordu. O kayıplar, hayatı daha değerli kılıyordu.

Yolda ilerlerken, arabamız İzmir’in caddelerinde ilerledi. Şehir, tatilin o sakin havasından sonra birden çok daha canlı, çok daha gerçek gibi görünüyordu. Her şey alıştığım gibi, tanıdık. Yavaşça, evimizin bulunduğu sokağa doğru döndük. Annem, “Eve vardık,” dedi. Yüzünde tatilin getirdiği yorgun ama huzurlu bir ifade vardı. Bir an için, her şeyin ne kadar sıradan ve güzel olduğunu düşündüm.

Eve vardığımızda, evin kapısını açarken her şeyin yerli yerinde olduğunu görmek içimi rahatlattı. Sadece birkaç günün ardından, evdeki her şeyin tanıdık olması, beni tekrar bu dünyaya bağlı hissettirdi. Her şey normaldi, ama içimde garip bir huzursuzluk vardı. Yine de, her şeyin dönüp dolaşıp bu noktada bir araya geldiğini fark ettim. O çocuğun kaybolmuş bakışları, ses tonları, her şey geri dönmeyecekti. Ama bir ihtimal, belki bir gün yeniden karşılaşırdık.

İçeri adımımı attım, valizimi salona bırakıp, hemen banyoya girdim. Sıcak suyun vücuduma değmesiyle, tüm yorgunluk ve stres bir anda kayboldu. Duşun sonunda bir süre kendime gelmek için gözlerimi kapadım. Derin bir nefes aldım, ve birkaç saniye düşündüm. Bu tatil, gerçekten çok kısa ve karmaşıktı, ama içimde hep bir anı bırakacak kadar derindi.

Sonra, saçlarımı havluyla kurulayıp, bir şeyler giydim. Ailem biraz daha dinlendikten sonra akşam yemeği hazırlamaya başladılar. Yemek masasında her şeyin olduğu gibi olduğunu görmek, garip bir rahatlama hissi verdi. Kardeşim yine telefonuyla meşguldü, annem ve babam ise günün yorgunluğundan bahsediyorlardı.

Yavaşça masaya oturdum, ama aklım hâlâ tatildeydi. O çocuk, o soğuk ama bir o kadar da dikkatli bakışları… Bir daha hiç görmeyecek miydim? Kim bilir, belki de bir gün tesadüfen karşılaşırdık. Ama şu an, sadece evimdeydim ve hayatım kaldığı yerden devam ediyordu.

Eve dönüş, hep aynıymış gibi görünsede, bir şeylerin değiştiğini fark ettim. O tatilin, o kısa ama özel günlerin etkisiyle, belki de ben de değişmiştim. Hayatın ne getireceğini kimse bilemezdi. Ama bir şey kesindi: Bu tatil, bana bir şeyler öğretmişti. Bir gün, belki de geçmişin izlerini silerek, yeniden bir şeyler başlayacaktı.

Yavaşça masaya göz attım, ve içimden, belki de başka bir tatilde, başka bir yerde, o çocuğu bir daha görme umudu taşıdım. Ama şu an, sadece evimdeydim. Yavaşça gülümsedim ve gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18