3. bölüm / 5
Yaz aşkıBÖLÜM 2
Bölümler 5Şu an: BÖLÜM 2
- 1 BÖLÜM 1443 kelime
- 2 BÖLÜM 21.017 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Bölüm 41.073 kelime
- 4 BÖLÜM 34.377 kelime
- 5 BÖLÜM 5119 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
𝘉𝘪𝘳 𝘩𝘢𝘧𝘵𝘢 𝘴𝘰𝘯𝘳a
Bir hafta geçti, ve o yabancı çocuk yine her gün aynı saatlerde denize girmeye, sonra da beni bir şekilde görebileceği yerlere gelmeye başladı. Ama hiçbir şey söylemedi, sadece gözlerimizi birbirine yaklaştırmadan bakışlarımız kesişiyordu. O kadar soğuktu ki, gözlerinde hiçbir sıcaklık, hiçbir belirgin duygu yoktu. Bir yabancı gibi, ama bir şekilde yine de tanıdık bir şeyler vardı.
Bir gün, öğle sıcağında sahilde yürüyordum. Bir süre sonra, adımlarını duydum. O aynı adam, yine yanımdaydı. Ama bu sefer, hiç durmadı, sadece önde yürümeye başladı. Sanki beni görmüyormuş gibi, yüzünü bile dönmeden ilerledi.
Bir an duraksadım, ne yapacağımı bilemedim. Sonunda, bir yudum cesaretle "Neden sürekli burada oluyorsun?" diye sordum.
Yanıt vermedi, sadece birkaç saniye durdu ve kafasını hafifçe çevirdi. Gözleri, soğuk ve uzak bir şekilde bana bakıyordu. Bir an göz göze geldik, ama hemen sonra başını çevirip yürümeye devam etti.
"Yalnızca burada olmam gerekti," dedi, ama sesinde en ufak bir sıcaklık yoktu. "Burası sessiz."
Sesindeki soğukluk ve uzaklık, her şeyi daha da karmaşık hale getirdi. İçimde bir şeyler kırıldı. O kadar kolay değilmiş gibi, her bakış, her sessizlik, beni biraz daha uzaklaştırıyordu. Ama bir şekilde, ona yaklaşmak istedim. Belki de sadece bu soğukluğu kırmak, bir şekilde iletişim kurmak… Ama nasıl?
Her sabah erken saatte denize giriyor, ardından uzak bir yere oturup, dünya ile hiçbir bağ kurmadan saatlerce orada kalıyordu. Hiçbir şey söylemiyordu, sadece denizi izliyor, kendi dünyasında kayboluyordu. Ben de ona her gün daha yakından bakarak, bazı cevapları çözmeye çalışıyordum. Her gün, aynı sessizliği, aynı bakışları, aynı soğukluğu hissediyordum.
Bir sabah, yine denize bakarken, biraz cesaretimi toplayıp ona doğru yürüdüm. Bu kez belki farklı olurdu diye düşündüm, belki artık birkaç kelime söyler, bir şeyler paylaşırdı. O kadar soğuk ve uzak davranmasına rağmen, onun iç dünyasında bir yerlerde bir şeyler çırpınıyordu, hissedebiliyordum. O yüzden yaklaşmak istedim.
"Bir şeyler mi söyleyeceksin?" dedim, sesim biraz titriyordu. İçimden gelen o sıkışan hisse rağmen, dudaklarım hafifçe kıvrıldı.
Bu sefer durdu. Sadece birkaç saniye sessiz kaldı, sonra hafifçe başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde değişen bir şey yoktu, ama bu kez bakışlarında bir anlık bir belirsizlik vardı.
"Zorunda değilim," dedi, ama sesindeki ton yumuşamıştı. "Ama buradayım çünkü bazen sadece burada olmak iyi geliyor. Başka bir şey de yok."
Bunu duyduğumda, içimdeki o garip boşluk bir an kayboldu. Onunla daha fazla konuşmak istedim, ama kelimelerimi toparlayamıyordum. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Aramızda bir duvar vardı, ve o duvarı yıkmak istiyordum ama nasıl yapacağımı bilmiyordum.
"Sadece... belki seni daha yakından tanımak istiyorum," dedim, hafif bir sessizliğin ardından. "Bu kadar soğuk olmasan da olur, değil mi?"
O an, birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra, gözlerini benden kaçırarak, ufuk çizgisine baktı. "Bazen insanlar soğuk olur. Bazen de içlerinde bir şeyler vardır ama onları dışarıya çıkaramazlar," dedi.
Bir an, söyledikleri kafamda yankılandı. O an anladım ki, belki de sadece dışarıya çıkmaya cesaret edemeyen birini izliyordum. Belki de ona yaklaşmak, o duvarı yıkmak, ona biraz cesaret vermek gerekirdi. Ama o kadar kolay mıydı?
O gün, biraz daha uzun yürüdük, birbirimize sessizce eşlik ederek. Aramızdaki bu soğuk mesafeye rağmen, bir şekilde zaman geçiyordu. Eve döndüğümde, annem bana biraz garip bakarak sorular sormaya başladı.
"Yine o çocukla mı vakit geçirdin?" dedi, sesi dikkatli ama meraklıydı.
Evet, annem çoğu zaman onun hakkında konuşmamı istemezdi. Çünkü o çocuk hakkında hiç bilgi edinmemişti. Ama annemin de fark ettiği bir şey vardı, o çocuğun sadece dışarıya yansıyan soğukluğu değil, içindeki birikmiş şeyleri de gözlerinde görmekti. Onunla ilgili bir şeyler vardı, ama ne?
"Biraz daha dikkatli ol, tamam mı?" diye ekledi annem. "Her insanın içinde bir dünya var, ama bazen biz, ne kadar yakından bakarsak bakalım, o dünyayı görmekte zorlanırız."
Gözlerinde o kadar fazla şey birikmişti ki, bunların yüzeye çıkmasını engelleyen bir duvar vardı. Belki de bu duvar onu bu kadar kapalı hale getirmişti.
Düşüncelerim beni sarmışken, babamın sesi duyuldu: "Yine o çocukla mı takılıyorsun?"
Babamın biraz şüpheci bakışları, hep aynı oluyordu. Ne kadar isteksiz olsa da, beni kollamaya çalışıyordu. Ama o çocuk hakkında tek bildiği şey, onun ne kadar uzak olduğu ve bizim de ona ne kadar yaklaşmaya çalıştığımızdı.
"Baba," dedim, "sanırım ona yardım edebilirim. Belki de sadece birinin anlayışına ihtiyacı vardır."
Babam biraz düşündü, sonra gözlerini yere indirerek, "Her insanın hikayesi vardır, ama bazen o hikaye, herkes için aynı anlama gelmez," dedi.
Gecenin sessizliği, evin içini sarıp sarmalamıştı. Yalnızca gecenin soğuk havası ve rüzgarın hafif esişi, camlardan içeri sızıyordu. Yatak odamda, uyumak için sabırsızlanmıyordum. Gün boyunca düşüncelerim hep o çocukla ilgiliydi. Gözleri, soğuk bakışları, söylemediği kelimeler… Bir şekilde o geceyi geçirmemi zorlaştırıyordu. Ama bir şey vardı, o çocuk sadece uzak duruyordu; o kadarına dayanabileceğimi düşünüyordum.
Annem ve babam, yemek masasında sessizce konuşuyorlar, arada sırada gülüşüyorlardı. Kardeşim yine bilgisayarının başında, benden birkaç yaş küçük olsa da oldukça meraklıydı. Bir şeyler okuyor, bazen gözlüğünü düzeltiyor, bazen de "Yarın sahilde ne yapacağız?" gibi sorular soruyordu. O anlarda evin huzurlu, ama bir o kadar da canlı atmosferi beni rahatlatıyordu.
Yatmadan önce, annem yanıma geldi. "Biraz konuşalım mı?" dedi, yumuşak ama anlamlı bir şekilde. Gözlerindeki bakış, her zaman olduğu gibi, içindeki merakla karışmıştı.
"Tabii, anne," dedim. Yavaşça yatağımdan kalkıp pencerenin kenarına oturdum. Bir şeyler söyleyeceğini hissetmiştim. Annem de yanımda yerini aldı, her zamanki gibi, sakin ama derin bir şekilde. "Seninle konuşmak istiyorum, bir şeyler paylaşırsan daha iyi hissedersin," dedi.
Bir an sustum, çünkü bir şeyler anlatmak istiyordum, ama nasıl başlayacağımı bilmiyordum. Gözlerimi yere indirdim ve derin bir nefes aldım. "O çocuğu düşünüyorum," dedim. "Hep soğuk, hep uzak. Ne yapmalıyım, anne?"
Annem bir süre sustu, sanki her kelimesini dikkatlice seçiyordu. Sonunda, "Bazı insanlar kendilerini korumak için böyle davranır," dedi. "Belki de içlerinde bir şeyler birikmiştir, belki de geçmişte yaşadıkları bir şeylerden dolayı kimseye güvenemiyorlar. Ama senin gibi biri, ona yardımcı olabilir. Zamanla, belki de yavaşça, duvarlarını kaldırabilir."
Annemin sözleri, içimdeki soru işaretlerini biraz daha netleştirdi. "Zamanla," dedim, içimden geçirdiğim duygularla. "Bunu anlamak için sabırlı olmam gerek, değil mi?"
Annem gülümsedi, hafifçe başını sallayarak. "Evet, sabır her şeyin ilacı. Ama unutma, her şey zamanla olur. Zamanla insanlar değişir, iyileşir. Sen de ona anlayış gösterirsen, belki bir gün açılacaktır."
O gece gözlerim kapalıyken, kafamda hala o çocuk ve söylediklerim vardı. Annem haklıydı belki de. Belki de o sadece korkuyordu, ya da geçmişinde sakladığı bir şey vardı. Ama o kadar soğuk, o kadar uzak… Ne kadar yaklaşabileceğimi bilmiyordum.
Bölüm etkileşimi
