7. bölüm · Yastık Krallığı: Sutura’nın Çatlağı
BÖLÜM 7 – Rüyasızın Gölgesi
Pofuduk’un önünde açılan çatlak, bir kapı değil, bir yara gibiydi. Kenarları dikiş izleriyle doluydu; sanki evrenin kumaşı buradan dikiş söküğü gibi ayrılmış, altından başka bir dokunun rengi görünmüştü.
Yanında yürüyen Horpik, sessizliğini artık korkudan değil, saygıdan koruyordu. Onlar bir sırra doğru yürümüyordu sadece. Sırrın kendisine karışmak üzereydiler.
Çatlağa ilk adımını attığında, Pofuduk ayağının altındaki zeminin değiştiğini hissetti. Peluş toprak yoktu artık. Yer, bir yastık kadar yumuşak ama bir mezar kadar sessizdi. Ve bu sessizlik… ıslaktı. Derinlerde çürüyen bir anının yankısı gibi.
⸻
İçeri girdiklerinde, karanlık değildi ortam. Aksine, tuhaf bir ışıkla aydınlanıyordu. Işık kaynağı bilinmiyordu. Gölge yoktu. Ve hiçbir şey hareket etmiyordu.
Ta ki… bir nefes duyulana kadar.
“Senin adını hatırlamıyorum.”
Pofuduk döndü. Horpik yere yapışmış, titriyordu. Ses bir duvardan değil, içlerinden gelmiş gibiydi.
Önlerinde bir figür belirdi.
İnsan değildi. Yastık da.
Ama her şeyden birazdı.
Bir yığın.
Bir boşluk.
Daha önce dikilmiş, ama hiç kullanılmamış bir kumaş gibi.
Gözleri yoktu. Ama bakıyordu.
Kolları yoktu. Ama uzanıyordu.
İsmi yoktu. Ama adıyla çağırıyordu:
“Senin rüyan nerede?”
Pofuduk geri adım attı. Horpik fısıldadı:
“Bu… bu bir Rüyasız.”
Rüyasızlar efsanelerde anlatılırdı. Kendi rüyasından vazgeçmiş, bir başkasının düşlerine sızarak yaşamaya çalışan varlıklar. Hiçbir şey hatırlamazlar. Ama hatırlayanlara yönelirler.
Ve şimdi, biri onların önündeydi.
⸻
Rüyasız, ağır ağır yaklaşırken, adımları sessizlik yaratıyordu. Ayakları yere değmiyor, hatıraya basıyor gibiydi.
Pofuduk, Dok İli’nin verdiği kumaşı çıkardı. Kumaş, figürün yaklaşmasıyla parladı. Ama bu bir koruma değil, bir çağrıydı. Çünkü kumaş tanıyordu onu.
Ve tanımak, her zaman hatırlamak değildir.
“Sen… bu kumaştaydın,” dedi Pofuduk.
Rüyasız cevap verdi:
“Ben kimdim, hatırlamıyorum. Ama biri beni dikti.
Ve sonra… unuttu.”
O an kumaşın üzerindeki yanık harfler parladı: “E. P.”
Pofuduk’un gözleri büyüdü. Bu, Cadı Pıfıdık’ın kayıp çocuğuydu.
Ama şimdi bir Rüyasız olmuştu.
⸻
Rüyasız, yaklaştı. Elleri yoktu ama bir dokunuş hissi yayıldı. Sanki Pofuduk’un içinden bir anı çekiliyordu. Pofuduk dengesini kaybetti. Dizlerinin üzerine çöktü.
Bir an, annesinin kokusunu duydu.
Bir an, ilk düşüşünü hatırladı.
Bir an, Horpik’i ilk kez gördüğü günü.
Hepsi silinmek üzereydi.
Ta ki… Horpik, kendini aralarına atana kadar.
“Hayır!” diye bağırdı. “O hatırlıyor! O beni hatırlıyor!”
Rüyasız durdu.
Çünkü çağırdığı şey, hatıra değil…
bağdı.
Ve Horpik’in sesi, Pofuduk’un hatıralarına tutunduğu iple, Rüyasız’ı geri itti.
⸻
Karanlık çöktü.
Gölge geri çekildi.
Ama Rüyasız yok olmadı.
Sadece uzaklaştı.
Ve son bir cümle bıraktı:
“Rüya bir mekân değildir.
Bir isimdir.
Benimkini bulursan…
beni kurtarırsın.”
⸻
Pofuduk gözlerini açtığında, hâlâ çatlağın içindeydiler.
Ama artık sınırı geçmişlerdi.
Ve ilk kez… içerideydiler.
⸻
Devam edecek…
