3. bölüm · Yastık Krallığı: Sutura’nın Çatlağı

BÖLÜM 3 – Pofuduk’un İlk Adımı

Yarkın Üzeyiroğlu

Gecenin en derin saatinde, Pofuduk başkentten ayrıldı. Hava soğuktu ama karanlık değildi; gökyüzünde pamuk çizgileri gibi uzanan bulutlar arasında ay, sanki Yastık Krallığı’nın gözcüsü gibi süzülüyordu.

Yolculuğunun ilk adımları, başkentin kenarındaki Kadife Geçidi’nden geçmekti. Bu geçit, sarayın koruyucu yastık birlikleri tarafından nadiren kullanılan eski bir patikaydı. Sutura Çatlağı’na giden en kestirme ama aynı zamanda en terk edilmiş güzergâhtı.

Horpik sırt çantasının ucunda sarkıyordu. Normalde dırdırcı yastık, bu kez tek kelime etmiyordu. Pofuduk da sessizdi. İçindeki endişe, her adımda daha çok şekil kazanan bir düşünceye dönüşüyordu: Ya bu çatlak yalnızca kumaşı değil, zihinleri de çözüyorsa?

Geçidin tam ortasında, solmuş bir tabela dikkatlerini çekti. Üzerinde eski dikiş diliyle şu yazılıydı:

“Geçerken kendini unutma.”

Pofuduk durdu. Tabelaya dokunduğu an, parmaklarının ucunda bir karıncalanma hissetti. Bir anlığına, adını hatırlayamadı. Horpik’in sesi uzaklardan geldi:

“Pofuduk! Hey! Kafanı kumaşa kaptırma!”

Titreyerek kendine geldi. Ama birkaç saniyeliğine ismini unutmuş olması… hiç iyiye işaret değildi.

Geçitten sonra gelen ilk durak, unutulmuş bir dikiş köyüydü: İlikova.

Burası, bir zamanlar yastık ustalarının yaşadığı, ama kumaşın çözülmeye başlamasından sonra terk edilmiş bir yerdi. Evlere giren rüzgârlar, tüyleri savuruyor, duvarlara kazınmış desenler soluyordu. Ama bir ev hâlâ sıcaktı.

Pofuduk yaklaştı. Kapısı aralıktı. İçeride bir mum yanıyordu.

Kapıyı itti. Gıcırdayarak açıldı. İçeriye adım attığında, küçük bir masa başında oturan yaşlı bir figürle göz göze geldi.

Gözlerinde perde gibi bir huzur vardı. Ama o gözler, Pofuduk’un adını daha o içeri girmeden önce biliyordu.

“Demek geldin,” dedi yaşlı figür. “Benim adım… Dok İli.”

Dok İli, geçmişte krallığın Dikiş Kaydedicisi’ydi. Görevi, her yastığın içindeki ilk düğümü belgelendirmekti. Ama uzun yıllar önce kendi isteğiyle unutulmuştu. Artık ne belge tutuyordu ne de konuşuyordu. Ta ki Pofuduk gelene kadar.

Masadan bir parça kumaş uzattı. Üzerinde karmaşık ama tanıdık desenler vardı. Desenlerin ortasında, yanmış bir işaret dikkat çekiyordu: Ortaksız İğne.

“Bu simge,” dedi Dok İli, “sadece düşlerde görülür. Ama artık uyanıkken de ortaya çıkıyor.”

Pofuduk yutkundu.

“Bu… bir düş değil mi?”

Dok İli başını salladı.

“Bundan sonra göreceğin hiçbir şey… sadece rüya olmayacak.”

Gece ilerledi. Pofuduk, Dok İli’nin verdiği kumaşı sırt çantasına koyup yola devam etti. Ama bir şey değişmişti. Artık yalnız değildi.

Sutura Çatlağı’na ulaşması gerekiyordu. Ama şimdi biliyordu:

Çatlağa giden yol, yalnızca dışarıdan değil, içeriden de geçecekti.

Devam edecek…