🪀28(FİNAL)

Vaveyla Yazarı: Mevra 💅

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 🪀28(FİNAL)

Ve FİNALE hoşgeldiniz arkadaşlar.
Son kez, iyi okumalaaarrr.
OY VERMEYİ VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN OLUR Mİ??
Eleştirilerinizi merak ediyorum.

...
Senin gönlün daima meshûr ve musahhardır mazursun
Gamın ne olduğunu aslâ bilmedin, mâzursun
Ben sensiz bin gece kan yuttum
Sen bir gece sensiz kalmadın, mâzursun
🤌👌
🎧
Divane, Yaşar

🪀🪀🪀

18/08/2028

Alaz Ateş

Demir kapısı aralandığı gibi nöbetçiye selam vererek çıktığım okuluma dönüp baktım kısa bir an. Her çıkış günleri gibi onun yanına, mezarına gidecektim. Yine öyle bir gündü, sıcaktı, güneşin kavurucu ateşi yoktu ama onsuzluk yüreğimdeki yangını her ne kadar harlasa da üşüyordum. Onsuzluk çok soğuktu.

Çok kısa bir an hafif bir rüzgar esti sokak lambalarının aydınlattığı sokağı, kaldırım kenarlarında çıkan çiçekler haraketlendi. Sırtımdaki çantam düşmesin diye kolunu sıkıca kavrayan parmaklarım çalan telefonu açmak için cebime doğru yol aldı. Hava Harp Okulu'ndan arkadaş arıyordu, Kıraç. Oda arkadaşımdı ve fazlasıyla sosyal bir çocuktu benim aksime. Kulağıma koyduğum telefonumda, "Devremim, bugün bizdesin. Meyhaneye gidiyoruz. Kafa dağıtacağız, sen de artık ne işin varsa bırak ve gel." Diyen onun sesini duyunca nefesimi sessizce verirken, "Hayır Kıraç, gelemeyeceğimi biliyorsun. Başka gün." Dedim geçiştirerek. Her cuma günü bana beraber takılmayı teklif etse de benim tatil günlerimde gitmem gereken bir evim vardı. Bundan annem fazlasıyla şikayet ediyordu çünkü kışın soğuğuna rağmen bile onun mezarına gitmekten alı koyamıyordum kendimi. 21 yaşında koca oğlandım da kalbime söz geçmiyordu. Ve asla da geçmeyecekti, çünkü bu kalbimin tüm odacıkları Karaca'ya ayrılıyordu, atıyorsa onun için atıyordu da pek attığını hissettirmiyordu artık.

Ve hayır, düşünülenin aksine Yazılım Mühendisliği okumadım. Ünüversite sınavına sayısal ile girdiğim için ve daha da önemlisi zorlu eğitimleri olduğu için Kara Harp'i seçmek istesem de onun yerine Havacı olmuştum. Pek tabii bunun en hakiki sebebi askerliğin zorlu şartlarıda aklıma Karaca'nın gelmeyecek olmasıydı. Vatan sevgisi, elbette vardı. Ki bu yüzden yazılımcı okuyarak babam gibi ajan olmayı istemiştim. Fakat şimdi de havacı olup istihbarata girebilir ve vatanıma hizmet edebilirdim. Bir mavi gözlü sarışının dediği gibi: İstikbal göklerdedir.

Benim istikbalim, sevdam, özgürlüğümde göklerdeydi. Bir gün kavuşmak için can attığımdı, eğitimlerde aklımdan bir an çıksın diye kendimi zorlamaya çalıştıkça gözleri ilişiyordu gözlerime. Gözleri diyorum, öyle can yakıcı bakıyorlardı ki. Öyle haklı bir mazurdu ki, yüreğimde kopan fırtınaları bir bakışı dindirebilirdi, öyle suçsuzdu benim mahkememde, işte isteydi sadece yoktu ki .

Kafamı beni ikna etmek için şişiren Kıraç, "Ya oğlum alt tarafı eğleneceğiz, her cuma nereye gidiyorsun anlamıyorum ki, ne evmiş arkadaş?" Diyerek yükseldiğinde kaşlarımı çatarak telefonu kulağımdan çektiğim gibi kapattım. Onu dinleyecek, şikayetlerini çekecek kafam yoktu şuan.

Mezarlığa doğru yürüdüğümde saat akşam 7 olmuştu bile. Karanlık olsa içimde küçük bir korku ya da başka bir şey yoktu. Zaten genelde güzel ülkemde gece gece sokağa çıkınca korkan kişiler kadınlar oluyordu. Bunun en büyük suçluları bizler oluyorduk en nihayetinde.

Hep geldiğim için alışık olduğum mezarın yerini gözüm kapalı bulabilirdim zaten. Ve her geldiğimde yolda bulunan çiçekçiden farklı çiçekler alıp götürürdüm ona. Ölmüş çiçekler değil, canlı çiçekler. Akşamın serinliğinde saçlarım hafif kıpırdanırken uzadıkları için kesmem gerektiği düştü aklıma. Toprağını okşayarak elimdeki sardunyayı ekecek yer açtım, tırnaklarıma toprak dolarken çantamdan şu şişesi çıkardım. Açtığım yere plastik saksıda duran sardunya çıkarıp içine yerleştirdim. Üstünü tekrar toprakla kapatarak su döktüğümde önceden ekmiş olduğum çiçeklere de su dökmeyi elbette ihmal etmedim. Gözlerim mezardayken elimi taşa doğru götürüm güç almak istedim. "Ben senin gözlerinde kayboldum ilk defa," Derken kaybolduğum bu anda gözümden yaş akmasın diye zor duruyordum, "ve yine senin gözlerin pusula oldu bana, şimdi söyle bana," Dedim fısıltılı sesimle başımı taşa yaslayıp tebessüm ederken, "nasıl bulayım sensiz yolumu? Sensiz hangi yol yürünür Buzlar Kraliçesi..." Yanıyordu, kalbim mi, ciğerim mi bilmiyorum ama çok acıyordu onsuzluk.

Hava Harp okulunda zorunlu yatış olmasından dolayı her gün gelemediğim için Alaralardan birinin mezara gelip çiçekleri suladığını biliyordum. Ve ayrıca Alara İç mimarlık kazanırken Arel Yazılım okuyordu. Erez üniversite sınavıyla cebelleşiyordu artık, geri kalanlar da aynıydı. Farklı olan sadece Savaş abiydi, o da sadece askıya alınan savcılığına devam ediyordu artık.

Demilerden bahsedecek olursam da, ilk olarak Demir Tıp kazanmıştı. Tabii hayaliydi, Dudu da aynı şekilde fakat o dişçi olmuştu. Güneş kararsızdı hep ama en sonunda Mühendislik yazmıştı, umarım olduğu yerden mutludur çünkü onlarla pek haberleşmiyordum. Börte'ye gelecek olursak bir yıl mezuna kalmış olsa da bu yıl Kara Harp okulunda ilk yılıydı ve ondan mutlusu olduğunu düşünmüyordum. Boran da, o şaklaban kardeşim Hukuk okuyordu. Onunla hep haberleştiğimden Hakim olmak istediğini biliyordum. Onlar hakkında tek bildiğim buydu. Öyle ki en yakınım dediğim Demir'le bile pek konuşmaz olduk. Okullar ayrılınca bizler de ayrılmış olduk biraz. Tüm grup bir daha toplanmazdı da beni toplayacak tek kişi Karaca'ydı işte. Gerçi bazıları için dağılma sebebi olmuştu benim Kraliçem.

Her ne kadar onu bu gruba bir kağıt uçak bahanesiyle ben sokmuş olsam da yanlış arkadaşlar edinmesine sebep olduğum için pişmandım. Fakat ona soracak olsaydık en azından yaşandı ve anılar toplandı derdi. Ve kabul edersek kağıt uçak yalanı iyi tutmuştu ki bu kadar yakın olmuştuk. Keşke bizde toplayabilseydik bir çok anı. Hâlâ telefon ekranında gülümseyen fotoğrafı vardı. Kedisinin çok kötü çıktığını söylediği ve silmek için beni tüm okulda kovaladığı aklıma gelince gülümsedim. Gülüşüne binlerce İstanbul fethedeceğim kızın bu kendisine olan sevgisizliği çıldırtıyordu beni. Beni çıldırtmasını bile özlemiştim işte.

"Alaz?" Duyduğum ses elimdeki şişeyle birlikte hızlıca ayağa kalkmama sebep olurken göz göze geldiğim mavilikler Kıraç'a aitti. "Ne yapıyorsun oğlum sen burada?" Derken yanıma doğru yürüyerek önce mezar taşında yazan isme sonra elimdeki toprağa ve şişeye baktı. "Ne yapıyor gibi görünüyorum?" Dediğimde bükülen dudakları ile kaşları havalandı. "Şey, bir akraban mı?" Dedi çenesiyle gösterdiği mezara bakarken. "Yok, evime gidiyorum derken buradan, Benim Kraliçemden bahsediyordum." Dedim başımı kaldırdığım mezar yerine Atatürk'ün gözlerine andıran mavi gözlerine baktım.

"Sevdiğin kız mı bu yoksa lan Devrem?" Diye şaşkınca konuştuğunda gülümsedim, "Sevdiğim değil hep seveceğim kız." Diyerek çantamı elime aldığımda sırtıma atmadan önce şişeyi içine koydum. "Sen nerden buldun da geldin peşimden?" Dediğimde kollarını göğsünde bağlayarak, "Elzem abladan al haberi." Dedi program sunuyor gibi. "Anladım." Dememle, "Ee," Diyince ne istediğini anlamayarak başımı salladım 'Ne var' der gibi.

"Yengeyle tanıştırmak yok mu beni oğlum, ne kadar kötüsün. Şikayet ederim seni ona bak." Dediğinde öyle bir gülme gelmişti ki onun, benim bu kadar güldüğümü ilk defa gördüğünü düşündüm yüzündeki şaşkınlık yüzünden. "Karaca, benim Güz'üm. Seninle tanıştığına, memnun olmuştur ama yenge dediğin için kızdığında eminim." Dedim gülümseyerek. "Af buyur yenge, aman!" Dedi yine aynı kelimeyi kullandığı için kendisine kızıp ağzına vururken, "Af buyur yani Alaz'ın Karaca'sı, ben tanıştığımıza çok memnun oldum. Bu çocuğun neden kafası allak bullak anladık." Diye gönderme yaptığı sırada değişik değişik kaş göz işaretlerine yüzüm buruşurken, "aşktanmış aşktan." Dedi gülerek. Aşk mıydı beni ona mahkum eden, ben miydim ona mahkum olmak için aşığım diyen? Bilinmezdi değil mi. Aslında kimse, kendisinin dahi hiçbir kimsenin duygularının gerçek manasına erişemeyecekti.

Telefonum çaldığında merakla açmamın sebebi bu saatte beni Mirza abinin arıyor oluşuydu. "Alaz, nerdesin sen?" Dedi telefonu açtığım gibi, yanımdaki Kıraç'tan gözümü çekip önüme dönerken beraber yürüyerek mezarlıktan çıkmaya başlamıştık. "Mezarlıktaydım çıkıyorum şimdi, bir sorun mu var abi?" Dememle beni hemen cevaplayarak, "Sorun yok ama hemen İstanbul havalimanına gelmen gerekiyor." Dediğinde içimde fazlasıyla merak uyandırmıştı telaşlı sesi. Onaylayarak telefonu kapattığımda, "Nereye ya?" Dedi hemen Kıraç. Gitmem gerektiğini söylediğimde ne kadar bozulsa da haberdar etmemi söyleyerek benimle vedalaşmasıyla çağırdım taksi ile havaalanına doğru yola çıktım.

Havaalanında inen taksici ile arabadan indiğim gibi girişte gördüğüm Mirza abinin elinde gördüğüm küçük çanta bavul ile yanında duran babamla daha da hızlandı adımlarım. Yanlarında durduğum gibi, "Hoşgeldin oğlum, uçak 8.10'da kalkacak, hızlı olmalıyız." Dediğinde, "Ne uçağı baba? Ne dönüyor burada?" Dedim garip tavırlarına karşı.

Mirza abi ellerini omzuma sarıp ona bakmamı sağlarken, "New York'a gideceksin, Karaca'nın yanına, onu alıp sen getireceksin." Dediğinde kaşlarım çatılırken dudaklarım aralandı fakat nefesim kesildiği için derin bir nefes almaya çalıştım önce. "Ne demek bu, onun mezarından geliyorum ben, ne saçmalıyorsunuz Mirza abi?" Derken sesim fazla sinirli ve yaşadığım kargaşadan dolayı ters ters konuşmuştum. "Ölmedi Alaz, Karaca ameliyata alınmıştı sen bayıltıldığında, yaşıyor."

Beynim durdu, tüm vücudumdaki kan çekilmiş gibi başımı gözlerinden ayırıp nefes alamaya çalışırken gözlerim dolunca hemen durdurmaya çalıştım onları. Akamazlardı olmazdı, neydi bu şimdi, rüya mı kabus mu?

"Yaşıyor diyorum oğlum! Ne bakıyorsun mal mal, git bin şu uçağa. Orada anlatacak Karaca sana her şeyi." Diye bağırdığında geri çekildim ondan, "Öldü dediniz bana! Dalga mı geçiyorsunuz siz? Oyun mu bu, ne demek ölmedi? Neden bana yalan söylediniz baba!" Son sözümü yüzümü çevirip sadece babama dönerek bağırırken omzundan tutup bana sarılan Mirza abi ile sinirle soluduğum sürede gülmeye başladım birden, anlamdıramadığım şekilde. "Yaşıyor mu gerçekten?" Dediğimde benden ayrılıp başıyla onayladı benim gibi gülümserken. "İnan bana, o sana her şeyi anlatacaktır." Dedi tekrar. Babam omzuma dokunarak gözlerini kapatıp açtığında. "Babam seni oradaki havaalanından alacak." Demesiyle başımla onayladım. Rüya olmasındı bu. Ona kavuşacak olma ihtimali yalan ve yahut hayal olmamalıydı. Fazla gerçekti bu an. Ona gidecektim. Yaşıyordu. Saatler önce mezarına çiçekler ektiğim sevdiğim nefes alıyordu. Bir yalana bu kadar mutlu olacağımı inanın ki bilemezdim. Her ne kadar neden yalan söylediklerini daha bilmesem de, sinir ve üzgünlüğümü bastıran kalp ağrım nefeslerimin titremesine sebep oluyordu.

Pasaportumu bana verip sırtımdaki çantamı alıp Mirza abinin elinde olan çantayı bana uzattıklarında telefonum ve cüzdanımı da yanımda alarak onlarla vedalaştıktan sonra hızlıca uçağa yetişmeye çalıştım. Geliyordum Benim Kraliçem, benim güzel kalp ağrım. Yaşıyordu ya, bizden çalınan tüm zamanlarla savaşıp her anımızı yaşatacaktım ona, bize. O ya da bana değil bize. Biz sadece bizdik. Ben sadece onundum, onun benim olduğu gibi.

Neredeyse 11 saatlik bir yolculuk olacaktı ve ben New York'a vardığımda saat orada gece 12 olacaktı. Türkiye'de ise sabahın yedisi olmalıydı bildigim kadarıyla. Uçak boyu gözümü bile kırpmaya korktum. Rüya olur da, uyanırım diye. Uyumazsam hiçbir şey rüya olmazdı sonuçta.

...

Gece gece uykusuzluktan öldüğüm sırada önümü zor gören gözlerle havalimanından çıkarken bana doğru gelen Azat amca sarmıştı kollarını sırtıma. Arabada otele varana kadar normal konular konuştuk çünkü Karaca son kontroller için hastanede yatmıştı. Onu yine göremeyecektim hemen. Dinlenmemi ve yarın Karaca'yı benim alacağımı söylediğinde onu onayladım ve meraktan öldüğüm soruları sormak için sabahı bekledim.

Uyandığım gibi duş alıp rahatlarken üstüme çantada olan kıyafetlerden geçirip odamdan çıktığımda kahvaltı etmeye ihtiyaç duymadım çünkü önceliğim Karaca'ydı.

Azat bey ve Kamer hanım ile konuştuktan sonra çağırdığımız kiralık tesla ile hastaneye gidiyordum. Azat beyler bizi bekleyecekti, beraber yemek yiyelim diye.

Hastane o kadar büyüktü ki önünde beklerken sıkılıp arabadan indim ve kaputuna yaslandım. Bana bakan küçük ergen kız çocukları ve insanlar ile onlara garipçe bakarken kollarımı göğsümden çekmemi sağlayan şey oydu. İnsanların arasından sıyrılıp hastane kapısından çıkarken gözleri ben burdayım der gibi önüne bakıyordu. Dikleşip ona baktığımda gerçekliğini sorguladım, gerçekti ama. Gerçekti o, yürüyordu, yorgun görünmüyordu. Güçlü görünüyordu, genelde öyle görünürdü zaten ama tümörle savaşırken güçlü bile görünemiyordu. Onu savaştığı cehennemden çekip almak istemiştim. Ama bir gün, veda bile etmeden Allah almıştı onu benden. Bana böyle demişlerdi ya gerçi. Hiç ölmemişti oysa ama ben onun ölümüyle her gün ölmüştüm. Gözlerimi sinirle sıkarken düşündüğüm şeyde dolayı kendime sinirlendim. Hiç ölmemişti dedim ama, yaşamakla savaşırken kaç kere ölmüştü kim bilir? Üstelik ben yanında bile olamamıştım.

Gözlerim onun gerçekliğinin karmaşası ile kapanmışken, birden gelen korkunun vücuduma verdiği adrenalinle hızlıca açıldı göz kapaklarım. Nefesim korkuyla dışarı salınırken çenem titredi. Kaybolmasından, bu anın bir hayal olmasından korktu belki de zihnim. Kalbim değildi göğüs kafesime vuran, sendin Karaca. Öyle bir yumruk yumruğa, sert darbelerle parçalıyor ve o kadar hiç canımı yakmıyordu ki çarpışmalar, anlatamazdım. Yokluğunun şu kalbime yaşattığı yıkımdan sonra, parçalanmış kalbimin yerinde onu yaşattığımı bilemezdi.

Gördü beni, kalabalığa rağmen sanki kimse yok gibi gözlerimize bakıyorduk. Yüreğimdeki yangın gözlerime vurmuş muydu bilemedim ama hiçbir şeyi saklayamıyordum, duygularım çırılçıplak kalmıştı an itibariyle.

Şaşkınlıktan açılmış gözleri yüzümü talan etmekle meşgulken dudaklarımdaki gülümseme daha da büyüdü. O bana sürpriz yapmayı düşünürken şimdi beni karşında görünce şok yaşaması normaldi ama o, büyük ihtimalle bu karşılaşmanın kader mi tesadüf mü olduğunu tartışıyordu kendi içinde. Çünkü istemediği tek bir şey varsa, o da böyle zamansız karşılaşma ihtimalimizdi. Fakat zaten onun düşüncelerinin aksine ben ona gelmiştim. Ben zaten ona hep gelirdim, yeter ki gideceğim yerde olsundu ama olmasa da giderdim. Ona giderken onun orada olma ihtimaliyle bile mutlu olurdum çünkü.

Zaten ben kendimi bildim bileli onu severek hayata başlıyordum. Nefes almanın daha bir güzel olmasını adını tekrarlarken hissediyor, sevmek denen şeyin yaşamın garantisi olduğunu mühürlüyordu gözleri.

Adımları gelmiyordu bana, bana hayat veren gözlerinin yandığını hissediyordum. Parmakları tuttuğu siyah çantanın kolunu öyle bir sıkıyordu ki, bu anın gerçek olup olmadığını hâlâ anlamamış gibiydi. Giydiği petrol mavisi kot tulum ve altındaki beyaz sıfır kol cropu ile kara gözlerini hâlâ aynı şekilde masumca açmış, güneşin değil de onun yaktığı kehribar gözlerime odaklanmıştı. Etrafımızda insanlar geçip gidiyor biz öylece dalıvermiştik, ben onun toprağına o benim yangınıma. Kendi çıkardığı, yıllardır sönmeyen yangınıma.

Yan tarafında duran ellerini kaldırıp ensesine atarken nefes alıp verdiğini hissettim. Ensesine düşmüş saçlarına dokundu parmakları, fakat gözlerindeki bakışları en sonda benden çekip yere düşürürken eli hızlıca kalbine gitti. Etraftaki kimseden utanmayan Karaca saçları kısa diye benden utanmış olamazdı değil mi? Benim onu öyle sevmeyeceğim düşünmüşse düşündüğüm gibi yine hep benim aptal güzelimdi. Kendini sevmeyi beceremeyen sevda çiçeğim dünyadaki tüm çiçeklere bedeldi.

(Karaca'nın saçları temsili. | En altta Karacaciğimi koydum bakabilirsiniz.)

Bir adım attım ona doğru, koşmak istemiyordum kaçar diye ama daha önemlisi vereceği tepkileri merak ediyor doya doya izlemek istiyordum onu. Göğsü hızlıca kalkıp inerken sol gözünden akan yaşla başımı olumsuzca salladım. Ona doğru dayanamayarak hızlıca yürümemle onun da adımlarını gördüm.

Kollarım beline dolandığı an elleri boynuma sarılırken o kadar sıkı sıkıya sarmıştık ki birbirimize, hiç kopmamak istercesine. Öyle huzur gibi korkuyordu ki, ve aslında korktuğum gerçekleşmesin diye duygularımı bastırıyordum ki...

"Ateş," Titreyen parmakları enseme dokunurken sıcak nefesi boynumu yakıyordu. Bir elim onun belinde diğer elim yüzüne çıkarken yaşlarını sildim, "Sevda çiçeğim," Di6e fısıldarken başını kaldırıp gözlerime çevirdi ıslak kirpiklerinin altındaki bakışları. "Yaşışorsun," Dedim hâlâ sorgularken, "Yaşıyorum." Diye mırıldanırken parmak uçlarında yükselmesiyle belindeki elimi sıkılaştırıp ayaklarını ayağımın üstüne yerleştirdim. "İyisin," Dememle gülümseyip kara gözlerinin kısılmasına sebep olurken dudaklarımı alnına bastırdım gerçek olduğunu iliklerime kadar hissedene kadar.

"İyiyim, sen yanımdasın ya." Dediğinde titreyen nefesim alnına çarpınca dudaklarını ısırarak başını eğdi. "Ateş, neden yalan söylediğimizi açıklayacağım, kızmadın değil mi?" Demesiyle titrek çıkan sesiyle yanağını okşayan baş parmağım dudaklarına dokununca sustu. "Kızmam, sana kızar mı hiç bu adam?" Dediğimde dudağında duran parmağımı tutan küçük elleri çenesini havaya kaldırıp dudaklarımın yakınına bir öpücük kondurdu. O kadar hafifçe ve narince kondurdu ki kalbimin hızlı atmaktan göğüs kafesimden çıktığını hissettim.

"Kızmadın ama kırıldın. Benim yüzümden, kaç kere kendi içinde öldürdün kendini?" Derken sol gözünden akan yaşı parmağımla sildim tekrar. "Ölüm sen yokken vardı, şimdi varsın. Bir daha gitme Karaca," Diyorken sesimin sonda kısılmasıyla boğazımdaki yumru ile susmak zorunda kalınca alnımı alnına yasladım. "Bugün, son kontrolümdü, temiz çıktı. İyiyim ve daha iyi de olacağım." Dedi beni inandırmak ister gibi.

Elleri saçlarına giderken, "Hem bak, saçlarım senin saçın kadar oldu." Dediğinde gülmseyerek dudaklarımı saçlarına bastırdım. Bir insan huzur gibi kokabilir miydi?

"Hadi arabaya geçelim, bana anlatacakların var daha Karaca hanım." Dememle ellerine sardım elimi. Gülerek benimle geldiğinde açtığım arabanın kapısından geçip oturunca kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna oturdum ama ben değil kendi kendine sürüyordu araba.

"Ben," Diye söze başladığımda yine o gün, o anın aklıma gelmesiyle bakışlarımı Karaca'dan çekip yola baktım saniyelik olarak. "Seni en son kalbin durduğunda gördüm. Sonra ne oldu?" Dememle bana doğru dönerek ellerini kendi kucağında birleştirdi. "Babam dedi ki, seni bayıltmışlar. O sırada da beni ameliyata sokmuşlar apar topar. Sonra zaten komaya girmişim." Diye bana bakmadan anlattığında elimle çenesini tutup gözlerime bakmasını sağladım. Bir nevi ölmüştü. Fakat tekrar uyanmış olmasına rağmen ya da komada olduğunu kimse bana söylememişti.

"Ben 6 ay sonra uyanınca, sana benim ölüm haberimi verdiklerini öğrendim." Dedi gözleri dolarken, beni suçlama der gibi bakıyordu. Zaten ben onu asla hiçbir şey için suçlu bulmazdım.

Bir şey demedim, kızmadım, hak vermedim, sustum sadece. Anlatsın sadece istedim. "Sonra, eğer iğleşemez ve bu sefer gerçekten ölürsem diye," Devam edecekken benim sıkmış olduğum yumruğuma bakıp gözlerime doğru döndü bakışları. Hemen elimi gevşetirken ellerine sardım küçük bir tebessüm ederek. "Ölürsem, ikinci bir yıkıma dayanamazsın diye Ateş." Dedi birden, omuzları dikleşirken gözlerinden geçen tedirinliği görünce, "Karaca'm," Diyerek belinden tutup kucağıma aldığımda gözlerime bakıyordu sadece. "Kızmıyorum, ama, keşke buna ben karar verseydim. Yanında olurdum. Kİm verdi bu fikri yahu?" Diye sonda sesi yükseltip merakla sormamla başını boynuma sokarak sessiz kaldı. "Boşver sevgilim." Dediğinde kaşlarım çatılsa da gülümsedim.

Sevgilim

Salak sırıtışımı silsem de Karaca'nın başını kaldırıp dudaklarıma fazlasıyla yaklaşarak, "Hem, geçmiş acılarla dolu zaten. Geleceğe bakmayı öğren, çünkü seni kendime alacağım oğlum." Demesiyle dudakları dudaklarıma çarpsa da öpmedi. Geri çekildi ve sapıklar gibi gülümseyerek yanağımdan makas aldı. "Sen, seni-, sana-, kafana taş mı düştü?" Dememle kahkaha atarak başını arkaya atınca açılan boynuna küçük bir öpücük bırakmamla huylanıp daha çok gülünce başını tekrar göğsüm yasladı. Ellerim saçlarını okşadı. Kısacık saçlarından utanmasını istemiyordum çünkü öylesine tüm erkeklerden yakışıklı ve dünyanın en güzel kızıydı ki anlatsam anlamazdı.

"Sen, Havacısın ya, ben seni şimdi mezun olana kadar beklicek miyim ya?" Diye şikayet eder gibi konuşmasıyla tek kaşım havalandı. "Sen okumayacaksın herhalde güzelim?" Dediğimde kaşları çatıldı. "Ağır ol, sen vatanı kurtarırken ben oturup yemek yapacak değilim çalışacağım tabii." Derken kollarını göğsünde bağladı çok bilmiş bir tavırla. "E yemek bende herhalde?" Dediğimde gülümsedi hemen. "E herhalde, ben sana ev hanımı ol demiyorum ki zaten," Diye devam edeceği sırada, "Hanımım ol yeter diyorsun?" Dememle gülerek dudağımın üstüne işaret parmağını koydu. "Hanım mı olursun hanımcı mı bilmem. Ama ya benimsin ya benim." Diyerek üstümden kalkıp yan koltuğa oturduğunda önüne geldiğimiz otel ile araba durdu.

"Çok kaşındın, isteyeceğim kızım seni babandan." Dememle kahkaha atarak indi arabadan. Kapıyı kapatıp çıktığımda, "Vermez ki." Dedi sırıta sırıta. Gülüyordu ya tüm cenneti ayaklarıma seriyordu sanki. Oydu yanımda bana bakarak gülen, oydu. Biten bir hayatın kirlenmiş sayfalarına bakmak yerine yeni ve temiz sayfalar açma vakti gelmişti. Bizim için bitti denilen yer yeni başlangıçlardı, çünkü biz daha tam anlamıyla yaşanır kılmamıştık hayatı. Ya o eksikti hayatımda ya ben eksiktim hayatında, hep ayrı kalmışken ona, bakmaya doyamadığım Kraliçem'e neler yaşatmıştı hayat. Saatler önce mezarına sardunya ektiğim kız yanımdaydı ve paramparça hayatımı saniyesinde düzene sokmayı ne de güzel becermişti?

...

Karacanın eşgali ve giydiklerini böyle düşünebilirsiniz.
Saçları🤏🙂

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

130okunma 6beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18