26. bölüm · YAŞAMAYA ÖLMEK(Gerçek Ailem)

🪀26

Mevra 💅

Şimdiden okuduğunuz için teşekkürlerr.

VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYINIZZ
...
🎧
Reva, Ferhat Göçer

🪀🪀🪀

28 Mart 2025 Cuma

Karaca Güz

Sabah enerjik uyanmama sebep olan neydi biliyor musunuz? Sınavların bitmiş olmasıyla birlikte 1 haftalık tatil verilmişti. Yani yarın sabah da bayram için babamın memleketi olan Gaziantep'e gidecektik. Tabi bayram bu hafta pazar günüydü. Ama kim oruçlu değildi? BEN.

Yani bende isterdim tutmayı da, işte, ne yapalım doktor bir abiye sahip olmak biraz zordu. Tutturmuştu ilaçlarını aç karna içemezsin, aç kalırsan bayılır düşersinmiş, ilaçlarımı aksatamazmışımmış. O kadar çok dırdırlanmış üstüne birde o ilacın iğrenç tadı yetmiyormuş gibi bir başka ilaç daha eklemişti ilaç haznesine. Ha da sabır yani.

Babam bizi okula bırakınca kapıda beni bekleyen Ateş ile hemen Alara ve Erez'e görüşürüz diyerek yanına doğru koştum. Tüm sınavlara girmiş ve son 2 haftadır da okula geliyordu. Ayrıca coğrafya ve edebiyat dışında tüm derslenden çok yüksek almıştı. Ben my type buldum, hem zeki, hem matematikçi ha birde tarihçiydi. Sınıfta Mustafa hocanın sınavından 100 alan sadece oydu çünkü.

Ben de Matematikten 94 almışken o 100 almıştı ve tabii ki sınav sorularını çalan o slaklar kolay olmasına rağmen çok da yüksek almamışlardı. Ablanız diva canım.

Sınıfa çıktığımızda bugün zaten çok gereksiz dersler koyulduğu için boştu ve son iki dersimiz de bedendi. Bu yüzdendir ki geldiğime pişman olsam da Ateşler okuldayken zaman geçiyordu neyseki.

"Gel kantine inelim hoca gelmiyor zaten," Diyen Ateş ile oturduğum sırada ona döndüm, "Ben birşey yiyince senin canın çekmiyor mu be?" Dememle başını olumsuzca salarken Boran da gülmeye başladı. "Yok kız o yıllardır sana aç, yemek nedir ki?" Dediğinde ağzım açılırken burun kıvırıp ona döndüm. "Lan piç herif ben sapık mıyım, aç ne demek lan?" Diyen Ateş ile biz kızlar olarak gülerken, "Özlemek manasındaki ya!" Diye bağırdı ensesini sıkan Ateş'e karşı.

"Tamam be bağırmayın." Dedim sesleri çok fazla olduğu için. Ateş ayağa kalkarken, "Hadi artık, yemek de yemedin kesin evde, birşeyler ye de ilacını iç." Demesiyle ayaklanırken onun gözlerine bakıyordum. Biliyordu, biliyorum. Benim hastalığımı abim ona söylemişti çünkü benim dikkat etmeyecğimi bildiği için Ateş'e söylemiş olmalıydı. Alarm gibi bana hatırlatıp duruyordu zaten.

Hep beraber aşağıya indiğimizde Duduları görüp yanlarına giden Börte ile benimle birlikte Boran ve Ateş ile inmişti kantine. "Ben aç değilimki ya." Diye şikayet etmemle başını olumsuzca sallayarak yanımdan uzaklaşırken, "Otur sen biz alıp gelelim." Dediğinde başımı sallamam ile kantin sırasına girdi. Evet okul çok imanlı. Ramazan ramazan bu kadar sıra da maşallah yani. Hani keşke de kız olsalar erkekler hepsi, tü yani, rezallik.

Oturduğum masada kollarımı göğsüme bağlarken karşımdaki sandalye çekilince oturan kişi ile kaşlarım havalandı. Herkes otururdu o oturmazdı, neden buradaydı anlamadım.

"Ne bu hâlin senin, niye ölü gibisin?" Demesiyle gülümseyecek gibi oldum ama sadece oldum yani, gülümsemedim.

"Hem beni öldürüyorsun hem de gelmiş niye öldün diye mi soruyorsun?" Dedim birde biraz alaylı bir gülüş ile, ağzımdan çıkanı ben de anlamamıştım da pek önemli değildi.

"Kimin kimi öldürdüğünü tekrar düşün istersen?"

"Ben çok düşünmekten yoruldum, zaten üstüne kafa yoracağım biri de değilmişsin. Senin dediğin gibi, kendi yolumuza bakalım."

"Seni sevmek ve düşünmek hep benim hatamdı zaten."

Güldüm, çünkü tam anlamıyla Zerrin gibiydi. "Hep sen daha çok sevdin zaten, aynen."

"Yine mi haklılık egosu cidden? Yetmedi mi haklı çıkmaya çalışman?"

"Yine aynı, hep aynı suçlama. Haklı çıkmaya çalışmadığımı, sadece kendimi anlatmaya çalıştığımı hiç anlamadın."

Oturduğum kantin masasından kalktım ve sınıfıma doğru ilerledim. Neyse ki aynı sınıfta değildik, onu görmeye dayanamıyordum. Beynimi yiyip bitiyordu düşünceler, hep başımı ağrıtan şeyler vard ve, asla susmuyorlardı.

Bazen yaşam sebebi olduğunu düşündüğünüz insanlar hayal kırıklığına dönüşebiliyordu.

Ateş de beni orada göremeyip sinirlenmezdi umarım. Hem Dudu da ne diye birden gelip benimle konuşmak istemişti ki, yoksa ona da mı bahsetmişlerdi bu hastalıktan? Eğer bahsetselerdi ilk Güneş gelirdi, çünkü o güzel kalplimdi. Ne kadar seçim hakkı sunmamamıza rağmen beni değil Dudu'yu seçtiğini söylese de iyi biriydi biliyorum. Pek tabii Dudu da öyleydi ama anlayışsızdı bana karşı, ne kadar sadece kendisinin anlayışlı olduğunu düşünse de değildi işte fikrimce.

Ben sıramda otururken elinde boğaça ve meyve suyu ile sınıfa giren Ateş'e dönen sadece ben değilken sınıftaki bazı şahsiyetler bizi izliyordu.

"Niye çıktın yukarı haber vermeden?" Diyerek elindekileri önüme koyarken omuz silktim. "Kim canını sıktı?" Dediğinde gülümsedim gözlerine bakarken. Yanımda oturarak kolunu sıraya yasladığında, "Kimse sıkmadı ya, canım sıkıldı sadece." Desemde pek inanmadığı belliydi. "Sağ ol." Dedim konu dağılsın diye. "Ne demek güzelim, ilacın çantanda mı, çıkarayım istersen?" Demesiyle başımı salladım pipetle içtiğim meyve suyundan dudaklarımı çekmeden.

Yemeğimi yerken ne kadar birazcıkından utansam da bitirmiş ve ilacımı içmiştim. "Çocukmuş gibi hissediyorum kendimi senin yanında ya." Diye şikayetçi bir ses tonu ile konuşmam ile tek kaşını kaldırıp bana baktı başını omzuna doğru eğerek. "Çocuksun o ayrı da, birde kendine dikkat edemiyorsun be güzelim." Dediğinde dudak büzüp gülümsedim. Şerefsiz ya bi güzelim diyor eriyorum.

🪀

Okul zili çalarken eve gittiğimiz gibi zaten hazır olan bavullarımızı arabalara doldurduk ve 3 araba şeklinde yola çıkmaya başlamıştık. "Ay Azat çok aceleci çıktık nazar değecek!" Dediğinde birşey olmadan gelin güvey olan annem bizi stres olmamamıza rağmen stres ederken, "Karaca ilaçların nerde kızım!" Diye bağırmıştı annem ne kadar sorduğunu saymayı bıraktığım soruyu tekrar sorarken.

"Aldım anne ya vallahi aldım." Dememle yanımda kolunu omzuma sarmış olan Pars abimin güldüğünü sarsılan göğsünden anlıyordum.

Alara başını abimin göğsünden kaldırıp bana baktı, "Abimler bayramlıklarını unutmuş." Dediğinde elindeki telefonun mesajlaşma uygulaması açıktı. "Ben dedim birşeyi unuttular diye!" Bağıran annem ile babam gülerken, "Alırız orada hatun dert etme." Diye annemin elini tutarken arkasına yaslandı annem sessizce.

"Karısını sakinleştiren erkek mi?" Diyen Alara ile "My type." Dedik aynı anda ve gülmeye başladık. Tabi Pars abim gümüyordu, Alara'da olmayan erkek için endişelenmiyorlardı ama bende bir Ateş vardı işte. Yüreğimi kavuran falan.

Bizim olduğumuz arabanın önünde Mirza abinin arabası vardı ve onunla birlikte Mert ve Arel'i almıştı. Bir şeyler konuşacakmış falan dedi. Erez de Savaş'a kalmıştı işte. Yazık çocuğa, yol boyu abisinin dırdırını çekerdi ya da Savaş'ın Erez yüzünden kafası şişebilirdi de.

Yol boyu bazen annemin; abilerim, Alara ve Arel'in küçükken ki yaramazlıklarını falan anlatırken abimin yavaşça okşadığı başımda her saç telim kadar eksik kalmış anılarla sızladı her yerim.

Yol, babamın açtığı şarkılarla geçti ve babamla çok da farklı olmayan şarkı zevkimle ovirthinkin zirvesini yaşamıştım.

Saatler sonra iftara yaklaştığımız için bir dinlenme tesisinde durduk ve restoranta benzeyen bir yere geçip siparişlerimizi verdik. Daha sonra da doymuş bir şekilde yolculuğa devam ettik tabii ki.

Evden 3 buçuktan sonra gibi çıkan biz diğer günün iftar saatine 5 dakika kala Gaziantep'e girmiştik. Yani Cumartesi günü evdekiler orucunu birazcık geç açmış oldu çünkü eve yetiştiğimizde saat 19.08'de oraya varmıştık ve ezan okunalı 15 dakika falan olmuştu.

Girdiğimiz ev Gaziantep'in taşlı evlerindendi ve içi o kadar havalı bir güzellikteydi ki. Avluya kurulan uzunca masada herkes oturmuş iftarını açmışken bizi gördükleri gibi ayaklanmış ve kalabalık bir selamaşma olmuştu böylelikle. Kısa fakat bana çok uzun gelen o anın sonunda bizim için ayrılan yerlere oturmuştuk. Yemekler o kadar çeşit çeşit ve lezzetli görünüyordu ki ağzım sulandıkça sulanıyor ama midem bulandığı için de hiçbir şey yiyesim gelmiyordu.

Birkaç şey ağzıma atıp kalkınca hemencecik bana dönen abilerim ile başımı eğip gözlerimi kıstım, "Birşey demeyin lütfen." Der gibi. Fakat abim, "İlacını içmeyi unutma, çantadaydı." Dediğinde başımla onaylayıp gideceğim sırada nefesimin kesilmesi ile başım dönse de yavaşlayan adımlarımı hızlandırmaya çalışıp eve girerek lavaboyu arayıp buldum.

Lavabodan çıktıktan sonra çantamı alıp mutfağa geçtim ve ilacımı içip tekrar çıkacağım sırada Yağmur girdi. "Karaca abla, ne oldu bir şeye ihtiyacın mı var?" Dediğinde başımı olumsuzca sallayıp çantamı aldım elime. "Yok su içmeye geldim sadece."

Ona görüşürüz diyerek çıktığımda yemeği kaldıran aile bireyleri ve yardımcı ablalar ile avlu boşalırken koltuklara oturdu herkes. Hemen Barış abimin yanına gelip göğsüne sığındım.

"Hadi bir çekirdek kola yapalım ya." Diyen Kenan ile gençler birbirine bakarken, "Kalk al oğlum de diye soruyorsun?" Demişti Mustafa amcam oğluna bakarak. "Biz gençlerle yapacağız babacım siz beraber oturun." Demişti Sinan da ayağa kalkıp dirseğini Mert'in omzuna koyarken ters ters bakan Mert ile burun kıvırıp kolunu çekerek dikleşmişti.

"Lan hayırsızın oğlu insan bizi de düşünür." Demişti en küçük amca olan Sercan da. "Sensin lan hayırsız bit yavrusu." Derken elindeki küçük yastığı atmıştı Mustafa amca kardeşine doğru. Havada yakaladığı topu kucağında bırakırken, "Yanız amcam sana yavşak dedi baba." Diyen oğlu Kayra'ya bakan Sercan amca dudaklarını aralarken ayıplar gibi abisine dönünce onları durduran babam olmuştu. "Ulan koca çocuklar, bir durun."

"Gitsin çocuklar nefes alsın biraz." Diye devam eden babama gülümserken hepimiz ayaklanmıştık. Arkamızı dönmüş giderken, "Kızlarıma dikkar edin yoksa hepinizin kafasını kırarım ona göre." Demesiyle bana bakan Alara'ya gülümserken Erez'in, "Aman aman kızlarını düşünür anca." Diye trip atar gibi avludan çıkmasıyla biz gülerken, "Bakarız kızlarına paşaların paşası, emirdir benim için." Demişti yalakalık yaparak. O sırada da onun ensesine tokadı yapıştıracak Mert'ten kurtarıp kolumun altına aldım hemen. "Ben seni korurum kral dert etme." Dediğimde gözlerini kısıp gülümserken, "Kaptım ablaların ablası." Demesiyle bize kıskançlıktan kudurarak bakan Erez'e güldüm sessizce.

Ondan ayrılıp yürürken, "Beni kurtardığını kaptım yani ona göre kahramanım!" Diye arkamdan seslenmesiyle güldüğümde dışarı çıkmıştık bile. Evden 2 sokak uzakta olan parka gelirken yol fazla sessizdi, park da pek farklı sayılmazdı tabii. Tek tük insan bulunsa da büyüktü gayet. Ayrıca parkın halı sahasının yanında tepeye doğru yürüyüş için yapıldığını düşündüğüm bir yol vardı. Tepe de ise ağaçlar çoğunlukta olsa da yer yer küçük tarlalar da vardı.

Kayra ve Erez marketten çekirdek kola almaya giderken biz de çardağın bile bize yetmeyeceğini düşünüp çimlerde oturduk. Ellerinde poşetlerle yanımıza gelen Erezler ile herkes önüne aldığı poşetleri serdi çünkü çimleri çekirdek kabukları doldurmak istemezdik.

Oturduğumuz yerde bir yanıma Kenan bir yanına Sinan oturdu. Ve birbirleriyle çok konuşmuyor gibiydiler. "Nolmuş size." Dedim Kenan'a bakarak. Bana döndü anlamaz gözlerle, başımla ikizini gösterdim. "Hasım olduk da şu salakla." Dedi yüzü buruşa buruşa. Tam o anda da birden bize dönen Sinan, "Kime dedi kıs bu salak diye?" Sadece bana bakarken omuz silktim bilmediğimi göstererek. "Anlamadım ki-" Diyecekken, "Sana dedim." Demişti Kenan da tek kaşını kaldırıp. "Sen bence kendine bak gerizekalı, insan içinde de boş boş konuşma Kenan." Dedi uyarır gibi. Ayol ikizsiniz ne bu nefret kız?

Dedi ikiziyle yabancı gibi olan Buz hanım.

"Ay durun be." Dedim onlara karşı, elime çekirdek paketi alıp ikisine de uzattırken, "Sağ ol." Diyerek ilk alan Sinan olurken ikizine bakarak göz deviren Kenan da paketten bir avuç alarak, "Teşekkür kuzen." Dediğinde omuz silkip önüme döndüm. Kenan, Arel ile konuşurken elindeki çekideği çitleyip yerdeki çimenleri izleyen Sinan'a döndüm ve omzumla omzuna vurdum. "Ne var sizde kız?" Dememle burukça güldü ve omuz silkti. "Normal, sıradan kavgalar." Dediğinde bilemedim çünkü bizim ailede çok da aile gibi olmazdık Alaca ile. O normal aile kavgalarını bilemedim bu yüzden.

"Nasıl yani, anlatmak istersen dinlerim?" Dediğimde avucuna biraz daha çekirdek aldı ve bana doğru döndü. "Onun sünnet fotoğrafı okulda yayılmış, afiş falan yapan olmuş." Dediğinde Kenan'a dönüp tekrar Sinan'a baktım devam etsin diye. "Benim verdiğimi söyleyip durdu. O fotoğraf benden başka kimsede yok diye." Demesiyle dudak büzdüm köyü olmuş der gibi. "Söylemedin mi yapmadım diye."

Güldü ve başını sağ omzuna doğru eğerek, "Söyledim de, inanmadı tabii." Dedi sıkıntılı sıkıntılı. Kenan konuşmak için en doğru kişiyi bulmuştu. İki ahmak ikiz. Ne iyi ama?

"Kim olduğunu bulduğunuzda, senin masumluğun ıspatlanır." Dediğimde başını olumsuzca salladı. "Bulamadım ki, babamlara da söyledim 'üzülme unutur kardeşin' dediler." Demesiyle elimi omzuna koydum. "Sıkıntı etme, hem o daha ikizine değil de başkalarına inanacaksa, kardeşlik öyle olunmaz zaten?"

Beni onaylayarak başını sallayınca, "İkizsiz kaldık biz de ne yapalım?" Dedi gülerek, onun gülmesi ile bende gülerken, "Aman ben ikizle de büyümedim banane." Dediğimde gülerek elini omzuma koydu benim elimi onun omzuna koyduğum gibi. "Hiç gerekli birşey değil biliyor musun?" Dediğinde dudaklarımı birbirine bastırıp üzgün gibi kıvırırken, "Atıyorsun bence." Dememle başını salladı gülerek. "Atıyorum valla." Derken, "Next ikizcik." Diye devam edince gülümsedim va omzundaki elimi kaldırıp saçlarını karıştırdım.

"Çok konuşmada önüne dön." Dedim önüme dönüp çekirdeğimi çitlemeye devam edecekken bize bakan Arel ve Kenan'a döndük Sinan ile aynı anda. Onlarsa aynı saniye içinde gözlerini kaçırıp önlerine döndüler.

Sohbet aktığı sırada yanımıza gelen iki erkekten biri, "Oo gençler, iyi sohbetler." Dediğinde, "Sağol Azar, gelin oturun işiniz yoksa?" Diyen de bugün tanştığım kuzenlerden olan Tahir. Benden bir yaş büyüktü sadece.

"E davet ettin o kadar oturalım madem." Diyen Azar denen çocuk olurken beri benden gözünü ayırmayan diğeri -Azar'a göre daha kalıplı ve yasca buyuk görünen çocuk- karşımda otururken. "Yeni kuzen sen olmalısın?" Dedi oturmuş olan beni süzerek. "Evet, o." Demişti yanımda oturan Sinan ters ters.

Ona döndüğümde o da bana dönmüştü, "Sevmiyorsun galiba?" Diye çocuğu kastedip gülerken o da yüzünü buruşturdu. "Bizim şirketin rakip şirketinin oğlu." Derken nefret ve tiksinti vardı sesinde. "Ayrıca düşman kuzenlerin de kuzenleri oluyorlar." Dediğinde tek kaşım havalanırken, "Ama Tahir onlarla konuşuyor?" Dememle göz devirdi içindeki duyguları saklamayarak. "Onunla arkadaş, iyi anlaştığı kişiler de var tabii." Dedi onunla konuşan Erez, Kayra ve Yağmur'u kastederek.

Onlara baktığımı anlar gibi gözleri bana dönen adamın yüzündeki sırıtış ile rahatsız olurken önüme döndüm. "Karaca mıydı senin adın?" Diyen sese başımı kaldırınca göz göze geldiğim ve 20 yas üstünde gibi duran bu adını bilmediğim kalıplı maymuna başımı salladım onaylayarak. "Evlenince Karaca'dan dizersin artık mutfak takımını." Diyerek bir markayı kastedip gülerken birkaç kuzen de gülmüştü ona katılarak. Erez ile birlikte kaşarı çatılmış Arel ve Mert görürken, "Seni ilgilendirmez bence." Dedim sert ve ters bir sesle.

"Bilemezsin." Dediğinde kaşlarım çatıldı fakat ona cevabını, "Yaşından utan ve sesini kes Barkın." Diyerek veren Sinan ile küçük bir tebessüm yolladım ona. "Ne dedik lan sanki?" Diyen adam ile göz devirirken, "Bencede abartmayın, çocuk şaka yaptı." Diyen Tahir ile sesler kesilince. Midem bulandığı için ayağa kalktım. "Ben eve döneceğim." Dememle, "Benden mi rahatsız oldun küçük kız?" Diye dalga geçer gibi konuşan Barkın denen adam olmayan haysiyete baktım. "Sen kimsin be senden rahatsız olacağım?" Dememi beklemiyormuşçasına kaşları havalandı.

Kimseye de kulak vermeden yürürken bacaklarım ve kollarım fazla halsizleşti birden. Başımın ağrısı mı vurdu anlamadım. "Karaca iyi görünmüyorsun." Diyen Sinan ve Alara yanımda yürürken geri kalanı da arkamızdan yürüyüş yaparak geliyorlardı. Benim adımlarım hızlıydı, çünkü hemen bana verilen odaya girmek istiyordum.

"İyiyim ya ne kötü görünmesi?" Dediğimde girdiğimiz sokakta eve yaklaştığımız için sığ nefesimi halsizce verirken bize kapıyı açan Sinan olmuştu. Hızlıca avluda oturan akrabalara bakmadan odaya çıktığımda bize seslenen babam ile arkamdan Alara'nın da geldiğini anlamıştım.

"Karaca abimi çağırayım mı?" Dediğinde olumsuzca başımı salladığımda kapının açılması ile oturduğum yataktan kalkıp yüzüme küçük bir tebessüm kondurdum. Çünkü babam ve abim bize bakıyordu birşey var mı diye.

"Ne oldu güzellerim, neden hızlıca odana geldin Karacam?" Diye son dediğiyle bana bakan babamla omzumu kaldırıp indirdim. Ayakta durmaya halim olmadığı için gülümseyerek yatağa oturdum tekrar. "Birşey yok, uykum geldiği için hemen gelmek istedim." Demem ile abimin, "İlacını içtin mi sen?" Demesiyle başımı salladım hızlıca. "İçtim vallahi ya."

"İyi o zaman dinlen sen." Dediğinde Alara da uyuyacağını söyleyerek babamları yollayınca odadaki iki çocuk yatağında uzandık beraberce. Kıyafetlerimi değiştirmeye bile üşenmiştim gerçekten.

...

Sabah adar soluksuz uyuduktan sonra heyecanlı heyecanlı aileme olan ilk bayram sabahına uyanmışken şimdi de saat 7'de erkeklerin türbeden gelmesini beklediğimiz sırada kahvaltıyı koymuştuk.

Evet bayramdı ve ailemle kutladığım ilk bayramdı şaka maka. Son olmazdı inşallah.

"Karaca şu böreği de al sofraya koy kızım." Diyen halam ile bana uzattığı iki tabağı avluda kurulan büyük masaya koyduğumda kapıdan gelen kalabalık sesler ile arkamı dönerken önde babam ve en büyük amcam konuşarak girmişti avluya.

Hemen onlara doğru gittiğimde içerdeki odalardan çıkan kuzenlerle beraber teker teker bayramlaştık ve tahmin edersiniz ki çok güzel para toplamıştım. Ne güzelmiş yahu kalabalık aile. Amcaları geçtim koca kuzenler bile para vermişti.

Herkes kahvaltıya geçerken birbiri ile konuşan eşler, kahkaha atan yengelerimin arasında babamın omzuna elini koymuş annemin gülümsediğini görmek beni de gülümsetmişti. Mirza abim Alara'yı kendi etrafında döndürüp ona ne kadar güzel olduğunu söylerken beni kolunun altına alan Pars abimle gülümseyerek, "Çok yakışıklı olmuşsunuz beyefendi." Dediğimde dudaklarını alnıma bastırıp, "Sizi sormalı prenesesim, bu güzellik ne?" Demesiyle utanıp başımı eğmemle herkesin yüzündeki gülümsemeyi durduracak o sesi duyduk.

"Kadir, oğlum nerde?" Diye bağıran halam avluya baktı fakat kocasını dinlemeden evden çıkarken babam arkasından çıktı. Hiç kimse ne olduğunu anlamıyordu. "Düşmanlar var Kadir, oğlumuz nerede!?" Giydiği terlik ile parka doğru gittiğini düşündüğümüz halamın arkasından giden babam ve en küçük amcamın yanındki büyük erkek kuzenler ile bende merakla giderken Sinan ve Alara da yanımdaydı. "Parka mı gitti, nerde bu çocuk?" Dedi tekrar kendi kendine.

Fakat parka gelip el birliğiyle onu arasak da bulamadık ve halam olduğu yere çökerken babam onun yanına bir dizini koyup edilmişti, "Sertap, yapma kardeşim öyle bak bulucağız onu üzme kendini kalk hadi." Derken sesi o kadar narindi ki gülümsedim burukça onlara bakarken. Kadir enişte karısının arkasında diz çökmüş suçlu gözlerle başını eğerek saçlarını okşuyordu halamın.

"Abi, daha küçücük Sıraç. Düşmanlar birşey yapar abi." Sesi öyle korkakça titredi ki babam dayanamayıp kolarını halama sardı. "Söz veriyorum sapa sağlam getireceğim, hadi eve dön ve bizi bekle." Diyerek ondan ayrılınca ayaklandı ve Kadir enişteye bakarak başıyla halamı eve götürmesini söyledi. "Biz etrafta arayalım onu abi." Dedi Sercan amcam babam da onu onaylarak, "Bende şu düşmanlarının inine baktırayım, ne olur ne olmaz." Dediğinde, "Biz de buralarda arayalım?" Dememle babam bana döndü hemen.

"Siz eve küçük hanım, ilacını bile daha içmedin." Diyerek elini kaldırıp işaret parmağı ile gitmemizi işaret ederken, "Hayır baba, Sıraç benim sesimi duyup gelir belki, lütfen." Dediğimde başı sağ omzuna doğru eğildi, "Kızım," Diyecekken, "Baba, Sıraç'ı bulalım söz içeceğim zaten ilacı." Demem ile Barış abimin avluda annemle kalmasına sevindim çünkü o asla izin vermezdi. "Ben karakola gidiyorum baba, sen de kendini yorma." Diye sonda bana bakıp kaşlarını çatan Pars abim ile omuz silktim. Ne istiyorlardı yahu bunlar benden, alt tarafı benden saklamaya çalışıp saklayamadığınız bir kanser türüne sahibim.

Pars abim yanında iki erkek kuzen ile giderken biz de Parkın etrafında aramaya başladık. Mert ve Selim abiyle birlikte o çoğunlukla ağaçlı tepeye doğru aramaya giderken biz sokaklara doğru yürüdük, "Selim abilerin olduğu yerlere de bakalım, büyük bir tepe sonuçta orda da kaybolmuş olabilir." Demem ile Alara beni onaylarken onun aksine, "Saçmalama Selim abiler gitti ne yapcaksın tepede?" Diyen Sinan ils kaşlarım çatıldı. "İnsanlar oraya yürüyüş yapmaya gidiyor, sabahın sekizi ne olabilir ki Sinan?" Dediğimde bize doğru gelen Kenan ve Arel, Alara'nın yanında durdu.

"Tamam o zaman sen de gel benimle, Alara da Kenanlarla kalsın." Dediğimde kaşları çatılan bu sefer Alara oldu. "Mesaj atın ama canlı konumunuzu ne olur ne olmaz dediği gibi telefonunu çıkaran Sinan atmıştı bile canlı konumu. "Valla tırsıyorum Nexst İkizciğim." Demesiyle göz devirirken, "Nereye gidiyorsunuz siz?" Diyen önce Arel olurken ona cevap vermedik ikimiz de, ardından Kenan da, "Nereye Sinancım ve canım kuzenim?" Dediğinde yine susup boş boş baktım. İkimizde ikisiyle konuşmuyorduk.

"Sizi görmüyorlar." Dedi Alara gülerek. "Fehtlar ve köpekler giremez." Dedim iki elimle de tırnak işareti yapıp dudak büzerek burun kıvırdım. "Görüş alanımıza yani." Diye ekleyen Sinan ile gülerek arkamı döndüm ve tepeye doğru giden yürüyüş yolunda ilerlemeye başladım. Sinan da pek tabii yanımda yer alırken durmadan aynı soruları sorup duruyordu. "Acaba şurda şu bu var mıdır, ölür müyüz lan acaba, acaba Sıraç nasıl?" Sabrımı sınadı vallahide.

Duyduğumuz bağırış seslerine odaklanmaya çalışırken hala konuşan Sinan'ın ağzına sol avucumu bastırıp, "Kes Sinan." Dedim sesleri duymaya çalışırken. Fakat bağırışmalardan ne dendiği asla anlaşılmıyordu.

"Duyamıyorum ya, sanki sesler her yerde gibi." Demem ile konuşmaya çalışan çocuğa bakarken kaşlarım çatıldı, "Ne diyon be?" Dememle elim ile bakışırken hızlıca elimi ağzından çektim. "Oradan geliyor diyecektim." Dediğinde gösterdiği yere bakarken, gösterdiği yerin tam zıttı olan yeri gösterek, "Ama oradan da geliyor?" Diyen bana tek kaşını kaldırdı. "Abinden bileceksin işi kızım, orada yankı var sadece." Dediğinde yüzüm buruşurken ona birşey demeden dediği yere yürümeye başladım.

Sesler giderek yakınlaşırken Mert'in bağırışlarını sesinden tanıdım, fakat tanımadığım bir başka ses daha vardı burada.

Adımlarım hızlanırken benimle birlikte koşan Sinan önüme geçerken duyduğumuz silah sesiyle hemen beni durdurup arkasına aldı. Kolunu tutup önüne geçerken korka korka ilerlemeyi keserek adımlarımı tekrar hızlandırınca girdiğimiz alanda elindeki silahı uzatan 6 gün önce tanıştığım Barkın denen pislik herif ile Mert'e döndüm. İki siyah giyimli adam onu tutuyordu. Ve yerde baygın yatan Selim abi ile gözlerim şaşkınlıkla açıldı, bir yerinden kan gelmiyordu ne olmuştu anlamadım.

"Karaca gidin, kaç git hemen!" Birden bize doğru bağıran adama "Kes sesini Mert, hiçbiriniz kaçamazsınız lan!" Demesiyle arkasında duran adamlar bize doğru gelince Sinan ile göz göze geldik. "Sen daha hızlı koşuyorsun." Dememle kararsızca baksa da arkasını dönüp hızlıca koşmasıyla yere eğilip avucuma aldığım toprağı Sinan'ın arkasında koşacak olan adamın gözüne atarken bacağımı diğer şempanzenin testisine geçirip kaçacaktım ki duyduğum silah sesi yere çiviledi beni.

"Bir adım daha atarsan, karşımdaki abini vurmaktan çekinmem Karaca." Dediğinde omuzlarım düşerken Mert'e doğru dönmem ile, "Git karaca, ben olsam giderdim, git sende!" Diyerek bağırdığında dudaklarım titredi. Giderdi o, biirdim. Ama ben ölmesini isteyecek kadar kötü biri değildim.

"Defol git dedim Karaca!" Diye bağıran adam ile daldığım yerden uyanır gibi irkilince başımı olumsuzca salladım hızlıca. "Hayır kes sesini gitmeyeceğim!" Bağırmam ile başını eğerek çaresizce bir şekilde kafasını iki yana sallayınca bakışlarımı kaçırdım.

"Vurun şunu." Diye çok normalmiş gibi konuşan Barkın denen piçle, "Hayır. Yapamazsın, dur!" Diye bağırdığımda Mert'in arkasında silahı onun kafasına dayayan adam durdu.

"Abinin ölmesini istemiyorsan bizimle geleceksin." Demesiyle gözlerim dolarken Mert pür dikkat bana bakıyordu yapma der gibi. Ama ölemezdi. Ben ölmesine öylece göz yumamazdım.

"Tamam." Dedim en sonunda. "Yeterki onu rahat bırak."

Fakat ben sözümü tamamladığım gibi silahın kabzasını onun ensesine geçiren adamla Mert'e doğru koşacakken kolumdan tutan iki adamla, "vurmayacağım dedin gerizekalı!" Diye bağırarak tepinsem de güçlü iki çift kol ile haraket edişlerim bile kısıtlıydı.

"Bayıldı lan alt tarafı, abartma." Diyerek yürümeye başladığında bizde onu takip ettik zorunlu olarak. Umarım Sinan yetiştirmiştir bizimkilere olanları. Yoksa büyük sıçmıştım.

Bir arabaya binip beni bir dağ evine getirdiklerinde inip beni tahtadan oluşan bu eve doğru geçirdiler. Yine tahtadan yapılmış sanalyeye beni kalın bir ip ile bağlarlarken telefonu çalan Barkın iti telefonu açıp pencereden dışarıya baktı birileri var mı diye. İki adamını dışarda bırakırken ikisinden biri önümde bana bakarken arkamdam da bir tane it bulunuyordu.

"Yok, öldürmedim o salak Mert'i." Diye karşısında her kimse onu yanıtladı önce.

Karşısındaki ne dediyse, "Aman umrumda değil amca, Sıraç'tan daha çok para edecek kızları elimde." Demesiyle kaşlarım çatıp bana bakarak süzerken yüzüm buruştu. Pislik.

"Ne sandın yeğenini. O şirketi kurtaracağım merak etme. Nasıl aldılarsa, geri verecekler." Dediğinde göz devirdim. Bok alırdın aşkısı, git külahıma anlat.

"Tamam sen merak etme, ben hallediyorum." Diyerek telefonu kapattığında, "Güzlerden birini aramayacak mısın abi?" Diyen arkamdaki adam olmayan erkek şahsiyeti ile, "Biraz meraklansınlar, öyle ararım." Demesinin ardından tam tamına 5 küsür saat geçti. Öğle ezanı okunurken eline telefonu alan adam birini aradı ve telefon ikinci çalışta açıldı. Karşımda koyduğu sandalyede otururken telefonu sessize aldı önce ve, "ağzını açma yoksa kafana sıkarım." Dedikten sonra sessizi açıp hopörlere aldığı telefonda, "Kimsin lan sen!" Diye bağıran abim ile hemen bir gülümseme sardı yüzümü.

"Bu ne şiddet bu celal Mirzacım?" Diyen Barkın salağı, karşısında bir Yüzbaşı olduğunu unutuyordu fikrimce.

"Kes sesini şerefsiz herif, nerde lan kardeşim!?" Diye bağırınca sırıtarak karşımdaki adama baktım sadece. Kurtaracaklardı ki beni, hevesini alsın bu salak Barkın.

"Kardeşini istiyorsan, şirketi amcamın üstüne yapacaksın, %50 hisseyi de bana vereceksiniz." Dediğinde uzun süre sessizlik oldu. Öyle ki sessizliğin uzunluğu telefonun kapandığını bana düşündürürken, " Niye bunu yapayım ki?" Dedi Mirza abim rahat çıkardığı bir sesle.

"Kardeşini istiyorsan yapacaksın!" Diye bağıran adam bağırarak ayaklanınca, "Banane lan o kızdan, şirketin hissesi için yanlış kişiyi kaçırdın." Demesiyle nefesim kesilmiş gibi hissettim, yutkunamadım ve bu acı vericiydi.

"Ne diyorsun lan sen?!" Diye bağıran adama, fazla alaylı ve sakin sesiyle cevap verdi tekrardan Mirza denen abim. "Ne yaparsan yap, sana hisseleri de sirketi de kaptırmam."

Dudaklarım titrerken bükülen dudaklarımla o kadar aciz hissediyordum ki utanıyordum. Telefonu önüme fırlatan adam ile gözlerim kapanırken, "Allah kahretsin!" Diye bağırarak etrafı yıkıp dökerken birden üstüme doğru yürüyerek yüzüme sert bir tokat attığında başım sol omzuma doğru düştü. Saçlarımı saran elleri ile gözümden akan yaşları burnundaki kan takip etti. Ağzımın yanından akan sıcak kanı hissederken midem bulandı. Yüzüme bakıp tiksinen adam saçımı bırakıp elini tahta duvara geçirerek, "Sikicem lan, Allahın cezaları!" Diye bağırdığında gözümü kapatıp başımı eğdim.

Burnumdan aktı sessizce kan, ve bayramlık olarak giydiğim pembe gömleğinin üstüne damladı. Ailem ile geçirdiğim ilk bayramım da ne güzeldi öyle?

"Abi dışarda bir şeyler oluyor." Diyen adam ile hepsi dışarı çıkarken gözlerimdeki karartıyı yok etmek isteyerek başımı sağa sola sallarken nefes almakta zorluk çekiyordum. Başım çok ağrıyordu ve bu sanki tüm vücudumda hissediliyordu. Çenem titrerken başımı arkaya attım.

Kaç dakika geçti bilmiyorum ama odaya giren siyah giyimli adam kollarımı ve bacaklarımı sökünce ayaklanacakken tekrar olduğum yere düştüm. Gözümden yaşlar akarken titreyen ellerimle sildim halsizce.

Bana doğru yaklaşacak adamı durdurup ayağa kalktım titreyen bacaklarıma inat. Kapıya doğru yürürken dudağımın üstünde dolan kan ile kusacak gibi hissettim. Başımdaki dönme ile kapının yanındaki duvara tutunurken sol elim de kapı kulpuna gitti ve kapıyı açtım. Dışarı doğru bir adım atarken elindeki silahı Barkın'a uzatan Mirza'yı ve bana doğru bakan babamı gördüm. Birçok insan daha vardı ama gözümdeki bulanıklık onları seçmeme izin vermedi.

Babama doğru yürüyeyim Derken tüm vucudum yerle buluştu. Mirza abim, oyun oynamıştı değil mi? O bu kadar kötü olmazdı. Kardeşini değilse de bir kız çocuğunu ölüme terk etmezdi hiçbir Türk askeri.

...

Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyorum.

Sizce bölüm nasıldı???