17. bölüm · YAŞAMAYA ÖLMEK(Gerçek Ailem)
🪀17
Yorumlarınız benim için çok degerli lütfen yorum yapın arkadaşlar. Ve iyi kötü eleştirilerinizi de bekliyorum.
Çokça seviliyorsunuzz
🎧
Ate,Diğer Yarım
🪀🪀🪀
Büyük bir karmaşa ve aslında korkuyla kaplıydım. Ya hayatım bitecekti ya da sadece yanlış anlaşılmaydı. Dudaklarım titriyor ve ayağa kalkacak gücü bulamıyordum kendimde. Gözlerimi babama çevirdim, ondan güç bulmak için. Bana bakıp gözlerini açıp kapatarak sakin olmamı söylediğinde başımı salladım sadece. Yanıma gelince beraber kapıya doğru gittik, annem hemen arkamızdayken diğerleri de pek farklı değildi.
3 polis memuru kapıda öylece beklerken, babama dönüp, "İyi akşamlar, kızınız hakkında şüpheli bir durum var, onu karakola almalıyız." dedi en önde duran polis. Başımı babama çevirdiğimde gülümsedi bana cesaret vermek için. Babam benim güçlü yanımdı.
"Sadece gideceğiz ne olduğunu öğreneceğiz ve bitecek." dedi elimi tutarken, annemin de elini omzuma koymasıyla derin bir nefes aldım ama polisin elindeki kelepçe aldığım nefesi kursağımda bıraktı. "Onu takmasak olmuyor mu? küçücük kız ne yapabilir?" diyen anneme bakan polis başını omzuna yatırıp, "Küçük çocuk dediklerimiz neler yapıyor be ablacım." dediğinde ellerimi kaldırıp uzattım çaresizce. Bakışlarım ateşin sarılarına değince gülümseyip başını salladı birşey olmayacak der gibi.
Beyaz ayakkabılarımı ayağıma geçirdikten sonra babam da hızlıca kendininkileri giydi. Soğuk kelepçe bileklerimi sardığında kolumdan tutan el beni polis aracına bindirmiş ve hemen arkamda gelen babam, "Bende sizinle geleceğim." derken anneme bakıp başını bir kere eğip kaldırmasıyla annem hemen içeri girip benim ve babamın montunu getirmişti.
Elindeki araba anahtarını gördüğümde onun da arkamızdan geleceğini anladım. Yanımda oturan babam bir an olsun ellerini elimden çekmedi, sırtıma koyduğu montu dakikada bir düzeltiyor üşümediğime emin olmak istiyordu. Gözlerim doluyordu ama neden dolduklarını bende bilmiyordum. Ne olacaktı şimdi? Ya sicilime işlerse ve ben memur bile olamazsam? Hayatım biterdi... Zaten iç açıcı bir tarafı olmayan bu hayatı nasıl çekecektim ben?
Bir ömürmüş gibi gelen araba yolculuğundan sonra sonunda karakola gelmiştik ve diğer yanımda oturan polis kapıyı açıp inmemi beklediğinde ben babamın çıktığı kapıdan çıkmıştım. Kaçacakmışım gibi hemen yanımda biten polise göz devirsemde bunun onum işi olduğunu biliyordum. Sonuçta benim Parcığım da polisti. Onu arayalım da beni kurtarsın.
Merdivenlerden çıkıp içeri girerken babam birilerini arıyordu ki tam karşımızda Pars abimi görmemle gülümsedim hemen. Babam da rahat bir nefes verip telefonu kapattığında zaten abimle konuştuğunu anladım.
Hemen yanıma gelip beni sardığında gözümden bir yaşın düşmesine engel olamadım. "Korkma güzelim." dediğinde benden ayrılmış ve ellerini yüzüme sarmıştı. Yanımda duran polisler Pars abim onlardan üst olduğunda geriye çekilmişlerdi. "Siz gidip, ben ilgilenirim." dediğinde iki polis memuru da gitmişti.
"Ne olacak şimdi, hapse mi atacaklar yoksa?" dediğimde gülüp başını salladı olumsuzca. "Biraz gözetim altında kalacaksın, sonra bir savcı ifadeni alacak o kadar." Dediğinde başımı salladım sadece. Başka bir kadın polis gelip beni alacakken, "Savcı, sizi istiyor komiserim. Kardeşiniz de bana emanet." demesiyle abim başımdan öpüp, "Hemen geleceğim baba." diyerek başka bir koridora doğru girdi.
Elini sırtıma koyan kadın beni oturakların olduğu yere çekerken oturmamı söylediğinde istediğini yapıp hemen oturdum. Yanıma babam oturacakken telefonu çalınca geleceğini söyleyip birkaç metre uzaklaşmıştı bizden. Yanımda ayakta duran kadın da yeleğinden küçük bir anahtar çıkarıp eğilerek bileğimdeki kelepçeyi çıkarıp yeleğine astı tekrar. "Teşekkür ederim." dediğimde gülümsemişti sadece.
Başımı sıkıntıyla Polis merkezinin dış kapısına çevirirken buraya gelen Babam ve yanımdaki annemle gülümsediğimde arkalarındaki Ateşleri görmemle de şaşkındım. Mutlulukla ayağa kalktığımda annem hemen gelip bana sarılmıştı. Polis kadın bizi kötü birşey yapmışız gibi hemen ayırırken, "Lütfen temas halinde bulunmayın, çocuk diye içeri tıkmak istemedim. Zor kullandırtmayın." dedi sesindeki otoriteyle. Havalı kadındı gerçekten ama annemin de beni kaçıracak hâli yoktu.
Anneme bakılırsa, kadın polisin bizi ayırmasına gıcık olmuştu büyük ihtimal. Bize doğru gelen orta boy bir adam ve arkasında sinirli bir yüz takınan abimle dudaklarım büzülürken Ateşler de tedirginlerdi benim için. Öyle ki Güneş'in kızarık gözleri ağladığını belli ediyordu. Börte ise bu durumda bile ortamı ciddiye almıyor ya da üzgün görünmemek için almak istemiyordu.
"Ne yapıyor bu çocuk burda, içeri atın ifadesi alınana kadar." bağırmıyor ama bağırıyor gibiydi adam, yutkunuş sesim kulaklarımı deşerken gözlerim abimi buldu. Omuzları çökmüştü çünkü bir savcının sözünün üstüne söz söyleyemezdi. Savaş da savcıydı, acaba burda olsa beni korur muydu?
"Çocuk diye burda bekletelim demiştik savcım." diyen de yanımdaki kadın polisti. "Bana sormadan kendi başınıza bir iş yapamayın, atın içeri." dediğinde koluma sarılan kollarla ben gözlerimi savcıdan ayırmadım. Kaşlarım çatılı ama dudaklarım stresten titriyordu. "Nasıl savcısınız siz? Küçücük çocuğa bile acımanız yok daha." diyen anneme de dönemedim, zaten kolumdan tutan kadın beni daha önce görüp bilmediğim yerlere çekiştiriyordu. En son duyduğum şeyse, "Bu meslekte acıma olmaz hanımefendi"ydi.
İyi bir savcıydı bekli ama kalbini ya evde unutup geliyordu ya da hukuk fakültesinde okurken kalbi yok olmuştu bizim abi olan çakma savcı Savaş gibi.
Önce önüne geldiğimiz gri demir kapıyı açan polisle küçük pencerelerin ve yumruğum kadar olan -geceyi aydınlatan aydan bile daha az ışık veren- lambaların aydınlattığı yere girdiğimizde birden fazla demir parmaklıkların olduğu küçük hapisler beni daha çok gerdi.
Çıkardığı anahtarla kilidini açtığı demirliklerin içine beni soktuğunda geri kapattı üstüme. Ve kendimle baş başa kaldığımda öylece ayakta kaldım. Ayaklarımdaki titreme adım atmamı önlüyor, içimdeki o tarifsiz korkuya engel olamıyordum. Gözümden akan yaş bana eşlik ederken, "Öyle ayakta durmaya devam mı edeceksin?" diye birden duyduğum sesle yerimde zıpladım korkuyla. Etrafımda dolaşan bakışlarla sağımdaki demirliklerin ardında yerde oturan adamı gördüm.
"Yemem seni merak etme." dediğinde bende onun gibi duvara doğru gidip bacaklarımı kendime çekerek oturdum. Burası da soğuktu, ama o savcının gözlerinden daha sıcaktı. Koydukları ince battaniye de ters ters bakıp önüme döndüm. "Neden girdin buraya?" diye tekrar konuşan adamla omuz silktim. "Bilmiyorum."
"Neden burda olduğunu bilmeyen bir salağa benzemiyorsun, korktuğuna göre buraya ilk düşüşün."
"Sen her gün burda mısın ki?" dediğimde güldü sadece. Galiba bu evet demekti. "Ne yapıyorsun da her gün buradasın?" omuz silkti, dertli olmalıydı. Korkutucu falan da değildi üstelik. "Evsiz birinin günlük sorunları." dediğinde içim acıdı. Ne dertler vardı ama biz küçük dertlerimize günlerce üzülüyorduk. Gerçi benimkiler küçük olmaktan çıkmış biraz biraz büyüyorlardı ama insanlar bunu görmezdi. Ki zaten acılarımı görmelerini istemezdim.
Ellerimi saçlarımın arasına daldırdığımda oflayıp başımı duvara yasladım. "O savcı mı musallat oldu sana?" dedi gülerek. Başımı eğip birşey demediğimde, "Bakma, çok iyidir savcı, sert biri sadece. E yaşanmışlıkları var." dedi bana bakarak.
Bu karakolla o kadar haşir neşir olmuştu ki içindeki insanları bile iyice tanır olmuştu. O zaman abimi de tanıyordur diye düşündüm. "Pars komiseri tanır mısın?" dediğimde varla yok arası gördüğüm fazlasıyla yıpranmış ve buruşmuş yüzüne baktım. Önce gülümseyip öyle baktı bana, "Tanımaz olur muyum?" dediğinde önüne döndü tekrardan. "Sevdiği kadınla geçirdiği kazadan beri hatırlarım onu." başını olumsuzca salladığında üzgündü o da, galiba.
"Arabayı Pars komiser mi sürüyordu?" dediğimde cevabından korktum çünkü eğer o sürüyorsa kendini suçlamaktan geceleri uyku girmiyordur yüzüne.
Cevap vermek yerine başını salladı sadece. Çöken omuzlarımla abimin yüklediği dertleri düşünmek daha da yaktı canımı. Ağır olmalıydı, anlıyordum maalesef. O kurtarabilirdim ama kurtaramadım düşüncesi berbat bir histi. Ama o da ölebilirdi, ki zaten ölmeyi tercih ettiğini de düşünüyordum. En azından yanında olurdu sevdiği kadının ama şimdi buradaydı ve ben onun gibi bir abim olmasından gurur duyuyordum.
Bilmem kaç dakika geçti, saat şimdi kaçtı hiçbir fikrim yoktu. Zihnimdeki düşünceleri bölen gri kapını gıcırtılı ve tiz sesiydi. Bu sefer erkek bir polis memuru benim olduğum yere adımlayıp kilidini açtığında çıkmam için yol verdi. Olduğum yerden ayaklanınca, "Allah kurtarsın küçük kız." dedi dertli adam. Gülümseyip ona döndüğümde, "Senide." dedim ama o yüzünü buruşturup, "Ben öyle iyiyim." demişti.
Ne yazık ki böyle bir yeri bile sokaklara tercih eden insanlar vardı. Bizden habersiz bir yerlerde öylece can veriyorlardı belki. Acıydı ama kimse bilmiyordu. En kötü olan da buydu, birileri bir yerlerde canice katlediliyordu belki ama bu gündeme sadece iki gün düşer ya da hiç haberleri bile olmazdı. Zehra abla da bunlardan biriydi işte. Canice, gözlerimin önünde öldürülmüştü ama Rasim'im vücudunda bulunan uyuşturucu onu 16 yıllık hapisten kurtarmıştı.
Peki uyuşturucu da bir suç değil miydi? Bir suçu nasıl başka bir suç kurtarıyordu. Bir hafta bile kalmamıştı hapiste. Bir "Pişmanım." kelimesi kurtarmıştı onu. Uyuşturucu yüzünden kendinde değildi dendi ve mahkeme 1 yıl ertelendi. O bir yıl içinde belki başka kadınları öldürecekti ama 2 hafta bile yaşayamadı. İyiki ölmüştü. Öyle herkese iyiki ölmüştü diyecek biri değildim ama yaşasaydı belki ben ve onlarca kadın daha ölecekti. Ki zaten her gün kadınlar ölmeye devam etti.
O karanlıktan çıktığımda büyük ışıkların olduğu koridorlara gelince bizimkilerin oturdukları sandalyede omuzları çöken ailem ve arkadaşlarıma gülümsediğimde hepsi ayarlanmıştı. "Temas yok." dedi adam bana doğru adımlayacak olan anneme.
Onlara bakmak yerine başımı eğdiğimde koridorun sonunda bir kapıyı tıklatıp içeri giren polis beni de arkasında içeri sokarken en son Ateş'in gözlerini gördüm.
Girdiğimiz odanın içinde bir kapı daha vardı ve tam ortada siyah bir masa, masanın üstünde saçma bir şekilde ışık vardı. Olduğum yerin tam karşısında daha deminki savcı otururken polise çıkması gerektiğini gösteren bir işaret vermesiyle hemen çıkmıştı. Çekine çekine bende sandalyeye oturduğumda sessizliğin sağlandığı ortamda tekrar çalınan kapı hemen ardından açılmıştı. "Ben Serpilay Kılıç, Karaca Güz'ün avukatıyım."
Havalı bir şekilde yanımdaki sandalye oturan kadına bakarken, "Hiç gerek yoktu." dedi çok bilmiş erko savcı. "Gereği varki burdayım savcım." diyen kadınla dudaklarım gururla bükülmüşken savcının sert bakışları bu sefer beni buldu. Galiba çatacaği kişi bendim. Evveet arkadaşlaarrr bugün de günah keçisi biz oluyoruzz?!
Önündeki ses kayıt cihazını başlatıp boğazını temizleyip ilk sorusunu sordu: "Orda ne işin vardı Karaca?"
Terlemiş ellerimi hâlâ üstüme giymiş olduğum Ateş'in şortuna silerken ağrıyan başıma lanet edip gözlerimi kapattım. Dudaklarımı ıslatıp başımı kaldırdığımda bu gergin ortamın bana ne kadar kötü geldiğini nefeslerimin kesik kesik olmasından daha iyi anlıyordum.
"Eşyamı unutmuştum." dedim sadece, kaşları kalkan adamın başını sallayıp gözlerime daha derin bakmasıyla gözlerimi masaya sabitledim. "Bir kız içeri girmemen için seni uyarsa da girmişsin içeri, neden?" dedi başını eğip dikkatlice bana bakarken.
"Benim için önemli bir eşyaydı." dedim hemen, yalan söylemek ilk defa bu kadar korkutucu ve zor geliyordu. Bir el boğazımı sarmış ve her yalanla nefesimi daha çok kesiyordu sanki. "Neymiş bu eşya? Biz buluruz." dedi alay eder gibi. Hayallerimiz be baba! diyesim gelmişti ama burası ciddi bir ortamdı ve ben havalı halimi bozamazdım. Kombinimin bu sözüme göz devirdiğine emindim.
"Kalın bir bilekliğimi unuttum kütüphanede ders çalışırken. Gittiğimde baktım zaten ama yoktu, bulursanız çok mutlu olurum." diyip biraz eğilerek sahte bir gülüş sunduğumda boş boş bana bakıyordu suratsız savcı.
"İçerdeki silah sesinden sonra seni dışarı çıkarken gören kimse olmamış?" dedi tek kaşı havadayken. Yanımda oturan avukat ellerini masanın üstünde birleştirip, "O silah sesiyle korkmuş olabilir pek tabii?" dediğinde savcının gözleri yavaşça Serpilay'ı buldu.
"Size sormadım avukat." diyip tekrar bana döndüğünde yutkunup başımı eğerek ellerimi daha da sıktığımı farketsemde dudaklarımı içten ısırmayı bırakarak başımı savcıya çevirdim. "Duydum silah sesini. Sonra arka kapıdan çıktım koşarak."
"Neden kaçtın?" dediğinde, "Onu manipüle etmeye çalışıyorsunuz." diye itiraz etti avukat abla. "Öyle birşey yapmıyorum." dedi sertçe. Dişlerimi sıkmayı bırakıp derin bir nefes aldığımda, "Kaçmadım." dedim sonunda çıkan sesimle. Başımı olumsuzca sallarken, "Korktum," dedim sessizce, "İlk defa ölmekten korktum." dediğimde sessizce aktı gözümden sıcak yaş.
"İlk defa silah sesi duyduğumdan değil, orda birinin öldürülme ihtimaliyle, ve beni de öldürebileceği ihtimaliyle..."
"Sadece korktuğun için mi yani?" dediğinde kalbim acıdı. Anlamak istemiyordu ya da inanmıyordu bana. Doğru değildi belki ama bu korku gerçekti. "Ölmekten hiç korkmadınız mı?" diye sormak aklımın ucundan dahi geçmesede dilim bana itaat etmiyordu.
"Soruları birtek ben sorarım." dedi bana karşı. Güldüm sadece, başımı eğmek yerine tam gözlerinin içine baktım. "Bu sorgu neden bilmiyorum ama orda ölen bende olabilirdim. Korkup kaçtım diye mi bunlar?" dedim yine inadına. Duha bey beni gelip kurtarırdı. Sonuçta bu işin en derininde o vardı. Savcı da ne istiyordu bilmiyorum, orda ölen adam ölmeyi haketmedi de ben mi hapse girmeyi hak ediyorum gerçekten?
Kapı çalındığında savcının söylemek istediği çıkamadı ağzından. İçeri giren Pars abimdi ve, "Karaca Güz sebest bırakıldı savcım." dedi sırıta sırıta. Gülümsemek yerine savcıya baktığımda o da aynı şekilde bana bakarken çantasını ve masanın üstündeki ses kayıt cihazını alarak odadan çıktı. Hemen ayağa kalkıp abime sarıldığımda başıma dokundurduğu öpücükle kocaman gülümsedim.
Serpilay ablaya teşekkür ettiğimde gülümseyip karşılık verirken ondan önce odadan çıkıp annemlerin yanına doğru gittik.
Yanıma hızlı adımlarla gelip bana sıkıca sarılan önce annem ve ikimize sarılan babamdı. "Anne," dediğimde alnıma sıcak dudaklarını bastırıp, "Annem..." diye mırıldandığında daha sıkı sarıldım ona. Onlardan ayrılıp önce kızlarla sonra Demir ve Boran ile sarılınca Ateş başımdan tutup göğsüne çekmişti beni. Birşey demedi ama bana sarılı kolları güven veriyordu zaten.
"Hadi saat çok geç oldu evlere artık." diyen babamla hep beraber yürürken bir yanımda annem bir yanımda babam vardı.
Dışarı çıkacağımız anda, "Aaa!" diye şaşıra şaşıra yanıma gelen iki kız ile garip bakışlarım onları bulmuştu. Bu saatte karakolda ne yaşıyorlardı yahu?
"Abla biz seni sosyal medaya videonu gördük!?" diye bağırdıklarınsa sarhoş olduklarını anlamıştım. Hem ben onlardan küçüktüm, ne ablası be ablacım ya?! Annem garip bakışlarını yollarken, "Ne videosu bu?" diye soran da Boran olmuştu. "Şey ya, şu sokakta şarkı söylediğin!" diye bağıran daha küçük gösteren kızla yüzümü buruşturarak gülümsediğimde, "Anladım ben." dedim başımı sallayarak. "Foto çekilek mi noğluğr?" diye öcü gibi üstüme yürümesiyle "ahaha hiç gerek yok bence." dedim hemen.
"Bence biz gidelim." dedim tekrardan ve kızları orada bırakıp Pars abimin arabasına doğru koştum. Börte kahkaha atarken biz kızlar olarak abimin arabasına binerken diğerleri de annemle babamın arabasına binmişlerdi. Abim arabayı sürerken Güneş ve Börte sosyal medyada birşeyler bulmaya çalışırken, "Buldum!" diye bağıran Börte ile ödü kopan tek ben değildim.
"Oha kızım, seni attıkları video 3 buçuk milyon izlenmiş!" diye tekrardan abartılı bir şekilde bağırınca Dudu onun kafasına yapıştırmadan edemedi. "Aç bi dinleyelim bakalım." diyen abimse bana bakıp göz kırpmıştı, utana sıkıla önüme dönerken Güneş telefonu son ses yapıp videoyu açtığında araba benim sesimle dolmuştu.
"İnanamıyorum, ne güzel sesin varmış kız senin!" diyen Börte'ye Güneş de katılırken, "Huzur verici sesin. Güneşle birlikte bir grup falan mı kursanız ya?" dediğinde Güneş'in de sesinin güzel olduğunu anlamıştım. Omuz silktiğimde, "Abartılacak birşey değil." dememle onların beni desteklemeyen sesleriyle abim bana bakıp küçük bir tebessüm yolladığında başımı yola çevirdim sadece. Bu günlük yeterliydi, fazla yorucu ve yıpratıcı bir gündü. Eve gidip uyumak istiyordum sadece.
🪀
Yorumlarınızı bekliyorum
İYİ KALIN HOŞÇAKALIN
