3. bölüm · Yasak Çekim

3.

Ecrin Tüney

Melina Kızılkaya'nın ağzından;
Önlüğün beyazlığı üzerimde yabancı duruyordu.
Sanki bana ait olmayan bir rolü aceleyle giydirip kameranın karşısına itmişlerdi.

Servise adım attığım anda bunu hissettim.

Hava daha soğuktu burada. Koridorlar daha dar, sessizlik daha ağırdı. Monitörlerden gelen düzenli bip sesleri, tekerlekli sedyelerin zeminde bıraktığı sürtünme sesiyle karışıyordu. Kimse yüksek sesle konuşmuyor, kimse gereksiz bir kelime harcamıyordu. Herkesin bir yere yetişmesi gerekiyordu. Ya da birinin hayatı buna bağlıydı.

Benimki hariç.

İlk dakikalarda nereye bakmam gerektiğini bilemedim. Gözlerim ellerime kaydı. Parmaklarım hâlâ titriyordu. Onları önlüğümün ceplerine sakladım. Sanki görünmez olursam, bu yabancılık da beni fark etmezdi.

Yanımdan geçen hemşire bana kısa bir bakış attı.
"Yeni misin?" dedi, durmadan.

"Evet," dedim. Sesim çıkmasına rağmen kendime yabancı geldi.

Başını salladı, yoluna devam etti. Ne hoş geldin vardı ne de merak. Burada kimse kimseyi tanımıyordu. Herkes sadece işini yapıyordu. Ya yapamıyordu.

"Melina."

Adımın bu kadar net söylenmesiyle irkildim. Sesin sahibini aramama gerek yoktu. Barlas hocanın varlığı, odada değilken bile hissediliyordu.

Yanıma geldiğinde zamanı ölçüyor gibiydi. Bakışları önümden arkamdan değil, direkt içimden geçiyordu sanki.

"Vizit başlıyor," dedi.
"Not almaya hazır mısın?"

Başımı salladım. Hazır değildim ama başka bir cevabım da yoktu.

Koridorda ilerlerken onun bir adım gerisinde yürüdüm. Bilerek mi yapıyordum, yoksa içgüdüsel miydi bilmiyorum. Yan yana yürümek... fazla iddialı gelmişti.

İlk hasta odasının kapısında durduk.

"Burada dur," dedi.

Ses tonu yine düzdü. Ne sert, ne yumuşak. Emir vermekten çok, olması gerekeni söylüyordu.

İçeri girerken kalbim hızlandı. Oda küçük, hasta yaşlıydı. Monitörler çalışıyor, hemşireler sessizce işlerini yapıyordu. Barlas hocanın sesi odada yankılandığında herkesin dikkati tek noktaya toplandı.

Beni tanıtmadı.
Ben yokmuşum gibi davrandı.

Ve bu, beklediğimden daha kötüydü.

Sorular sordu. Asistanlar cevapladı. Ben dinledim. Not aldım. Kelimeleri yakalamaya çalışırken bazılarının elimden kayıp gittiğini fark ettim. Tıbbi terimler, karar anları, hızlı değerlendirmeler...

Yanlış bir şey söylememek için ağzımı açmamaya yeminliydim.

Ama tam çıkarken durdu.

Bakışlarını bana çevirip "Sen," dedi.

"Bu hastayla ilgili risk faktörlerini say."

Boğazım bir saniyeliğine kurudu zorlukla yutkunup sakinleşmeyi amaçladım. Herkesin içinde hata yaparsam babamın kulağına giderdi.

Ama yaklaşık bir on beş dakika önce söylediğini hatırladım. 'Sorularınla başımı ağrıt.'

Derin bir nefes aldım.

"Tamam..." dedim, kelimeler boğazımdan zorla çıktı. Ellerim hâlâ cebimde titriyordu. Bir nefes aldım ve hafifçe çenemi kaldırıp cevap vermeye çalıştım.

"Prehippokampal ve amigdala bölgelerindeki sinirsel bağlantılar, stres yanıtlarını ve hafıza fonksiyonlarını etkileyebilir, hocam."

Bir an sessizlik oldu. Tüm oda, sadece benim nefesimi duyuyor gibiydi. Barlas hocanın gözleri benim üzerimdeydi. Belki memnun olmuştu, belki de henüz yeterli görmemişti. Bilmiyordum.

"Güzel devam et Kızılkaya," dedi. Sesi hâlâ aynı ölçülü, aynı keskin. Ama bir şey değişmişti. Sanki o kısa onay, bana nefes aldıracak kadar büyüklükteydi.

"Tamam hocam" dedim bir kez daha, nefesimi toparlamaya çalışarak. Ellerim hâlâ ceplerimde titriyordu, ama en azından kelimeler çıkmıştı.

Barlas başını hafifçe salladı ve bir sonraki hastaya doğru ilerledi. Ben de arkasından yürüyordum, ama adımlarım hâlâ çekingen ve ağırdı. Koridor sessizdi; sadece tekerlekli sedyelerin gıcırdayan sesi ve monitörlerin düzenli bipleri duyuluyordu. Her adımda kalbim bir kez daha çarpıyor, nefesimi kontrol etmek için kendime telkinde bulunuyordum.

"Melina," dedi Barlas aniden. Kafamı kaldırdım, göz göze geldik. "Bu hasta için öncelik hangi testlerdir, düşüncelerin ne?"

O an tüm notlar, tüm dersler kafamda bir anda birbirine karıştı. Panik yerine, garip bir odaklanma hissettim. Bir an için ellerim ceplerimde, nefesim hızlı olsa da, kelimeler gelmeye başladı.

"Tam kan sayımı, biyokimya paneli ve gerekirse EKG, hocam," dedim titrek ama anlaşılır bir sesle.

Barlas hafifçe başını salladı. "İyi, ama bir adım öteyi de düşün. Risk faktörleri ve hasta geçmişi?"

Başımı hızla salladım ve önce hastanın dosyasını gözden geçirdim. Önceki gecenin uykusuzluğu, sabahki titreme, hepsi bir anda geride kalmış gibiydi. Kelimeler akmaya başladı. "Önce hipertansiyon ve diyabet öyküsü; önceki ameliyatlar ve alerji durumu kontrol edilmeli. Ardından vital bulguların izlenmesi ve gerekirse doktor onayıyla görüntüleme testi..."

Barlas gözlerini üzerimden ayırmadı. Sessizlik bir kez daha odada asılı kaldı, ama bu sessizlik artık baskı değil, dikkat ve test gibiydi.

Bir sonraki hastaya geçerken, hemşire yanımdan geçti ve hızlı bir şekilde ilaçları hazırladı. Göz göze geldiğimizde hafif bir baş hareketiyle teşekkür ettim. Daha önce böyle bir uyum hissetmemiştim. Sanki herkes kendi işini yaparken, ben de varlığımı sessizce kabul ettirmiştim.

Barlas aniden durdu ve başını bana çevirdi. "Kızılkaya, ileride böyle kritik anlarda soğukkanlı olabilmelisin. Panik seni öldürmez ama hata yapmanı sağlar."

Boğazım kurudu. "Haklısınız hocam," dedim. Kelimelerim güvenle çıkmasa da, birazcık olsun etkisi vardı.

İlk vizit bitiminde, koridorda yalnız kaldık. Barlas dosyaları toplarken bana baktı. "Bugün ilk gün, ama şunu bilmelisin: Eğer dikkatli olursan, yanımda çalışmak senin için çok şey katacak. Ama her zaman uyanık olmalısın. Sorularınla hata yap, ama bilgisizce değil. Anladın mı?"

"Anladım, hocam," dedim, artık biraz daha dik durmaya çalışarak.

Yüzüme kısa bir an gülümseyerek baktı ardından elindeki dosyaya dönüp, "Öğle arası vakti geldi. Süreni iyi değerlendirip ihtiyaçlarını gider, yemeğini ye. Öğleden sonra acil servis her zaman çok daha yoğun olur nefes almak için bile boş vaktin olmayabilir." dedi.

Başımı sallayıp kısık bir sesle "Peki hocam." dedim. Barlas hoca yanımdan ayrıldıktan sonra stajyerlerin odasına girdim ancak oda öğle vakti olduğu için bomboştu bunu fırsat bilip hızla boş olan koltuğa oturdum. Dün gece stresten hiç uyumamıştım ve sabahtan beri hiçbir şey yemediğim içinde uyku basmıştı, gözlerimi kapatmamla uyumamın bir olduğuna emindim.

Gözlerimi kapattığımda beynim hâlâ uyanıktı.
Monitör sesleri rüyama sızıyor, uzaktan gelen ayak sesleri kulaklarımda yankılanıyordu. Ne kadar süre geçti bilmiyorum. Beş dakika mı, yirmi mi... Zaman burada zaten bir farklı akıyordu.

"Melina."

Bu sefer rüyadan değil, doğrudan içgüdüsel bir refleksle irkildim. Gözlerimi açmamla doğrulmam bir oldu. Karşımda duran hemşire, kaşlarını hafifçe çatmıştı.

"Acil serviste hasta alındı. Barlas hoca seni istiyor."

Zihnim, uykuyla uyanıklık arasındaki o bulanık boşlukta bir an durdu sanki. Sonra sert bir şekilde yeniden atmaya başladı.

"Tamam," dedim hızlıca. Sesim hâlâ uykunun içinden geliyordu ama bedenim çoktan ayağa kalkmıştı.

Önlüğümü düzelttim, saçlarımı ensede topladım. Aynadaki yansımama bir saniyelik bir bakış attım. Gözlerim açıktı ama bakışlarımdan uyku akıyordu. Buna rağmen kapıyı açıp koridora çıktım.

Acil servis artık sabahki gibi değildi.

Hava ağırlaşmıştı.
Sesler çoğalmıştı.
Birinin acıyla inlediğini, birinin hızlı hızlı talimat verdiğini, metalin metale çarpan tiz sesini duydum.

Sedye hızla içeri alınırken Barlas hocayı gördüm.

Ceketini çıkarmıştı. Gömleğinin kolları dirseğine kadar sıyrılmış, omuzları daha da geniş görünüyordu. Yüzündeki ifade değişmişti. Sabahki ölçülü soğukluk yoktu; yerini netlik ve keskin bir odak almıştı.

"Gel," dedi beni görünce.
Tek kelime. Ama tartışmaya kapalı.

Sedye başına yaklaştığımda hastanın yüzünü gördüm. Gençti. Çok genç. Dudakları solgun, alnı ter içindeydi. Monitörler hızlı hızlı sinyal veriyordu.

"Travma öyküsü var mı?" diye sordu Barlas, gözlerini hastadan ayırmadan.

"Yüksekten düşme, hocam," dedi bir asistan. "Bilinç kaybı kısa süreli."

Barlas başını hafifçe salladı. Sonra bakışları bana kaydı.
Bir saniyelik bir temas.

"Ne düşünüyorsun, Kızılkaya?"

Tam esnerken sorduğu soruyla utanarak başımı eğdim ve soruyu panikle düşünüp yavaşça yanıtladım.

"İç kanama riski," dedim. "Özellikle abdominal ve kranial. Bilinç kaybı kısa olsa bile göz ardı edilmemeli."

Barlas gözlerini kısmadan bana baktı. "Devam et."

"BT öncelikli olmalı. Vital bulgular stabil tutulmalı."

Kısa bir sessizlik oldu. Sonra bana sanki kısa bir an gururla baktı ardından başını çevirip hemşireye, "Hazırlayın." dedi.

Sedye hızla uzaklaştırılırken, ben yerimde bir an kalakaldım. Barlas yanıma yaklaştı. Sesi az öncekine kıyasla alçaldı ve kadife gibi yumuşak olan tonuyla konuştu.

"Başını eğmen gereken bir şey yapmadın, kaldır başını Kızılkaya."

Utandım. "Özür dilerim"

Bakışları sertleşti ve 'ya sabır' dedikten sonra ilerledi ve bir dosyayı incelerken yeniden konuştu.

"Bugün ilk günündü ve gayet iyiydin evine git ve dinlen."

Sevinçten ne yapacağımı bilemeyerek hızla önlüğümü çıkardım ve gitmek için adımladım.

"Kızılkaya."

Olduğum yerde durup arkama döndüm ve somurtarak Barlas hocaya baktım.

"Hocam söz ağızdan bir kez çıkar bu kadar hızlı sözünüzden dönmüş olamazsınız ya..."

Kısa bir an gülerek başını iki yana salladı ve önlüğünün cebinden bir krem çıkartıp bana uzattı ellerinden alırken merakla Barlas hocaya baktım.

"Alnına bunu günde 2-3 kez sür ağrın azalır."

Şaşkınlıkla ne demem gerektiğini bilemeden bir süre öylece baktım ardından teşekkür etmem gerektiği aklıma dank edince hızla "Çok teşekkür ederim hocam." dedim.

"Gitmeden bir BT çektirmeni istiyorum sonuçlarını kontrol edelim ardından temiz çıkarsa gidebilirsin."

Omuzlarım düştü şu anda tek istediğim şey eve gitmek, duş almak ve uyumaktı. Aslında üç şey istiyormuşum ama hiç sorun değildi. Ne de olsa tüm isteklerim oldukça makul bir istekti.

"Ama hocam dünden beri baş dönmem dışında herhangi bir bulgum olmadı ki. Zaten baş dönmemde dün gece hiç uyumadığım için olmalı kafa travmam ile alakası olduğunu düşünmüyorum."

Barlas hoca önündeki dosyayı intörn doktorlardan birine uzatıp "Hastayı kontrol et" dedikten sonra bana dönüp konuşmaya başladı.

"Öğrenmen gereken ikinci kural; burada benim stajyer doktorum olarak çalışıyorsun ve sağlığınla ilgili herhangi bir durumla senden önce ben ilgilenirim. Şayet sana bir şey olursa bu yıl için üçüncü bir yeni stajyer bulmak zorunda kalırım."

"Cidden bana bir şey olursa yeni bir stajyer bulur musunuz?"

Barlas hoca elindeki özel pilot kalemi önlüğünün cebine takıp sert sesiyle konuştu.

"Oyalanma ve BT'ni çektir ardından ofisime gel birlikte görüntüleri inceleyim."