Bölümler 4Şu an: 3.BÖLÜM: Peşine mi Düşmeli Peşinden mi Düşmeli?
Selamlar, hoş geldiniizz. Umarım keyifli bir kurgu oluyordur sizin için🩶 Bu bölüm Alp'ı biraz daha yakından tanıyalımm🔗
Keyifli okumalar diliyorumm, yazım ve noktalama yanlışları için kusura bakmayın🩶
Yorumlarınızı eksik etmeyinn🩶
3.BÖLÜM: Peşine mi Düşmeli Peşinden mi Düşmeli?
Susturulamayan düşüncelerin altında ya hayal kırıklığı yatar ya da şüphe. Hayal kırıklığı can yakar, şüphe ise zihin.
İlahi Bakış Açısı
25.02.2028
İnsan vücudunun en karmaşık ve gizemli organının beyin olduğu söylenir. İnsan bin bir duygu ve durumlarla başa çıkmayı beyin sayesinde başarır. Peki, insan beyninin hükmedemediği bir şey var mıdır? Bir duygu veya durum?
Beyin tek bir duygu karşısında tüm gardını indirir.
Aşk mı?
Hayır, fazla basit bir duygu.
Öfke?
Başa çıkması zor ama imkânsız değil.
Şüphe.
Beslediği şüpheyi susturan, kontrol altına alabilen kaç insan vardır bu dünyada?
Bir?
Üç?
Hiç.
Beyin şüpheyi yok sayamaz. Saklanamaz ve en sonunda kaçınılmaz olur. Halk arasında korktuğum ne varsa başıma geldi deyimi dolaşır. Bu deyimin altında yatan tek gerçek şüphedir. Başa gelen şey korkulan değil şüphe edilendir.
Bu deyimi iliklerine kadar hissettiği günler geçiriyordu Turan. Korktuğu şey Akın’ın öldürülmüş olmasıydı. Şüpheleri yüzünden böyle düşündüğünün farkında değildi. Vicdan azabı demişti hissettiklerine. Yanlış bir kanıydı.
Akın’ın cenazesinden sonra işi bırakmış, kendini eve kapatmıştı. Elinde olsa bir odada düşünceler içerisinde boğulurdu ama önceliği hiçbir zaman kendisi olmamıştı. Bakması gereken bir kardeşi ve ilgilenmesi gereken bir annesi vardı.
Babasını kaybettiğinden beri tüm yük onun omuzlarındaydı. İki yıldır bu yükü taşımayı başarmıştı ama gün geçtikçe mecali kalmıyordu. Yine de güçlü durmak için çabalıyordu.
Annesinin yemeğini hazırlayıp önüne bıraktıktan sonra montunu ve telefonunu almak üzere odasına doğru yöneldi. Koridorun başındayken “Yemek.” diyen annesinin sesiyle duraksadı. “Birlikte. Birlikte yiyelim.”
“Ayaz’ı okuldan almam lazım anne. Geç kalıyorum.” Arkasını dönüp odasına doğru yürümeye devam ederken bir yandan da konuşuyordu. “Sen yemeğini ye, ben gelene kadar dinlen. Burcu abla gelecek birazdan.”
Annesi duyduğu cümleden sonra kaşığını çorbanın içine doğru savurduğunda çorba tepsiye ve kıyafetlerine sıçramıştı. Umursamadan kollarını göğsünde birleştirip surat asmıştı. “Kötü kadın! Kötü kadın gelmesin! O kadın kötü!”
“Yapma anne.” derken üzerindeki sweetten kurtulmakla meşguldü Turan. Başka bir sweet giydi ve montunu alıp annesinin yanına doğru ilerledi. Dudaklarını büzmüş olan annesinin saçlarından öptü. “Bırakabileceğim başka kimse yok. Hem on dakikaya döneceğim, merak etme.”
Omuzlarını kaldırıp indirdi annesi. “Bana ne! Gelmesin o kadın.”
“Anne lütfen. Söz veriyorum on dakikaya döneceğim. Hatta bak süreyi de açıyorum, zil sesi çaldığı an yanında olacağım, tamam mı?” Turan süreyi ayarlamak için telefonunu çıkartırken annesinin kaçamak bakışları telefondaydı. Süreyi ayarladıktan sonra galeriye girdi. “Tamam, ayarladım. Şimdi en sevdiğin videoyu da açıyorum. Ben gelene kadar izlersin.” Videoyu başlatıp telefonu uygun bir yere yasladığında annesinin yüzü artık gülüyordu. Annesi keyifle çorbasını içmeye devam ederken Turan çalan kapıyı açmaya gitti.
Burcu Hanım’dı gelen. Turan gerekli uyarıları yaptıktan sonra okulun yolunu tutmuştu. Beş dakika, belki de daha kısa bir sürede, okul binasına vardığında kardeşini sınıfın önünde beklerken buldu. Arkadaşıyla konuşan Ayaz, abisini görür görmez arkadaşıyla vedalaşıp abisinin yanına koşmuştu.
Turan yanına gelen küçük bedenin sırtından çantayı alıp kendi koluna astı. Ayaz’ın elini tuttuğunda çıkışa doğru yürümeye başladılar. “Anlat abim, günün nasıl geçti?”
“Güzel.” dedi Ayaz geçiştirircesine. İlk cümlesi daima bu olurdu. Sonra saatlerce susmak bilmezdi. “Beden dersinde top oynadık. Bizim takım kazandı. Ben tam üç gol attım.”
“Vay, aslanıma bak sen!”
“Evet, aslan gibiydim abi. Hatta çita gibiydim, kimse bana yetişemiyordu. Sonra bir de kavga oldu.”
Endişeyle kardeşine doğru döndü Turan. “Kavga mı? Ne kavgası abim, sen iyi misin?”
“İyiyim. Ben kavga etmedim ki, büyük abiler kavga etti.” Eliyle okulun arkasını gösterdi. “Bak orada ettiler. Sonra polisler geldi, dağıldılar. Ben de polis olacağım. Çok havalı değil mi abi?” Ayaz duraksayarak silah şekline getirdiği elini abisine doğru tuttu. “Kaldır elleri, polis!”
Turan gülerek ellerini havaya kaldırdığında Ayaz da güldü. “Ben suçsuzum komiser bey!”
Kendinden emin bir şekilde gözlerini kapatırken elini indirdi Ayaz. “Ona ben karar veririm.”
“Allah Allah, dünkü ufaklığa bak sen!”
Kıkırdadı Ayaz. Bir süre sessizlik içerisinde yürüdü. O süre zarfında Turan Akın’ı, Ayaz ise karne gününü düşünüyordu. Dönem başında yaşanan bazı aksaklıklar yüzünden eğitime geç başlamışlardı. Bu yüzden ara tatili de olduğundan daha geç yapıyorlardı. Yarın karne günüydü ve sonrasında iki haftalık bir tatile gireceklerdi.
“Abi, yarın geleceksin değil mi?”
“Geleceğim tabi abim.”
Sevindi Ayaz duyduklarına ama orada görmek istediği bir başka kişi de vardı. “Peki annem?”
“O gelemez abim. Biliyorsun durumları. Hem ben varım işte, neyine yetmiyor oğlum?”
Ayaz’ın yüzü hala asıktı. “Biliyorum, sen hep varsın ama herkesin annesi ya da babası geliyor.”
“Tamam aslanım, senin de abin var. Hem karne gününe abinin gelmesi çok havalı bir şeydir.”
Gülmeye çalıştı Ayaz ama bir tarafı hala buruktu. “Abi havalı falan değilsin. Bunu kabullen.”
Kınayarak baktı Turan kardeşine. “Öyle mi küçük bey? Yarın karne hediyeni aldığında havalı mıyım değil miyim görürsün.”
Ayaz gözleri heyecanla açılarak döndü abisine. “Bana hediye mi aldın!”
“Evet ama havalı bir abi olmadığıma göre hediyeyi vermeme gerek yok.”
“Şakaydı ki!” dedi Ayaz tatlı olmaya çalışarak. “Sen dünyanın en havalı abisisin!” Gülerken umutsuzca başını salladı Turan. “Hadi şimdi hediyemin ne olduğunu söyle.”
“Olmaz. Onu da yarın görürsün.”
“Ama abi-“
“Olmaz dedim. Biraz merak et. Kendimi şu an çok havalı hissediyorum.”
Somurturken göz devirdi Ayaz. Eve varana dek hediye ile ilgili onlarca tahminde bulundu ama abisinin ağzı sıkıydı. Apartmana yaklaştıklarında duydukları gürültüyle duraksadılar. Sesler onların evinden yükseliyordu. Evin içerisinden pencere camını kıracak bir eşya fırlatıldığında “Anne!” diye endişeyle soludu Turan.
Korku doluyken merdivenleri hızlıca çıktı. Dış kapıları açıktı. Annesi salonda, Burcu teyzesinin kolları arasında çırpınıyordu. Haykırışlar ve bağırışlar içindeydi. “Bırak! Oğlum ve kızım orada! Arabadalar! Onlar orada! Bırak!”
Burcu kolları arasındaki kadını zapt etmekte zorlanıyorken annesi kurtulmak için Burcu’nun kolunu dişlediğinde Burcu iniltiyle gerilemek zorunda kaldı. Annesi can havliyle ayaklanıp kapıya doğru koştu ama bu sefer onu durduran Turan olmuştu. Annesinin haykırışları devam ederken Turan Ayaz’a doğru döndü. “Ayaz odana! Kulaklığını tak ve ben yanına gelene kadar odandan çıkma!”
Ayaz korkmuş olsa da abisinin dediklerini yaparak kendini odaya kilitledi. Kulaklığını takıp dolap kenarına tünedi ve abisini beklemeye koyuldu.
Turan ise annesini yatıştırmaya çalışıyordu. “Anne!”
“Oğlum orada! Kızım da yanında! Arkada kaldılar! Kemerleri yok! Kemerleri yok! Benim vardı, ben kurtuldum! Onların yok! Onların yok!”
“Anne oğlun burada!” dedi Turan annesinin omuzlarından kavrayıp sarsarken. “Buradayım anne. Buradayım, bir şey olmadı bana. Bak, çok iyiyim.”
Yaşlar gözlerinden firar ederken güler gibi oldu annesi. “Kızım nerede? Oğlum burada. Kızım nerede?..”
Dolan gözleriyle kaldı Turan. Belli bir süre dudaklarını bile kıpırdatamadı. Keşke o da burada demek bu kadar zor olmasaydı. “Anne…” diye çaresizce soludu. Canı yandı ama görmezden gelmesi gereken bir noktadaydı.
“Kocam…” diye duraksadı annesi. Gözleri boşluğa takıldı. Kazayı hatırladı. Çarpma sesleri. Korna sesleri. Siren sesleri. Bağırışlar. Ama hepsi dışarıdan geliyordu, arabanın içerisinde ölüm sessizliği vardı. Hayır, arabanın içerisinde ölüm vardı. “Kocam da yanımdaydı.” dedi annesinin buz kesmiş sesi. “O sürüyordu. Arabayı sürüyordu. Onun da kemeri vardı. Kurtuldum. Kemer vardı. Kurtuldum. Kemeri vardı. Kurtuldu.”
“Anne, kendine gel lütfen.”
Duymadı bile annesi. Kendi dediklerini onaylarcasına başını sallamaya başladı. “Kurtuldu. Kemeri vardı. Kemeri vardı.”
“Kurtuldu anne!” diye bağırdı Turan en sonunda. Gözlerini dolduran yaşlar yanaklarında süzüldü ama umurunda olmadı. “Tamam mı! Herkes kurtuldu! Kimseye hiçbir şey olmadı!”
Gülerek başını sallamaya devam etti annesi. “Kurtuldu. Herkes kurtuldu. Oğlum kurtuldu. Kızım da kurtuldu. Herkes kurtuldu. Herkesin kemeri vardı. Herkes kurtuldu.”
“Evet, herkes kurtuldu. Şimdi sakinleş, derin nefes al.”
Gözlerini kapatıp huzurlu bir nefes aldı annesi. Zihni yavaş yavaş eski sessizliğine döndü ve yine ardında bıraktığı enkazı hatırlamadı bile.
“Şimdi ver.”
Aynı yavaşlıkla nefesini verdi.
“Tamam mı? İyi misin annem?”
Gülümseyerek gözlerini açtı annesi. “İyiyim.”
Annesini kolları arasına çekip sıkıca sarıldı Turan. Korku dolu bir nefes döküldü dudaklarından. “Tamam.” dedi gerilerken. “Sen şimdi odana geç. Ben de etrafı temizleyeyim.”
Annesi tatlı bir bıkkınlıkla baktı. “Odada yine top mu oynadınız Alp? Ne kırdınız?”
Sertçe yutkundu Turan. Annesinin omuzlarından ittirerek onu odasına yönlerdi. “Hiçbir şey annem. Hadi sen odana geç.”
Koridorun sonundaki odaya ilerledi annesi ama zihni geçmişte dolaşmaya devam ediyordu. “Kesin kalan son bibloyu kırdınız. Ama siz karışmayın. Elinize cam batar. Cam batar, canınız yanar. Anneniz toplar şimdi.” Annesi odasına varana dek gözlerini üzerinden çekmedi Turan. Odaya geçtiğinde aldığı nefesle toparlanmayı denedi.
Koridoru döndüğünde kapı pervazında duran komşularına yöneldi. “Ne oldu Burcu abla?”
Şaşkındı Burcu. “Anlamadım ki evladım. Sokak başında iki serseri kaza yapmış, korna sesleri falan yükseldi. Sonra polisler geldi. Annen de birden kızım orada, oğlum orada diyerek kapıya koştu. Dışarı çıkmaya çalıştı, izin vermeyince daha da fenalaştı.”
“Anladım Burcu abla. Sağ ol her şey için.”
“Ne demek oğlum. Bir şeye ihtiyacınız olursa gelirsin.” dedi ve hâlâ hayretler içerisindeyken oradan ayrıldı Burcu. Turan açık olan kapıyı kapatıp salonu toparlamak yerine önce Ayaz’ın yanına ilerledi. Kapı kolunu indirdiğinde kilitli olduğunu gördü. Kapıyı tıklatarak Ayaz’a seslendi. Birkaç bağırıştan sonra Ayaz seslenişleri duyup kapıyı açmıştı.
Kapının arkasında korkuyla titreyen bedeni kucakladı Turan. Kapıyı ayağıyla kapatırken yatağa oturdu. Ayaz'ı da bacağının üzerine oturttu. “Annem iyi mi abi?”
“İyi tabii aslanım. Sadece biraz endişelenmiş.”
“Ne için?”
“Dışarıda kar var, her yer buz olmuş. Gelirken kayıp bir yerlerimizi incitiriz diye korkmuş.”
Abisinin yalan söylediğinin farkında olsa da bunu gerçek olarak kabullenmek dışında bir çaresi yoktu. Abisine sıkıca sarılıp gözlerini yumdu Ayaz. “Abi sen babamla ablamın yanına gitme hiç, olur mu? Hep burada kal.”
Gülmeye çalışsa da titreyen sesini gizleyemedi Turan. Ayaz’ın saçlarını okşamaya başladı. “Lan ben senin mezuniyetini görmeden bir yere gider miyim?”
“Ne mezuniyeti?” dedi Ayaz merakla.
“E polis olacağım demedin mi, ne çabuk unuttun?”
“Dedim. Olacağım da. Sen de göreceksin, söz mü?”
“Söz abim. Abi sözü.”
Sadece birkaç dakika sonra abisinin kollarında uykuya daldı Ayaz. Turan Ayaz’ı yatağına bırakıp saçlarını öptükten sonra salona geçti. Cam kırıklarını toplamaya başladı. Elini kesti. Canı yandı. Eskiden olsa annesi ben yaparım derdi ama ne o eskilerdeydi ne de annesi eskisi gibiydi.
*****
İlahi Bakış Açısı
Maktulün arkadaşıyla konuştuğundan beri şüphe Aras’ın zihninde de yerini almıştı. Bu yüzden davayı kapatmamak için direniyordu. Hiçbir pürüz kalmasını istemiyordu. Tam anlamıyla emin olmak için gerekli her şeyi yapmıştı. Otopsiye göre ölüm sebebi başını çarpmasıydı. Olay yeri inceleme maktulün düştüğü zeminde temizlik malzemesi olarak kullanılan bazı kimyasalları tespit edebilmişti.
Tüm oklar düşüp başını çarptığını gösteriyordu ama Alp’ın dedikleri hâlâ bir şüpheydi. Bu yüzden güvenlik kameralarını da incelemeye almıştı. Şu an güvendiği tek şey Bahar’dan alacağı analizdi.
Bahar’ın laboratuvarına doğru ilerledi. Kapısını tıklattığında Bahar’ın gözleri Aras’a doğru döndü. Tebessüm ettiğinde Aras yanına gelmişti. “Ne yaptın?”
Masanın üzerindeki dosyayı Aras’a doğru uzattı Bahar. “Sonuçlar çıktı. O sayı dövme falan değil. Sadece güçlü bir mürekkeple yazılmış.”
“Geçici dövme olamaz mı?”
“Onu bilemiyorum işte. Ama vücuduna tek bir iğne bile değmemiş.” Kenarda duran bir diğer dosyayı aldı. “Bunlar da olay yeri incelemeden geldi. Yerlerde temizlik için kullanılan kimyasallara rastlamışlar ama sen detaylı bir inceleme istediğin için ben maktulün kıyafetlerini de inceledim. Ve orada da bir gariplik var.” Aras dosyayı alıp incelemeye başlamışken Bahar açıklamaya devam etti. “Maktulün kıyafetlerine bulaşmış kimyasallar mevcut. Ancak düşen birine göre kıyaslandığında bu oran fazla. Sanki biri kıyafetlerine de kimyasallar bulaşsın diye yerde sürüklemiş gibi.” Dosyanın ilk sayfasında bulunan ayakkabı görsellerini işaret etti Bahar. “Ki botlarının aşınması bu kanıyı doğruluyor.”
“Yani gerçekten öldürüldü.” diye mırıldandı Aras.
“Evet, bu muhtemel. Son olarak ayakkabı tabanlarını da inceledim. Bir kimyasala rastladım ama bu temizlik amaçlı kullanılan bir kimyasal değil.”
Kaşlarını çatarak baktı Aras. “Ne o zaman?”
“Formaldehit.” dedi Bahar dosyanın sayfasını çevirirken. Bu sefer görselde ayakkabının tabanı vardı. “Çok az miktarda, kalıntı halinde var.”
“Bu adam kimyager değil mi? Laboratuvarında falan bulaşmış olamaz mı?”
Mantıklı bir düşünceydi ama pürüzsüz değildi. “O zaman başka kimyasallara da rastlardım. Ayrıca o botlarla laboratuvara ayak basacağını pek zannetmiyorum.”
“Formaldehit nereden bulaşmış olabilir?”
Dudaklarını büktü Bahar. “Orasını da siz bulun Komiser Bey.”
“Buluruz Patolog Hanım.” dedi Aras dudaklarında kendinden emin bir tebessümle. “Teşekkür ederim.”
Mütevazı bir tavırla başını sola eğdi Bahar. “Rica ederim. Sözünü unutmazsan sevinirim.”
Güldü Aras. “Unutmam Patolog Hanım. Yarın getiririm çikolatalı pastanızı.”
“Kendi ellerinle yapacaksın ama.” diye hatırlattı Bahar.
Başını salladı Aras. “Kendi ellerimle yapacağım.”
Mutluydu Bahar. Huzurlu bir şekilde gülümsedi. Aras bu haline umutsuzca kafa salladı. Dosyaları alıp “Görüşürüz.” dedikten sonra kapıya ilerledi ancak kapı pervazında Bahar’ın sesiyle duraksadı. “İçine zehir falan koyma sakın. Senin işin belli olmaz Komiser Bey.”
Başını Bahar’a doğru çevirip tüm sevgisiyle baktı. “Merak etme. Diğer her şey gibi yaparken seni düşüneceğim için pek tatlı olacak.”
Yutkunarak kaldı Bahar. Bu tür durumlarda nutku tutulur, ne diyeceğini bilemezdi. Yine öyle olmuşken sığındığı tek şey arkadaşlık kalıbıydı. Aras çapkınca gülüp kapıdan çıkarken Bahar ardından “Görüşürüz arkadaşım!” diye bağırdı.
Vurgulanan kelimeyi duyduğunda sinirleri bozulmuşçasına güldü Aras. “Aynen, arkadaş.”
Aras uzaklaştığında Bahar kesik kesik soluyordu. “Salak herif!” diye mırıldandı sinirle. “Bir gün kalpten gideceğim, bir susmuyor köpek!”
Bahar kendi içine mırıldanırken Aras soruşturmaya devam etmek için Alp’ın evini öğrenmeye çalıştı. Adrese ulaştığında soluğu Alp’ın evinde aldı. Aras Kaya, peşine düşmeyi seçmişti.
Bölüm etkileşimi
