6. bölüm · Yarış/Minsung/ TAMAMLANDI

Jisung’un gizemli morluğu

Zeyzeymisss .

Uzun bir bölüm oldu iyi okumalarr:)
O an beynime gerçeklik geri döndü.

Yarı çıplak.
Duvara yaslanmış.
Boynum muhtemelen ertesi gün mor galaksi haritası gibi olacak.

Minho başını yavaşça boynumdan kaldırdı. Dudakları hafif şişmişti. Gözleri… hâlâ tehlikeli derecede karanlık.

“Cidden zamanlamaya bak,” diye mırıldandı.

Ben panikle tişörtümü yerden kaptım.

Kapı kolu hafifçe oynadı.

“Beyefendi???”

Minho hiç acele etmiyordu. Aksine kemerimi çözmüş olan eli hâlâ belimdeydi.

“Bir saniye!” diye bağırdım çatallı bir sesle.

Temizlik görevlisi homurdanarak uzaklaştı.

İkimiz de birkaç saniye nefes nefese kaldık.

Sonra Minho sırıttı.

“Ukelik nası gidiyor?”

Tişörtümü kafasından aşağı geçirdim.

“Kes sesini Lee Know.”

“Lee Minho.”

“Ben sana Lee Know demek istiyorum artık.”

“İlişkide altta olan taraf isim seçemez.”

Yüzüne boş boş baktım.

“Bizim ilişkimiz mi var şu an?”

Minho bir saniye durdu.
Gerçekten düşündü.

Sonra omzunu silkti.

“Henüz değil.”

Henüz.

Kalbim yine aptal gibi hızlandı.
---
O gece kulisten birlikte çıkmadık.
Ben beş dakika önce çıktım.
O on dakika sonra.

Ama dışarıda…
Motorumun yanında yaslanmış beni bekliyordu.

Kaskı kolundaydı.
“Takip mi ediyorsun?”

“Koruyorum.”
“Korunmaya ihtiyacım yok.”

“Bugün pistte biri seni motorla biçmeye çalıştı.”

Cevap veremedim.

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra Minho cebinden bir şey çıkardı.
Bir krem.

“Boynuna sür. Çok belli olacak.”

Elimi otomatik olarak boynuma götürdüm.

“LAN SEN—”

Minho kahkaha attı.
Gerçekten attı.

“Sabaha manşet olursun. ‘Hetero Han Jisung’un gizemli morluğu.’”

“Ben heteroyum.”

“Hmm.”

“Ciddiyim.”

“Tamam.”

“Dalga geçmeyi bırak.”

“Bıraktım.”

Gülüyordu.

Sinirle kaskımı taktım.
Motoruma bindim.

Minho da kendi motoruna geçti.

“Yarış mı?”

“Hayır.”

“Yan yana sürüş.”

Ve o gece ilk defa yarışmadık.

Yan yana sürdük.

Kimse öne geçmeye çalışmadı.
Kimse hızla üstünlük kurmadı.

Sadece… aynı hızda ilerledik.

Rüzgar soğuktu ama içim garip şekilde sıcaktı.

---

Ertesi sabah.

Ayna karşısındayım.

Boynumda mor bir sanat eseri.

“Ben bununla dışarı çıkamam.”

Telefon titredi.

— Selam güzellik
— Foto at.

“Psikopat mısın sen?”

Anında cevap geldi.

— Dün ‘gitme’ diyen sendin.

Yüzüm ısındı.

— Bu farklı bir konuydu.

— Aynen.

— Kahve?

— Dün içtik.

— Bu sefer gerçekten medeni gibi.

— Sen ve medeni?

— Deniyorum.

Bir süre yazmadım.

Sonra mesaj geldi:

— Rövanş 2?

— Pistte mi?

— Hayır.

— Nerede?

— Kendinle.

Ekrana boş boş baktım.

— Açık konuş Lee Minho.

— Kaçmamaya çalış.

Bu kadar.

Ne flört.
Ne baskı.
Ne sataşma.

Garip bir şekilde… daha çok etkiledi.
---

Akşam antrenman pistindeydim.

Minho zaten oradaydı.

Bu sefer kimse yoktu.
Kalabalık yok.
Tehlikeli sürücüler yok.

Sadece biz.

“Bugün temas yok,” dedim daha iner inmez.

“Motorla mı?”

“Genel olarak.”

Minho ellerini kaldırdı.

“Tamam.”

Beş tur attık.

Bu sefer gerçekten yarıştık.

Son düzlükte yan yanaydık.

Bir an göz göze geldik.

O an fark ettim.

Ben onu geçmeye çalışmıyordum artık.

Onunla gitmeye alışıyordum.

Son metrelerde bilerek gazı biraz bıraktım.

Minho kazandı.

Motordan indi.
Kaskını çıkardı.

“Bilerek yaptın.”

“Kanıtla.”

Yanıma geldi.
Bu sefer dokunmadı.

Sadece çok yakına durdu.

“Kaçmıyorsun artık.”

Yutkundum.

“Gelmiyorum da.”

“İlerleme var.”

Gözlerimi devirdim.

“Çok konuşuyorsun.”

“Öperek sustur.”

Beynime elektrik gitti.

“Minho!”

Gülüyordu.

Ama sonra ciddileşti.

“Şaka yapıyorum.”

Bir saniye durdu.

“İstersen.”

Kalbim yine hızlandı.

Bu adam neden böyleydi?

Elimi ensesine attım.
Bu sefer ben çektim.

Öptüm.

Geri çekildiğimde gözleri şaşkındı.

“Bu da centilmenliğim,” dedim.

Minho birkaç saniye konuşamadı.

Sonra yavaşça sırıttı.

“Han Jisung.”

“Ne var?”

“Sanırım yönelimini değiştirmiyorum.”

“Ne yapıyorsun o zaman?”

Bir adım yaklaştı.

“Kalbini kazanıyorum.”

Gözlerimi devirdim ama yüzümdeki gülümsemeyi durduramadım.

“Çok klişe.”

“Etkili.”

“Emin olma.”

“Elin hâlâ ensimde.”

Aşağı baktım.

Gerçekten de öyleydi.

Çekmedim.

Minho hafifçe yaklaştı.

“Bu sefer ceza yok,” dedi.

Gülümsedim.

“Lee Minho.”

“Hm?”

“Tekrar soruyorum Kaçarsam kovalar mısın?”

Hiç düşünmedi.

“Her zaman ama
şunu netleştirelim.”
“Ne?”
“Az önce beni sen öptün.”
“…”
“Bilerek.”
“…”
“Ve hoşuna gitti.”
“…”
“Ve kaçmadın.”
“Kes artık Sherlock.”
Minho gülmeye başladı. Cidden eğleniyordu.
“Bak yüzün kızardı yine.”
“Hava soğuk.”
“Haziran ayındayız.”
“Gece serin.”
“Motorun egzozu yanıyor Jisung.”
Of.
Montumun fermuarını çektim.
“Tamam hoşuma gitti diyelim ne var bunda?”
Minho bir an sustu.
Sonra beklemediğim şekilde sakin bir sesle konuştu.
“Hiçbir şey.”
Bu kadar.

Sadece düz cevap.

Garip şekilde içim rahatladı.
Birlikte pistten çıkarken yan yana yürüyorduk.
“Bu arada,” dedi Minho, “boynundaki morluk daha koyulaşmış.”
Anında kapüşonumu çektim.
“Sen yüzünden ya!”
“Sanat eserim.”
“Van Gogh musun sen?”
“Yıldızlı Gece 2: Han Jisung Edition.”
Gülmemek için kendimi zorladım ama kaçtı.
Minho beni öyle görünce hafif yumuşadı.
“Yarın antrenman var mı?”
“Var.”
“Gelir misin?”
“Belki.”
“Belki ne?”
“Belki gelirim.”
“Kapris mi yapıyorsun?”
“Yok.”
“Yapıyorsun.”
“Tamam biraz.”
Minho sırıttı.
O sırıtıştan hayır gelmezdi zaten.
“Ne sırıtıyorsun yine?” dedim kaskı çıkarırken.
“Hiç.”
“Hiç diye sırıtılmaz.”
“Plan yapıyorum.”
Minho motorunu stop etti, kaskını koluna taktı.

“Yarın görüşmüyoruz.”

Kaşım kalktı.

“Niye? Sıkıldın mı?”

“Yoo.”

“E o zaman?”

“Her gün dip dibe olursak değerim düşer.”

“Sen borsada mısın?”

“Lee Minho hisseleri her zaman yüksek.”

“Şu özgüveni bir yere bağışlasak keşke.”

Gülerek bana yaklaştı

“Yarın evimdeyim.”

“Beni mi davet ediyorsun?”

“Hayır.”

Bir saniye durdu.

“Belki.”

“Minho.”

“Gelmek istiyorsan gel.”

“İstemiyorum.”

“Tamam.”

“...Kaçta?”

Sırıttı.

“Akşam sekiz.”

“Film falan mı?”

“Yok.”

“Ne yapacağız?”

“Yaşayacağız.”

“Bu ne demek ya korku filmi gibi gelmem ben”

“Peki”