1. bölüm · Yarım Kalan Yemin
Güzel Günler
Not: Her bölüm başında bir karakterin modeli paylaşılacaktır. Karakter: Ivan Vladimir/Karan Atmaca
Herkesin çocukluğuna dair hatırladığı güzel anıları vardır. Yada yanındayken güvende hissettiği, yanından ayrılmak istemediği bir oyun arkadaşı. Bu kişi düşman çocuğu olsa bile. Bunu çok iyi bilirdi Elay çünkü onun en sevdiği oyun arkadaşı babasının nefret ettiği o düşman köyde yaşıyordu. Elay küçüktü o zamanlar; neden düşman olduklarını, düşmanlığın ne demek olduğunu bilmezdi onun bildiği tek şey babasının ona sürekli söylediği sözdü. " Düşmana asla güven olmaz".
05.04.2007
Yine Rize'de yağmurlu bir gündü; herkes sobanın başında oturmuş Mustafa'nın anlattıklarını dinliyordu. Bir kişi hariç Elay yine her zamanki gibi abisinin kucağına tünemiş elindeki mavi miskete dikkatlice bakıyordu.
Süleyman kardeşinin elindeki miskete bu denli dikkatli baktığını görünce daha fazla dayanamayıp babasını bölmemek için kardeşinin kulağına sessizce fısıldadı,
"Ne o, nereden buldun yine o mavi misketi minnak" diye mırıldandı. Kardeşinin huyunu bilirdi, o nerede mavi birşey bulsa hemen alır "mavi çocuğa götüreceğim" deyip ortalıktan kaybolurdu. Lakin bugün yağmur yağdığı için götürememişti. Mavi çocuğun kim olduğunu abisi hariç kimse bilmezdi. Abisi bildiği halde hep kardeşi düşmanlığın içinde büyümesin diye ona destek olurdu. Düşman köyün çocuğuyla oynamasına, mutlu olmasına izin verirdi. Çünkü onun düşman köyün kızıyla evlenmesine asla izin verilmezdi. Ama Süleyman sevdasına kafa tutar ve sevdiği kadından başkasına asla bakmazdı. Elay kucağında kıpırdanma girişiminde bulunduğunda sıkıldığını anlayıp kucağından bıraktı. Elay hızla koşup babasının kucağına yerleşti bu sefer. Her zamanki gibi babasının gür sakalları ile oynamaya başladı. Bir yandan da babasına seslendi "Babamm" babası ardından seslendi "söyle güzelim benim". Mustafa dışarıya karşı her ne kadar sert dursa da eşi ve çocuklarına karşı pamuk gibi bir yüreği vardı onun. Oğlu düşman köyün kızına sevdalandığında gururunu bir kenara bırakıp defalarca vermemelerine rağmen düşman köy kızı Zehra'yı istemeye gitmişlerdi. Ama asla kızı ailesi vermemişti. Elay peşi sıra ekledi "Düşmanlık ne demek ?". Mustafa durdu uzun uzun düşündü çocuklarını böyle bir şeyin içinde büyüttüğü için kendine kızıyordu. Ona bakan bir çift koyu yeşil göze baktığında daha fazla sessiz kalamadı. "Düşmanlık iki kişinin birbirine karşı beslediği nefrettir kızım, düşmanlık iyi birşey değil ama başladığında bitmesi güçtür." Daha sonra içli bir nefes verdi.
Yağmur dinmişti Elay artık dışarıya çıkabilirdi abisinden onu yaylaya götürmesini istedi abisi de tabiki kırmadı. Çünkü zaten o da yaylaya gidiyordu. Zehra ile buluştukları yerdi orası, eski bir baraka. Zehra gelirken yeğeni Ayaz'ı da getirirdi, zaten o olmasa abisi asla yaylaya tek başına göndermezdi onu. Bu sayede tanışmıştı Ayaz ve Elay. Ayaz mavi gözlü, sarışın bir çocuktu ona bakan hemen Karadenizli olduğunu anlardı . Bu nedenle Elay ona hep Mavi Çocuk derdi. Elay ise aksine yeşil gözlü, esmer, tatlı görünse de aslında asi ve güçlü bir kızdı. Tam babasının istediği gibi. Babası kızına asla prensesim demezdi. Çünkü küçükken olduğundan hep güçlü gösterilen çocuklar büyüyünce aslında öyle olmadıklarını görünce öz güvenleri kırılır çevresinin onlara ettiği iltifatların yalan olduğunu düşünürler. Babası kızını hep başkalarına muhtaç olmadan kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini öğretir ona sadece güzelim derdi. Çünkü Elay gerçekten çok güzel bir kızdı.
Yaylaya çıkar çıkmaz uzaktan bir çift mavilik gördü Elay. "Mavi çocuk" diye bağırarak Ayaz'a doğru koşmaya başladı. Yanına geldiğinde küçük ellerini açarak içindeki küçük mavi misketi Ayaz'a doğru uzattı. İlk önce şaşırdı Ayaz daha sonra ona bakan yeşil gözlere bakakaldı. " Bu ne ?" diye sordu Ayaz. Elay elini gözüne sokmak ister gibi uzattı "Bak sana benziyor Ayaz senin gibi mavi". Ayaz gülümsedi bu cevaba "Ben mavimiyim?" Elay cevabı hiç bekletmeden verdi, "Gözlerin mavi ya ondan getirdim senin gözlerine benziyor abimde bana hep çay tarlalarını gösterip sana benziyor diyor onlarda bana benziyormuş. Gerçekten benziyormu gözlerim çay tarlalarına? Ben çay tarlalarını çok seviyorum Ayaz sende seviyormusun? Hep abimle saklambaç oynuyoruz biz orada çok güzel kokuyorlar hemde." Son cümlesini söylediğinde nefes nefese kalmıştı Elay çok konuşurdu hep, hiç sıkılmazdı. Ayaz ise oturup sessizce dinler ve onaylayan sesler çıkarırdı aslında pek dinlemezdi onu o konuşurken onun yeşil gözlerinde kaybolurdu.
