2. bölüm · Yarım Kalan Yemin
Bizi Ayıran Gece
Karakter: Drew Wolcow
17.05.2008
Elay artık 6 yaşındaydı, 1. sınıf bitmek üzereydi. Okuma yazmayı sökmüş okumasını her gün yaylada Ayaz'a kitap okuyarak geliştirmişti. Yine okulda oldukları bir gün Ayaz sıkıldığı için 1. sınıfların koridorunda geziyordu. Aslında amacı Elay'ı görmekti, yaşıtları ve hemcinsleriyle asla arkadaşlık kuramazdı o. Onun tek arkadaşı amcası Karan ve Elay olmuştu şu zamana kadar. Koridorun öbür ucundan göründü Elay arkadaşlarıyla koşarak sınıftan çıkıyordu. Tam ona doğru koşarken Ayaz'ın sınıfında bir çocuk Elay'a çelme takarak yere düşürdü. İlk önce ne olduğunu anlamadı Elay daha sonra yerden kalkarken ona doğru koşan Ayaz'ı görünce ağlamaya başladı. Çünkü onun duygularını gösterdiği tek kişi Ayaz'dı. Babası ona hep ayakta durmayı öğrettiği için o hiç kimsenin yanında ağlamazdı Ayaz hariç. Ayaz gelip hemen gözyaşlarını silip onu ayağa kaldırdı. O sadece sevdiklerine sevgi gösterir - yani sadece amcası, halası ve Elay'a- onların kılına zarar geldiğinde dünyayı yakardı o küçük bedeniyle.
Çocuğa doğru yaklaştı yavaşça ve yakasından tutarak geri savurdu çocuğu. Çocuk ayağa kalkıp Ayaz'a saldıracağı sıra alnının ortasına yediği kafa darbesiyle tekrar yere düştü çocuk. Kalkıp ağlayarak kaçtı çocuk, Ayaz ise eğilip Elay'a birşey olup olmadığını kontrol etti.
Daha sonra ise doğru müdürün odasına çağırıldı. Odadan içeri girdiğinde yüzüne sert bir rüzgar çarpmış gibi yüzünü ekşitti Ayaz çünkü olacakları biliyordu, odadan girer girmez amcasının yanına koştu. Amcası ona sarıldı kafasını kaldırıp babasına baktığında ise gözleri dolmuştu çoktan. Babasından çok korkardı çünkü babası hep sert bir insandı Ayaz'ın, müdürün odasından çıktıklarında çok şükür ki disiplin cezası yememişti ama şimdi sıra asıl konudaydı babası eve gidene kadar azarlamış ve ağlatmıştı Ayaz'ı. Amcası ise babasına engel olmuştu, hatta Ayaz'ı yaylaya çıkarmıştı Zehra ile beraber. Zehra'yı da destekleri o kız kardeşinin mutlu olmasını isterdi ama abisinede karşı gelemezdi bu konuda. Yolda giderken sohbet ettiler Elay'ın da geleceğini bildiğinden iki çikolata aldı Ayaz'a ve kulağına fısıldadı yanından ayrılırken "Aferin tam öğrettiğim gibi iyi benzetmişsin çocuğu". Abisi bu söylediğini duysa onu gebertirdi ama gerçekleri söylemekten hiç çekinmedi Karan. Yüzünde ağlamış ifadesi ve hafif tebessümle Elay'ın yanına koştu Ayaz. Nehrin kıyısına oturup sohbet ettiler, güldüler herşeye rağmen. Daha sonra Ayaz uzun süren sessizliğini bozdu, "Bana söz ver Elay". Şaşkın şaşkın baktı yüzüne Elay. Ayaz anlamadığına kanaat getirince devam etti "Bana söz ver birbirimizden hiç ayrılmayacağız Elay hiç bırakmayacağız birbirimizi". Başıyla onayladı Elay "Yemin ederim hiç bırakmam seni Mavi Çocuk", gülümsedi Ayaz "Yemin ederim hiç bırakmam seni Rize Kızı". Tekrar sohbet etmeye başladıkları sırada Süleyman seslendi "Abim hadi gidiyoruz artık yarın yine geliriz". Elay hızla abisine koştu ve arkasına dönerek el salladı Ayaz'a.
Gece saat 3 sularıydı Elay uyandığında, nefes alamıyor gibi hissediyordu aşağı inip su almak istedi. Hızla terliklerini giyip merdivenlerden inmeye başladı Elay. Koridorda babasının fotoğrafları asılıydı hepsinde ya ortaklarıyla el sıkışıyor yada başarı belgesi tutuyordu. Babası kendi tırnaklarıyla kazıyarak bir şirket kurmuştu, tabi o zamanlar fazla getirisi olmayan küçük bir şirketti bu ama maddi konuda hiçbir sıkıntıları yoktu Mustafa ve ailesinin. İnmeye devam etti merdivenleri Elay elinde tuttuğu şeyin farkına vardı bir anda Ayaz'ın ona verdiği küçük kurdeleli toka. Ayaz bunu ona hediye almıştı aylar önce hala geceleri ona bakarak uyurdu Elay, çok sevmişti tokayı. İnmeye devam etti merdivenleri, sonunda mutfağa ulaşmıştı ev duman içindeydi anladı birşeyler olduğunu koşarak yukarı çıktı. Duman annesiyle babasının odasından geliyordu, abisinin odasına girdi ve hemen abisine seslendi "Abi, annemlerin odasından duman çıkıyor". Hemen uyandı Süleyman annesiyle babasının odasına koşup kapıyı şiddetle açtı, içerisi alev içindeydi anne ve babası ise yanan alevlerin içinde. Kanı dondu Süleyman'ın kardeşini gözlerini kapatmaya çalıştı ama kardeşi çoktan görmüştü olanları, alevler dolmuş gözlerindeki yansımadan görünüyordu. Hemen kucaklayıp dışarıya çıkardı kardeşini Süleyman; köylü itfaiyeyi çağırdı, ambulanslar geldi onca şey oldu ama Süleyman ve Elay bir köşede sessizce ailelerinin yanmış cesetlerinin evden çıkarılmasını izledi.
18.05.2008
Kuran okunuyordu, herkes feryat ederek ağlıyordu, annesiyle babasının mezarını kazıyordu abisi ve tanımadığı birkaç amca. Elay yine köşede oturmuş olanları izliyordu sanki ölen kendi ailesi değilmiş gibi, ağlayamıyordu çünkü o sadece Ayaz'ın yanında ağlayabilirdi zor tutuyordu göz yaşlarını ağlamak, bağırmak istiyordu ama Mavi Çocuğu yoktu işte yanında. Annesiyle babası gömüldü, dualar okundu, herkes bir bir ayrıldı ve eski yaşamlarına geri döndü her biri. Sonunda sadece Süleyman ve Elay kaldı acısı yüreklerinde bir başlarına, birkaç akraba ve köylüleri onları evlerine davet etti ama Süleyman hiçbirini kabul etmedi. Çünkü biliyordu ki bu hayatta kimse evinde fazladan boğaz istemezdi, fazlalık olurlardı onlar için Süleyman ve Elay. Kimseye boyun eğsin istemedi kardeşi Süleyman.
Aynı gün Atmaca köyü
El ele köye doğru yürüyorlardı Zehra ve Ayaz yarın tekrar buluşma ümidiyle. Eve vardıklarında herkes ciddi bir şekilde bir konuyu tartışıyorlardı pek aldırış etmedi Zehra ve Ayaz odalarına çıktılar
Gece yüksek bir kapı açılma sesi duydu Ayaz inip bakmak istedi ağır ağır indi merdivenleri evlerinin koridorunda babasının fotoğrafları vardı onunda. Onlarında şirketleri vardı zaten Bozkurt köyüyle düşmanlıklarının bir sebebide buydu. Ticari rekabet, salona geçti Ayaz babası heyecanla birşeyler anlatıyordu Zehra'nın ağladığını görünce gidip hemen ona sarıldı. Amcası olanları öğrenince babasına bağırmaya başladı daha sonra ise hızla evden çıktı.
Günler Sonra
Süleyman kardeşi ve kendisi için bir ev tutmuştu birlikte orada kalıyorlardı. Neredeyse hiç konuşmuyor sadece bir köşede oturuyorlardı , daha fazla bunu kendine ve kardeşine yapmaması gerektiğini düşündü Süleyman çünkü o böyle davranırsa kardeşi olanları unutamayacak ve sürekli yeniden hatırlayacaktı. Hızla yerinden kalktı hemen mutfağa gidip birşeyler hazırladı ve kardeşine getirdi. Ve gözlerine bakması için kardeşinin çenesinden kavrayıp narince yukarı kaldırdı "Abicim gel birşeyler yiyelim ha?", canı istemiyordu Elay'ın ama abisinide daha fazla üzmek istemiyordu başıyla onayladı abisini. Birlikte yemeklerini yediler, Elay birden sordu "Abi bundan sonra benim babam sen annemde Zehra abla olsa olurmu?". Gözleri doldu Süleyman'ın ama belli etmedi onaylayan bir ses çıkarıp hafifçe gülümsedi kardeşine. Yemek bittikten sonra sarılarak uyudular kardeşiyle birlikte.
Tam o sırada birden kapı çaldı, kardeşini uyandırmamaya özen göstererek kapıya doğru ilerledi Süleyman. Kapının kolunu kavradı yavaşça, aşağı doğru eğdiğinde ise karşısında gördüğü yüz dilinin tutulmasına yetti.
Saatler Önce Atmaca Köyü
Karan günlerdir ne yapacağını düşünüyor ailesinin böyle birşeyi nasıl yapabildiğine inanamıyordu en sonunda kararını vermişti bu günahı işleyenler sonucuna katlanacak bedelini ödeyecekti. Kardeşi ve yeğeninin yanına gitti Karan, helallik isteyecekti. Zehra yanına geldiğinde herşeyi anlatmak zorunda kaldı Karan, Zehra bunu yapmamasını orada yakalanacağını söylediği anda Ayaz birden yavaşça onlara doğru yaklaştı. Ve ağzından sadece bir cümle çıktı "Ben yaparım". Bu konuyu derin şekilde tartıştılar ve en sonunda Ayaz'ın önerisini kabul etmek zorunda kaldılar. Çünkü biliyorlardı ki bunu yapmazsalar içlerinden birinin katili olacaktı Süleyman.
Aynı Gün 04.16
Gizlice evden çıktı Karan, Zehra ve Ayaz. İkisi uzakta bekleyecek Ayaz ise işi halledip yanlarına gidecekti. Zehra ile Karan uzaklaştı Ayaz arkalarından baktı sadece daha sonra önüne döndü elinde içinde benzine batırılmış bir bez olan büyük bir şişe ve çakmak vardı şişeyi yakıp evin içine atmak kadar kolay bir görevi vardı ama bunu söyleyen birde vicdanına söylemeliydi bunu aklına ailesi geldi Ayaz'ın sürekli sinirli ve onu döven babası, tek işi dedikodu yapmak olup onunla hiç ilgilenmeyen annesi. Ailenin tek çocuğuydu Ayaz normalde tek çocuk olunca daha çok sevilirdi çocuklar ama ailesi Ayaz'dan nefret eder şirketi ellerinden alacak diye korkarlardı. Şuan kendi ailesinin katili oluyordu Ayaz daha 10 yaşında olmasına rağmen. Daha fazla düşünmedi Ayaz çünkü düşünürse vazgeçebilir diye korktu yavaşça şişeyi yaktı. Anında alev aldı şişe yüzüne vurdu ateşin sıcaklığı ve ışığı havaya kaldırdı şişeyi ve içinden saydı. "3...2...1...0...". Ve pencereye doğru fırlattı şişeyi açık olan pencereden içeri girdi şişe tam anne ve babasının olduğu odanın içine. Ailesinden hep nefret edecekti Ayaz, amcası ve halasına doğru baktı ve hızlı adımlarla ilerledi.
Yaylaya çıktılar hep beraber şimdiye ev çoktan kül olmuştur diye düşünürken amcasına hastaneden bir arama geldi. Telefonu açtı Karan telefondan "Şerif Atmaca ve Narin Atmaca'nın yakını siz misiniz?"
bekledi biraz Karan ve ardından "evet" dedi usulca.
"Başınız sağolsun" diye bir ses yükseldiğinde aniden telefonu kapattı Karan. Ani yaptığı dönüşle Zehra ve Ayaz yerlerinde sarsıldı. Karan, Süleyman'ın tuttuğu evin yerini öğrenmişti. Oraya doğru sürmeye başladı arabayı, evin önüne geldiklerinde kardeşine sadece bir cümle söyledi. "Sevdiğin adamın yanında mutlu ol ve birşey olursa beni aramaktan asla çekinme hakkını helal et abisinin gülü". Zehra dolu gözlerle ona baktı ve "Teşekkür ederim abi hakkım sonuna kadar helal olsun" deyip arabadan inerek hızla gözden kayboldu.
Karan ise ilk uçakla Rusya'ya giderek Ayaz'ı bir yerimhaneye bıraktı arkasından ise "Kendini sakın ezdirme evlat unutma sen kimsesiz değilsin, birgün geri döneceğim... "
