3. bölüm / 6
Yarım Kalan Pirüet: Mucize2. BÖLÜM; “Vatan uğruna gidilen her yol, şerefle yazılmış bir destandır.”
Bölümler 6Şu an: 2. BÖLÜM; “Vatan uğruna gidilen her yol, şerefle yazılmış bir destandır.”
- 1 GİRİŞ;276 kelime
- 2 1. BÖLÜM; “Geceyi anlatabilmek için gece olmak gerekir.” -Nazım Hikmet2.700 kelime
- 3 2. BÖLÜM; “Vatan uğruna gidilen her yol, şerefle yazılmış bir destandır.”1.563 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 3. BÖLÜM; “Yollar ayrılmak için değil, bazen doğru insanla kesişmek için uzar.”2.778 kelime
- 5 4. BÖLÜM; “Bazı vedaların dönüşü vardır.”2.807 kelime
- 6 5. BÖLÜM; “Aynı gökyüzüne bakıp birbirinden habersiz yaşayan iki insan, bir gün aynı yerde karşılaşabilir.”2.032 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Anında kükredi Noyan. “Ambulans çağırın!” Kağan hızlıca cebinden telsizini çıkardı. “KD-3 bölgesine acil ilk yardım lazım. Çabuk olun!” Hakan anında bir soru yöneltti. “Komutanım kim bu kız?” Ancak şu an Noyan pekte konuşacak durumda değildi. Onun için dakikalar saatler gibi geçiyor, beynindeki soru işaretleri susmuyordu. Ne hâle gelmişti böyle? Kim ne yapmıştı? Bilmiyordu ama bulmalıydı. Çocukluğunu bulmuşken bırakamazdı. Bunları düşünürken ambulans çoktan gelmişti. Sedyeyi çıkarıp Elzem'i yatırdılar. Ambulans hareketlenmeye başladığında Noyan timine döndü. “Arabaya geçin çabuk!” Hepsi aynı anda arabaya doğru koştu. Abay sürücü koltuğunda yerini aldığında Noyan ise tam yanında yerini aldı. Diğerleri hızlıca arka tarafa geçtiler. Abay karşısındaki ambulansı takip ediyordu. Diğerleri bu kim diye sorgularken, aslında o herşeyi biliyordu.
…
15 dakika sonra hastaneye vardıklarında hepsi aynı anda arabadan indi. Noyan’ın gözleri Elzem’i aradı. Sedyede gördü. O bir gün karşılaşacaklarını umuyordu. Fakat bu şekilde değil, bu hâlde karşılaşmayı değil. Eliyle yüzünü kapatıp bıkkın bir nefes verdi. Mete en son dayanamayıp burnundan bir nefes soluyarak sordu. “Komutanım sormayayım diyorum da meraktan duramıyorum. Kim bu-” Noyan hızlıca kükredi. “Abay bunlarıda al ve çık!” Hepsi aynı anda ürkmüştü. Hızlıca başını salladı Abay. “Hadi.” Komutanlarının sözünü ikiletmediler. Hepsi dışarıya çıktı. Anlamışlardı yalnız kalmak istediğini. Dışarı çıktıklarında Mete bu sefer Abay’a sordu aynı soruyu. “Komutanım siz yakın arkadaşsınız. Kim bu?” Diğerleri başları ile Mete’yi onayladı. “Yetimhanede beraber büyüdüğü bir kız. En son onu bir aile sahiplenmiş vedalaşmaya vakitleri olmamış. Ailesi kıza zulüm etmiş.” Devin sormadan edemedi. “Siz zulüm ettiklerini nerden biliyorsunuz? Komutanım biliyormu? Nasıl bir zulüm” Bıkkın bir şekilde nefes verdi. “Çok soru soruyorsunuz.” Hepsi bu sessiz komutu almıştı. Fazla uzatmadılar. “Emredersiniz komutanım.” Yaklaşık 1 saat sonra Noyan’ın sakinleşmiş olacağını düşünüp içeriye girdiler. “Siz burada bekleyin önce ben bakayım,” dedi Abay. Biliyordu çünkü. Eğer sinirliyse hepsi birden girmesi mantıklı olmazdı. Başlarını salladılar. Tim orada beklerken Noyan'ın yanına girdi. Duvarın dibine çökmüş, elleri ile yüzünü kapatmış oturuyordu. Kapı açılınca ellerini çekip kapıdaki Abay’a baktı. “İyi olacak,” diyebildi sadece. “1 yıl önceki görevde öğrendim ne yaşadığını. Yapmadıklarını bırakmamışlar. Önce dövmüşler, bıçakla her yerini çizmişler, sonrada zorla ellemişler! Nasıl dayansın bu kız? Söyle! Nasıl dayansın!” Sesinde büyük bir öfke ve kendine hâkim olmaya çalışan adamın sitemi vardı. Haklıydı. “Nasıl öğrendin bunu?” Sessizleşti Noyan. Cevap veremedi. “Anlaşıldı, konuşacağın yok.” O sırada doktor içeri gelmişti. “Neyi oluyorsunuz?” Çocukluğu oluyordu. Ama doktora bunu söyleyemezdi tabi. “Akrabasıyım ben.” diyebildi sadece. Yalandı, akrabası falan değildi. “Durumu gayet iyi. Birazdan normal odaya alınacak.” İkiside aynı anda derin bir nefes verdi. “Tamam çok sağolun.” Abay timdekilere gelmeleri için mesaj atmıştı. Attıktan sonra telefonunu cebine atıp Noyan’a bir süre baktı. “Madem böyle bir şey vardı, bize niye söylemedin it!” Noyan göz devirdi. “Ben hâlâ senin komutanınım Abay.” “Haklısınız komutanım. Çok pardon.” Bu sırada tim içeriye girmişti. “Komutanlarım!” Yanlarına koştular. Hakan hızlıca o makul soruyu sordu. “Nesi varmış, durumu ne ve kim bu kız?” Noyan derin bir bıkkınlık nefesi verdi. “Çocukluk arkadaşım. Bende bilmiyorum nolmuş şimdi buraya getirecekler.” Mete yüzünü ekşitti. “Çocukluk arkadaşı mı?” Abay cevapladı onu. “Hmhm, çocukluk arkadaşı.” Kapı açılınca hepsi o yöne doğru döndü. İki tane doktor, yatakta yatan Elzem'i getirip geri çıktılar. Devin girdi söze bu sefer. “Biz sizi başbaşa bırakalım.” Abay onu onayladı. “Hadi.” Diğerleride başlarını sallayıp çıktılar odadan. Noyan kuş gibi tüyüp yatağın kenarına oturdu yavaşça. Silah tutmaktan nasırlaşan sıcak elleri ile sımsıkı tuttu elini. “Elzem…” diye mırıldandı sadece. Yavaş yavaş gözlerini araladı Elzem. “Buyrun, benim.”
…
Gözlerini kırpıştırdı Noyan. Burdaydı. Evi, yuvası, çocukluğu. “Nereden tanıdın beni?” diyebildi sadece Elzem. Zar zor konuşuyordu zaten. Dudağının kenarında ki benden, kumral bukle bukle saçlarından, simasından, neredeyse kaşlarına değen kirpiklerinden… Her zerresinden. “Değişmemişsin.” Yalandı. Çok güzelleşmişti. Başını salladı. “Sende hiç değişmemişsin.” Bu da yalandı. Çok yakışıklıydı hâlbuki. “Bekle ben doktoru çağırayım,” diyerek yavaşça doğruldu yerinden. “Peki, tamam.” Odadan çıkıp doktora doğru ilerledi. “Hasta uyandı. Bakın isterseniz.” Doktor başını salladı. “Hemen yönlendiriyorum bir hemşire.” Başını sallayıp timin yanına gitti Noyan. Hepsi hevesle komutanlarını bekliyordu. Oysa Noyan'ın aklındakiler çok daha farklıydı. Binlerce soru işareti vardı. Gerçek miydi duydukları? Bilemiyordu. Tek istediği cevap buydu. Bunları düşünürken telefonu çaldı. “Alo?” “Alo. Noyan komutanım, merhaba. Ben; Aybars komiser.” “Merhaba. Dinliyorum,” bir süre telefondan gelecek sesi bekledi. “Peki tamam geliyorum hemen.” Telefonu kapatıp çıkışa doğru yöneldi. “Komutanım, nereye?” Hepsini tek tek inceledi. “Askeriyeden çağrıyorlar. Krağı ve Nöbet, siz kızın başında kalın.” Başlarını salladı Hakan ve Kağan. “Emredersiniz komutanım.” “Kilit, Kuzgun ve Parazit. Sizde benimle gelin.” “Emredersiniz komutanım,” dediler aynı anda. Noyan başını güzel der gibi salladı. Ayağa kalkıp çıkışa doğru ilerlediler.
…
Askeriyeye gelmişlerdi. Şu anda bir sorgudaydılar. Bir terörist, bir kadının arabasına çarpıp gitmişti. Kadın yaşlıydı. Öyle çokta modern kesimden sayılmazdı. İçerideki polis memurunun ve kadının sorgusunu izliyorlardı. Fakat pekte bir şey anlamıyorlardı çünkü kadın buralı olmasa gerekti. Farklı bir şive ile konuşuyordu. Büyük ihtimalle Gaziantep’liydi. Nadir anlıyorlardı cümlelerini. Noyan kaşları çatık bir şekilde izliyordu. Abay ise sorgular gibi bakıyordu. Devin anlamaya çalışırken Mete baş parmağı ve işaret parmağıyla ağzını kapatıp gülmemek için direniyordu. Çünkü eğer gülerse komutanları tarafından götüne kazık yiyebilirdi. Polis tekrardan bağırdı. “Ya abla gözünü seveyim, düzgün anlatsana şunu!” “Anlatıyorum zaten! Neyse camdan çıktım dışarı. Gara gara diyeğrt! Uşaklar, hösün artık gafa kalmadı! Tesbah çekemik! Sizde suç yokki! Ananızda gabahat doğurup doğurup atiylar sokağa. Gidin şurda oynayın, diye-” Polis içinden sabır çekiyordu. “Ablacım! Yeter artık. Sana tek bir şey soracağım. Sadece tek bir şey ve doğru düzgün bir cevap istiyorum. Anlaştık mı?” “He,” dedi sadece. “Arabanın plakasını gördün mü?” Hiç düşünmeden cevap verdi. “He, gördüm.” Polis büyük bir neşe ile ayağa kalktı. “İşte bu be! Söyle ablacığım.” Bu sırada onları izleyen Noyan, Abay, Devin ve Mete kendi aralarında konuşuyorlardı. Devin soru sordu. “Komutanlarım, siz bir şey anlıyor musunuz?” Hemen cıkladı Noyan. Abay ise hemen ardından “Nadir,” dedi. Mete ise en son dayanamayıp güldü. Hem de anıra anıra. Hepsi aynı anda Mete’ye dönüp side eye bakışı attı. “Çok pardon,” diyerek kendini düzeltti. Son kez aynı anda bakışlarını üzerinde gezdirip geri çektiler. Sorguyu izlemeye döndüler. “Aha böyle bir şeydi.” Eliyle hayali bir plaka gösterdi sorgudaki abla. “Ya ablacığım onu mu soruyorum! Plaka da ne yazıyordu?” Omuz silkti. “Ne bileyim ben. Okuma yazmam mı var sanki?” En son dayanamayıp kovdu. “Tamam. Çık sen abla.” Başını sallayıp sorgu odasından çıktı. Mete anında polise soru sordu. “Ama biz hiç bir şey anlamadık.” Polis hafif gülecek gibi oldu. “Merak etmeyin. Bizde anlamadık.” Noyan atıldı sohbete. “Tamam şimdilik bu kadar. Bu konuyu iyi araştırın her şeyin detayını istiyorum çünkü-” Abay tamamladı onu. “Çünkü çarpan kişi bizim için önemli. Aranan bir kişi zaten.” Komiser başını salladı. Hepsi odadan çıktıklarında bir süre sessiz kaldılar. Sadece bakıştılar. En son Noyan böldü sessizliği. “Olcay ve Ülgen burada. Döndüler hastaneden. Sizde burada kalın. Hakan ve Kağan’ı da gönderirim zaten.” “Sen nereye?” Noyan boğazını temizledi. “Yani, siz nereye gidiyorsunuz komutanım?” Şimdi oldu der gibi baktı Noyan. “Hastaneye. Elzem’in yanına gideceğim ben.” Başlarını salladılar. Onlar askeriyede kalırken kendisi arabaya binip hastaneye doğru yol aldı. Sürdüğü sırada bir şarkı çaldı. “Nerdesin aşkım? Burdayım aşkım!” Hafifçe gülüp şarkıya sessiz bir şekilde eşlik etti. “Nerdesin aşkım? Burdayım aşkım!” Şarkı devam etti. “O güzel gözlerini doktora götürüyorsun, yakınını göremiyorsun!” Bu kısımda Elzem'in gözleri geldi aklına. O yeşil, ormanı, vatanının yeşil parçalarını hatırlatan gözleri geldi. İstemsizce tebessüm etti. Şarkı bittiğinden hastaneye çoktan varmıştı. Önce önünde bekleyen polislere asker kimliğini hızlı bir refleksle gösterip geri cebine attı. Polisler neden mi bekliyordu? Çünkü normal bir şekilde bulunmamıştı. Yara bere içindeydi. Kanlıydı her yeri. Darp ve istismar izleri vardı her yanında. Bunlar aklına geldikçe daha çok sıktı ellerini. Odaya girdi. Elzem sıkıntıdan patlarken içeriye giren Noyan'ı görünce heyecanla tebessüm etti. “Noyan?” “Elzem,” dedi anında. Yatağın ucuna geçip oturdu. Bir süre gözlerinin kahvesini yeşillerine kitledi. “Lafı uztamayı sevmediğimi biliyorsun Elzem. Bir kaç soru sormak istiyorum.” “Polisler mi istedi bunu senden?” Başını sağ sola salladı hızla. “Seni bulduğumda pekte düzgün değildi durumun. Yalan söylemeye gerek yok. Her yanında izler ve morluklar vardı. Kan içinde baygın bulduk seni. Neden? Ne oldu? Nereden buraya geldin? Burada ne işin vardı?” Derin bir nefes verdi. “Sakin ol anlatıcağım hepsini.” “Sakinim ben!” “Hmm, aynen. Baya sakinsin maşallah. Allah nazarlardan korusun.” Derin bir nefesde o verdi. Sesini yumuşattı. “Bak, sakinim. Söyle hadi. Kim yaptı bunu sana?” Hepsini tek tek anlatmaya başladı. “Beni sahiplenen aile vardı ya,” Sinirden damarları beliren ellerini yumruk yapıp sıktı Noyan. Gerçek miydi? “Bana bir aile olmak için sahiplenmemişler beni. Bir yuva vermek için değil, yuva almak için. En başta çok iyi davranıyorlardı. Sonra bir anda aç ve susuz bırakmaya başladılar. Bundan şikayetçi olmaya başladığımda beni soğuk ve karanlık bir odaya kilitlediler. Daha sonra şiddet uyguladılar felan. Bunları çocukken yaşattılar bana. Dayanamadım. Yaşım büyüdükçe bana yaptıklarıda büyüdü. Dayanamadım en son, kaçtım bende. Sonra buldular beni.” Sarılı elini gösterdi Noyan'a. “Sıktılar elime bir tane. Kaçtım can havliyle. En sonda dermansız düşüp bayılmışım.” Artık sıkmaktan kıpkırmızı olmuştu elleri. Durdurmak isterdi ama engel olamıyordu. Aksine, daha çok sıkası geliyordu. “Allah hepsinin belasını versin,” diye ekledi Elzem. Noyan şu an onu teselli edemezdi. Açılmıştı bir kere yaraları, kapatamazdı. Öyle iki sözle kapatılacak yaralarda değillerdi zaten. Sadece isimlerini sorabildi. “İsimleri neydi?” Elzem burukça güldü. “Sorguda mıyım?” Noyan onu teselli etmek ister gibi başını hızla sağa sola salladı. “Sana yardımcı olmaya çalışıyorum.” Cevap vermedi Elzem. “Asker olmak istiyordun, olmuşsun.” Onaylayan bir mırıltı çıkardı. “Sende balerin olmak istiyordun,” Ama Elzem aynı şeyi yapamamıştı. Engel olmuştu üvey ailesi. “Ama ben olamadım. Tedavim bitince belki bir yol çizerim.” Bir şey diyemedi ama konuyla ilgili çok alakasız bir soru patlattı. “Niye veda etmedin?” Bocaladı Elzem. Beklemiyordu bu soruyu. Bu sefer ikisinin dudaklarından aynı anda bir mırıltı döküldü. “10.06” “İlk sen söyle,” diyebildi Elzem. “Seni 10.06’da bulduk.” Kaşlarını çattı. “Biz zaten 10.06’da ayrıldık?”
…
Bölüm etkileşimi
