28. bölüm · Yaralı askerim

Eftur

Mavi Ay

“Karanlık ne kadar derin olursa olsun, bir sevgi ışık olabilir.”

Turan Efe Alp

Efil’in Ece’nin kolundan tutup dışarı atmasını normal karşılıyordum. Hatta çok bile dayanmıştı bence.
Ece, Efil’in kulağına bir şey söylemişti; sonrasında hızlı bir şekilde uzaklaşmıştı.

Efil ise Ece’nin söylediğini pek önemsemiyor gibi görünüyordu.

Kapıyı tekrardan kapattı ve bana bakarak yavaş adımlar ile tekrardan sandalyeye oturdu.

"Ee nerede kalmıştık."

Güzel gözlüm, kocaman açtığı gözleri ile bana şaşkın bir şekilde bakarken, o kızardığında tatlı olan yanakları çoktan kızarmıştı bile.

"Sen bir utandın sanki."

Demem ile hızlıca konuşmaya başladı.

"Hayır, neden ki."

Şu an o dağda gördüğüm kadınla bu kadın aynı kişi mi diye sorguluyordum. Çünkü şu an o kadar masum ve tatlı bir şekilde sormuştu ki... Tabii ki o asarım keserim hallerine ayrı tutuluyordum. Bu kadının saçının her teline kurban olurdum.

"Bana öyle geldi herhalde."

Anında sanki bunu dememi bekliyormuş gibi cevap verdi.

"Herhalde."

Ben ona bakarken o, ben hariç her yere bakıyordu. Bunu her utandığında yapıyordu.

Aklıma atılanın gelmesi ile doğrudan sordum.

"Güzelim, atılanın normalde buradan çıkmaması gerekirdi. Hayret gelmedi bile. Göreve falan mı çıktı?"

Efil bir anda bana bakınca bir şey söyleyecek gibi ağzını açtı ama geri kapattı. Sanki ne cevap vereceğini bilmiyor gibiydi.

"Efil’im, Atilla iyi mi?"

Sorduğum soru ile sanki pes etmiş gibi derin bir nefes verdi dudaklarının arasından. Gözlerim birkaç saniye orada takılı kalırken tekrar gözlerine bakışlarımı çıkardım.

"Biz Atilla ile kavga ettik. Ama sonra anlatırım."

Kavga etmelerini beklemediğim için, daha doğrusu aynı ortama bile girmeyecek kadar büyük olduğu için şaşırmıştım. Onlar kardeş gibiydi, hatta çoğu gerçek kardeşten daha sağlam bir bağ vardı aralarında.

Ama şu an anlatmak istemediğinden zorlamadım. Ne zaman kendini iyi hissederse o zaman anlatabilirdi.

"Sen ne zaman istersen güzelim."

Bana içten bir gülümseme gönderdi. Ama gözlerinde yorgunluk vardı. Hiç uyumamış olmalıydı.
Aklıma gelen fikir ile yattığım yerde biraz geri kaydım ve elimle boş olan yere iki kere vurdum.

Çıkardığım ses ile bakışları bana dönen Efil ilk elime sonra yüzüme sorar gibi baktı.

"Yorgun görünüyorsun güzelim, gel beraber yatalım."

Dudağının kenarında kısa bir gülümseme yer edindi.

"Peki, sevgilim."

Bana sevgilim demesi bile o kadar iyi geliyordu ki... İçimi saran sıcaklık ile Efil’ime sıcak bir gülümseme ile bakarken,

Ayağa kalktı ve yanımdaki boşluğa uzandı. Bir kolunu bana sararken başını göğsüme yaslamıştı. Muhtemelen şu an kalbimin ne kadar hızlı attığının farkındadır.

Uzaktan bile hafif hafif gelen kiraz çiçeği ve barut kokusunu şu an kollarımdayken daha net alabiliyordum.

Bu kadının hayatımdaki en doğru karar olduğunu çok iyi anlıyordum. Bakışı, kokusu, utanışı... Ve daha sayamadığım her bir zeresi...

Ben Efil’im olmadan yaşayamazdım.

Dört Saat Sonra

Gözlerimi yavaşça açtığımda nerede olduğumu algılamaya çalıştım. Etrafa göz gezdirdiğimde nerede olduğumu anlamıştım.

Hastane odası.

Ama kollarımda uyuyan Efil yoktu. Belki odadaki lavaboya gitmiştir diye seslendim ama hiçbir cevap alamadım.

Belki de kantine gitmişti. Ama nerede olduğunu bilmediğim için içim rahat etmemişti.

Zorlukla olsa doğruldum ve bacaklarımı yataktan aşağı salladım. Tam ayağa kalkacakken kapının açılması ile bakışlarım kapıya gitmişti.

Efil’imdi.

"Hayırdır asker bey, nereye böyle?"

"Seni merak ettim Efil’im."

Kafasını aşağı yukarı onaylar şekilde salladı. Yanıma gelirken konuşmaya başladı.

"Çıkış işlemleri halloldu. Kurtuluyorsun buradan ama bir şartla, sevgilim."

"Söyle güzelim."

"Benim evimde kalacaksın iyileşene kadar."

Yanıma oturduğunda yanağına bir öpücük kondurdum.

"Olur güzelim ama benim evimde de kalabiliriz."

Efil kafasını iki yana salladı.

"Hayır, ben oraya gelirsem Atilla kalamaz. O yüzden biz benim evimde kalalım, o senin evinde kalsın."

Bu kavga konusunu Atilla ile konuşmayı aklımın bir köşesine kazıdım.

"Peki sen nasıl istersen güzelim."

Beni başı ile onaylayıp kalkmama yardım etti. Küçük bir çantaya birkaç eşyamı yerleştirdi. Zaten pek fazla eşyam yoktu. Malum, normal ameliyata gelir gibi hazırlıklı gelmedim.

Efil’in arabasının yanına geldiğimizde yaralarıma dikkat ederek ön koltuğa oturdum. Efil de sürücü koltuğuna geçtiğinde yola koyulduk.

Ama üzerimdeki halsizlik sebebiyle gözlerimin ne zaman kapandığını bile fark etmedim.

Efil Alev Sarmaşık

"Sevgilim uyan artık."

Hastaneden çıktığımızda bir süre sonra Turan’ın uyuduğunu görmüştüm. Ve şu an evin önüne geldiğimiz için uyandırmaya çalışıyordum ama bu yedinci seslenişimdi.

Koluna bir kez daha hafifçe dürttüğümde gözlerinin yavaşça açıldığını görmem ile derin bir nefes verdim dudaklarımın ardından.

"Oo, ben ne ara uyumuşum ya?"

Dedi; sesi yeni uyandığı için biraz pürüzlüydü. Ama şu an gözüme çok tatlı ve bir o kadar da karizmatik gelmişti.
Alına dağılmış siyah saçları, uykulu gözleri...

"Fazla olmadı ama bir türlü uyandıramadım."

Elini yanağıma koydu ve boşta kalan yanağıma bir öpücük bıraktı.

"Benim sevgilim yorulmuş mu?"

Elini ittim ve koluna sert olmayan bir şekilde vurdum.

"Dalga geçme Turan."

Ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı.

"Peki."

Kapısını açıp yavaşça aşağıya indiğinde ben de arabadan anahtarı çıkardım ve emniyet kemerimi çözüp indim.

Kapıları kilitleyip hızlıca Turan’ın yanına gittim ve koluna girdim.

Biraz sürse de merdivenlerden çıkabilmiştik. Kapının önüne geldiğimizde Turan’ın kolunu bıraktım ve arka cebimden çıkardığım anahtar ile kapıyı açtım. O sırada Turan da ayakkabılarını çıkarmıştı.

İçeriye girdiğimizde yeni döşediğim odaya Turan’ı yönlendirerek götürdüm.

Aslında burayı kitap okumak için falan döşeyecektim ama belki misafirim gelir diye misafir odası yapmıştım.

Turan yine dikkat ederek yatağa uzandı.

"Sen uzanadur sevgilim, ben sana yiyecek bir şeyler yapacağım."

Yüzündeki gülümseme ile beni onayladı.

"Tamam sevdiğim."

Ben de ufak bir gülümseme gönderip odadan çıktım ve mutfağa gittim.

Hasta insana ne yapılır bilmiyordum ki yani. Çorba kesin yapılır ama yanına bir şey yapmam gerekiyor muydu?

Yemek yapmayı tabii ki biliyordum ama ben hastayken yemek seçmiyordum. Ama herkes aynı değildir muhtemelen.

Arka cebimden telefonumu çıkardım ve biraz araştırma yaptığımda tavuk çorbası ve ıspanak yemeği yapmaya karar verdim. Ama ben ıspanak yemeği yapmayı bilmiyordum. Yemediğim şeyi öğrenme gereği duymadım.

Telefonumdan tarifini açtım ve aynen kadının anlattığı gibi yapmaya başladım.

Hepsi hazır olduğunda sadece biraz kaynaması gerekiyordu. Ben de bu fırsata hemen odama gittim ve üzerime giyebileceğim birkaç kıyafet çıkarıp duşa girdim.

Fazla vaktim olmadığı için hızlıca duşumu alıp çıktım ve yatağın üzerine bıraktığım kıyafetleri giydim.

Saçlarımı bile taramadan mutfağa koştum çünkü o kadar emek verdiğim yemeğin yanmasını istemiyordum.
Ama mutfağa girince Turan’ın mutfakta olduğunu gördüm.

Yemeğin altını biraz kısmış ve elindeki kaşık ile karıştırıyordu.

Benim geldiğimi anlamış olacak ki kafasını çevirip bana baktı ama gözleri üzerimi tarayınca Adem elmasının hareketinden sertçe yutkunduğunu anlamıştım.

Benim yanaklarım kızarırken kafasını hızla önüne çevirdi ve kendine gelmek ister gibi başını hızlıca iki yana salladı.

"Ne yaptığına bakmak için gelmiştim ama sen olmayınca yemeğe ben baktım güzelim."

Görmesem de kafamı hızla aşağı yukarı salladım.

"Tamam sevgilim, sen yemekleri kat, ben geliyorum."

Dedim ve hızla geldiğim gibi mutfaktan çıktım. Odama geri gittim ve üzerime pijamamın parçası olan ceketi giydim.

Ondan rahatsız olmamıştım ama kendim utanmıştım. Belki de bakışlarından utandım.

Hızlıca aynanın karşısına geçtim ve saçlarımı bir havlu yardımı ile kurutup taradım ve kıskaçlı bir toka ile sabitledim.

Odamdan çıkıp tekrar mutfağa döndüğümde Turan çoktan yemekleri katmış, son tabağı masaya bırakmıştı.

Bana döndü ve gülümseyip önümdeki sandalyeyi geriye çekti.

"Buyurun asker hanım."

Ben de gülümsedim.

"Teşekkürler asker bey."

Sandalyeye oturmuştum, Turan da karşımdakine oturunca yemek yemeye başlamıştık ama aklıma bir an Atilla gelmişti.

O yemek yapmayı da bilmiyordu. Dışarıdan sipariş verse tek başına yiyecekti. Yani önceden Turan’la birlikte kalıyorlardı. Yalnız hissetmiş olmalıydı.

Hâlâ ona kızgındım ama merak da ediyordum.

"Güzelim, sen iyi misin? Neden yemeğini yemiyorsun?"

Turan’ın sesi ile irkildim. Tabaktaki başımı ona çevirdim.

"Dalmışım da ondan. İyiyim sevgilim."

Kafasıyla beni onayladı ama bakışları pek de inanmışa benzemiyordu.

Bir süre sessizce yemeğimizi yedik.

Ben bulaşıkları makinaya yerleştirirken her ne kadar ben yaparım, sen yaralısın Turan desem de bana yardım etmişti.

Mutfağı birlikte topladığımızda ocağa su koyup çay içmeye karar vermiştik.

Salona gitmek için mutfaktan çıktığımızda kapı sesi ile adımlarım durmuştu.

"Sen geç sevgilim, ben bakarım."

Turan beni onaylayıp salona geçtiğinde ben de kapıya gitmiştim.

Kapıyı açtığımda ise Atilla’yı beklemediğim için şaşırmıştım.

Bitti. Beğenip yorum yapmayı unutmayın aşklarım. 🌺