YARADA BİRLEŞEN BEDENLER kitap kapağı

2. bölüm / 3

GEÇEN ZAMANIN UMUDU

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: GEÇEN ZAMANIN UMUDU

Hikaye, roman artık herneyse size göre. İlk defa yazıyorum aslında çok fazla fikrim var ve devam ettireceğim konular da var. Ama olay akışında sizleri sıkmak veya yormak istemiyorum.

Bölümleri uzun tutmak istiyorum ama bir yandan da kitabımın uzun olmasını istediğim için herşeyi tek seferde anlatmak istemiyorum.

Betimliyorum, her ayrıntıyı anlatıyorum. Kafanızda herşey iyi bir şekilde oluşsun istiyorum.

İnşallah bu yolda bunu başarabilirim.
Destekleriniz benim için çok önemli şimdiden çok teşekkür ediyorum.

Başrol...

Sizce on üzerinden kaç model.

Yorumlarınızı ve fikirlerinizi bekliyorum.
Bölümlere yorum yapmayı ve yıldıza basmayı unutmayın.

Hadi bölüme geçelim.

ʏᴀʀᴀʟᴀʀ ᴋᴀʙᴜᴋ ʙᴀɢ̆ʟᴀʀᴅı ᴇʟʙᴇᴛ,
ɢᴇᴄ̧ᴇʀᴅɪ, ᴅɪɴᴇʀᴅɪ ᴀᴄı.
ᴀᴍᴀ ᴜɴᴜᴛᴜʟᴍᴀᴢᴅı ʏᴀşᴀɴᴀɴ ᴠᴇ
ʏᴀşᴀᴛıʟᴀɴ...

𝘈𝘓𝘉𝘈𝘠'𝘋𝘈𝘕

Zamansız gelen düşüncelerim vardı benim.
Geçmişi kolay unutabilen bir insan değildim, maalesef.

Ama şunu bilirdim:
Düştüğümde tek başıma kalırdım
ve oradan nasıl kalkacağımı bilirdim.

Belki de beni bugün olduğum konuma getiren,
verdiğim en büyük mücadele buydu.

Şimdiyse kendi dertlerimi unutturacak kadar büyük bir sorunumuz vardı.

Ellerimle şakaklarımı ovalarken ağrının geçmesini umuyordum
ama ne yapacağımı bilemeyişim
beni daha da strese sokuyordu.

Vatanıma göz diken hainler her geçen gün çoğalıyordu.

Ne yapsak köklerini kazıyamıyorduk.
Üstelik artık ülkenin içine kadar sızmışlardı.

Önümde duran dosyaya baktım.
Yüzü belli olmayan,
ama ismiyle ve yaptıklarıyla midemi bulandıran birine…

Boşluğa düşmüş gibi hissettim.

Velid Kanca.

Bu zamana kadar karşıma çıkan en zor düşmandı.
Kendini asla belli etmez,
vatanı içten içe çürütürdü.

Bilinen on iki milletvekili cinayeti,
dört uluslararası toplantı binası patlaması
ve sayısız şehit askerimiz…

Bunlar sadece ortaya çıkanlardı.
Bilinmeyenleri düşünmek bile istemiyordum.

Yüzüne dair hiçbir fotoğraf yoktu.
Kimliği belirsizdi.
Tek bilinen, sol gözünün olmadığıydı.

Bunca zamana kadar zor görevleri tek başıma yürütmüştüm.
Ama bu…
Bu bambaşkaydı.

Ne yapmam gerektiğini düşünürken odamın kapısı çalındı.

Askerlerden biridir diye cevap vermedim.
Şu an kafamı dağıtamazdım.

Ama kapının aniden açılmasıyla
sinirle ayağa fırlayıp bağırmaya hazırlanmıştım ki—
Onları gördüm.
Öz olmasalar da
özden farksız kardeşlerimi.
Samir ve Pamir Kara.

Şaşkın bakışlarla onlara bakarken
Pamir’in sesi beni kendime getirdi:
“Albayım hanımefendi,
insan kardeşlerine sarılmaz mı?
O kadar yoldan geldik.”

Bu Pamir’di işte.
Şakacı, rahat…
Asker üniformasının altında saklanan gerçek hâli.
Biz üçümüz bir aradayken sertlik kaybolurdu.
Tıpkı benim gibi.

Yerimde duramadım.
Hızlı adımlarla yanlarına gidip
ikisine de sıkıca sarıldım.
“Siz ne zaman döndünüz?
Neden haberim yok?
İyi misiniz, yaralı mısınız?”

Sorularım bitmeden Samir araya girdi.
Sakin sesiyle:
“Az önce döndük.
Merak etme, iyiyiz.
Sadece sürpriz yapmak istedik.”

Ona da sarıldım.
Altı aydır görevdeydiler.
Ve albay olsam da,
ailem dediğim insanları merak etmemek elimde değildi.

İkisinin de ayrı timleri vardı.
Zor görevlerdi bunlar.
Gerçekten zor.
Ama onlar hep başarıyla dönerdi.
Çünkü vatan,
onların her şeyiydi.

Biraz burada vakit geçirdikten sonra evimize gitmiştik.

Evet, evimize.

Birlikte yaşıyorduk biz.

Hayatlarımız, izbe bir yerdeki yetimhanede birleşmişti.

O zamandan beri ayrılmamış, tam tersine birbirimize daha da kenetlenmiş ve bağlanmıştık.

Karakter olarak birbirimizin tam tersi olan bir üçlü olsak da,
ruhlarımız ve kalplerimiz birdi.
Ve bu bize yeterdi.

Örnek vermek gerekirse;
Pamir, yaşına ve kalıbına göre oldukça eğlenceli ve vurdumduymaz bir karakterdi.

Samir ise onun tam tersiydi.
Sessiz, sakin ama çok dikkatliydi;
her şeyi inceleyen bir yapısı vardı.

Ve ben…
asker kimliğimin altında,
çok duygusal ve bir o kadar da sinirli bir yapı taşıyordum.

Aramızda elbette anlaşmazlıklar olurdu.
Ama her sorunun bir çözümü olduğu gibi,
bizim için de sorunlar hayatımızın tuzu biberiydi.

Eve geldiğimizde,
bismillah çekip içeri girmiştik.

Onlar gittiğinden beri bu eve hiç gelmemiştim.
Altı aydır askeriyede kalıyordum.

Evin, onlarsız bir anlamı yoktu.

Altı aydır olmadığım için ev bir hayli kirlenmiş, tozlanmıştı.

Dört artı bir, müstakil bahçeli bir evimiz vardı.
Ve bahçesi… benim favorimdi.

İçerinin hâlini gören ikizler,
ağızları açık bir şekilde etrafa bakmışlardı.

Söylemeyi unuttum sanırım ama
ikisi de temizlik hastasıydı.

Pamir direkt söze girdi;
“Sen… sen bu çöplükte nasıl yaşıyorsun?”
Şok olmuş bir hâli vardı.

Onun üzerine Samir,
“Pamir sus, sus…
ben burada duramam, hemen başlamamız lazım,” dedi.

Onlara cevap olarak,
sessiz ve biraz çekingen bir sesle konuşmuştum:
“Şey… siz gittiğinizden beri evimize hiç uğramadım.
Sizinle birlikte çıktım bu evden
ve sizinle birlikte dönmek istedim.”
Kendimi böyle açıklamıştım.

Bunun üzerine ikisi de oldukları yerde durdu.
Hafif bir tebessümle bana bakıp kollarını açtılar
ve sarıldılar.

Samir, nadir gülümsemelerinden birini yaparak
kocaman gamzesini ortaya sererken konuştu:

“Koskoca albaysın ama
içinde hâlâ küçük bir bebek var, kızım.”

Dalga geçer gibi konuşunca,
sinirliymiş gibi görünmek için kaşlarımı çattım.

Pamir elini kaşlarımın arasına koyup düzeltti,
sonra kahkaha atarak devam etti:

“Kız, sinirli tavşanlara benziyorsun.
Aynı böyle… yapma.
Hem erken yaşlanırsın.
Buruşursan evde kalırsın.”

Ardından kendi kendine mırıldanır gibi ekledi.

“Gerçi ne diyorum…
zaten evde kalacaksın.
Ben kardeşimi kimseye vermem.”

Samir de onu onaylayınca,
bu sefer onların hâline
ben tebessüm etmiştim.

Bunun üzerine ikisi de daha fazla yerlerinde duramadı ve temizliğe başladılar.
Ben ise aç olduklarını düşünerek mutfağa yöneldim.

İkisi de benim yemeklerimi çok severdi.
Ama tabii ki her birinin ayrı ayrı favorileri vardı.

Bugün onlara özel bir sofra kurmak istiyordum.

Belki böylece kafamın içindeki karmaşayı da bir süreliğine susturabilirdim.

Pamir en çok kuru patlıcan dolmasını ve yayla çorbasını severdi.

Samir ise tarhana çorbasına ve Özbek pilavına bayılırdı.

İkisinin sevdiği yemekleri yapmak için kollarımı sıvadım ve işe koyuldum.

Ben mutfakta uğraşırken içeriden süpürge sesleri geliyordu.
Evi baştan aşağı temizledikleri belliydi.

Yemek yaparken farkında olmadan sessizce türkü mırıldanıyordum.
Kendi sesimi pek sevmezdim ama
bir şeylerle meşgulken ya da zihnim doluyken
hep böyle olurdu.

𝘌𝘬𝘭𝘦𝘮𝘦𝘥𝘪𝘳 𝘬𝘰𝘤𝘢 𝘬𝘰𝘯𝘢𝘬 𝘦𝘬𝘭𝘦𝘮𝘦 𝘢𝘮𝘢𝘯, 𝘢𝘮𝘢𝘯
𝘕𝘢𝘻𝘭ı 𝘥𝘢 𝘺𝘢𝘳𝘪𝘮 𝘺𝘪𝘯𝘦 𝘺𝘪𝘯𝘦 𝘨𝘦𝘭𝘥𝘪 𝘢𝘬𝘭ı𝘮𝘢

𝘕𝘢𝘻𝘭ı 𝘥𝘢 𝘺𝘢𝘳𝘪𝘮 𝘺𝘪𝘯𝘦 𝘺𝘪𝘯𝘦 𝘨𝘦𝘭𝘥𝘪 𝘢𝘬𝘭ı𝘮𝘢

𝘕𝘢𝘴ı𝘭 𝘦𝘥𝘦𝘺𝘪𝘮 𝘣𝘢şı𝘮𝘥𝘢𝘬𝘪 𝘴𝘦𝘷𝘥𝘢𝘺𝘢? 𝘈𝘮𝘢𝘯, 𝘢𝘮𝘢𝘯
𝘈𝘮𝘢𝘯 𝘢𝘮𝘢𝘯 𝘥𝘰𝘴𝘵𝘭𝘢𝘳 𝘺𝘰𝘭𝘥𝘢𝘯 𝘨𝘦𝘭𝘥𝘪𝘮, 𝘺𝘰𝘳𝘨𝘶𝘯𝘶𝘮
𝘖𝘳𝘵𝘢 𝘥𝘢 𝘣𝘰𝘺𝘭𝘶 𝘣𝘪𝘳 𝘺iğid𝘦 𝘷𝘶𝘳𝘨𝘶𝘯𝘶𝘮

𝘈𝘮𝘢𝘯 𝘢𝘮𝘢𝘯 𝘥𝘰𝘴𝘵𝘭𝘢𝘳 𝘺𝘰𝘭𝘥𝘢𝘯 𝘨𝘦𝘭𝘥𝘪𝘮 𝘺𝘰𝘳𝘨𝘶𝘯𝘶𝘮
𝘖𝘳𝘵𝘢 𝘥𝘢 𝘣𝘰𝘺𝘭𝘶 𝘣𝘪𝘳 𝘺𝘪ğ𝘪𝘥𝘦 𝘷𝘶𝘳𝘨𝘶𝘯𝘶𝘮

𝘉𝘪𝘻𝘪𝘮 𝘣𝘢ğ𝘢 𝘨𝘪𝘥𝘦𝘳𝘪𝘬𝘦𝘯 𝘴𝘦𝘳𝘩𝘢𝘺𝘢 𝘢𝘮𝘢𝘯, 𝘢𝘮𝘢𝘯
Ç𝘦𝘬𝘵𝘪𝘭𝘦𝘳 𝘬𝘰𝘭𝘶𝘮𝘥𝘢𝘯 𝘣𝘦𝘯𝘪 𝘵𝘦𝘯𝘩𝘢𝘺𝘢
Ç𝘦𝘬𝘵𝘪𝘭𝘦𝘳 𝘬𝘰𝘭𝘶𝘮𝘥𝘢𝘯 𝘣𝘦𝘯𝘪 𝘵𝘦𝘯𝘩𝘢𝘺𝘢
𝘕𝘢𝘴ı𝘭 𝘦𝘥𝘦𝘺𝘪𝘮 𝘣𝘢şı𝘮𝘥𝘢𝘬𝘪 𝘴𝘦𝘷𝘥𝘢𝘺𝘢? 𝘈𝘮𝘢𝘯, 𝘢𝘮𝘢𝘯

𝘈𝘮𝘢𝘯 𝘢𝘮𝘢𝘯 𝘥𝘰𝘴𝘵𝘭𝘢𝘳 𝘬𝘢𝘣𝘪𝘳 𝘥𝘦 𝘣𝘢𝘯𝘢 𝘥𝘢𝘳 𝘨𝘦𝘭𝘪𝘳
𝘉𝘶 𝘨𝘦𝘯çlik𝘵𝘦 ölüm 𝘣𝘢𝘯𝘢 𝘻𝘰𝘳 𝘨𝘦𝘭𝘪𝘳
𝘈𝘮𝘢𝘯 𝘢𝘮𝘢𝘯 𝘥𝘰𝘴𝘵𝘭𝘢𝘳 𝘬𝘢𝘣𝘪𝘳 𝘥𝘦 𝘣𝘢𝘯𝘢 𝘥𝘢𝘳 𝘨𝘦𝘭𝘪𝘳
𝘉𝘶 𝘨𝘦nçli𝘬𝘵𝘦 ölüm 𝘣𝘢𝘯𝘢 𝘻𝘰𝘳 𝘨𝘦𝘭𝘪𝘳

Türküyü dalgın dalgın mırıldanırken
bıçağın elimden kaymasıyla irkildim.

Avuç içimi kesmiştim.
Sızısı kendime gelmeme yetmişti.
Kesik biraz derindi.

Evde yara bandı yoktu.
Elimi suyun altına tutup temizledim
ve bir bezle sardım.

Aradan yaklaşık iki saat geçmişti ki
temizliği bitiren ikizler mutfağa geldiler.

Yemeklerin çoğu hazırdı, azı kalmıştı.

Dinlenin dememe rağmen yanıma gelmişlerdi.
Beze bulaşan kanı hemen fark ettiler.

Pamir bana döndü:
“Ne oldu eline?
Sen normalde çok dikkatlisin.”
Elimi açıp avuç içime baktı.
Nasıl becermiştim, hâlâ aklım almıyordu.

Samir gözlerini yüzümden ayırmadan konuştu:
“Sormayayım diyorum ama…
sende bir şey var.
Neden bu kadar durgunsun, Yel?”

Derin bir nefes aldım.
“Bir şey yok,” dedim.
“Sadece yorgunum.”

İkisi de beni zorlamak istemedi.
Belki de hazır olmadığımı anlamışlardı.

Pamir yumuşak bir sesle konuştu:
“Az kalmış zaten.
Biz hallederiz.
Sen git biraz dinlen.”

İtiraz edecektim ama
ikisi birden kaşlarını çatıp bana bakınca
küçük bir çocuk gibi odamın yolunu tuttum.

Bir duş iyi gelirdi.
Üzerimdeki siyah kazağı yavaşça çıkardım.
Ardından kırmızı İspanyol paça pantolonumu.

Siyah, dantelli iç çamaşırı takımımla
boy aynasının karşısına geçtim.

Uzun boyluydum.
İnsanlar genelde beni en fazla bir yetmiş sanırdı
ama aslında bir seksen ikiydim.

Boyuma göre balık etliydim.
Kalın bacaklarım, ince belim,
dolgun kalçalarım ve göğüslerim vardı.

Doğuştan kızıl saçlarım
ve yeşil gözlerimle
kendimi beğenirdim.

Ama vücudumda
bakmaktan nefret ettiğim bir iz vardı.

Sol dizimin üzerinden başlayıp
neredeyse belime kadar uzanan
derin bir kesik.

Tek başıma çıktığım bir görevde
işkence sonucu vücuduma kazınmış
kötü bir hatıra.

Yaram çirkindi.
Ve her baktığımda
düşmana olan nefretimi biraz daha körüklüyordu.

Aynada kendime bakarken
elim istemsizce yaraya gitti.
Parmaklarım iz boyunca gezindi.

Derin bir nefes alıp
üzerimdeki iç çamaşırlarını da çıkardım.

Suyu kaynar hâle getirip duşa girdim.
Kaynar su olmadan duş alamazdım.
Sebebi bende farklıydı.

Düşüncelerim biraz olsun durulduğunda
gardırobun önüne geçtim.

Evde olduğum için rahat bir şeyler giymek istiyordum.
“Tavşanlı mı… pandalı mı?”
diye kendi kendime konuşup
tavşanlı pijamada karar kıldım.

İç çamaşırı dolabımdan
bordo, dantelli bir takım seçtim.
İç çamaşırlarına zaafım vardı
ve koleksiyonumdan memnundum.

Hazırlandıktan sonra
yavaş adımlarla mutfağa geçtim.

Pamir beni görünce konuştu:
“Heh, geldin mi?
Biz de sofrayı kurduk,
seni çağırmaya geliyordum.”
“Tam zamanında o zaman,”
dedim gülümseyerek.

Mutfağa girince
Samir beni fark edip hafifçe güldü.
“Pijamaların çok tatlı, Albay Tavşan.”
Dalga mı geçmişti benimle?

Pamir de durumu fark eder etmez
kahkahaya boğuldu.
Suratım düşmüştü.

Pamir alayla ekledi:
“Bu sefer gerçekten sinirli tavşan oldun.”
Kaşlarımı çattım.
“Siz gülün gülün,” dedim.
“Küstüm size.”

Bunu duyar duymaz
ikisinin de gülüşü silindi.
Hızla yanıma gelip
özür dilemeye başladılar.

Ve işte tam o an anladım…
Ben ne kadar güçlü olursam olayım,
onlar yanımdayken
dünya biraz daha katlanılırdı.

.........

Sofraya oturmuş, yemeklerimizi yiyorduk.
İkisi de durmadan ellerimi öpüyordu.

Nedenini sorduğumda ise aynı anda,
“Bu yemekler bu ellerden çıktı. Nasıl öpmeyelim?”
diye mutlulukla konuştular.

Onların bu hâli tüm enerjimi yerine getirmişti.

“Ee, anlatın bakalım,” dedim muzip bir sesle.
“Görevdeyken beni özlediniz mi?”

Pamir hemen lafa atladı: “Aman… Senin neyini özleyeceğim ben, kız yelloz.”

Bu tepkisine şok içinde bakıyordum ki ikisi de kahkahaya boğuldu.

“Yelloz ha…” dedim kaşlarımı çatarak.
“Bak Pamir, saçını başını yolarım senin.”
Belli ki benimle uğraşmak istiyordu.

Ayağa kalktı, bana yukarıdan bakarak konuştu:
“Sen önce benim boyuma yetiş, saç yolmasını sonra düşünürüz.”

O… bana kısa mı demişti?

“E bunu sen istedin Pamir Efendi,” diye geçirdim içimden.

Yerine oturup tabağındaki son lokmaları bitirdi.
Ellerini yıkamak için lavaboya yöneldiği anda fırsatı kaçırmadım.

Arkasını dönmesini bekleyip sırtına atladım, saçlarını yolmaya başladım.

“Demek bana kısa muamelesi yaparsın ha?”
“Ben senin bu kara saçlarını tek tek yolmam mı sanıyorsun?”

Pamir beni sırtından atmaya çalışıyor, bir yandan da bağırıyordu: “Allah’ın psikopatı, kinlenince vazgeçmiyor da!”

“E tabii aslanım,” dedim kahkahalarla.
“Ne sandın?”

Sonra ciddiymiş gibi ekledim: “Sana ceza… Oturma odasına kadar beni taşıyorsun, köle.”

“Emriniz olur, kızıl bebek,” dedi.
Çekici bir sesle, o meşhur yavşak sırıtışıyla.

Kahkahalara boğuldum.

Biz birbirimizle uğraşırken Samir masayı toplamıştı.
Işıl ışıl gözlerle bizi izliyordu.

“Ay, vazgeçtim,” dedim aniden.
“Seni istemiyorum ben. Samir aşkım, al beni bu öküzden.”

Kollarımı ona doğru uzattım.
Sanki bunu bekliyormuş gibi hemen yanıma geldi ve beni kucağına aldı.

Pamir alıngan bir sesle söylendi: “Aşk olsun hanımefendi, kalbim kırıldı.”

Bunu dedikten sonra Pepe’nin Kalbim Kırıldı şarkısını kendine uyarlayarak içeri gitti.

Biz de gülerek arkasından geçtik.
Samir beni kucağından indirdi.

Pamir’in tek başına oturduğu yere gittim, elinden tuttum ve yanımıza çektim.

İkisinin ortasına oturdum.
Sonra Pamir’e dönüp söyledim:
“Kıskanç!”
“Seni ayrı, onu ayrı seviyorum.”
“Kıskanma… Kıskanma. Ayrıca küsme.”

Üçümüz gece boyunca konuşmuş, vakit geçirmiştik.
Sonrasında odalarımıza çekilip uyumuştuk.

..........

Telefonumun çalmasıyla irkilerek uyandım.
Saate baktım; 04.00’tü.
Gelen arama askeriyedendi.

Telefonu açıp kulağıma götürdüm.
“Albayım… bir bina daha patlatıldı.”
Konuşan yüzbaşıydı.

Hiçbir şey söylemeden telefonu kapattım.

Sinirle yatağımın yanındaki sehpayı ayağımla ittirip devirdim.
“Ahh… kafayı yiyeceğim!”

Çıkardığım gürültüyle ikizler uyanmış olmalıydı ki birkaç saniye sonra telaşla içeri daldılar.

Samir hiç tereddüt etmeden yanıma geldi, beni kollarının arasına aldı.
“Bir şey olduğunu biliyordum,” dedi.
“İçinde tutmak nelere sebep oluyor, farkında mısın?”

Ses tonu kızgındı ama dokunuşu yumuşaktı.
Kızıyordu… ama bana kıyamıyordu.

“Biz kardeşiz,” dedi Pamir.
“Sıkıntılarını, dertlerini saklama.”

“Görevden yeni geldiniz,” dedim titreyen bir sesle.
“Benimle uğraşmanızı istemiyorum.”

“Biz kardeş değil miyiz?” diye karşılık verdi Pamir.
“Ne uğraşması… Senin iyi olman her şeyden önemli, kardeşim.”
Samir hâlâ bana sarılıyordu.

İkisi de ellerimden tuttu, beni salona götürdüler.

Oturduk.

Anlatmamı bekliyorlardı.

Derin bir nefes aldım.
“Vatanımızı içten bitirmeye çalışıyorlar,” dedim.

Sonra yaşanan her şeyi anlatmaya başladım.
Binaları, ihbarları, geceleri, içimde büyüyen o boğucu hissi…

Samir bir süre sessiz kaldı.
Gözleri boşluğa dalmıştı; sanki yıllar öncesine bakıyordu.

“ Aslında…” dedi sonunda.
Başımı kaldırıp ona baktım.
“Biri var,” dedi sakin ama ağır bir sesle.
“Ve bizi bu işten tek kurtarabilecek kişi o.”

Samir......

Pamir......

Sima yel......

Bölüm nasıldı sizce?

Daha uzun olsa okur musunuz?

Kardeşlik bağını sevdiniz mi?

O kim sizce?

Destekleriniz beğenileriniz ve yorumlarınız benim için çok önemli lütfen yardımcı olun bana.

Şimdiden çok teşekkür ederim iyi okumalar......

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

129okunma 27beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…