2. bölüm / 3
Yanlış RotaAynı Masa
Bölümler 3Şu an: Aynı Masa
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Whatsapp Grubu
Bora: Gençler acil toplanma çağrısı! Akşam sahildeki Nevi kafede oturuyoruz itiraz yok
Su: Bora sen ne zaman grup kurup emir vermeye başladın acaba? Kimse senin keyfine göre plan yapmaz
Bora: Su sen gelme zaten, senin dırdırını çekeceğime denize atlarım daha iyi 😂
Su: Çok komik seni yeteneksiz
Belis geliyorsa gelirim ben
Belis: Ben gelirim çocuklar evde sıkılıyordum zaten
Utku: Ben Cihan ve Efe geliyoruz
Eren’in işi varmış gelemiyor
Bora: Süper. Kadro sağlam. Bu arada Serhan da geliyor, yanında Batın da olacakmış
Su: Batın mı Bizim yan sınıftaki çocuk değil mi o?
Bora: Aynen Serhan'ın yakın arkadaşı Baya kafa çocuktur takılırız işte
Su: İyi bakalım Bora gibi tiplerden içimiz şişmişti zaten kalabalık olmak iyidir
Bora: Suuuu... Görüşeceğiz akşam 😉
Akşam saat altıya doğru sahildeki her zamanki Nevi kafede toplandık. Denizden hafif tatlı bir rüzgâr esiyor, masadaki ahşap fenerlerin ışığı ortamı ısıtıyordu.
Biz Su ile masaya ilk oturanlardandık. Kısa süre sonra Utku, Cihan ve Efe geldiler. Her zamanki gibi muhabbet şamatayla başladı. Bora geldiğinde Su’ya laf atmadan duramadı, Su da her zamanki gibi hiçbir lafın altında kalmayarak karşılık verdi.
— "Bakıyorum da yine en süslü halinle gelmişsin Su, hayırdır kime bu hazırlık?" dedi Bora sandalyeyi çekerken.
— "Sana olmadığı kesin Bora, göz zevkimizi korumak için çabalıyoruz burada," diye yapıştırdı cevabı Su.
Gülüşmeler devam ederken masadaki hava birden değişti. Kafenin girişine doğru baktığımda kalbim ritmini şaşırdı.
Serhan gelmişti. Üzerindeki siyah salaş tişörtü ve rahat tavırlarıyla her zamanki gibi çabasız bir çekiciliğe sahipti. Yanında ise bizim okuldan tanıdığımız ama daha önce aynı ortamda hiç oturmadığımız Batın vardı.
"Selam gençler," dedi Serhan, masaya yaklaşarak. Bakışları kısa bir an bana kaydı ve hafifçe gülümsedi. "Kusura bakmayın biraz geciktik."
Bora hemen ayağa kalkıp ikisiyle de selamlaştı. Batın, masadakilere genel bir "Selam" verip Serhan’ın hemen yanındaki sandalyeye geçti. Okul koridorlarında tek tük gördüğüm biriydi ama ilk defa bu kadar yakından inceliyordum. Koyu renk kıvırcık saçları, mesafeli ama özgüvenli bir duruşu vardı. Hiç gürültü yapmadan, kendi halinde masaya adapte oldu.
Grup hızla koyu bir sohbete daldı. Masada içecekler söylendi, okuldaki dedikodular ve basketbol maçları havalarda uçuştu. Batın, masanın diğer ucunda Utku ve Cihan’la alçak sesle sohbet ediyor, zaman zaman Serhan’ın yaptığı esprilere hafifçe gülümsemekle yetiniyordu.
Gözüm bir ara ister istemez Batın’a takıldı. Hiç konuşmuyorduk, bakışlarımız bile kesişmiyordu ama üzerindeki o garip, sakin aura dikkatimi çekmişti. Okulda herkes birbiriyle bir yarış halindeyken, onun bu kadar kendi halinde ve umursamaz durması garip bir şekilde fark ediliyordu. Onu sadece uzaktan, çaktırmadan izlemekle yetindim.
Gecenin ilerleyen saatlerinde masadaki kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başladı.
İlk önce evlerinin mesafesini bahane eden Utku, Cihan ve Efe kalktı; ardından Batın da "Benim de biraz işim var," diyerek sessizce veda edip yanımızdan ayrıldı.
Masada sadece dördümüz kalmıştık: Ben, Su, Bora ve Serhan. Kalkanların ardından boşalan sandalyelerin düzeni değişince Serhan, elindeki bardağı alıp tam yanımdaki boş sandalyeye geçip oturdu.
O an kalbimin ritmi öyle bir hızlandı ki nefesimin dışarıdan duyulacağından korktum. Aramızda sadece birkaç santim vardı. Üzerinden gelen o hafif, odunsu kokusu bir anda bütün algılarımı kapladı.
Bora bana yandan "Hadi kızım, fırsat ayağına geldi" der gibi manidar bir bakış attı.
Su ise durumumu anlayıp üzerimdeki baskıyı hafifletmek için lafa girmeye çalışıyordu.
Ama benim dilim sanki damaklarıma yapışmıştı.
Serhan, masadakilere dönüp elindeki bardağı hafifçe sallayarak sordu:
— "Gelecek hafta sonu sahildeki konser için biletler satışa çıkıyormuş. Bizim tayfayla gidelim diyorum, ne dersiniz?"
Bora hemen atıldı: "Ben varım oğlum, kaçırmam."
Su da onayladı: "Olur, biz de geliriz."
Serhan başını bana doğru çevirdi. O derin bakışları doğrudan gözlerimin içine kilitlendi.
ramızdaki o tek iletişim anı tam olarak o saniyede gerçekleşti.
— "Sen ne diyorsun Belis? Geliyorsun değil mi?"
Sesi öyle yakın ve yumuşaktı ki, bir an ne cevap vereceğimi bocaladım. Yanında oturmanın verdiği o yoğun heyecan yüzünden sadece boğazımı temizleyip, gözlerimi kaçırarak mırıldanabildim:
— "Hı-hım... Olur, gelirim herhalde."
— "Süper, kadroyu tamamlarız o zaman," dedi Serhan hafifçe gülümseyerek.
Bu kısacık yanıttan sonra konuşmayı devam ettirebilecek binbir türlü cümle varken, ben tamamen kabuğuma çekildim.
Serhan ile Bora kendi aralarında basketbol maçının muhabbetine daldıklarında, ben sadece bardağımdaki buzları pipetle çevirmekle yetindim.
Ağzımı açıp tek bir cümle bile ekleyemedim.
Yaklaşık yarım saat sonra Serhan telefonuna gelen mesajla ayağa kalktı. "Millet benim gitmem lazım, evden çağırıyorlar. Yarın okulda görüşürüz," diyerek herkesle vedalaştı.
Bana da hafifçe gülümseyip arkasını dönüp kafeden ayrıldı.
Serhan’ın adımları sokak lambalarının altında kaybolduğu an Bora masaya doğru sertçe eğildi. Yüzünde tam bir hayal kırıklığı ve öfke karışımı bir ifade vardı.
— "Belis! Sen ciddi misin ya?" diye fısıldadı kızgınlıkla. "Çocuk yanına oturdu! Resmen altın tepside fırsat geldi önüne! İki kelime laf etseydin, 'Günün nasıl geçti?' deseydin, bir şey sorsaydın! 'Olur gelirim herhalde' ne demek kızım ya?"
Su araya girmeye çalıştı: "Bora bir dur, kızın üzerine gitme, heyecanlandı işte!"
— "Ne heyecanlanması Su!" dedi Bora elini havada sallayarak. "Çocuk yanına kadar gelmiş, iletişim kursun diye gözünün içine bakıyor. Biz burada zemin hazırlayalım diye akla karayı seçiyoruz, Belis masadaki tahta sandalye gibi takılıyor! Bak Belis, ben sana söyleyeyim, bu pısırıklıkla sen bu çocuğu sadece uzaktan izlemeye devam edersin!"
Bora’nın kurduğu her kelime yüzüme bir tokat gibi çarpsa da haklı olduğunu biliyordum. Başımı öne eğip bomboş duran bardağıma bakmaktan başka hiçbir şey yapamadım.
Bölüm etkileşimi
