11

Vaveyla Yazarı: Loral's 🕯️

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: 11

Karsen:Ayperi?

Ayperi:Efendim Karsen?

Karsen:Neredesin Kahvaltı edelim mi?

Ayperi:Bugün akşamüstü maç var çalışma yapıyoruz

Karsen:Peki bekle geliyorum.

Ayperi:Okeyy

Telefonumu geri spor çantamın içine bırakıp, sahaya geri döndüm. Burası okulun özel açık tenis kortuydu.

Kort arka tarafta kaldığı için sakin ve sessizdi. Ve bu benim için en iyisiydi.

Şuan kendim için değil, Elisa'ya öğretiyordum. Tenis öğrenmek için kulübe yeni girmişti. Bugün ilk dersimizdi.

Kenarda duran fazladan tenis raketini aldım. Normalde kendime özel tenis raketimi kullanırdım ama şuan öğretmek için raketlerin aynı olması daha iyi olacaktı.

Güneş ise bugün tepemizdeydi. Yaz geliyordu. Bu yüzden tenis şapkası takmayı unutmamıştık. Altımda ise siyah pileli eteğim ve siyah eteğimin üzerine gelen tişört giymiştim. Saçlarımı ise at kuyruğu yapmıştım. Bir yandan terleyeceğim için beni rahatsız etmemeliydi.

"Ay! Çok heyecanlıyım başkanım." Diye elindeki tenis raketine bakıyordu. "Sadece Ayperi, lütfen." Dedim samimice. Mavi, okyanus gözlerini öne sererek başını salladı. Gerçekten güzel kızdı. Onun hikayesi ise çok ayrıydı. Onla okulun başlarında tanışmıştık,kendisi biraz utangaç ve asosyal olduğu için çok takılmazdı bizle.

Onu üçlü şam şeytanı kızlarının elinden zor almıştım. Üçlü şam şeytanı grubu; Eliz, Mine ve İkra'dan oluşuyordu. Tuvalette sıkıştırmış, hesap soruyorlardı. Nedeni ise Eliz'in sevdiği yani Karsen'in grubundan olan Tuna ile birkaç cümle sohbet ettikleri nedeniydi.

Bu üçlü ara ara birisine musallat olurdu. Hedefleri ise sessiz olan kızlardır. Ve bu hedeflerin içinde çok önceden bende vardım. O gün nasıl kurtulduğumu bilmiyordum ama çok yakında bir tahminim oluşmuştu. Karsen.

Eliz, Mine ve İkra; üçlü şam cehennemi. Tuna, Berkay, Ata ve son olarak Karsen; üçlü kül grubuydu. Ama tam bir zorba grubuydu.

Okula ilk geldiğim günlerde çok zorbalıklarını görmüştüm. Ama nedense artık zorbalık yerine iyilik yapmaya başlamışlardı. Bunun sebebi yine Karsen'di. Ve bir ara bu ikili grup çok büyük kavga etmişti.

"Hadi başlayalım," deyip onla aynı hizaya geçtim. "İlk nasıl tutulur onu öğreneceğiz." Dedikten sonra onun elini tutarak raketin üzerinde birleştirdim. "Dizleri hafif kırıyoruz," bir yandan kendim yapıyor ona gôsteriyordum.

"Sonra, raketi göğüs hizamızda tutuyoruz." Deyip raketi onun göğsünde hizaladım. "Evet, çok iyi. İşte bu 'Ready Position' yani hazır ol pozisyonu." Dedim.

"Böyle mi?" Dedi kendinde göstererek. Gülümseyerek başımı salladım. "Şimdi, Forehand vuruşuna geçiyoruz." Dediğimde endişe ve merakla baktı. "Korkma, bugün sadece temel vuruş olarak bunu öğreneceğiz." Dedim elimi omuzuna koyarak.

"Sağ elini kullanıyorsan, raketi sağ elini al." Dedim kendimde yaparak. Bir yandan yaparken ona bakıyor, anlamıyorsa destek olarak beraber gösteriyordum. Ya da kendimde.

"He, oldu galiba." Dedi bir kendine bir de bana bakarak. "Hı hı," diye mırıldandım.
Sonra diğer temel hareket Backhand hareketine geçtikten sonra topsuz vuruş yapmaya çalıştık.

"Ben yoruldum ya," diye kendini yere attı Elisa. "Bugünlük bu kadar yeter o zaman." Deyip gölgeye geçtim. Elise kalkıp, raketini çuvala koydu. "Yarın görüşürüz Ayperi." El sallayarak yanımdan ayrıldı. "Görüşürüz." Duymasa da mırıldandım.

Bir anda belime sarılan kıllarla çığlık atacaktım ki arkamdaki avucunu ağzıma bastırdı. "Benim Ay yüzlü," diye belirtti kendini. Kollarından çıkıp ona döndüm. "Niye bir anda geliyorsun ya! Yüreğime iniyordu." Deyip elimi hızla atan kalbimin üzerine koydum.

"Sen onu boşverde gel, sana yemek getirdim güzelim." Dedi ve elimi tutup banka doğru yürüdük. Banka oturduğumuzda peçeteye sarılı olan tostu uzattı. "Ye bakalım," bir yandan ise karton bardaktaki çaya şeker attı.

"Sen yedin mi?" Diye tostu ısırırken sordum. Başını iki yana salladı. " Sen açken ben yiyemiyorum." Deyip çayı uzattı. Çok cömert bir insandı!

Tostu ona doğru uzattım. "İstersen yiyebilirsin," dedim. Bir bana bir tosta baktı. "Aslında benim aklımda yemek için başka bir fikir var." Dediğinde aptalca sordum. Dudakları sinsice güldü. " Seni," dedi gözleri kısılarak.

Boğazımda olan ekmek parçası durdu ve orada kaldı. Ben öksürürken o gülüyor ve çayı içmem için uzatıyordu. Çayı yudumlayıp kendime gelmeye çalıştım.

Bir anda sertçe belime inen elle öksürük krizine girdim. "Yenge ölme yenge!" Diye arkamda sırtıma vurup bağırıyordu. "Lan çek o elini! Ölmeyen kızı öldüreceksin." Diye yükseldi Karsen.

"Ayperi iyi misin?" Dedi Karsen elini çeneme götürüp. Başımı sallayıp, ıslak gözlerle arkamda duran çocuğa baktım. Eren'di. Grubun en umursamaz, komik çocuğuydu. Ona baktığımda masumca baktı.

"Yenge ben seni kurtarmak için yaptım." Dedi ellerini kaldırarak. Bu sefer az kalsın 'yenge' kelimesi yüzünden boğulacaktım. "Deme bana yenge falan!" Diye çıkıştım.

"Yenge ama sen benim yengemsin." Dedi kendini savunarak. "Yenge deme," dediğimde "Taman yenge," dedi Karsen'in yanına oturarak. İçimden büyük bir sabır çektim.

"Sen onu boşver güzelim, al çayını iç." Dedi bardağı uzatarak. Çayı elinden alıp içtim. En azından o beni sakinleştirirdi. "Yenge bir şey sorabilir miyim?" Diyen Karsen'in arkasından başını çıkarmış Eren'e baktım.

"Söyle," dedim.

"Yenge siz ne zamandır sevgilisiniz?" Diye sordu yanağını avucuna yaslayıp. "Sen söyle Karsen." Diye topu ona attım. Karsen arkasında olan Eren'e bakmadı. Direk bana bakıyordu. "2 gündür ama benim için sanki aylarca." Dedi.

"Yenge..." Eren susmayıp sorularına devam etti.

🌙

Maçın başlamasına dakikalar kalmıştı.

Sahanın etrafı dolmuştu. Işıklar sahanın ortasına düşüyordu. Son kez antrenörün kurallarını dinliyordum.

Birkaç dakika boyunca ısınmıştım. Bu benim maçta daha aktif olmamı etkiliyordu. Şapkamı takıp eksik var mı diye baktım. Üzerimde beyaz, sıfır kollu crop, altımda ise beyaz pileli eteğim vardı. Özel tenis ayakkabılarımı da giyindikten sonra, kenarda duran tenis raketimi aldım.

Bu babamdan kalan uğurlu raketimdi. Babamın ardından bırakıp gittiği tek iyi şey bu raketti.

Yavaşça adımlarımı sahaya attım. Sahanın içine attığım adımla duyduğum tezahürat ile gülümsedim.

"Kızıl Şeytan!"

Karşımda bir kenarda konuşan, süslü püslü olan İkra'yı gördüm. Tenis maçına mı gelmişti? Yoksa podyuma mı?

Gözlerim seyircilerde gezindi. Benim olduğum tarafta Karsen ve büyük grubu, onların yanında Mina ve Serdar vardı. Gözlerim Eren'de kaldı. Bu çocuk varya!

Elinde büyük bir pankart vardı. Bağırarak yukarıya doğru sallıyordu.

'İŞTE KIZIL ŞEYTAN! İŞTE BENİM YENGEM!"

Yazıyordu resmen. Hem de büyük harflerle yazılmıştı. Gözlerimi kapatıp sinirden nefes aldım. Bir de bağırarak yazılanı söylüyordu. Karsen ise oturması için arkadan ona vuruyordu ama Eren umursamıyordu.

Daha fazla o tarafa bakmayarak sahada yerime geçtim. Kenarda antrenör vardı. İkra ise son süslemesini yapıp hanımcık adımlarıyla yerini aldı. Kırmızıya bürünmüş dudakları aynı ördeğe benzemişti. Gülmemek için kendimi tuttum.

"İŞTE KIZIL ŞEYTAN! İŞTE BENİM YENGEM!" Diye bağırıyorlardı. Sadece Eren değil onun yanındakilerde. Yengem kelime bütün herkesin dikkatini çeksede maça odaklandıkları için takmıyorlardı. Eren'in göreceği şekilde işaret parmağımı onun üzerine salladım.

O da anlamış gibi hemen yerine çöktü.

Hakem düdüğü çaldığı anda kortun içindeki hava değişti.
Az önce tribünden gelen sesler bir anda uzaklaştı. Geriye sadece topun sesi, ayakkabıların zemine sürtünüşü ve önümde duran İkra kalmıştı.
Raketimi avucumda sıkıca kavradım.
Göz göze geldik.

Dudaklarının kenarında kendinden emin bir gülüş vardı.
Onu silmek de bana düşerdi.

İlk servis bendeydi. Topu havaya attım, omzumu çevirdim ve tüm gücümle vurdum. Top çizgiye yakın düştü. İkra son anda yetişti ama topu ancak havalandırabildi. File önüne koştum ve smaçla ilk sayıyı aldım.

Tribünden Eren'in sesi yükseldi.
"İşte benim yengem!"
Kafamı ona çevirmedim bile ama sırıtışımı engelleyemedim.
İkinci sayıda İkra kendine geldi. Bu kez uzun bir ralli başladı. Top bir sağa, bir sola gidiyor; ikimiz de pes etmiyorduk. Bacaklarım yanıyordu ama geri adım atmadım.
Sonunda ters köşeye bıraktığı topa yetişemedim.

Skor eşitlendi.

İkra raketini çevirip bana baktı.
"Bu kadar mı?" dediğinde
derin bir nefes aldım.
"Daha yeni başlıyoruz." diye söyledim.

Sonraki servis onda kaldı. Sert vurdu. Topu karşıladım, çapraza gönderdim. Koştu. Yetişti. Tekrar yolladı. Bir adım geri çekilip bekledim, havalanan topu görünce zıpladım ve çizgiye yapıştırdım.
Bu kez tribün tamamen ayağa kalktı.
Eren bağırıyordu,
"Kızıl şeytan budur işte!"

İkra'nın yüzündeki gülümseme silinmişti.
Benimkisi yeni başlıyordu.
Set ilerledikçe oyun sertleşti. Her sayı savaş gibiydi.

Ter saç diplerimden boynuma inerken raketi daha sıkı tuttum. Son topta fileye yakın kısa bıraktım. İkra koştu ama geç kaldı. Top ikinci kez sektiğinde düdük çaldı.
Maçı kazanmıştım.
Kortun ortasında dikilip ona baktım.
"Bir dahaki sefere daha hazır gel." dedim.
Sonra tribüne döndüm.
Eren ellerini havaya kaldırmış, sanki kupayı o almış gibi seviniyordu.

Gözlerim emin bir gülüş sergileyen Karsen'e düştü. Dudaklarını oynattı. "Tebrikler ay yüzlü." Dedi. Başımı eğdim teşekkür manasında.

🌙
Evet! Vallahi bir texting kitabı için uzun bölümdü.
Sizin için tenisi araştırıp, izledim.
Bölüm değerlendirmesi alayım...
Yeni bölümde görüşmek üzere 👐
Bay bayyy

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

296okunma 14beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.