1. bölüm · Yalnızlığın gölgesi
Geçmişin Tozu
Yaz ayları köylerde bir başka geçer; kuşların cıvıltısı, rüzgârın sesi insana daha yakından gelir. Yaşadığını hissedersin. Rahat bir koltuğa oturmaktan, güzel bir filmi izlemekten bile daha keyiflidir kapının eşiğine oturup akıp giden hayatı izlemek.Sokakta çocukların kıkırdamalarını oyunlarını izlemek, Ayşe Teyze’nin tavuklarını beslerken şarkı söylemesini duymak insana saf bir yaşama sevinci verir. Kedilerin, "Ben de bu keyfe ortak olabilir miyim?" der gibi yanına usul usul yaklaşmaları,kucağına kurulmaları..Bu samimi iletişim seninde güvenini tazeler.Ve en değerlisi her nefeste içini doldurantomurcuk kokuları...
Mahallenin başında siyah bir araba durmuştu. Bu arabayı bir yerden hatırlıyordum ama hatırlamak istemediğimi zar zor yutkunuşumdan anlamıştım. Ayağa kalktım. O sırada az önce büyük bir şefkatle okşadığım kedicik, ellerimin arasından koşup gitmişti. Sanırım o da anlamıştı bir şeyler olduğunu.Öylece baka kaldım. O anda yapmak istediğim tek şey oradan yok olmaktı. İçeriye girip kapıyı kapatsam belki bu isteğim yerine gelmiş olurdu ama gözümün önüne gelenleri ortadan kaldıramıyordum.Bir anda kuşların cıvıltısı, çocukların sesi kulağımda bir uğultuya dönüştü. Sadece bagajın kapanma sesini duydum; geriye sadece bana doğru gelmesi kalmıştı. İstemsizce bir ayağımı eşikten içeriye soktum. Evet, geliyordu. Ona bakıyordum ama... ne gördüğümü bilmiyordum. Elimi göğsüme doğru bastırdım, dudaklarımı ıslattıkça sanki daha çok kuruyordu.Sanki buz gibi bir rüzgar ağır ağır bana yaklaşıyordu.Sonunda kafasını kaldırdığında beni gördü. Kapıda hala aynı şekilde duruyordum. Daha da yaklaştı ve artık tam karşımdaydı. Ne yapacaktım şimdi? Ne diyecektim?Bir şey demesi gereken ben miydim? Niye geldi? Neden gitmişti? Kafamda sorular şimşek gibi çakıyordu. Bunları içimden o kadar bağırdım ki, bir an duymasından korktum.Hiçbir şey söyleyemedim. Ona geçecek kadar yer bıraktıktan sonra kendimi dışarıda bırakıp kapıyı kapattım..
