2. bölüm · Yalnızlığın gölgesi

Bölüm 2

Marselnevolii .

Dışarıda kalmıştım.Hatta kalmadım, bunu kendim yaptım. Beni buna o alıştırmıştı; Kendimi dışarıda bırakmayı, yok saymayı ondan öğrendim. Ne yazık ki bunları aştığımı zannediyordum ama o ok beni tanıyordu. O yüzden gelip en savunmasız yerime saplanıyordu.
Odanın içinde yürüdüğünü,tahtaların gıcırsından anlıyordum. Bir süre olduğum yerde evin sesini dinledim. Sonunda elinde pazar poşetleri ile Sevda teyze’nin eve doğru geldiğini gördüm.”Ne oldu kızım, Niye burada dikiliyorsun? Elimdekileri alsana,bak sana çok güzel enginar aldım pazardan,bu sefer de dolmasını yapayım diyorum sen yemeğini..” bir anda durdu. Kaşları çatıldı, Ne olduğunu anlamaya çalışır gibi yüzüme baktı.”Neyin var?”dedi endişe dolu sesiyle. Gözlerinin içine baktım, elimle arkamda kalan kapıyı gösterip yutkundum. Zar zor çıkan sesimle “Geldi”,diyebildim.
Sevda teyze bir şeyleri anlamış gibi gözleri kısıldı ve kapıya doğru yöneldi. Kapıyı açıp içeri girdi. Arkasından gitmek istedim ama ayaklarım buna izin vermedi. Vücudum kaskatı kesilmişti. Kendimi yönetemiyordum. Yan Sokağımda dışı turuncu boyalı çizgi filmden fırlamış kadar tatlı bir evde oturan arkadaşım Gülşen’in yanına doğru yürümeye başladım. Nedense ayaklarım beni buraya getirdi. evin önüne gelince “Gülşen!” diye seslendim. O da “Kapı açık,yukarıya gel!”diye bağırdı. İçeriye girdim, merdivenlerden çıkıp girişe ulaştım. Gülşen beni görünce neşeli sesiyle “Hoş geldin” dedi ama sonlara doğru sesi durgunlaştı.” hayırdır bu surat ne? Sevda teyze ördekleri eve soktuğunu mu gördü?” deyip kıkırdadı.”Yok” dedim zoraki bir gülümsemeyle.
Kendiliğinden buraya gelmiştim,ama şimdi burada olmak istemiyordum sanki eve sığmıyordum. Salona doğru ilerlerken Gülşen”Bugün yanına uğrayacaktım ama işler bitmedi ki”,dedi bezmiş bir sesle.” sabah tarlaya git,sonra eve gel..” Gülşen’in sesi iyice uzaktan gelmeye başlamıştı. Kafamdaki sesler yükseldi.Burada olmak istemiyordum ama evde olmak istiyor muydum? Nereye gidecektim peki,ne yapacaktım ki? Bunları düşünürken bir anda ayağa kalktım. Gülşen de şaşkın şaşkın bana bakıyordu. “Ben gideyim”dedim.”Ne oldu kız,daha yeni geldin?”dedi Gülşen.
“Sevda teyze pazardan geldi, ona yardım edeyim,daha yemek yiyeceğiz.”derken kapıya gelmiştim bile.Gülşen, bize geldiğinde ya da ben onlara gittiğimde evden çağrılmadan kalkmazdık. O da bu aceleme şaşırmış olacak ki”Allah Allah, var sende bi haller ama hadi bakalım.”dedi. Onunla sarılıp merdivenlerden aşağı doğru indim.
Eve doğru yürürken Sevda teyze’nin bakışları gözümün önüne geldi. Sanki gelmesine değil de benimle karşılaşmış olmasına şaşırmıştı, hatta korkmuştu. Eve varmıştım, kapının önündeydim. Elimi kapının kulpuna doğru uzattım. Derin bir nefes alırken istemsizce gözlerimde kapanıp açıldı. İçeriden hiçbir ses gelmiyordu. Kendimi toparlayıp kapıyı açtım. Kapının girişindeki kahverengi paspasa adım attım. Gözlerim etrafı tarıyordu. Salon bomboştu. Sanki gizlice girmişim gibi ses çıkarmak istemiyordum. Sevda teyze’ye seslenmek yerine onu bulmaya çalışıyordum. Mutfaktan kaşığın tencereye vurma sesini duydum. Sevda teyze mutfaktaydı, yemek yapıyordu. Nasıl böyle olabilirdi? Nasıl hiçbir şey olmamış gibi davranabilirdi?Neden arkamdan gelmemişti, niye bana bir şey söylemedi? Bir anda vücudumu öfke kapladı. Tüm bu soruları kafamdan atarak,”Sevda teyze!”diye seslendim. Sesimle birlikte sıçradı ve bana doğru döndü; Geldiğimi duymamıştı.”Ne ara geldin?Duymadım hiç,” dedi,gözlerini kaçırıyordu. Evet galiba düşündüklerim de hakliydim. Ben burada yokken o buraya gelip gidiyordu. Şimdi hiç beklenmedik bir anda karşılaşmıştık. Sevda teyzeyle aramda etrafında sandalyeleri olan su yeşili tahta bir masa vardı. Sandalyelerden birini çekip oturdum. Vücudum sanki o sandalyeye döküldü. İşaret parmağımla masanın üzerinde daireler çiziyordum.”Nerede?”diye sordum, ona bakmadan.”Yukarıda”dedi,”odasında”. Evin içinde üst kata çıkan bir merdiven vardı, gözlerim merdivene doğru çevrildi. Sevda teyzenin büyük bir sabırla ördüğü kırmızı,kenarları siyah iple oyalı merdiven halısı bitiminde,odanın kapısı gözüküyordu. Yıllar geçmişti ama orası onun odasıydı öyle mi? Trajikomik. Sevda teyze de sonunda bir sandalyeyi çekip yanıma oturdu. Belindeki havluyu ellerini silerken ikimiz de birbirimize bakıyorduk. Nereden başlayacağımı bilmiyordum sorguladığım o kadar çok şey vardı ki bunları sadece Sevda teyzeye sorabilirdim. Ama üzerine gitmem gereken kişi o muydu? Artık kendimi bile duyamaz olmuştum. Sevda teyze çaresizliğimi bir şeyleri anlamaya calistigimi görüyordu. Elleri ellerime uzandı,avucunun içinde ellerim neredeyse yok oldu.”Bak kızım,”dedi, sesi yumuşaktı ama netti. Sevda teyze lafı dolandırmayı hiç sevmez kırmamaya çalışır ama dürüstlüğünden de ödün vermezdi. Dudaklarına buruk bir gülümseme yerleştirdikten sonra şöyle devam etti;”Eğer onunla konuşmak istemezsen konuşmazsın.Burada olduğun sürece onu görmek istemezsen bunun için de çabalarım. Ama şunu bilmelisin ki, O artık benimle burada yaşamak zorunda. Buna mecbur. Sen benim herşeyimsin,biriciğimsin ama… o da benim oğlum..”