4. bölüm · Wrong choices
Git buradan
Bazı bedeller niçin ödenmeli?
Suçlu olduğumuz içinmi
Yoksa pişman olduğumuz içinmi.
Ceza denilen kelimenin anlamı tam olarak nedir?
Tarih boyunca verilen cezalar hakedilmişmiydi ki şimdiki cezaların bir anlamı olsun.Insanoğlunun acımasızlığına vurulan kırbaçların yaraları neden masumların bedenini acıtırdı ki.Suç bir insanı insanlığından alıkoymaz oysa.Dengedir suç.Insan insan olduğu için dengede durmalıdır.ipin ucunda yürümüş her insan bilir bunu.Bilmeyenler ise düşer suçun uçurumuna,hiç ses etmeden.
Bir insanın alnında yazılan kalbinden silinirse,geri getirmek için o insanı kollarının arasında tutmak ta yetmez hiç bir zaman.Zaten kaçar gider.Kalmaz yanında.
Han jisung.Nasıl bir günaha bulaşmıştı.Daha alnında ne yazıyor onu bile bilmezken kalbine çizilen yol onun canını yakıyordu.ellerindeki acı,çırpınmanın verdiği bir dersti.Ama jisung akıllanmazdı.Korkuyla hareket eden kimse akıllanmazdı.Soğuk bir ortamın hiçte hoş olmayan edasını tüm ilikleriyle hissederken derin nefesler almak bile ciğerlerine karşı biz zulüm gibiydi.Sanki bir çatışmanın ortasında duran masum bir çocuk gibi sessizce ne olacağını beklemek,bilinmezliğin verdiği lanet çaresizlik hissiyle karışmıştı.
Hiçbir ses yoktu.Jisungun beynindeki tavşanlar bile konuşmuyordu. Geniş olduğu düşünülen odanın jisung un tahminine göre sağ tarafından duyulan şu sesleri,eski bir depo olduğunu düşünmesine neden oldu jisung'un.Nerde olduğu hakkında en ufak bir fikri bile yoktu.Bilincini yeniden eline alalı sadece birkaç dakika olmuştu.Gebermenin diğer yöntemlerinden birisiydi bu Yoksa.Jisung'un kendine yapmak istediklerini başkaları mı yapacaktı ona.Ölüme yakın olduğunu düşünmekten kendini alamıyordu zayıf beden.İçindeki korku daha önce hissettiği hiçbir korkuyla eşdeğer değildi.Daha fazlasıydı.
"Kimse yok mu"
Yine ses yoktu.Bu sefer beynindeki tavşanlar bile inanmıştı buna.Etrafına bakma isteği her hücresini kamçılarken gözlerine örtülmüş olan bu sert kumaş parçası hem onu rahatsız ediyor hemde korkutuyordu.Biri bir şey yapsa savunmasızdı.Hazır değildi.İşte korkusunu gözle görünür kılan da buydu.Zarar göreceğini düşünüyordu.
"Han jisung."
Duyduğu ismin kendisine ait olduğunu bilmesine rağmen sesin sahibinin ismini biliyor olması tepki vermemesi için yeterli bir sebepti.Adımlarını daha önce duymadığına göre en başından beri buradaydı ve sesini çıkarmıyordu.Avıyla oynayan bir yırtıcı gibi...
"İsminin anlamını biliyormusun"
Biliyor muydu?
Hayır.Isminin anlamını bile sevmiyordu.
Cevap vermedi.Susmayı seçti.
"Hm.Bilmenede gerek yok jisung,zaten bir sürü sonra unutursun isminide"
"Kimsiniz,benden ne istiyorsunuz"
"Kimsiniz değil,kimsin küçüğüm.Benden başka birini mi bekliyordun yoksa"
Tek kişiydi.Bayılmadan önce gördüğü insanlardan kimse yoktu.En son basılmıştır ve,birinin kollarına düşmüştü.Sadece bunları hatırlıyordu.O adam mıydı.Onu neden buraya getirmişti.
"Beni neden burada tutuyorsun!"
Onaylayan seslerin eşiğinde duyulan hafif bir kahkaha jisung'u resmen yerinden sıçradı.sandalyesi neredeyse geriye düşecekti.Çıkan metalik ses,aklına binbir senaryo getiriyordu.
"Korkuyorsun ve hala bu cesur rollere mi bürünüyorsun jisung?"
Adımlarının yavaşça yaklaştığı beden oturduğu sandalyeden kalktığında oraya bağlı olmadığı için sevinmek istedi ama ağzından sadece rahatlamış bir nefes kaçtı.Nereye gittiğini bilmeden,ürkek adımlarını geriye atarken kendinden emin adımların onu takip ettiğini biliyordu.
"Benden kaçman hoşuma gitmiyor biliyormusun.Ama sorun değil,zamanla öğreteceğim sana"
"Geride dur!yaklaşma bana"
Alaycı nefesini boynunda hissettiğinde bir kez daha geri adım atmak istedi ama duvardı. dediği soğuk yer irkilmesine sebep olurken gidecek bir yeri yine kalmamıştı.Zaten jisungun kaçmasına hiç bir zaman fırsat tanımamışlardı.
"Tamam.Korkma.Nefes al,bir şey olmayacak"
Keşke dediği kadar kolay olsaydı fakat jisung şuanda yapabilecek durumda değildi.Lanet panik atak!hep böyle anlarda bulurdu jisung'u.Titreyen Ellerini gizlemek söyle dursun vücudunun titremesine bile hakim olamıyordu.
Sırtı duvarda yavaşça kayarken deri çeketinin verdiği tok ses isung için kulak tırmalayıcıydı.Hiç sevmezdi bu ceketi zaten.
Kendisiyle birlikte aşağı inen ve çömelen bedenin alnı sanki hiçbir yer yokmuşçasına jisun'un alnına yaslandığında verdiği nefes,farkedilemeyecek gibi değildi.Siyahın en garip tonlarını ortasında ufak pencereden yansıyan ışığın biraz arkasında durmuş.Anı dahada geripleştirmişlerdi.Ama bu garip an bir nebzede olsa sakinleştirmişti jisung'u.Nefesi düzene girmiş titremesi azalmıştı.
"Korkuyorum."
"Biliyorum"
Sıkıntıyla nefes verdi jisung.
"Bak.Benim hiçbir suçum yok.Nolur bırak benide gideyim"
Karşısındaki bedende burnundan soludu,ama bu sıkıntı değildi bir öfkeyi.lee know ,jisung'un kendisinden gitmek istemesine sinirlenmişti.Tabi jisung'un bundan haberi yoktu.
"Ben sinirlenince ne olur bilirmisin jisung"
Ağır ağır kafasını sallayan bedenin gözlerinde ki kumaşa uzanan eller kumaşı bir çırpıda gözlerinden çıkardığında,jisung'un attığı Çığlık umurunda değildi.Kendine hakim olmak zorundaydı.Sakin olmalıydı.Jisung ondan korkmamalıydı.
"Bilmemen daha iyi jisung.Şayet ben sinirlenirsem.Benden kaçmak için herşeyi yaparsın."
Gözleri faltaşı gibi açılmış olan çocuğun gözlerine daldı bir süre lee know.Gözlerinde sakladığı şeyleri görebileceksiniz gibi.Sakladığı herneyse ihtiyacı varmış gibi.
Ayağa kalktığında,kendini biraz daha uzaklaştırdı.Uzerini silkeledi.Klasik lee know'du şuan.Herkesin saygıyla baktığı o adam.
"Ben lee know.Ülkenin bilinen en yetenekli dedektifiyim.Tanıştığımıza memnun oldum"
Elini uzattığını bedenin tutamayacağın zaten biliyordu.Tehmin ettiği gibide oldu.Jisung Ellerini biraz daha göğsüne çektiğinde gözlerinin dolduğu çok net anlaşılıyordu.
"Neden kaçırıldığını biliyormusun jisung?"
Karşısındaki bedene sorduğu soruya kattığı aşağılama onun en sık kullandığı psikolojik bir baskıydı ve lee know bu konuda çok acımasızdı.
Ama şimdi karşısındaki bedeni incitmekten korkarak konuşmuştu.Bu onun için yeniydi.Ve bu yenilik onun hiç hoşuna gitmemişti.
Jisung başını salladığına sıkıntılı bir ifadeyle söylemek istemese de konuştu.
"Güney Kore yasalarına göre,iki cesedi 10 ocak akşam saatlerinde öldürmüşsün.Suçunu inkar etme hakkına sahip bile değilsin.Devlet bile bu konuda destek çıkmıyor sana"
"Ben suçlu değilim!"
"Shh.Sabrımı sınama çocuk.Kayıtlarda gösterilen kişi senden başkası değil.Senin yaptığın tespit edildi."
"Ben yapmadım.Yalvarırım inan bana,öğrenciyim ben"
"Bir süre buradasın."
Yutkunarak başını iki yana salladı jisung.İstemiyordu.Kalamazdı.Bir okulu vardı onun.
"Lee know!yalvarırım yapma,ben.Ben burda kalamam!"
Onu dinlemeyen lee know arkasını dönüp uzaklaşırken isyanlar bagırışa dönmüştü artık.
"Lee know,lütfen bırakma beni.gitmek istiyorum.Burası tehlikeli,korkuyorum!"
Lee know ise son duyduğu şeyle gözlerini kapattı.Bir çocuğun acısı onun canını niçin bu kadar çok yakıyordu.İsini yapmalıydı.Baska birşey değil.
Kapıya doğru adımların soğuk ve kızıl kapı kulpunu çevirip sonra ardına bile bakmadan çıkan Lee know'un ardında kalan bağırışlar,cehennemden gelen melodi gibiydi.
Adımları depodan uzaklaşırken, geri dönmekten ve onu kolları arasına alıp teselli etmekten kendini alamayan Lee know,daha fazla burada kalamadığı için arabasına doğru koştu.Kapıyı açıp şoförüne verdiği emirle birlikte araba hareket ederken,bomboş binayı izlemekle yetindi.
Evet.Seslerden kaçılabilirdi.
Ama gitme diyen bir bakışa nereye kadar karşı koyabilirdi ki bir insan...
Yazar. L. T.
;)
