7. bölüm · Vespera, isfad

yedi, 𝔲𝔪𝔲𝔱 𝔶𝔬𝔨 𝔤𝔲̈𝔩𝔢 𝔤𝔲̈𝔩𝔢 𝔰𝔞𝔯ı𝔰̧ı𝔫ı𝔪

leila a.

Bölümler
1 bir, 𝔬̈𝔶𝔩𝔢 𝔟𝔞𝔨𝔪𝔞𝔰ı𝔫 𝔶𝔞𝔩𝔞𝔫 𝔶𝔞𝔩𝔞𝔫 2 iki, 𝔰𝔞𝔯ı𝔩ı𝔯ı𝔪 𝔟𝔦𝔯𝔦𝔫𝔢 𝔥𝔞𝔱ı𝔯𝔩𝔞𝔱ı𝔯 𝔡𝔢𝔯𝔦𝔫𝔢 3 üç, 𝔰𝔢𝔳𝔪𝔢𝔰𝔦𝔫𝔦 𝔟𝔦𝔩𝔪𝔦𝔶𝔬𝔯𝔰𝔞𝔫 𝔟𝔞𝔨𝔪𝔞 𝔰𝔞𝔨ı𝔫 𝔤𝔬̈𝔷𝔩𝔢𝔯𝔦𝔪𝔢 4 dört, 𝔰𝔢𝔫𝔦𝔫𝔩𝔢 𝔡𝔢𝔤̆𝔦𝔩 𝔟𝔢𝔫𝔦𝔪𝔩𝔢 𝔟𝔲 𝔞𝔰̧𝔨 5 beş, 𝔟𝔢𝔫 𝔡𝔢 𝔨𝔞𝔱𝔦𝔩𝔦𝔪𝔢 𝔞𝔰̧ı𝔨𝔱ı𝔪 6 altı, 𝔨𝔦𝔪 𝔟𝔢𝔫𝔦𝔪 𝔶𝔢𝔯𝔦𝔪𝔢 𝔤𝔬̈𝔷𝔩𝔢𝔯𝔦𝔫𝔡𝔢𝔨𝔦? 7 yedi, 𝔲𝔪𝔲𝔱 𝔶𝔬𝔨 𝔤𝔲̈𝔩𝔢 𝔤𝔲̈𝔩𝔢 𝔰𝔞𝔯ı𝔰̧ı𝔫ı𝔪 8 sekiz, 𝔞𝔯𝔨𝔞𝔡𝔞𝔰̧ 𝔨𝔞𝔩𝔞𝔪𝔞𝔷 𝔪ı𝔶ı𝔷? 9 dokuz, 𝔟𝔦𝔯 𝔶𝔞𝔯𝔞𝔪 𝔨𝔞𝔩𝔡ı 𝔟𝔞𝔫𝔞 𝔟𝔦𝔯 𝔡𝔢 𝔬̈𝔩𝔲̈𝔪 10 on, 𝔠̧ı𝔨𝔪𝔞𝔷 𝔟𝔦𝔯 𝔰𝔬𝔨𝔞𝔨𝔱𝔞 𝔞𝔨𝔩ı𝔪𝔡𝔞 𝔰𝔢𝔫𝔩𝔢 11 on bir, 𝔤𝔲̈𝔳𝔢𝔫𝔡𝔦𝔪 𝔡𝔬̈𝔫𝔡𝔲̈𝔪 𝔰ı𝔯𝔱ı𝔪𝔡𝔞 𝔟ı𝔠̧𝔞𝔨 12 on iki, 𝔦𝔠̧𝔦𝔪𝔢 𝔞𝔱𝔱ı𝔪 𝔟𝔲̈𝔱𝔲̈𝔫 𝔠̧ı𝔤̆𝔩ı𝔨𝔩𝔞𝔯ı 13 on üç, 𝔶𝔞𝔨𝔱ı𝔪 𝔤𝔢𝔠̧𝔪𝔦𝔰̧𝔦 𝔰𝔢𝔫𝔦𝔫𝔩𝔢 14 on dört, 𝔟𝔞𝔫𝔞 𝔞𝔠ı𝔪𝔞𝔡ı 𝔞𝔪𝔞 𝔰𝔢𝔳𝔢𝔯 𝔬 𝔟𝔢𝔫𝔦 15 on beş, 𝔰𝔞𝔫𝔞 𝔨𝔲̈𝔰𝔨𝔲̈𝔫𝔲̈𝔪 𝔤𝔦𝔟𝔦 𝔞𝔪𝔞 𝔫𝔢𝔣𝔯𝔢𝔱 𝔢𝔡𝔢𝔪𝔢𝔪 16 on altı, 𝔟𝔦𝔷 𝔰𝔢𝔫𝔩𝔢 𝔰𝔬̈𝔷𝔩𝔢𝔯𝔦 𝔰𝔲𝔰𝔞𝔯𝔞𝔨 𝔞𝔰̧𝔱ı𝔨 17 on yedi, 𝔦𝔥𝔞𝔫𝔢𝔱𝔱𝔢𝔫 𝔤𝔢𝔯𝔦 𝔨𝔞𝔩𝔞𝔫 18 on sekiz, 𝔟𝔞𝔱ı𝔨 𝔟𝔦𝔯 𝔤𝔢𝔪𝔦𝔶𝔦𝔪 𝔞𝔰̧𝔨 𝔩𝔦𝔪𝔞𝔫ı𝔫𝔡𝔞

Üzerindeki gelinlikten kurtulur kurtulmaz beceriksiz bir şekilde ona yardımcı olan kadına gülümseyerek hızlıca çıkışa yöneldi. Cam kapının ardından gözüken gökyüzü sabahki kadar parlak bir mavi değildi, aynı sevdiğinin gözleri gibi hafifçe puslu bir maviye dönüşmüştü. Sarışının gözleri ona döndüğünde içini saran hisse engel olamadan hafifçe titredi.

Tam ağzını açmışken biraz ilerisinde duran arabanın sesi kulağına dolarken, yanıp sönen farları da kilidin açıldığını belli ettiğinde kelimelerini yutup bir şey demeden adımlarını arabaya yöneltti. Konuşmak istemiyordu, biraz önce girdiği yerin dibinde sonsuza dek kalmak istiyordu.

Solundaki koltuk dolduğunda tam da istediği gibi arabanın içerisinde sağır edici bir sessizlik hakimiyet sürüyordu. Birbirlerinden habersiz aynı şeyden rahatsızlık duyan ikili arada bir kaçamak bakışlar atsalar da henüz ikisi de yakalanmamıştı.

Bir süre sonra yol radyodan kısık sesle çalan türkünün eşliğinde devam ettikten sonra yolu görmeyen gözlerle seyreden Fadime, Koçari Konağına geldiklerini ancak yaptıkları sarsıcı frenle fark etmişti. Son bir kez İsmail'e bakma dürtüsünü başarıyla bertaraf ederek ağzının içinde "İyi akşamlar." diye geveledi. İsmail kısılmış gözlerle Fadime'nin her hareketini izlerken, ona nazaran daha yüksek bir sesle cevapladı.

Fadime arabadan indiğinde hava kararmaya başlamıştı. Konağın demir kapısı önünde birkaç saniye durdu. İçeri girmek istemiyordu. Kendi hayatının üzerinde söz sahibi olmadığı bu eve girmek ruhundaki tüm enerjiyi sömürüyordu sanki. Üstelik yanlarından erken ayrılan Ali'nin de evde olmadığı tahmin ettiğinde hayal kırıklığıyla bir nefes verdi.

İçeri girdiği anda her şey yeniden başlayacaktı. Dün, bugün bitirdiği ne varsa yeniden başlayacaktı, yarın yeniden bitmek için başlamalıydı. Fadime'nin engel olamadığı bu sirkülasyonun onu haddinden fazla yorduğunu bugün fark etmişti.

İnsan bazen kavuşamamaktan değil de umut etmekten yoruluyordu. Çünkü umut, sevdanın kendisinden çok daha yaralayıcıydı. Belki de ilk kez bugün bunu hissetmişti Fadime. Gelinliğin içinde aynaya baktığında gördüğü şey kendisi değildi çünkü.

Karşısındaki ayna onun gözlerinin içinde kırılmış, kırığın bir tarafında gelinliğe umutla bakan o kızı, diğer tarafta ise kefen niyetine vücuduna sarmalanmış gelinliği nefretle izleyen öbür kızı hapsetmişti.

Arabanın motor sesi kulaklarına dolduğunda ancak kendine gelebilmişti. Konağın avlusuna doğru adımladığında arkasına bakmamaya kararlıydı. Hissettiği hissizlik yükünü ikiye katlarken adımlarını hızlandırdı.

Evin kapısına geldiğinde önce başını içeri doğru uzatarak kalabalığı yoklamak istedi. Ancak tahmininin aksine ortalıklarda kimse görünmüyordu. Refleksle kolundaki saate bakarak hızlıca içeri girdi. Bu fırsatı kaçırmak istemediğinden olabildiğince hızlı bir şekilde odasına yöneldi.

Üzerindekilerden saniyeler içinde kurtulduğunda gözlerini kapatarak kendini yatağına bıraktı. Düşünmekten bile yorulduğu bir zaman diliminde olduğundan kendini uykuya verip bir süreliğine yaşantısını duraklatmak şu an için bulduğu en iyi çözümdü.

Ancak daha üzerinden bir dakika bile geçmeden sertçe açılan kapı yattığı yerde sıçramasına neden olmuştu.

Aynı saniye yerinde doğrulup şokla açılmış gözlerini kapıya dikti. Çatık kaşlarıyla kapıda bekleyen yeğenini gördüğünde ona eş olarak çattı kaşlarını Fadime de.

"İki saattir sana sesleniyorum arkandan!" diye söylenen Aleyna'yla derdini çözümlemişti. Kaşları yeniden havalanırken avluya girişinden odasına çıkışına kadar olan süreyi hatırına getirmeye çalıştı. Ancak Aleyna'nın sesini duymadığına emindi.

"Bana mı seslendin?" diye kısık sesle doğrulama ihtiyacı duydu onu.

Aleyna, Fadime'nin yüzüne dikkatle baktığında hemen bir şeyler olduğunu anlamıştı. Bu yüzden az önce sertçe açtığı kapıyı bu kez nazik bir şekilde oturttu yuvasına. Yatağın ucuna doğru ilerledi. "Sen iyi misin?"

"İyiyim," diye geçiştirdi Fadime gözlerini kaçırarak. "Yorgunum."

Yatağın köşesine oturup tek kaşını kaldırdı Aleyna. "Emin misin?"

Fadime bu kez gözlerini onun gözlerine dikti. Aklınca onu ikna etmeye çalışıyordu. "Eminim, alışveriş yordu işte. Uyursam geçer." diye kısa bir açıklama yaptı.

Yeniden kendini arkaya doğru yatağa attığında aynı saniye Aleyna üzerine eğilip onu kaldırdı. "Saçmalama." diye sayıkladı. "Ne uyuması bu saatte, benim başka planlarım var." Sinsice sırıttı. Fadime onu zorlayan elleri iterek tek gözü açık bir şekilde ters ters Aleyna'ya baktı. Yüzündeki ifade hiç hoşuna gitmediğinden derin bir nefes verdi. Onun ne yapmaya çalıştığının farkındaydı ama ayak uydurmaya bile mecali yoktu.

"Son bekar günlerini kafanı yastığa gömüp mü geçireceksin, kalk eğlenmeye gideceğiz!" Sonunda ağzındaki baklayı çıkardığında Aleyna'nın sesindeki heyecan neredeyse Fadime'yi güldürecekti. Ancak hiç o havada hissedemiyordu.

Doğrulup kendini yeğeninin ellerinden kurtardığında ona hevesle bakan gözlere baygın bakışlarla yanıt verdi. "Hiç halim yok."

Aleyna ona ters bir bakış attıktan sonra söylediğini duymazlıktan gelip Fadime'nin dolabına doğru yöneldi. "Bekarlığa veda edeceğiz. Şöyle güzel bir şeyler giyelim..." Kendi kendine konuşurken bir yandan da Fadime'nin kıyafetlerine yüzünü buruşturarak bakıyordu.

"Sen delirdin herhalde," Fadime arkasındaki yastığı ona fırlattı. "Babam var, abim var. Nasıl gideceğiz eğlenmeye?"

Aleyna ona imalı bir bakış atarak havada yakaladığı yastığı Fadime'ye geri attı. "Sen daha önce nasıl gittiysen öyle gideceğiz, halacığım." Gözleri kısılırken keyifle sırıttı. "Kaçacağız." Fadime'nin yüz ifadesinin değişmediğini gördüğünde gözlerini devirdi. "Merak etme anneme bir şeyler uyudururuz, idare eder."

"Of." Fadime sıkıntıyla bir nefes verse de ikna olmuş gibiydi. Belki de düğünün gerginliğini, denediğinde bile üzerinde büyük bir yük bırakan gelinliğim ağırlığını bu şekilde atabilirdi.

Aleyna son elbiseyi de dolaba geri astıktan sonra yüzünü buruşturarak kafasını iki yana salladı. "Anlaşıldı, seni de benim dolabımdan giydireceğiz."

Fadime az önceki baygın bakışlarını yeniden ona yönlendirdiğinde Aleyna göz devirdi. "Saçmalama istersen, partiye katılmıyoruz alt tarafı içmeye gideceğiz. Giyerim bir şeyler."

"Bir daha bana itiraz edersen," İşaret parmağını Fadime'ye doğru doğrulttu. Ancak bir süre kendisi de devamında ne söyleyeceğini bilemediğinden tehditi yarım kalmıştı. Aleyna'nın bu haline ikisi de aynı anda kahkaha attıklarında Aleyna kolundan tutup Fadime'yi ayağa kaldırdı. "Hadi bize geçelim kimse yokken."

Fadime içindeki huzursuzluğu gözardı ederek yeğeninin onu yönlendirmesine izin verdi. Konaktan çıkıp avluyu hızlıca aşarak küçük konağa girdiklerinde mutfakta Esme'ye kısa bir selam verip Aleyna'nın odasına yöneldiler.

Odaya girdiklerinde Fadime, çoktan yatağa serilmiş birkaç elbiseyi görünce Aleyna'nın en başından beri bunu planladığını anlamıştı. Gülmeden edemedi. "Kız sen çok istiyorsan ben seni her gün gezdiririm." diye alay etti ondan küçük olan yeğeniyle.

"Ben senden çok geziyorum yalnız, için geçmiş senin." diye alayına aynı şekilde alayla karşılık verdi Aleyna da.

Bu sefer göz devirme sırası Fadime'deyken, Aleyna çoktan aynanın önünde elbiselerini bir bir üzerine tutup karar vermeye başlamıştı. Elindeki lacivert elbiseyi yatağa geri bırakmadan önce alıcı gözüyle yeniden baktıktan sonra Fadime'nin üzerine doğru tuttu. "Bence bu sana süper olur." Halasını da ani bir hareketle aynanın önüne doğru çekerek elbiseye bakmasını sağladı.

Az önce kıyafet konusunda dediklerinden dolayı beğendiğini belli etmek istemese de Aleyna anlamıştı. "İstemem yan cebime koy sen de, git hadi giy şunu." İkisi de aynı anda gülerken Aleyna kendisine elbise bakmaya devam etti. Sonunda içine sinen kırmızı elbisesini üzerine tutarken etrafında bir tur döndü. Bu gece için oldukça heyecanlıydı.

"İçip sabaha kadar bayılmak istiyorum..." diye coşkuyla şarkının sözlerini mırıldanırken Fadime ona garip bir bakış attı. Ama onun bu haline en sonunda gülmeden edemedi. Aleyna onun yanına gidip yüzünü elleri arasına alarak sıkıştırdı.

"Müsadenle bu gece dağılmak istiyorum."

•••

Esme'yi güç bela Aleyna'nın okuldan arkadaşında kalacaklarına inandırdıktan sonra bölüm sonu canavarları olan Adil ve Ömer Koçari'yi de yengesinin ikna kabiliyetine bırakmışlardı. Bindikleri taksi merkeze doğru ilerlerken Fadime hala Ali'ye haber verip vermeme konusunda kararsızdı.

"Alık mısın Fadime ya? Ali'ye doğruyu söyleyelim de damlasın yanımıza değil mi?" diye kızgın bir şekilde söylendi. Ali gitmelerine engel olmazdı evet ama tek başlarına da hayatta yollamazdı.

İkizini savunma ihtiyacı duyan Fadime hemen lafa atladı. "Damlasın ne var? Hem o da evleniyor, onun da bekarlığa veda etmesi lazım."

Aleyna ciddi olup olmadığını sorgular gibi ona baktı. "Yok yok," dedi sıkıntıyla. "Sen gerçekten alıksın. Ali gelsin de koruma gibi tepemizde dikilsin, eğlenmemize hiç izin vermesin istiyorsun herhalde." Gözlerini devirip Fadime'nin omzunu tuttu. "Erkek almıyoruz aramıza." Sonra hülyalı bir ifadeyle sırıtarak cama çevirdi gözlerini. "Yani tanıdığımız erkekleri almıyoruz, tanımadıklarımız için söz veremem."

Fadime kafasını iki yana sallayarak güldü. Aleyna'nın bu hali gönül işleri hakkında ona oldukça büyük bir açık verse de bu konuyu daha sonra sormak üzere aklının bir kenarına yazdı.

"Geçen sefer gittiğim yere gitmeyelim." Aklına gelen Çağrı ve İsmail yüzünü buruşturmasına neden oldu.

"Merak etme," diye atıldı coşkuyla Aleyna. "seni bambaşka bir yere götüreceğim." İç çekti. "Saklı cennet."

Fadime tam onu sorgulayacakken çalan telefonuyla ağzını açamadan dilinin ucuna gelenleri yuttu. Cebinden çıkardığı telefonun ekranında gördüğü isim onu hafifçe şaşırtmıştı.

"Naz arıyor." diye söylendi ağzının içinde.

"Ne alaka ya?"

Fadime omzunu silkip kapanmak üzere olan telefonu son anda açtı.

"Alo, Naz?"

"Fadime, selam. Ne yapıyorsun?"

Pür dikkat onu izleyen Aleyna'ya kaçamak bir bakış attıktan sonra cevapladı. "Hiç, sen?"

"Evdeyim ben de, ya İso'ya ulaşamadım. Seninle mi hâlâ?"

İsmail'in adını duyduğunda bile içinde savaşan duyguların açığa çıkmasına engel olamıyordu. "Değil, oldu biraz biz ayrılalı."

Telefonun diğer ucundan 'hımm'ladığını duydu Naz'ın. "Peki," çekinir gibi devam etti. "Ali yanında mı?"

"Yok, ben dışardayım." dedi seri bir cevapla.

"Aaa," Naz'ın ses tonu düşüşe geçti. "Öyle mi? Rahatsız ettim kusura bakma."

"Yok," dedi kısık bir sesle. Boğazını temizlerken Aleyna'ya yeniden kaçamak bir bakış attı. "Naz, gelmek ister misin bizimle? Bekarlığımızın son günleri, biraz kafa dağıtırız."

Aleyna yanında kısık sesle ona söylenirken onu takmadan kafasını çevirdi. Naz'ın erkek dolu o evdeki yalnızlığını göz önünde bulundurup böyle bir şey teklif etmişti. Hem belki de en iyi olmasa da, Naz onu iyi anlayacak sayılı kişilerden birisiydi. Aynı batağın içinde nefes almaya çalışıyorlardı sonuçta.

"Bilmem ki, sizi rahatsız etmeyeyim?" diye çekinceli bir şekilde sordu yeniden.

"Saçmalama, çık gel hadi. Merkezde buluşuruz." Aniden aklına gelem şeyle sesini istemsizce hafifçe yükseltti. "Ama sakın kimseye bizden bahsetme, arkadaşımda kalacağım falan de. Bir şeyler uydurursun."

Naz telefonun diğer ucundan gülümsedi, bir şeyler uydurmak uzmanlık alanı olmuştu çocukluğundan beri. Furtuna Konağında büyümenin ona kattığı kötü özelliklerden birisiydi. "Tamamdır, hazırlanıp hemen çıkıyorum."

Telefonu kapattıklarında Aleyna'nın öfkeli bakışlarının esiri olmuştu. 'Ne var?' dercesine kafasını salladı.

"Başkasını davet ederken bana sormak aklıma geldi mi?" Aleyna Naz'ı Fadime kadar yakından tanımadığı için rahatsız hissetmişti.

"Başkası değil, iyi kızdır Naz. Merak etme." Diye onu telkin etti.

Aleyna halasının yüzüne ofladı ama cevap vermedi. Bu gece keyfini hiçbir şeyin bozmasına izin vermeyecekti.

•••

Arabasını şehrin biraz dışındaki tepeye sürdüğünde hava tamamen kararmıştı. Aşağıda uzanan manzarada ışıklar bulanık bir nehir gibi gözlerinin önünde akıyordu. Motoru kapattıktan sonra içeride yalnızca rüzgârın uğultusu ve arada sırada geçen arabaların sesi kalmıştı.

İsmail direksiyona yaslanıp gözlerini kapattı. Bugün yaşadığı her şey üst üste binmişti. Hale'nin sözleri,
Fadime'nin giydiği gelinlik bile omuzlarına yük olmuştu. Filmli camdan gördüğü kendi yüzünün yansıması kafasının içindeki yüzlerle birbirine karışıyordu.

Normalde öfkelendiğinde rahatlayan bir adamdı. Birilerine kızar, haklı olduğuna inanır, yoluna devam ederdi. Ama bu gece öyle olmuyordu, çünkü ilk defa kızacak kimseyi bulamıyordu. Kafasının içindeki susturamadığı sesler bu defa kendisine kızması gerektiğini açıkça söylüyordu.

Hale'ye kızmak istiyordu, sonra söylediklerini düşününce hak veriyordu. Bu zamana kadar yalnızca kendisine hak vermişti, bu gece ise kendisinden başka herkes haklı gibi geliyordu sanki.

Sanki bütün yollar dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyordu. Ve ilk defa o yolun sonunda kendisini göremiyordu. Başını koltuğa yasladı.

Fadime'nin bembeyaz gelinliğin içindeki görüntüsü aklına geldiğinde kirpiklerini düşürdü. Onun aynanın karşısında utangaç bir şekilde duruşu, gözlerinin içindeki beklenti...

Sonra da kendisinin nasıl kaçar gibi çıktığını, Fadime'yi yalnız başına bıraktığını düşündüğünde sıkıca gözlerini yumdu.

Aynı gün içinde iki kere yalnız başına bırakıp gitmişti onu.

İsmail yüzünü buruşturdu. Canını sıkmaya başlayan şey bunların yeni dank etmesiydi. Fadime ona hiçbir şey yapmamıştı. Hiçbir şey. Ama bütün öfkesini, bütün kırgınlığını, bütün başarısızlığını onun üzerine yıkıyordu.

Kolay yolu seçmişti, farkındaydı. Daha doğrusu yeni farkına varabilmişti. Üstelik ondan habersiz onu bir intikam simgesine çevirmesi de cabasıydı. Hissettiği suçluluk onu ezip geçtiğinde bu kadar düşünmenin kendisine iyi gelmediğini anladı.

İsmail kendisine bir küfür savurup yüzünü ovuşturdu.

Bir süre sonra telefonu eline aldı. Saat biraz geç olsa da umursamadı, Fadime'yi aramak istiyordu.

Rehberde onun ismini bulana kadar yavaşça oyalandı ekranda parmakları. Sonra vazgeçer gibi oldu, arayıp ne söyleyecekti ki?

Parmağını mesaj kutusuna doğru kaydırdı. Mesaj atmak başta daha mantıklı gelmişti ama bu sefer de ne yazacağını bilemiyordu.

Ne diyecekti, özür mü dileyecekti? Bir işe yarar mı, pek sanmıyordu. Yeterli olmayacaktı. Yine de aklındakilere ket vurup aniden arama tuşuna bastığında telefonu hızla kulağına yaklaştırdı. Her çalışta içine hem açmamasının gerginliği hem de rahatlığı yayılıyordu. Aklı, fikri gibi duyguları da savaş halindeydi.

Telefon açılmayıp telesekreterin sesi duyulduğunda hızla aramayı sonlandırarak bir süre daha öyle oturdu.

Sonunda ani bir hareketle kontağı çevirip arabayı yeniden çalıştırdı. Nereye gittiğini bilmeden sürmeye başladı arabayı.

Uzun bir sürenin ardından yol tanıdığı caddelere evrildiğinde direksiyonu tutan eli sıkılaştı. İçindeki his bunun kötü bir fikir olduğunu bağırsa da, her zamanki gibi onu dinlemedi.

•••

Mekân Aleyna'nın övdüğü kadar vardı. Şehrin merkezinde olmasına rağmen dışarıdan bakınca insanın dikkatini çekmeyecek kadar sade görünüyordu. Siyah camların arkasından sızan loş ışıklar ve kapıdaki görevlinin ciddi yüzü dışında içerisinin nasıl bir yer olduğuna dair hiçbir ipucu vermiyordu.

İçeri girdikleri anda ise bambaşka bir dünyaya adım atmış gibi hissetti Fadime. Çalan müziğin yüksekliği bile oldukça idealdi. İçerisi doluydu ama omuz omuza yürünecek kadar da kalabalık değildi.

Loş ışıkların altında dağılmış masalar, barın arkasında sıralanan şişeler, tavandan sarkan sarı ışıklar ve ara ara yükselen kahkahalar...

İnsan kendini rahatsız hissetmiyordu burada. Tam tersine, dışarıdaki dünyayı birkaç saatliğine unutabilecekmiş gibi hissediyordu.

Aleyna daha ilk on dakikada bu mekânı kendisine ait ilan etmişti zaten. Sandalyesine yayılmış otururken önüne gelen kokteylin ilk yudumunu aldıktan sonra hissettiği mutlulukla gözlerini kapattı.

Fadime ve Naz onun bu çocuksu haline gülmeden edemediler. Aleyna onları takmadan sandalyesinde müziğe eşlik etmeye başladı.

Dakikalar geçtikçe üzerlerindeki ağırlık biraz daha hafifliyordu. Naz'ın baştaki uyumsuz gerginliği yerini alışkanlığa bıraktığında grubun anneliğini de üstlenmişti. Aleyna ve Fadime kadar hızlı ilerlemiyordu bu gece, birisinin gruba sahip çıkması gerekiyordu.

Fadime ise yeni doldurulmuş bardağının yarısını kafasına dikerken gün boyu omuzlarında taşıdığı bütün düşünceler yavaş yavaş çözülüyordu.

Bir noktadan sonra Aleyna'nın oturduğu yerde durması imkânsız hale gelmişti. Derdini saklamak için mi kendini deliliğe vuruyordu, yoksa her zamanki Aleyna'lığı mıydı, bu gece ayırt edemiyordu Fadime. Müziğin ritmi değiştiğinde ayağa fırladı.
"Ben kaçar."

Kolundan tutup durdurmaya çalıştı yeğenini. Ondan küçük olması, sarhoşken bile ablalık içgüdülerini kaybettiremiyordu. "Nereye?"

"Dans etmeye." Dedi harfleri uzatarak. Olduğu yerde kumral saçlarını sağa sola savurmaya başlamıştı bile.

"Tek başına mı?" diye sorarken Aleyna onu umursamadı bile. Kolunu kurtardığı gibi piste hızlı bir giriş yaptı.

Kalabalığın arasına karışırken kırmızı elbisesi loş ışıkların arasında kayboldu. Fadime bir süre onu izledi. Sonra başını iki yana sallayarak gülümsedi. Her an kendisi de o piste dalabilirdi.

"Düşmese bari." Naz'ın sesiyle ona döndü.

"Düşmez o merak etme." diyerek gülümsedi. Aleyna'nın tavırlarının hepsinin alkolün etkisinden olmadığını biliyordu. Onu bu hale getirenin ne olduğunu hala bilmese de bir şeyler olduğundan emindi.

Tam o sırada pistten yükselen tanıdık kahkahayla ikisi de aynı anda o tarafa döndü.

Aleyna tanımadığı bir adamla dans ediyordu. Daha doğrusu dans etmeye çalışıyordu. Yaptığı hareketlerin karşısındaki adama uyum sağlaması için herhangi bir çabası yoktu.

Yakın sayılabilecek şekilde dans etselerde Aleyna'nın karşısındaki esmer adamın ona dokunmamaya çalışması Fadime'nin de Naz'ın da gözünden kaçmamıştı. Birbirlerine gülerlerken ikisinin de eğlendiği çok belliydi.

Naz başını masaya yasladı. "Allah'ım..."

Fadime kahkahasını tutamadı. "Baksana şuna, ne kadar mutlu."

"Ben hiç mutlu değilim." Dedi Naz alayla, Fadime'ye eşlik edip gülerek.

Fadime bardağını eline alıp Naz'ın gözünün önünde salladı. "Mutlu olmak istiyorsan," deyip yarım kalan bardağını da kafasına diktikten sonra boş bardağı yeniden ona doğru tuttu. "Dikiyorsun bunu kafana, keyfine bakıyorsun."

Naz gülümsedi ama bir şey demedi bardağından bir yudum almadan önce Fadime'yi taklit ederek havaya kaldırıp onun bardağına hafifçe vurdu. Yine de onlar kadar hızlı gitmeye niyeti yoktu.

Bir süre sonra Fadime de masadan kalktı. Kokteyl kesmeyince yeni bir içki almak için bara yönelirken başındaki hafif dönmeyi hissedebiliyordu artık.

Sarhoş değildi. Ama düşünceleri normalden daha yavaştı. Barın önüne geldiğinde sipariş vermek için barmenin gelmesini beklemeye başladı.

Tam o sırada yanındaki sandalyede bir hareketlilik olduğunda istemsizce kafasını çevirip göz ucuyla baktı. Kendisinden büyük olduğu ilk bakışta anlaşılan, kumral tenli, yapılı adamdı. İstemsizce onu her zerresini bildiği İsmail'le kıyaslarken buldu kendini. Halbuki bu gece hem ona veda edebilmeyi hem de hem de merhaba diyebilmeyi kabullenmek için gelmişti. Yakında evleneceği adamın onu sevmesine dair son umudunu da bugün onu ikinci kere ardında bıraktığında yitirmişti.

Aklındaki düşüncelere eş zamanlı karşısındaki kumral adamı süzerken aynı saniye adam da ona dönüp gülümsediğinde Fadime, yakalanmanın verdiği mahcubiyetle önüne dönmeden önce gülümsedi.

"Arkadaşınız baya enerjikmiş."

Fadime refleksle yeniden başını çevirdiğinde adamı Aleyna'ya ve hala dans ettiği çocuğa bakarken gördü.
Bakışlarında rahatsız eden bir şey yoktu ancak Fadime kaşlarını kaldırıp sorgulayıcı bir bakış attı. Arkadaşı olduğunu nereden anlamıştı?

Kumral adam yeniden Fadime'ye baktığında gözlerindeki ifade onu biraz daha gülümseterek gamzelerini ortaya çıkardı. "Sizi aynı masada görmüştüm, yanında dans ettiği kişi de benim arkadaşım."

"Öyle mi?" Fadime'nin içindeki şüphe aniden silindiğinde rahat bir nefes verip gülümsedi.

O sırada gelen garsona Fadime siparişini verirken yanındaki adam da aynısından istedi.

"İsminizi öğrenebilir miyim?" Geniş gülümsemesi insana sebepsiz bir güven veriyordu.

"Fadime. Sizin?"

"Yiğit ben de," elini ona doğru uzattı. "Çok memnun oldum."

Fadime Yiğit'in uzattığı eline karşılık verdi. "Ben de." Teninden yayılan sıcaklık kanındaki alkolle birleşmiş gibiydi.

Birkaç saniye içerisinde ateşe dokunmuşçasına çekti elini Fadime. Kumral çocuk bozuntuya vermeden gülümsedi.

Yaklaşık on dakika sonra siparişlerini tazelerlerken ikili kendilerini derin bir sohbetin içinde bulmuştu. Öyle ki önce ayrı masalardan gelip aldıkları içkileri birlikte bitirmiş, bir yenisine birlikte geçmişlerdi.

Bahsettikleri hiçbir şey önemli değildi aslında ama önemli olmaması güzeldi. Karşısındaki adam hayatı hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Buraya yalnızca eğlenmeye gelen iki kişi olarak sohbet ediyorlardı. Fadime'nin hayatındaki problemlerden, hatta direkt komple problemin kendisi olan hayatından kaçtığından karşısındaki adamın haberi yoktu. Sadece sohbet ediyorlardı. Ve Fadime farkında olmadan rahatlıyordu. Bu rahatlama iyice fazlalaşan alkolün etkisi mi yoksa karşısındaki kumral adamın etkisi mi emin değildi.

Bir süre sonra yeni içkisini alıp oturduğu yerden ayaklandı. Naz'ın yanına dönerken Yiğit de onunla birlikte geldi. Birkaç metre ileride oturan arkadaş grubunun yanına dönüyordu.

O sırada Aleyna da dans pistinden çıkıp soluğu masada aldı. Yanakları kızarmış saçları hafifçe dağılmıştı. Ama oldukça mutlu gözüküyordu. Masadaki çantasına uzanıp kırmızı elbisesinin ucundaki lekeyi silmek için ıslak mendil aramaya koyuldu.

O sırada masalarına yaklaşan esmer çocuk elinde tuttuğu tepsiyle üzerindeki içecekleri Aleyna'nın önüne bıraktı. "Tekrar özür dilerim." Dedi mahcupça elbisesine bakarak. Pistte koluna çarpmasıyla üzerine dökülen içki, danslarına ara vermelerine sebep olmuştu. Bu yüzden çocuk kendisini affettirmek amacıyla bardan kızların her birine birer içki alıp gelmişti.

Aleyna önüne koyulan bardaklara bir bakış atıp kendinden epeyce uzun olan esmer oğlana başını kaldırıp baktı. "Önemli değil." diye gülümsedi. Tamamen sarhoş olmasının verdiği cesaret ve şımarıklığa dayanarak sözlerine devam etti. "Yakışıklı olduğun için affettim."

Kızlar birbirine şaşkınlıkla bakarken, Aleyna'ya bakan çocuk da beklemediği bu sözlerle hafifçe utanmıştı. Masada birkaç saniyelik sessizlik oldu. Sonra herkes aynı anda gülmeye başladı. Onların kahkahalarının sebebini merak eden Yiğit ve diğer arkadaşı da usul usul masaya yaklaştılar.

Henüz tanışan altılının arasındaki buzlar o kadar hızlı erimişti ki yarım saat sonra iki grup aynı masada oturuyor, şarkılara eşlik ediyorlardı. Naz ilk başta mesafeli dursa da grubun içindeki kendisi gibi arkadaşlarını toparlama görevini edinmiş çocukla muhabbete dalmıştı. Beyaz tenini boyayan koyu renk sakalları ve uzun boyu aklına getirmek istemediği bir kişiyi anımsattığında geldiklerinden beri ilk defa bardağını kafasına dikti.

Çocuk da tıpkı onun gibi arkadaşlarını kollamaktan yorulmuş görünüyordu. Bu yüzden Naz'ı taklit ederek o da elindeki bardağı fondiplediğinde birbirlerine güldüler.

Herkesin kendi yanındakiyle ettiği sohbetin odağı telefonunu masanın ortasında sallayan Aleyna'yla birlikte ona kaymıştı. "Fotoğraf çekilelim." Her kelimesinin ardından gülümsüyordu. Kimsenin bir şey demesine izin vermeden kamerasını açıp masaya arkasını dönerek herkesi kadraja almaya çalıştı.

Ama hemen sonra bir anda dudaklarını büzerek telefonu indirip, az önce gülümseyerek konuştuğu Buğra'ya baktı. "Senin boyun çok uzun, yüzün gözükmüyor." Sanki çok kötü bir haber veriyormuşçasına ağlamaklı çıkan sesi Buğra'yı güldürdü. Elindeki telefonu nazikçe alarak boy avantajından yararlanıp herkesi kadraja alabildiğinde Aleyna çok önemli bir şey başarmışlar gibi kahkaha attı. Birkaç tane kimsenin kıpırdamadığı pozun ardından Aleyna bir anda esmer çocuğun boynuna sarıldı.

"Biraz samimi olun ya," diye söylendi arkasındakilere. "Bu ne böyle sanki beş dakika önce tanıştık."

"Aslında," diye atıldı arkadan Yiğit alayla. "Tam olarak öyle oldu."

Mekana girdiğinden beri ilk kez suratını asan Aleyna ciddi bir şekilde Yiğit'e döndü. "Yalan söyleme," kaşlarını çattı. "Beş dakika değil, yarım saat önce tanıştık bir kere!" diye çıkışının ardından hepsi birlikte bir kahkaha daha patlattı. Sözlerinden çok, ciddiyeti hepsini güldürmüştü.

Bir selfie çekmek amacıyla ortaya çıkan telefon dakikalar içinde ortamı katalog çekimine çevirirken herkes oldukça eğleniyordu.

Özellikle de Fadime ve Naz hayatlarının en karmaşık döneminde olmalarına rağmen birkaç saatliğine her şeyi unutabilmişlerdi.

•••

Konağın yokuşuna girdiğinde kendi yaptığı şeye kendisi bile anlam veremiyordu İsmail. Ne işi vardı burada? Neden gelmişti ki?

Gecenin bu saatinde ne düşünerek gelebilmişti hem? Sanki içeri girip de Fadime'yi görebilecekti.

İsmail arabayı konağın gerisinde durdurduğunda direksiyonu sıkıca kavradı. Bir süre orada bekledi ama geri de dönmedi.

Kontağı kapattıktan sonra yürüyerek konağa yaklaştı.

Temkinli adımlarla demir kapının yanındaki kısa duvarın üstünden etrafı kontrol etti. Kimsenin olmadığından emin olduğunda duvarın üzerinden atlayıp avluya geçti.

Konağa yaklaştıkça içindeki sıkıntı yüzünden nefes almakta zorlanıyordu. Bahçedeki lambalar yanıyordu ama üst kattaki pencerelerin çoğu karanlıktı.

Konağın arka tarafına seri adımlarla ilerleyip Fadime'nin odasının penceresinin altında durdu.

Işığı yanmıyordu, perdenin yarısı kapalıydı. Bir süre öylece seyretti penceresini. Son birkaç saattir yaptığı hiçbir şeyi düşünerek yapmıyordu. Cebindeki telefona uzandı önce, ama açmadığını hatırlayınca vazgeçip geri cebine koydu.

Yine düşünülmemiş bir eylemle eğilip yerden küçük bir taş aldı. Taşı elinde birkaç saniye çevirdikten sonra Fadime'nin camına attı. Yaptığı şey çocukça geliyordu. Ama yine de gocunmuyordu.

Taş pencereye çarpıp düştükten sonra bir süre sessizce bekledi. Ancak bir hareketlilik yoktu. Eline aldığı diğer taşı yeniden pencereye attı.

Saniyeler İsmail'e bir asır gibi gelirken yine bir yanıt olmayınca kaşlarını çattı. Ne bir ışık yanmıştı ne de perde aralanmıştı.

Bir süre daha bekledi. Belki de uykusu minik taşların sesini duymayacak kadar ağırdı. Yerden az öncekilere nazaran daha büyük bir taş aldığında daha kuvvetli bir şekilde cama çarptı. Çıkan tok sesin yeterince güçlü olduğuna kanaat getirdi ama yine bir karşılığı yoktu.

Böylece son ihtimal aklında dolanıp dururken rahatsızca kıpırdandı. Evde değil miydi? İsmail'in kaşları daha da çatıldı.

Saat gece yarısına yaklaşmıştı. Nereye gitmiş olabilirdi ki? İlk düşüncesi öfkelenmek oldu ama belki de aynı bahçede yaşayan abisinin evindeydi. Pencerenin karşı köşesindeki ağacın yanına yaklaşarak sırtını ona yaslayıp dibine oturdu. Niye beklediğini bilmiyordu ama içinde garip, rahatsız edici bir his dolanıyordu.

Tarif edemediği bir huzursuzluk yakalarını sıkıca tutmuş, bırakmıyordu. İlk defa onu gerçekten merak etmişti. Ve bu durum hiç hoşuna gitmemişti. Normal bir insanın yapacağı şey dönüp gitmekti. Daha doğrusu kendisinin durumunda olan bir insanın yapacağı, yapması gereken şey buydu.

İsmail bunu yapmadı. Oturduğu yerden kalkıp gitme düşüncesi, burda oturup beklemesinden daha kötü hissettiriyordu.

Neden beklediğini içten içe defalarca kendine sorsa da bir cevap bulamadı.

Aradan dakikalar geçtiğinde rüzgâr soğuk esmeye başlamıştı. Ateş böceklerinin sesi garip bir huzurla kulağına doluyordu. Başını geriye yaslayıp Fadime'nin penceresine baktı.

Ve ilk defa onu düşünmeye başladı. Kendisinden bağımsız, ailesinden bağımsız, Hale'yle kıyaslamadan yalnızca onu, Fadime'yi düşündü.

Sahi o da sevdiği birinin olduğunu söylemişti. Hem de yıllardır. Aklına gelen sözler boğazını sıkıca kavramış gibiydi. İsmail istemsizce güldü, acı bir gülüştü bu. Kendisi de aynı durumda olmasına rağmen Fadime'nin başkasını sevmesine neden bu kadar kafayı takmıştı, niye kendisinden etkilenmesi için uğraşmıştı ki?

İsmail gözlerini kapattı. Hale'nin sözleri aklına geldiğinde canının neden bu kadar yandığını düşündü.

Çünkü hepsi doğruydu. Ve doğru şeyler insanı yalanlardan daha fazla yaralıyordu.

Dakikalar birbirini kovalayıp, bir saati tamamladığında İsmail hâlâ aynı yerde oturuyordu. Sırtını ağacın gövdesine yaslamıştı. Kollarını dizlerinin üzerine koymuş, karşıdaki konağın karanlık pencerelerine bakıyordu.

Neden hâlâ burda oturuyor, boş odanın karanlık penceresini izliyordu bilmiyordu. Başta yalnızca özür dilemek istemişti. Gelirken niyeti buydu. Ama şimdi burda bu şekilde kapısının önünde beklerken niyetinin ne olduğunu kendisi de bilmiyordu, ya da bilmek istemiyordu.

Derin bir nefes verdi. Başını kaldırıp karanlık gökyüzüne baktı. Hayatında ilk defa bu kadar yorulduğunu hissediyordu.

Aynı sessizlikte oturduğu birkaç dakika daha biterken duyduğu tıkırtılarla kafasını o yöne çevirdi. Gelen kişinin içten içe Fadime olmasını istiyordu ama eve gelirse konağın arkasına gelmeyeceğinin de gayet farkındaydı. Bu yüzden ayaklanıp hafifçe ağacın arkasına geçerken gördüğü kişi yüzünün kasılmasına sebep oldu.

Ali.

Saklanamadan kendisini farkeden Ali de ona gergin bir şekilde bakarken birkaç saniye konuşmadı.

Ali'nin yüzünde şaşkınlıktan farklı bir ifade vardı. Sanki beklemiyor gibi değil de, aradığını bulmuş gibiydi.

İsmail ise onu burada görmeyi beklemiyordu. Bakışları kısa süreliğine birbirine kilitlendi. Belki birkaç saat önce olsa bu bakışmanın sonu kavga olurdu. İkisi de bunu biliyordu. Ama bu gece ikisinin de kavga edecek hâli yoktu.

Ali sonunda kendine gelerek kaşlarını çattı. "Ne işin var lan senin burada?"

İsmail başını önüne çevirip yeniden ağacın dibine oturdu. "Oturuyorum." dedi umursamaz bir şekilde. Hiç tedirgin değildi, Ali kıyameti koparsa hakkı olabilirdi. Gecenin bir saati kardeşinin penceresine dayanmıştı ama yine de umrunda değildi.

"Onu ben de görüyorum." dedi birkaç adımla ona yaklaşarak. "Görüyorum da, niye burada oturuyorsun?" Sesi hesap sorar gibiydi.

İsmail cevap vermemeyi tercih ettiğinde yeniden sessizlik oldu. Ali bakışlarını konağa çevirdi. Sonra tekrar İsmail'e baktı.

İsmail'in neden burada oturduğunu anlamıştı. Anlayınca da yüzündeki ifade değişti. Erkek kardeş olmanın verdiği sahiplenici hisler kasılmasına sebep olmuştu. "Fadime'yi mi bekliyorsun?" dedi dişlerinin arasından.

İsmail cevap vermedi. Ama bu sessizlik anlamasına yeterliydi zaten. Ali birkaç saniye ona baktıktan sonra gergin ifadesini bozarak sırıtmaya başladı. İsmail tek kaşını kaldırıp niye bir anda gülmeye başladığını anlamaya çalışırken Ali keyifle onun yanına biraz daha yaklaştı. "Boşuna bekleme, Fadime bu gece gelmeyecek."

İsmail'in kaşları anında çatıldı. "Ne demek gelmeyecek? Benim haberim yok."

"Sana ne lan? Hesap mı verecekti bir de kardeşim sana?" Diye çıkıştı. Sözlerinin aksine sesi sinirli değil, alay doluydu.

İsmail bakışlarını göğe kaldırıp sabır çekti. "Nişanlısıyım ya hani?" Diye söylendi.

Ali birkaç saniye ona tiksinti dolu bir ifadeyle baktıktan sonra şaşırtıcı bir şey yaptı. Hiçbir şey demeden derin bir nefes alarak İsmail'in yanına oturdu.

İsmail kaşlarını hafifçe kaldırdı. "Ne yapıyorsun?"

Ali omzunu silkerek yanıtladı. "Ben de oturuyorum."

İsmail istemsizce burnundan nefes verdi. Belki de uzun zaman sonra ilk kez ona gülmeye yaklaşmıştı. Hemen ardından sessizlik yeniden aralarına yerleşti. Ama bu kez rahatsız edici değildi.

İkisi de gözlerini konağa dikmişti. Ali başını hafifçe geriye yasladı. Aklına gelen an neredeyse onu güldürecekti. "Hatırlıyor musun?" diye ortadan giriş yaptı.

İsmail başını ona çevirdi ama Ali hala karşıya bakıyordu. "Neyi?"

"Lise birdeyken amcanın arabasını kaçırmıştık."

İsmail'in yüzü istemsizce değişti. Ama hatırına dolanan anı konuşmasına sebep oldu. "Direğe girmiştin."

"Kaza yaptığımız yerde aynı böyle kaldırıma oturmuştuk, ecelimizi bekler gibi amcanı bekliyorduk." Ali buruk bir şekilde gülümsedi. Düşman ailenin dost çocuklarını Şerif Furtuna bile kabullenmiş, bu olayda ne ikisini birbirinden ayırmış ne de Ali'nin babasına tek laf etmişti.

"Yalnız kazayı ben yapmadım." Diye alayla cevapladı İsmail. "Tamamen senin yıllardır değişmeyen kötü sürücülüğünden dolayı."

Ali hemen ona dönüp inanamaz bir ifadeyle ona baktı.

"Son anda 'burdan dönmen lazım' demeseydin. Tamamen senin yıllardır değişmeyen salaklığından kaynaklı bir kazaydı."

İsmail sinirlenmek yerine güldüğünde Ali'yle birlikte kendisi de şaşırmıştı.

Bir süre sonra başka şeylerden de bahsetmeye başladılar. Yıllar sonra oturup konuştukları ilk an buydu. İkisine de hem çok uzak hem de çok yakın geliyordu. Her şey çok değişmişti ama hiçbir şey değişmemiş gibi hissettikleri tek an buydu.

Arada uzun sessizlikler oluyordu. Sonra biri bir şey hatırlıyor ve konuşma yeniden başlıyordu.

Saatlerdir ilk kez ikisinin de gerginliği biraz hafiflemiş gibiydi. İnsanın en büyük düşmanı aynı zamanda bir zamanlar en yakın dostu olduğunda böyle oluyordu demek ki.

"Hadi git artık evine, birisi görmesin."

İsmail alayla güldü. "Bence de birisi seninle oturduğumu görmemeli." diye Ali'nin lafını tersten tuttuğunda Ali, "La havle..." çekerek güldü.

İkisi de aynı anda ayaklanıp sessizce konağın ön tarafına geldiklerinde Ali boğazını temizleyerek İsmail'in ona bakmasını sağladı.

"Fadime'ye geldiğini söyleyeyim mi?"

İsmail birkaç saniye boş bakışlarla düşündü, ne cevap verse pişman olacakmış gibi hissediyordu. Kelimeleri kafasında toparlayamadan konağın önünde duran arabanın gürültülü sesi ikisinin de ilgisinin oraya kaymasını sağlamıştı.

Yolun ucunda durmuş olan taksi ikisinin de aynı anda kaşlarının çatılmasına sebep oldu. Farların ışığı sokağı aydınlatırken taksinin kapıları açıldı.

Önce Aleyna indi. Daha doğrusu inmeye çalışmıştı. Ayağı kaldırıma takıldığında son anda kapıyı tutarak düşmekten kurtuldu. Arkasından yükselen tasasız kahkahası konağın dışında yankılandığında Ali, "Lan!" diye mırıldanarak yeğenine ilerlemeye başladı.

Aleyna'nın ardından inen Naz, bir eliyle onu tutuyor diğer eliyle çantasını çıkarmaya çalışıyordu. Nişanlısını ve yeğenini bu şekilde gören Ali'nın adımları olduğu yere mıhlanırken kaşları daha da fazla çatıldı. İsmail de onlara ilerlerken bu saatte nereden geldiklerini tahmin etmeye çalışıyordu.

Diğer kapıdan en son Fadime indiğinde İsmail'in kalbi istemsizce sıkıştı. Fadime'nin gülen yüzü onu şaşırtmıştı.

Aleyna giden taksinin ardından el sallarken Naz onun elini indirmeye çalışıyor, Fadime ise şapşal bir ifadeyle kıkır kıkır gülüyordu.

Ali'yle anı hizaya gelen İsmail ona bir bakış attı. Ali de ona bakarken gözleriyle anlaşmışlar gibi aynı anda harekete geçtiler. Kızlar kendi kendilerine gülüştükçe ikilinin adımları hızlanıyordu.

Karşılarından gelen öfkeli iki adamı ilk fark eden Naz oldu. Nişanlısını ve kuzenini üzerine doğru yürürken gördüğünde gülen yüzü yavaş yavaş solarken midesinde bir kramp hissetti. "Ali?" diye mırıldandı kendi kendine. Buraya gelirken bu halde onunla karşılaşacağını aklının ucundan bile geçirmemişti.

İki tarafında duran, kendisinden iki kat fazla sarhoş kızları sertçe dürttü. "Kızlar şu gelenlere baksanıza, inşallah ben hayal görüyorumdur."

Aleyna ve Fadime aynı anda karşıya baktıklarında birbirlerinin tam tersi tepkiler verdiler. Fadime bir adım gerilerken, Aleyna ellerini birbirine çırpıp ufak bir çığlık attı. Aralarındaki mesafe zaten oldukça azken koşarak gidip Ali'nin boynuna atladı. "Amcaların en yakışıklısı ya!" diye mutlulukla haykırdı. Ali'nin burnuna gelen koku, kızların bu hali daha fazla öfkelenmesine sebep olmuştu. Kısılmış gözleri önce Fadime'nin üzerinde dolaştı, daha sonra Naz'a döndüğünde gözlerini ondan çekmeden dişlerinin arasından konuştu. "Nedir bu haliniz?"

Aleyna'yı boynundan uzaklaştırdı ama tutmayı bırakmadı, kendi başına ayakta durabileceğinden şüphe duyuyordu. Kızlara doğru birkaç adım daha atarak aralarındaki mesafeyi tamamen yok ettiğinde, İsmail'in de delici bakışları Fadime ve Naz arasında mekik dokuyordu. En sonunda Fadime'nin hafifçe pembeleşmiş yüzünde takılı kaldığında, aklında canlanan yakın geçmiş içinin alev alev yanmasına sebep oldu.

Her iki taraf için de oldukça gerici olan bu sessizlik Fadime'nin boğazını temizlemesiyle son buldu. Ali hala Aleyna'yı tutarken Naz'ın üzerindeki bakışlarını ikizine yöneltti. İsmail ise gözlerini onun üzerinden hiç çekmemişti.

"Biz biraz eğlenmeye çıkmıştık da..." Baş parmağıyla işaret parmağını 'biraz' anlamında onlara doğrulttu. İsmail gözlerini havaya dikerek sesli bir şekilde sabır çekti. Ali de tam söylenmek için ağzını açmıştı ki kolundaki Aleyna araya girdi.

"Aliii..." diye mızmızlandı. "Kızma."

Ali sıkıntıyla derin bir nefes verdi. "Kızmayayım mı?" dedi yumuşak bir sesle.

"Kızma." Dudaklarını büzmüş bir kızlara bir de Ali'ye bakıyordu. Sonra eliyle İsmail'i işaret etti. Şikayet eden küçük bir çocuk edasıyla kaşlarını çattı. "O da kızmasın."

Fadime ve Naz, Aleyna kadar sarhoş olmadıklarından durumun ciddiyetinin biraz daha farkındalardı. Özellikle Naz Ali'nin gözlerine bakamıyordu. Onların bu halini Ali de İsmail de fark etmişti.

Ali'nin yüzündeki ifade ikizine bakarken saniyeler içinde değişmişti. Öfkelenmişti, evet. Ama öfkesinden daha baskın olan şey endişeydi. Karşısında duran üç kadının da hali birbirinden beterdi, yalnız ve sarhoş olmuş bir şekilde buraya sağ salim gelmeleri bile mucizeydi.

Ali hayatı boyunca Fadime'yi ağlarken, susarken, sinirlenirken, kavga ederken, her şekilde görmüştü. Ama ilk defa bu kadar dağılmış halde görüyordu.

İsmail de aynı şeyi fark etmişti. Bugün boyunca Fadime'nin yüzünde gördüğü her ifade yorgunluk ve kırgınlıktan ibaret olmuştu. Şimdi ise yanakları kızarmış, saçları terden ve rüzgârdan dağılmış halde, suçlu bir çocuk gibi önüne bakıyordu.

Bir anlığına Ali de İsmail de onlara neden kızmaları gerektiğini unutmuştu.

Sessizlik ortamı yeniden ele geçirdiğinde Fadime tökezleyerek konağın girişine ilerlemeye çalıştı. Dümdüz yolda ayağı boşluğa düşer gibi olduğunda İsmail hızlı davranarak onu tuttu, hafifçe eğilmiş olduğundan burun buruna bir pozisyonda birkaç saniye birbirlerine baktılar. Ali'nin öksürüğü İsmail'i kendisine getirdiğinde Fadime'nin belinden tutarak kendisine yasladı.

"Bu halde konağa girmeyi düşünmüyorsunuz herhalde, Ömer Koçari hepinizi sıradan geçirir." Sonra Naz'a dönüp öfkeli bakışlarını ona yolladı. "Şerif Furtuna da seni böyle görürse kıyamet kopar."

Naz tam ağzını aralamışken Aleyna, "Ooo!" diye bir nida etti. "Kıyamet gelsin de bir kopalım yaa..." Aleyna'nın tamamen güzel olan kafası ve yaptıkları Naz ve Fadime'nin birbirlerine bakmalarını sağladı. Tedirginlikle başlayan bakışma kanlarında hâlâ dolanan alkolün etkisiyle kahkahalarla bitmişti. Ali bir adımla Naz'la arasındaki mesafeyi kapatıp onu susturmaya çalışırken, İsmail de Fadime'nin ağzını kapatmaya çalışıyordu.

Kızlarla başı belada olan iki genç birbirlerine baktıklarında ikisinin de aklından aynı şey geçiyordu. "Yürü götürelim kızları burdan." İsmail hızlıca kafasını sallayıp onaylarken çoktan Fadime'yi de kendisiyle birlikte arabasına yönlendirmişti. Nasılsa kızların hepsi bir bahaneyle bu gece evde olmayacaklarını ailelerine haber vermişlerdi.

Aleyna da kızların gülmesine büyük bir coşkuyla katıldığında bir yandan kahkaha atıyor, bir yandan da aralarına girdiği Naz ve Ali'nin koluna asılıp yürümeye çalışıyordu. Fadime ise yürürken birkaç kez aynı taşı iki defa fark etmiş gibi duraksıyor, kendisiyle birlikte İsmail'i de durduruyordu.

Yokuşun dibinde duran arabanın yanına vardıklarında Ali derin bir nefes verdi. "Nereye götüreceğiz?"

"Bizim yayla evi boş, oraya gidelim." Sonra aklına gelen şeyle arabanın kilidi açarken konuştu. "Ama bir şey yoktur orada şimdi, giderken bir şeyler alırız. Kahve falan..." Kızların haline bakarak gözlerini devirdi.

Ali ise İsmail'in fikrine burun kıvırsa da kabul etmekten başka çaresi olmadığını da biliyordu. Bu yüzden başıyla onaylayıp kollarındaki iki kızı arabaya oturttu. İsmail de aynı şekilde Fadime'yi onların yanına, arka koltuğa yerleştirdikten sonra Ali'yle birbirlerine son kez bir bakış atıp sıkıntıyla ön tarafa geçtiler.

•••

Yarım saat sonra beşi de yayla evinin büyük salonunda dağılmış haldeydi. Kuzine yanmadığından içerisi hafifçe soğuktu. Gece iyice serinlemişti.

Dışarıdaki rüzgar sesi pencerelerden evin içine sızıyordu. İsmail kilerden hazır kesilmiş odunların olduğu çuvalı getirmeye giderken Ali de kızları yan yana oturtmuş kuzine yanana kadar üşümesinler diye üzerlerine bir battaniye örtüyordu.

Ali İsmail'e yardıma gittiğinde Aleyna, cebinden binbir uğraşla çıkardığı telefonunun ekranına baktı. Kilit ekranındaki fotoğrafı kendi eseri gibi sahiplenerek büyük bir mutlulukla iki yanında kendisi gibi battaniyeye sokulmuş kızların yüzüne tuttu. "Bakın," dedi hevesle. "Çok güzel çıkmışız." Sonra ekranı yeniden kendisine çevirerek hülyalı bir şekilde boynuna sarılmış olduğu Buğra'ya baktı. Ekranında olduğundan fotoğrafı büyütemediği için kilidini açıp galeriye girerek diğer fotoğraflara da bakmaya başladı. Buğra'yla tek çekildiği bir fotoğrafa sıra geldiğinde, esmer çocuğu zoomlayarak yüzünü buruşturdu. "Ben sarışın seviyordum yaa..."

Toplu fotoğrafları geri açarken yeniden kızların yüzüne tuttu telefonu. Masanın üzerine oturmuş Fadime'nin olduğu fotoğraf Aleyna ve Naz'ı aynı anda kahkahaya boğarken Ali'nin odaya girmesi yalnızca Naz'ı susturmuştu. Fadime ise hâlâ gülen Aleyna'yı susturmak amacıyla elini onun yüzüne koyuyor ama bir türlü ağzının yerini bulamıyordu.

Ali onların iki dakika içerisinde yeniden cıvımasına kaşlarını çatarak baktı. Zaten öfkeliydi, bu kızlar ayılmazsa iyice kafayı yiyecekti. Onun peşinden salona giren İsmail de kızlara aynı yüz ifadesiyle baktı. "Neye gülüyorlar yine?" dedi Naz'ın saklamaya çalıştığı telefona bakarak.

Ali omzunu silktiğinde Aleyna ağzını kapatmak yerine gözlerini kapatan Fadime'nin ellerini kendisinden uzaklaştı. Eliyle onları hevesle yanlarına çağırdı. "Gelin gelin, siz de bakın."

Naz şokla Aleyna'ya kaş göz yaparken Fadime de battaniyenin içinden onu cimcikliyordu. Aleyna ufak bir çığlık attıktan sonra yeniden gülmeye başladı.

Ali tek kaşı havada onlara doğru birkaç adım attı. "Neye bakalım?" Diğer ikisinin cevaplamayacağını anladığından doğrudan Aleyna'ya soruyordu. Ancak onun konuşmasına izin vermeyen Naz hemen atladı. "Hiç..."

İsmail Ali'den daha sabırsız davranarak Naz'ın elinde saklamaya çalıştığı telefonu bir çırpıda ele geçirdi. Onun ani hareketiyle ayaklanan Naz battaniyeye takılıp düşmekten son anda Ali'nin tutuşuyla kurtulmuştu.

Fadime stresli bir şekilde dudaklarını ısırarak başını yeğeninin omzuna gömdü.

"Bu ne lan?!" İsmail'in kükreyen sesi üç kızı da aynı anda korkudan zıplattığında Fadime gözlerini sımsıkı yumdu.

Aleyna sırıtarak Fadime'yi itip ayaklandı. "Çok güzel çıkmışız di mi enişteee?" diye sırıtarak konuştu. İsmail delici bakışlarını önce ona sonra da koltuğa gömülmüş olan Fadime'ye yolladıktan sonra, en son Ali ve Naz'a döndü.

Ali çatılmış kaşlarıyla ona bakıyordu. Naz'ı nazikçe kendinden uzaklaştırıp İsmail'in yanına yaklaşarak telefona doğru hafifçe eğildi.

"Lan!" İsmail'inkine benzer bir bağırtı da Ali'den geldiğinde bu kez Aleyna da gülmeyi bırakmıştı. İsmail'in parmağı hızlı bir şekilde fotoğrafları kaydırırken telefonu pür dikkat ve büyük bir öfkeyle izleyen iki adam gelen her fotoğrafta daha da fazla geriliyordu.

Fotoğraflar hepsine ölüm gibi gelen bir sürenin sonunda son bulduğunda telefonu sıkmaktan boğumları bembeyaz olmuş İsmail tehditkar bir şekilde kızlara döndü. Ali de aynı ifadeyle onları izlerken Naz az sonra bayılacak gibi hissediyordu.

Aleyna mutsuz bir şekilde kollarını önünde bağlayıp Fadime'ye döndü. "Beğenmediler bizi."

Fadime dayanamayarak ona kötü bir bakış attı. "Sus artık!" dedi dişlerinin arasından.

İsmail Fadime'nin yanına tek adımla ulaşarak telefonu ona doğrulttu. "Ama bence sen susma." dedi aynı şekilde sıktığı dişlerinin arasından konuşarak. "Bunlar ne demek oluyor?"

Fadime boğazını temizleyerek ayağa kalktığında İsmail'in yüzüne bakmadan önce Ali'yle göz göze geldi. Ancak Ali şu an onu bırak savunmayı, İsmail'den bile daha sinirli gözüküyordu. Sonuçta fotoğrafların içindeki üç kız da onun hayatında en önemli noktalardaydı.

İsmail öfkeyle gülerek fotoğrafları bu sefer geriye doğru kaydırmaya başladı. Fadime'nin önde onu taklit ettiği ve arkasında durmakta olan lavuğun kaslarını gösteren fotoğrafı bulduğunda gülümsemesi sinir dolu bir kahkahaya dönüştü. Fadime kendisine bir kere böyle güzel gülmemişti.

Fadime gözlerini kaçırdı, şu an düştükleri durum yerin dibine girmesini sağlamıştı. Ali İsmail'in elinden telefonu alarak Naz'ın tam önünde durarak eline tutuşturdu. "Al," dedi telefonu avucuna bırakarak. Kolunu hala bırakmamıştı. "Saklıyordun az önce telefonu, rezilliğinizi gizlemek için miydi?!" diye bağırdığında Naz korkuyla gözlerini kapattı. İşin kötüsü az çok hatırladığı bazı sahneler dışında başka nasıl fotoğraflar vardı bilmiyordu.

Aleyna hesap vermeyi Fadime ve Naz'a kitleyerek koltuğa sızmıştı. Bu yüzden Fadime İsmail'in göz hapsinden kurtularak ikiziyle Naz'ın arasına girdi. "Ali bırak, arkadaşça vakit geçirdik sadece."

"Arkadaş mı?" Dedi Ali inanmayan bir ifadeyle. "Nerden arkadaşınız oluyor, benim niye haberim yok bu arkadaşlardan?!" Yapabilseydi gözlerinden alev çıkararak onu yakacakmış gibi bakıyordu.

Fadime gözlerini kaçırarak başını öne eğdi. "Orda tanıştık." Ağzının içinde gevelediği sözlerin hemen ardından İsmail'in ağzından bir 'hah' nidası çıktı. "Dalga mı geçiyorsunuz siz ya? Bu ne rahatlık, elin adamlarının yanından sarhoş dönüyorsunuz kafayı yiyeceğim!"

İsmail Naz'a bakarak başını iki yana salladı. Bu ondan beklemediği bir şeydi. Öfkeli bakışları Naz'ın da aynı şekilde başını eğmesine sebep olmuştu.

Öte yandan Ali yalnızca kardeşi ve yeğenine değil Naz'a karşı duyduğu sorumluluk hissi yüzünden ona da kızgındı. "Siz gece kulübünde tanıştığınız tüm erkeklerle bu kadar samimi mi oluyorsunuz?" Doğrudan Naz'a bakarken buz gibi konuşuyordu, ancak içi alev alev yanıyordu. Bu fotoğraflardaki o üç it karşısında olsa üçünü de üst üste aynı mezara gömerdi. Gözlerinin önüne gelen görüntüleri öfkeyle kirpiklerini kırparak yok etmeye çalıştı. Ama yangını dinmek bilmiyordu. "Sana soruyorum Naz?!" Bu sefer sesi az öncekinden daha yüksekti.

Naz dolu gözlerini Ali'nin öfkeli karalarına çıkardığında Ali'nin içinden parçalanmış bir duygu seli aktı. Öfkeli bir nefes vererek ellerini sert bir şekilde saçlarından geçirdi. Naz ve Fadime'ye arkasını dönüp biraz sakinleşmeye çalıştı ama nafileydi.

İsmail ise aynı hislerin pençesine bu kez daha kuvvetli bir şekilde düşmüştü. Fotoğrafları gördüğü andan beri dejavu yaşıyor gibiydi. Ancak İsmail yalnızca öfkesiyle değil, içinde fokur fokur kaynayan kıskançlığıyla da savaşmaya çalışıyordu. Bu kadar öfkeye anlam vermeye çalışıyordu. Kendi kendisiyle savaşmaktan yorulmuş bir şekilde Fadime'ye bakmayı sürdürdü. Belki bugünden sonra bunu hak etmişti ama yine de kendine yediremiyordu. Çünkü bu hislerin ne anlama geldiğini henüz kabul etmeye hazır değildi.

Fadime'ye son bir bakış atıp hızlı adımlarla salonu terk ederek, evden çıkıp bahçeye yöneldi. Kaçtığı kendisi miydi yoksa Fadime miydi, emin değildi.

•••

Yazmayı o kadar özlemişim ki hızımı alamayıp 6k kelimelik bölüm atıyorum. Yorum yapmayan olursa bozuşuruz jdndhsbssh
Umarım beğenirsiniz, yorumlarda buluşalım konuşalımmm. 🫶🫶