Verena kitap kapağı

2. bölüm / 3

Verena

BÖLÜM2: GİDİYORUZ KIYAMETE

Vaveyla Yazarı: Rania Rivers

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: BÖLÜM2: GİDİYORUZ KIYAMETE

KARSU
Başımda korkunun getirdiği müthiş bir ağrı vardı ve benim daha fazla düşüncelere boğulacak vaktim yoktu. Adam burnumun dibine girmişti. Ben hiçliğin ortasında iki katım bir adamla yalnız kalmıştım. Hayır dostlar, bu trajediyi oynamayı reddediyorum. Hiçbir şey aciziyet kadar korkutucu olamaz. Korku felçliğimi üstümden atıp başladım ardıma bakmadan koşmaya. Önümü görmüyordum, ardıma bakmıyordum. Yaşamak isteğiyle ciğerlerimden ağzıma kan tadı gelene dek koştum. Uzun ağaçların başladığı yerden birkaç adım gerideydim. Ancak adam gelip ayaklarımı yerden kesmeden hemen önce ormanın dibine ışığın vurmadığını idrak edebilmiştim. Belki de bir ölümden öbürüne koşmuştum. Bilmiyorum. Şimdi ecelim bu kabzası kanlı kılıçla gelecekti. Durmadım. Çığlık attım. Üçüncü sayfa haberlerine çıkmayı, sonu gelmek bilmeyen kadın cinayetlerine bir yenisi olarak eklenmeyi istemiyorum! Ayaklarımı ileri geri sallayarak adamı tekmeledim. Beni belimden tutan tek koluna yumruklar savurdum. Anasına bacısına sövdüm. Hiç bir işe yaramadı. “Yeteeer!”diye çığlık attım adam beni yere fırlatmadan önce. Öfkeyle düştüğüm yerden kalktım. Niyetim tekrar kaçmaktı. “Yerinizde olsam aklımdan bile geçirmezdim leydim.”dedi adam. O da öfkelenmişti. Gözleri altından alevler gibi parlıyordu. Yanaklarıma süzülen yaşları elimin tersiyle sildim. “Böyle ölmeyeceğim. Böyle ölmeyeceğim.” diye mırıldandım. Adam yaklaşıp kollarımı tuttu. Nazik bir tutuştu. “Öyle bir niyetim yok zaten. Lakin burada dikilmeye devam edersek…” daha cümlesini bitiremeden bir ok vızıldayarak ayaklarımızın dibine düştü. Aklım sınırlarında geziyordu. Tüm gün insanlığa dair bir emare aramıştım. Şimdi hiçliğin ortasında beni bulan tek şey ölüm mü olacaktı? Adam şaşkınlığımı yaşamama veya durumu daha fazla sorgulamama müsaade etmeden beni atının sırtına attı. Daha doğrusu fırlattı. İlk başta bu adamdan kaçmamı sağlayan içgüdülerim şimdi ise bu adama yapışmamı söylüyorlardı. Aptallık bir film olsaydı adı Karsu olurdu herhalde. Adam da peşimden atına atladı. Bir eliyle beni kendine doğru çekti. Sırtım bu adama yaslı bir biçimde dörtnala yol almaya başladık, ardımızda bir ok yağmuruyla. Güneşin son demleri üzerimize vururken bir köyün içine girdik. Evleri yanan, meydanı yıkılmış bir köydü. Pazar yeri sıra sıra cesetlerle doluydu. Adam kısa süreliğine atını yavaşlattı. Ölümün kokusu her yanı sarmıştı. Ölü canlar sıra sıra yığılmıştı. Burnumun direği sızladı ve görüşüm buğulandı. Köyün çıkışına doğru iki ceset daha gördük. Bir anne, kızının üstüne kapaklanmıştı. Küçük kızın beyaz elbisesi kanla boyanmıştı. Bu ana kadar gördüklerim içinde birazcık insanlık olan herkesi kahrederdi. Fakat şu an maruz kaldıklarım içimde kopmaya yer arayan o incecik tele dokunmuştu. Geçmişin anıları hızla zihnime hücum etti ve at durana dek zihnim hep aynı sahneyi tekrar edip durdu. Hastane, çığlık sesleri, çığlık seslerini bastıran beş el silah sesi, kana bulanan başka bir beyaz… Ancak adam beni attan indirince kendime gelebildim. Gece çökmüştü ve yağmur çiselemeye başlamıştı. Her taraf buram buram toprak kokuyordu. Adam kana bulanmış pelerinini çıkarıp etrafıma sardı. Pelerininin kukuletasıyla başımı da iyice örtü. Koluma girdi. Yavaş adımlarla yürümeye başladık. Atı arkamızdan bizi takip ediyordu. “İlerideki handa konaklayacağız leydim. İçerisi sizin gibi biri için biraz uygunsuz. Lakin buradan daha güvenlisi de yok.”dedi adam. Sesi kadife gibiydi. Biliyorum, hiç bir teselli içermeyen sıradan bir konuşmaydı. Ama ses tonu öylesine güzeldi ki ben teselli olmuş hissediyordum. Gecenin sessizliğini yaran hana girdik. Adamın bir eli belimdeydi. Beni kendine öyle bir mesafede tutuyordu ki uzaktan fazla yakın, yakından da fazla uzak. O, hancıyla bir şeyler konuşurken benim dikkatim tamamen dağılmıştı. Kukuleta görüşümü öylesine kapatıyordu ki etrafa bakmak için çekiştirmem gerekti. İçeride ömrümde hiç duymadığım bir şarkı çalıyor, masaların etrafında yarı çıplak kadınlar yemek ve içki servisi yapıyorlardı. Adam beni merdivenlere yönlendirmeden önce yaşlı, çirkin bir adamın benim yaşlarımda bir kızın dekoltesinden içeri para attığını gördüm. Utançtan elim ayağıma dolaştı, pat diye yere yapıştım. Dizlerim merdivenin sivri yerine çarptı. Ayaklarım pelerinin eteklerine dolanmıştı. Acıyla inledim. Gözlerimde yaşlarla başımı kaldırıp iki basamak yukarıdan bana kıs kıs gülen adama baktım. Öyle güzel gülüyordu ki ben de kendimi gülmekten alamadım. Beraber yanaklarımız ağrıyana dek güldük. Elini uzatıp yardım teklif etti kahkahalarının arasından. Ben de elini tuttum. Ama ayağa kalkarken canım öyle bir yandı ki minik bir çığlık attım. Adam iç çekip beni kucakladı. Kucakta taşınmayı sevdiğimi o gün farkettim. Kendimi bir prenses gibi hissediyordum. İsmini bile bilmediğim bir adam merdivenleri birer birer çıkarken ben yaşadığım bu minik eğlenceden iyice utanmaya başladım. Sanki bu sabah ikizini ve arkadaşlarını kaybeden ben değildim. Öldüler mi kaldılar mı bilmiyordum. Sanki o vahşet dolu köyden geçmemiş, o küçük kızın ve annesinin cesedini ben görmemiştim. Sanki bunları ben yaşamamıştım. Yüzümdeki minik tebessüm bu düşüncelerin ağırlığıyla dağıldı. Odanın önüne gelince adam beni kucağından indirdi. Dizlerimin ağrısı geçmişti ya da utancım öyle ağırdı ki dizlerimi hissetmiyordum. Adam kapıyı açıp eliye içeri geçmemi işaret etti. Peşimden girip kapıyı kapattı. İçerisi loştu. Küçük pencereden sızan ay ışığı dışında bir ışık kaynağı yoktu. Az da olsa içeriyi aydınlatmaya yetiyordu. Oda bu ışık huzmesinin altında fazla romantik duruyordu. İnsan çok garip bir varlıktı. Onca bilinmezliğin ve korkunçluğun içinde bile kendimde küçük güzellikleri takdir edebilecek gücü bulabiliyordum. Bu da beni hayrete düşürüyordu. Bir an korku bir an keder, sonra minik bir mutluluk üstüne de utanç hissedebiliyordum. Fakat kendimi bildim bileli en keskin duygum merak olmuştu. Babam hep meraktan maraz doğar derdi, beni hep uyarırdı ama benim merağım hiç susmazdı. Ay ışığını seyretmeyi bırakıp yüzümü adama döndüm. Bunca zamandır koruduğum sessizliğimi bozup nihayet sordum “Sen kimsin ve biz neredeyiz?” Adam başını eğip şakaklarını ovaladı. Aramızdaki mesafeyi iki adımla kapadı. Doğrulup gözlerime baktı. “Leydim ben, Alphonse Theodore Huxlin. Şu an Huxlin dukalığı ve Evigheden Krallığı sınırları arasında bulunan bir dağ köyündeyiz.”dedi. Bunlar ve tüm yaşadıklarım birleşince ortaya tek bir açıklama çıkıyordu. Mor ışık sıradan bir ışık değildi.

***

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18