2. bölüm / 12
VATAN VE SENVARDİYA
Bölümler 12Şu an: VARDİYA
- 1 ASKERİYE996 kelime
- 2 VARDİYA2.252 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 AYÇİÇEĞİ 🌻1.661 kelime
- 4 VATAN İÇİN1.421 kelime
- 5 YARALI AYÇİÇEĞİ1.447 kelime
- 6 VATAN GÜZELİ2.184 kelime
- 7 SAVAŞSIZ BİR AŞK1.742 kelime
- 8 ATEŞ TİMİ1.503 kelime
- 9 KAYBOLAN IŞIK1.835 kelime
- 10 YARALI1.108 kelime
- 11 SENİ BIRAKMAM1.149 kelime
- 12 BİZ (SON)2.099 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece saat 01.17.
Üs sessizdi.
Rüzgâr tel örgülere çarpıyordu.
Nöbet değişimi yeni bitmişti.
Yaralı olduğum için aktif göreve çıkamıyordum.
Bu yüzden bana daha hafif görevler verilmişti.
Bunlardan biri de gece vardiyasıydı.
Normalde bundan nefret ederdim.
Ama bu gece farklıydı.
Çünkü vardiyada yalnız değildim.
---
Nöbet kulübesinin önünde oturuyordum.
Elimde sıcak çay vardı.
Gökyüzü bulutluydu.
Yıldız görünmüyordu.
Tam o sırada revirin kapısı açıldı.
Vera çıktı.
Kumral saçlarını toplamıştı.
Elinde dosyalar vardı.
Beni görünce durdu.
Sonra yanıma geldi.
"Uyumuyor musun?"
dedi.
"Vardiyadayım."
"Ben de."
"Doktorların da mı gece vardiyası var?"
"Maalesef."
dedi.
Sonra gözlerini devirdi.
İlk defa onu bu kadar yorgun görüyordum.
Yanımdaki boş sandalyeye oturdu.
Bir süre sessizlik oldu.
Ama garip değildi.
Onunla sessiz kalmak bile rahatsız etmiyordu.
---
"Soğuk."
dedi.
"Evet."
"Türkiye bu kadar soğuk değil diye biliyor."
"Türkiye büyük."
"Rusya da büyük."
"Haklısın."
Bir an sustu.
Sonra bana baktı.
"Çay var mı?"
Bardağı uzattım.
"Al."
Bir yudum aldı.
Sonra yüzünü buruşturdu.
"Acı."
"Çay o zaten."
"Rus çayı daha iyi."
"İmkânsız."
"Gerçek."
"Yalan."
Kaşlarını kaldırdı.
"Demir."
"Evet?"
"Sen çok inatçı."
"Sen de."
Bu kez ikimiz de güldük.
---
Saatler yavaş ilerliyordu.
Üs hâlâ sessizdi.
Ara sıra devriye gezen askerler görünüyordu.
Onun dışında kimse yoktu.
Vera dosyalarını kapattı.
Başını geriye yasladı.
Yorgun görünüyordu.
"Hasta çok mu?"
diye sordum.
Başını salladı.
"Evet."
"Zor olmalı."
"Biraz."
Bir süre sonra bana döndü.
"Sen neden asker oldun?"
Beklemediğim bir soruydu.
Omuz silktim.
"Bilmem."
"Yalan."
"Neden?"
"İnsan bilmem demez."
Gülümsedim.
"Babam askerdi."
"Sen de oldun."
"Evet."
Başını salladı.
Sanki cevabı anlamıştı.
---
Rüzgâr biraz daha sertleşti.
Vera kollarını birbirine doladı.
Üşüyordu.
Montumu çıkarıp ona uzattım.
Şaşırdı.
"Ne yapıyorsun?"
"Üşüyorsun."
"Sen?"
"Ben iyiyim."
"Yalan."
"Bu kelimeyi çok kullanıyorsun."
Montu aldı.
Bir süre elinde tuttu.
Sonra giydi.
Kendini içine sakladı.
Mont büyük gelmişti.
Bu görüntü nedense hoşuma gitmişti.
---
Saat 02.40.
Uyku çökmeye başlamıştı.
Ama konuşmaya devam ediyorduk.
Bazen önemli şeylerden.
Bazen saçma şeylerden.
Bir ara Vera sessizleşti.
Yüzündeki ifade değişmişti.
"Ne oldu?"
diye sordum.
Bir süre cevap vermedi.
Sonra yavaşça konuştu.
"Ben annemi özledim."
Başımı çevirdim.
Gözleri uzaklara bakıyordu.
"Ne kadar oldu?"
"Bir yıl."
"Zor."
"Evet."
Sesinde kırgınlık vardı.
Telefon konuşmaları yeterli olmuyordu belli ki.
"Annen nasıl biri?"
diye sordum.
Yüzü anında değişti.
Gülümsedi.
"Çok konuşur."
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Sen de konuşuyorsun."
Gözlerini devirdi.
"Komik değilsin."
"Ama güldün."
İstemeden gülümsemişti.
---
Sonra bana baktı.
Uzun uzun.
"Sen anneni anlat."
dedi.
Kalbim hafifçe sıkıştı.
Bu konuya alıştığımı sanıyordum.
Ama alışamamıştım.
Hiçbir zaman.
Derin bir nefes aldım.
"Ben küçükken öldü."
Sessizlik oldu.
Rüzgârın sesi duyuluyordu.
Başka hiçbir şey yoktu.
Vera dikkatle dinliyordu.
"Nasıl biri?"
diye sordu.
Gökyüzüne baktım.
Annemin yüzünü hatırladım.
Gülüşünü.
Sesini.
Saçlarını.
"İyi biriydi."
dedim.
"Bu kadar mı?"
"Herkese yardım ederdi."
Başımı eğdim.
"Ben ağladığımda yanımda olurdu."
Sesim biraz değişmişti.
Vera bunu fark etti.
Ama hiçbir şey demedi.
Sadece dinledi.
Bu hoşuma gitmişti.
Çünkü çoğu insan konuşur.
O ise dinliyordu.
---
Saat 03.30.
Üs hâlâ sakindi.
Birden elektrikler gitti.
Etraf karanlığa gömüldü.
Vera yerinden sıçradı.
Refleksle kolumu tuttu.
İkimiz de durduk.
Birkaç saniye boyunca konuşmadık.
Sonra o da fark etti.
Hâlâ kolumu tutuyordu.
Yavaşça bıraktı.
"Özür."
dedi.
Ama yüzü hafif kızarmıştı.
"Neden?"
"Birden oldu."
"Problem değil."
Kalbim ise başka şeyler söylüyordu.
---
Beş dakika sonra elektrikler geri geldi.
Ama hiçbir şey eskisi gibi değildi.
İkimiz de sessizleşmiştik.
Sanki ikimiz de o anı düşünüyorduk.
---
Saat 04.15.
Bir yaralı getirildi.
Vera hemen ayağa kalktı.
Göreve geçti.
Saatler boyunca durmadan çalıştı.
Bir hastadan diğerine geçti.
Birinden diğerine koştu.
Yorgunluğunu unutmuş gibiydi.
Ben ise uzaktan onu izliyordum.
Ve ilk kez şunu düşündüm.
Onu sadece güzel bulmuyordum.
Sadece hoşlanmıyordum.
Ondan etkileniyordum.
Kararlılığından.
Gücünden.
İnatçılığından.
Kalbinden.
---
Sabah olmaya başlamıştı.
Güneş ufuktan yükseliyordu.
Vardiya bitmek üzereydi.
Vera sonunda yanıma geldi.
Bitkin görünüyordu.
Sandalyeye oturdu.
Başını geriye yasladı.
"Çok yoruldun."
dedim.
"Görüyor musun?"
"Evet."
"İyi."
Gülümsedim.
Bir süre sonra gözleri kapanmaya başladı.
Uyumamak için direniyordu.
Ama başarılı olamıyordu.
Birkaç dakika sonra başı yavaşça omzuma düştü.
Donup kaldım.
Hiç hareket etmedim.
O ise uyumuştu.
Sessizce.
Huzurlu şekilde.
İlk defa onu bu kadar savunmasız görüyordum.
Ve o an içimden tek bir şey geçti.
Keşke bu an hiç bitmese.
Ama bitmek zorundaydı.
Çünkü birkaç dakika sonra üssün hoparlörlerinden komutanın sesi duyuldu.
"Herkes hazırlansın!"
"Yeni görev emri var!"
Ve ikimizin de hayatını değiştirecek gün...
Yeni başlıyordu.
Hoparlörden gelen ses bütün üste yankılanmıştı.
"Herkes hazırlansın!"
"Yeni görev emri var!"
Vera irkilerek uyandı.
Bir anda doğruldu.
Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Sonra başının birkaç dakika önce omzumda olduğunu fark etti.
Yüzü hafif kızardı.
Ben görmemiş gibi davrandım.
O da bir şey söylemedi.
---
Görev emri beklediğimiz kadar ciddi çıkmadı.
Sadece rutin bir sevkiyattı.
Bu yüzden hazırlıklar kısa sürdü.
Sabah güneşi yükselmeye başlamıştı.
Üs yavaş yavaş hareketleniyordu.
Ama bizim vardiyamız bitmişti.
Normalde gidip uyumamız gerekiyordu.
Fakat ikimiz de gitmedik.
Nedense oturmaya devam ettik.
---
Vera elindeki çayı karıştırıyordu.
Dalgındı.
Bir şey düşünüyordu.
"Neyi düşünüyorsun?"
diye sordum.
Bana baktı.
Sonra hafifçe omuz silkti.
"Ev."
"Rusya'yı mı?"
Başını salladı.
"Evet."
İlk kez gözlerinde farklı bir ifade gördüm.
Özlem.
Hem de derin bir özlem.
---
"Nasıl bir yer?"
diye sordum.
Yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
"Kar."
dedi.
"Bu kadar mı?"
"Çok kar."
Gülmeye başladım.
"O kadar mı?"
"Evet."
O da güldü.
Sonra biraz düşündü.
"Benim yaşadığım yerde kış uzun."
"Eksi dereceler?"
"Eksi otuz."
"Şaka yapıyorsun."
"Hayır."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Eksi otuzda insan dışarı çıkar mı?"
"Çıkıyor."
"Ben çıkmam."
"Ben de istemiyordum."
İkimiz de güldük.
---
Bir süre sonra yüzündeki gülümseme yumuşadı.
"Bizim ev küçük."
dedi.
"Ama güzel."
"Kimlerle yaşıyordun?"
"Annem."
Başını eğdi.
"Ve büyükannem."
"Kalabalık değilmiş."
"Hayır."
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra devam etti.
"Bizim evin yanında orman vardı."
"Gerçekten mi?"
Başını salladı.
"Küçükken hep giderdim."
"Tek başına mı?"
"Evet."
"Ben korkardım."
"Ben korkmazdım."
"Yalan."
Gözlerini devirdi.
"Gerçek."
---
Anlatırken gözleri parlıyordu.
İlk kez onu bu kadar rahat görüyordum.
Sanki askeriyede değil de...
Evindeymiş gibiydi.
---
"Annem doktor olmamı istedi."
dedi.
"Sen istemiyor muydun?"
"İstiyordum."
Bir süre düşündü.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Ben küçükken oyuncak ayıları tedavi ederdim."
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
"Ne var?"
"Bir şey yok."
"Dalga geçiyorsun."
"Biraz."
Bu kez bana omzuyla vurdu.
---
"Sen çocukken nasıldın?"
diye sordu.
Derin bir nefes aldım.
"Yaramaz."
"İnanıyorum."
"Bu hakaret mi?"
"Belki."
Gülümseyerek başımı salladım.
Sonra annemi hatırladım.
Bir an içim burkuldu.
Vera bunu fark etti.
Fark etmemesi mümkün değildi.
Son zamanlarda yüzümdeki en küçük değişimi bile anlıyordu.
"Onu özlüyorsun."
dedi.
Bu soru değildi.
Emin olduğu bir şeydi.
"Evet."
Sessizce cevap verdim.
"Evet."
---
Vera birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça konuştu.
"Ben annemi her hafta arıyorum."
"Bu güzel."
"Sesini duyunca iyi hissediyorum."
Başını kaldırdı.
"Sen de hissederdin."
Bu kez boğazım düğümlendi.
Ama gülümsedim.
"Belki."
---
Bir süre sonra ayağa kalktı.
Gökyüzüne baktı.
Güneş iyice yükselmişti.
"Demir."
dedi.
"Evet?"
"Bir gün Rusya'ya gelir misin?"
Beklemediğim bir soruydu.
Şaşırdım.
"Neden?"
Omuz silkti.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Sana ormanı gösteririm."
Kalbim bir an hızlandı.
Çünkü bu sıradan bir davet gibi görünse de...
Öyle değildi.
En azından bana göre değildi.
Ayağa kalktım.
"O zaman sen de Türkiye'yi gezersin."
"Ben zaten Türkiye'deyim."
"Bu sayılmaz."
"Niye?"
"Çünkü sürekli askeriyedesin."
Bir an düşündü.
Sonra başını salladı.
"Haklı."
---
Birlik binasından komutanın sesi duyuldu.
Yeni toplantı başlıyordu.
Vera çantasını aldı.
Ben de ayağa kalktım.
Beraber yürümeye başladık.
Yan yana.
Sessizce.
Ama bu sessizlik artık yabancı değildi.
Tam binanın önüne geldiğimizde Vera bana baktı.
"Demir."
"Evet?"
"Ben burada olduğum için mutluyum."
"Türkiye'de olduğun için mi?"
Başını hafifçe salladı.
Sonra gözlerimin içine baktı.
"Hayır."
Bir saniye durdu.
"Seninle tanıştığım için."
Ve o an...
Kalbim ilk kez gerçekten tehlikeli bir görevdeymiş gibi atmaya başladı.
"Seninle tanıştığım için."
dedi.
Dünya durmuş gibiydi.
Etrafımızdan geçen askerler.
Komutanın sesi.
Araçların gürültüsü.
Hiçbirini duymuyordum.
Sadece onu duyuyordum.
Vera ise ne dediğinin farkında değilmiş gibi yürümeye devam etti.
Ben birkaç saniye olduğum yerde kaldım.
Sonra peşinden gittim.
---
O gün boyunca onu göremedim.
Toplantılar.
Eğitimler.
Yeni görev hazırlıkları.
Herkes koşturuyordu.
Ama ne yaparsam yapayım aklım aynı yerdeydi.
Vera'da.
Ve söylediği cümlede.
---
Akşam olmuştu.
Üs sakinleşmeye başlamıştı.
Ben depo tarafına gidiyordum.
Tam köşeyi döndüğümde bir ses duydum.
Vera.
Birisiyle konuşuyordu.
Yaklaşınca fark ettim.
Karşısında genç bir asker vardı.
Benden birkaç yaş büyük görünüyordu.
Gülüyordu.
Vera da gülüyordu.
Nedense içime hoş olmayan bir his oturdu.
Onları izlemeye başladım.
Asker bir şey söyledi.
Vera tekrar güldü.
Benimle konuşurken zorlanan kız...
Onunla gayet rahat konuşuyordu.
Saçma olduğunu biliyordum.
Ama sinirleniyordum.
---
Tam dönecekken Vera beni fark etti.
Yüzü aydınlandı.
"Demir!"
diye seslendi.
İstemeden yanlarına gittim.
"Asker Demir."
dedi diğer asker.
Elini uzattı.
"Tolga."
Elini sıktım.
"Memnun oldum."
Olmamıştım.
Ama söyledim.
---
Tolga birkaç dakika sonra ayrıldı.
Vera ise bana baktı.
"Ne oldu?"
"Bir şey olmadı."
"Yalan."
Yine o kelime.
Yalan.
Son zamanlarda en çok duyduğum kelimeydi.
"Bir şey yok."
dedim.
Vera kollarını göğsünde birleştirdi.
"Bana kızgın."
"Değilim."
"Öylesin."
İç çektim.
"Neden onunla konuşuyordun?"
Soruyu sorar sormaz pişman oldum.
Vera'nın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
"Neden soruyor?"
"Merak ettim."
"Merak mı?"
"Evet."
"Tamam."
"Hadi söyle."
"Hayır."
Kaşlarımı çattım.
Vera ise gülmeye başladı.
---
"Demir."
dedi.
"Evet?"
"Kıskandın mı?"
Bir anda cevap veremedim.
Çünkü vermem gereken cevap belliydi.
Ama yalan olacaktı.
Vera gözlerimin içine baktı.
Sonra ilk kez kahkaha attı.
Gerçek bir kahkaha.
"Sen kıskandın."
dedi.
"Hayır."
"Yalan."
Bu kez ben de güldüm.
Çünkü yakalanmıştım.
---
O gece yemekhanede beraber oturduk.
Kalabalık vardı.
Ama bizim masamız sakindi.
Vera çorbasını karıştırıyordu.
Birden konuştu.
"Tolga benim kuzen."
Kaşığı elimde kaldı.
"Ne?"
"Kuzen."
Birkaç saniye ona baktım.
Sonra başımı masaya koydum.
Vera gülmekten konuşamaz hale gelmişti.
"Demir."
"Sus."
"Çok komik."
"Hiç değil."
"Biraz."
"Hayır."
O gece uzun süre bununla dalga geçti.
Ben de uzun süre utanmaya devam ettim.
---
Günler geçtikçe aramızdaki mesafe iyice azaldı.
Artık birbirimize alışmıştık.
Sabahları onu görmek normaldi.
Yemekhanede yanına oturmak normaldi.
Vardiyalarda konuşmak normaldi.
Ama hissettiklerim normal değildi.
Her gün biraz daha zorlaşıyordu.
---
Bir akşam eğitimden dönüyorduk.
Gökyüzü turuncuya dönmüştü.
Güneş batıyordu.
Vera yanımda yürüyordu.
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra konuştu.
"Demir."
"Evet?"
"Eğer savaş olmasa..."
Durdu.
"Ne olurdu?"
diye sordum.
Birkaç saniye düşündü.
"Belki arkadaş olurduk."
Gülümsedim.
"Şimdi değil miyiz?"
"Öyleyiz."
"Tamam o zaman."
Başını salladı.
"Hayır."
"Ne hayır?"
"Ben daha farklı dedim."
Kalbim hızlandı.
Ama devam etmedi.
Sadece yürümeye devam etti.
---
O gece koğuşta uyuyamadım.
Çünkü ilk defa düşündüm.
Belki de sadece ben değildim.
Belki Vera da hissediyordu.
Belki onun bakışları boşuna değildi.
Belki onun gülümsemeleri sadece arkadaşça değildi.
Belki...
Tam o sırada üssün alarmı çaldı.
Bir anda herkes ayağa fırladı.
Kapılar açıldı.
Bağırışlar yükseldi.
Acil durum.
Ben hemen ekipmanlarımı aldım.
Koridora çıktım.
Askerler koşuyordu.
Uzaktan Vera'yı gördüm.
O da koşuyordu.
Göz göze geldik.
Ama bu kez ikimizin de yüzünde gülümseme yoktu.
Çünkü komutanın söylediği cümle...
Her şeyi değiştirmişti.
"Sınır hattında saldırı var."
Ve bu kez...
Görev eskilerden çok daha tehlikeliydi.
Komutanın sesi koridorda yankılandı.
Herkes hareketlenmişti.
Ben silahımı aldım.
Vera sağlık çantasını.
Dakikalar içinde araçlara bindik.
Kimse konuşmuyordu.
Bu görev diğerlerine benzemiyordu.
Herkes bunun farkındaydı.
---
Saatler süren operasyon sonunda üsse geri döndük.
Yorgunduk.
Toz içindeydik.
Ama görev başarıyla tamamlanmıştı.
Komutan bütün birliği topladı.
"Bugün iyi iş çıkardınız."
dedi.
Ardından yüzünde ilk kez hafif bir gülümseme oluştu.
"Bu akşam dinlenme izni."
Birlikten sevinç sesleri yükseldi.
Çünkü aylardır doğru düzgün dinlenememiştik.
---
Akşam olduğunda yemekhanenin yanındaki büyük salon açıldı.
Normalde toplantılar için kullanılırdı.
Ama o gece farklıydı.
Bir hoparlör kurulmuştu.
Müzik çalıyordu.
Askerler sohbet ediyor.
Gülüyor.
Uzun zamandır ilk kez rahat nefes alıyordu.
Ben ise kapının yanında duruyordum.
Tam o sırada Vera içeri girdi.
Siyah bir kazak giymişti.
Kumral saçları omuzlarına dökülüyordu.
Onu görünce istemsizce bakakaldım.
Vera beni görünce yanıma geldi.
"Neden burada duruyor?"
dedi.
"Bilmem."
"Yalan."
Gülümsememek için dudaklarımı sıktım.
---
Bir süre sonra müzik değişti.
Daha yavaş bir melodi başladı.
Bazı askerler eşleriyle dans etmeye başlamıştı.
Bazıları sadece izliyordu.
Vera da onları izliyordu.
Gözlerinde hafif bir merak vardı.
"Rusya'da dans eder miydin?"
diye sordum.
Başını salladı.
"Annem öğretmişti."
"İyi misin?"
"Biraz."
Sonra bana baktı.
"Neden sordun?"
Derin bir nefes aldım.
Aslında cevabı biliyordum.
Ama yine de söylemek kolay değildi.
Elimi uzattım.
Vera önce elime baktı.
Sonra bana.
"Ne yapıyorsun?"
diye sordu.
"Dans etmek ister misin?"
Şaşırmış görünüyordu.
Gerçekten şaşırmıştı.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Kalbim giderek hızlandı.
Sonunda yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
"Tamam."
dedi.
---
Elimi tuttu.
Avuçları soğuktu.
Dans edenlerin arasına yürüdük.
Müzik yavaşça salona yayılıyordu.
Bir elim beline gitti.
Diğer elim elindeydi.
Vera birkaç saniye bana baktı.
Sonra gülmeye başladı.
"Neden gülüyorsun?"
diye sordum.
"Çünkü sen gerginsin."
"Değilim."
"Yalan."
İkimiz de güldük.
---
Müziğin ritmiyle yavaşça hareket etmeye başladık.
Etrafımızdaki insanlar yavaş yavaş kaybolmuş gibiydi.
Sanki salonda sadece ikimiz vardık.
Vera başını hafifçe kaldırdı.
Gözleri gözlerime denk geldi.
Bir an konuşmadık.
Hiçbir şey söylemedik.
Ama sessizlik yeterliydi.
---
"Demir."
dedi.
"Evet?"
"Türkiye'ye geldiğimde çok korkuyordum."
İlk kez böyle bir şey söylüyordu.
"Neden?"
"Kimseyi tanımıyordum."
Gözlerini yere indirdi.
"Yalnız hissediyordum."
Kalbim sıkıştı.
Çünkü onu ilk gördüğüm günü hatırladım.
Tek başına savaş alanına koşan kızı.
Kimse korktuğunu anlamamıştı.
Ben bile.
---
"Şimdi korkuyor musun?"
diye sordum.
Başını hafifçe salladı.
"Hayır."
"Neden?"
Bu kez bana baktı.
Uzun uzun.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Çünkü artık yalnız değilim."
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
---
Müzik devam ediyordu.
Ama ben artık hiçbir şey duymuyordum.
Sadece onu.
Sadece sesini.
Sadece gözlerini.
---
Bir süre sonra şarkı bitti.
Salondan alkış sesleri yükseldi.
Ama ne ben elimi bırakabildim.
Ne de o.
İkimiz de bunun farkına vardığımızda aynı anda güldük.
Vera elini çekti.
Yanakları hafif kızarmıştı.
"Sanırım iyi dans ediyorsun."
dedi.
"Sanırım sen de."
"Sanırım."
---
Tam o sırada dışarıdan bir asker seslendi.
"Doktor Vera!"
Vera başını çevirdi.
"Gelmeli."
dedi.
"Yaralı mı var?"
"Evet."
Bir an durdu.
Sonra bana baktı.
"Teşekkür ederim."
"Neye?"
"Dans."
İlk kez o kelimeyi söylerken yüzündeki gülümseme bu kadar gerçek görünüyordu.
Sonra arkasını döndü.
Ve revirin olduğu tarafa doğru yürüdü.
Ben ise arkasından bakarken şunu fark ettim.
O gece aklımda kalan şey görev değildi.
Savaş değildi.
Ne yaralar ne de silahlardı.
Aklımda kalan tek şey...
Vera'nın dans ederken attığı o küçük gülümsemeydi.
-bölüm sonu-
Bölüm etkileşimi
