1. bölüm · uyanalım nolursun|| isfad
boşanma.
uyandı fadime, cehenneme uyandı. ortaya çıkan sırla her şey yerle bir olmuştu, abisinin yanında durabilmek için kaç gündür ne uyuyordu ne yemek yiyordu. kendi dertlerini unutmuştu, sahiden neydi kendi dertleri?
isoya dava açmıştı, hemen boşanmak istiyordu. davası bugündü. son günlerde düşünüyordu hep, acaba isoyla düşman olmasak nasıl olurdu?, cevabını hiç yaşayamacağı bir soruydu bu.
açtı gözlerini fadime, soluna döndü. boştu. her sabah onu öpücüklere boğan kocası yoktu, gecelerini güzelleştiren kocası aile davası uğruna yok olmuştu gözünde. ama iso suçlu muydu? evet, suçu saklayan herkes suçluydu.
gözlerinden bir damla yaş aktı fadimenin, sonra bir damla daha. yastığa dökülen göz yaşları durmadı, iso gittiğinden beri her gün akıyorlardı. midesi kötüydü fadimenin, aldırış etmiyordu. çünkü yemek yemiyordu, su içmiyordu. uyuduğu sadece günde 2-3 saatti.
rengi iyice solmuştu, ama kimse farkında değildi. abisi kendi derdine koşuyordu, gözünün önünde solup giden kardeşinin farkında değildi. esme kızına ve adile kendini açıklamaya çalışıyordu, fadimeyi görmedi bile. eleni zaten hiç görmemişti fadimeyi.
kimsesizdi fadime. o zaman fark etti ki onun tek dünyası kocasıydı. tek ailesi oydu. günün sonunda herkes kendi derdindeydi. derin bir of çekti fadime, iso olsaydı anlardı kötü olduğunu.
nerdeydi iso? napıyordu? furtunaya dönmüş kendisini odaya kapatmıştı, ne koçarilerin baskınlarına çıkıyor ne de yemek yiyordu. ölmeyi diliyordu çünkü fadimesiz hayatının bi anlamı yoktu. onun hayatı fadimeydi. hep öyle olmasını isterdi. ailesinin suçu hayatını elinden aldı. hiçbir zaman affetmeyecekti onları.
fadime derin bir nefes aldı, davası saat dokuzdaydı ve şuan saat altıydı. uykular haramdı fadimeye, en son kocasının koynunda uyuduklarında huzur bulabilmişti. şimdi tek başına yapamıyordu.
kalkıp terliklerini giydi, başucundaki telefonu aldığında abisinin mesajını gördü. "abim ben furtunadayım, esmeyle konuşuyoruz." güldü fadime, o iso sakladı diye boşanıyordu ama adil esmeye yine şans verecekti. fadime affetmezdi, dalını kıranı kökünden sökerdi.
telefonu da bırakıp duşa girdi, soğuk suyun altına attı kendini. gözlerinden akan yaşlar ısıtıyordu yüzünü. düşündü fadime, isoyla aldığı duşları düşündü. saçlarını yıkadığı, kuruttuğu duşları düşündü. artık ne iso ne de keyifli duşları vardı.
kusmak üzereydi fadime, üzgünlükten herhalde diye düşündü. kusamıyordu çünkü midesinde kusabilecek kadar yemek bile yoktu, bomboştu. en az isosuz hayat kadar bomboş.
duştan çıktı fadime, dolaptan eline geleni alıp giydi. saçlarına sardığı havludan düşen damlalar ıslatıyordu ensesini. sinirlendi, iso olsa kuruturdu şimdi saçlarını hatta örüp boncuklarını bile takardı her seferinde. fadime saçındaki hiç çıkarmadığı boncuğa baktı, mavi boncuğa. hıçkırdı, isoydu bu. onun gözlerinin rengi.
ellerine aldı örüğü, boncuğu incitmeden sevdi. isoyu seviyormuş gibi hissedip sırıttı, o sırada çalan telefon dikkatini dağıttı. arayan kişiyle gözyaşını sildi, isonun numarasıydı bu.
—alo, fadime.
isonun sesiyle sarsıldı fadime, en son duyduğundan farklıydı. hasta geliyordu sesi, endişeden ölse de ses etmedi fadime.
—efendim iso?
kaç günün sonunda duyduğu sesle ağlamaya başladı iso, ayrıldıklarından beri ne ağlayabilmişti ne de gülebilmişti. tüm gün yatakta ölümü bekliyordu, fadimemin elinden olsun ölümüm diye dua bile ediyordu.
isonun hıçkırık sesleriyle boğuldu fadime, kendisi de sessizce ağlıyordu nefesleri gide gide. zor da olsa sonunda konuşabildi iso.
—beni öldür ama bugün boşanmayalım fadime, yalvarırım. öldür beni bugün, gel hazırım ölüme. nolur.
—iso ne diyosun? öldürmeyeceğim seni.
—bu yaptığın ölümden farksız. beni dinlemedin bile, savaşmadın fadime. kendi güvenli alanından çıkamadın. korkaksın, cesur sanıyorsun kendini ama kalbini dinlemeye bile korkuyosun sen.
fadime kapadı telefonu, duydukları ağır gelmişti. evet korkuyordu. bir kere daha abisine ihanet etmiş olacağını düşünüyordu. ama iso.. iso vardı, hâlâ kalbindeydi. kalbine götürdü elini fadime, sol yanına.
aklına geldi isonun sol yanım diyişi, gülüşleri. fadimenin ellerinde güç buluşları geldi. fadimenin istediği için dünyayı durdurabilirdi, yeter ki karısı mutlu olsun. anıların vicdansızlığına ağladı fadime, allah onları her imkansızlığa karşı kavuşturduysa şimdi almaya hakkı var mıydı?
kafasını susturamıyordu fadime, isonun dedikleri zihninde yankılanıyordu. korkak mıydı fadime, oysa bu yaşına kadar herkes ona cesur demişti. çift tabancayla gezer, düşman karşısında saklanmaz.. peki bunlar yeterli mi cesur olmak için? yoksa sevdana sahip mi çıkman gerekir.
düşüncelerinde boğuldu fadime yine. telefonu fırlatıp çıktı odasından, kimse yoktu evde. herkes bir yerlerde furtunalı avındaydı, fadimenin furtunası onu öldürmesi için yalvarıyordu. mutfağa girdi fadime, akşam akçanın yaptığı ama kimsenin bir lokma bile almadığı yufka böreği vardı masada.
yufkayla bile anıları vardı, isonun ağzına istemeden verdiği o parça.. isonun ağzına giren parmağına baktı fadime, bi zamanlar o kadar yakınlardı. şimdi o ellere yalvarıyordu öldürmesi için. boşanarak öldürecekti zaten, iki saat kalmıştı.
fadime yufka böreğinden bir lokma aldı, uzun uzun çiğnedi. ama yutamadı, ağzında büyümüştü lokması. boğazındaki düğümden geçemedi. çıkardı lokmayı fadime. bir şey yiyememişti yine, strestendir diyip geçti.
odasına geri geldiğinde odasındaki telefona baktı, isoyla konuştuğu telefona. alamadı eline, sanki onla iletişime girecekmiş gibi hissetti. iso gelecek miydi davaya diye düşünmeye başladı, sonunda dayanamayıp aradı.
—iso, geleceksin değil mi?
—gelicem fadime korkma, kurtuluyosun benden.
—iyi.
dııt, telefon kapandı. iki saniye yanından ayrılamadığı karısını göremiyordu iso, koklayamıyordu sarılıp yatamıyordu da. hayatın ne manası vardı? ama yine de duymuştu sesini. onu ölüme çağıran sesi duymuştu. kalktı yatağından, çıplak üstüne bir tişört geçirdi. belki de günler sonunda ailesini görecekti, her zerresine sövdüğü ailesini.
kapısının kilidini açtı, orucun koyduğu bikaç bisküvi, su, meyve gibi şeyler kapıdaydı. iso ölmesin diye koymuştu hepsini, ama iso ölmemişti. maalesef. onu öldürebilecek eller belliydi, fadimesinin o küçük elleri..
mutfağa girip su içti, sonra da geri odasına çıktı. banyosuna girdi, günlerdir ne duş alıyordu ne de tıraş oluyordu. orman kaçkınları gibiydi. ne demişti fadime, "uzun saç sana yakışmaz." iso güldü, şuan açık berber olmayacağından kendi girişti saçlarına. yamuk yumuk da olsa uzun değildi, sakallarını da kestiğinde uzun süre sonra güldü.
—sen beni böyle seversin fadimem..
duşa girip çıktığında saat sekizdi, aynada daha dikkatli inceledi kendini. göz altları çökmüş, torbalanmıştı. yüzü zayıflamıştı, kendi zayıflamıştı, iyi değildi. yine de fiyakalı kombinlerinden birini yaptı, en son da fadimenin en sevdiği ceketini giydi. fadime giyerdi bunu hep, kokusu gitmesin diye hava bile aldırmamıştı iso cekete.
kokusunu aldığı birkaç saniye cennet gibiydi, gözleri kapalıydı isonun. karşısında sanki fadime vardı, canlı kanlıydı. açtığında yoktu, koku da gitmişti. ceketin her yerini kokladı iso, yine de gitmişti. bağıra çağıra ağlamak istedi ama yapamadı, yapamıyordu.
odasından çıktığında annesi geldi eve. iso güneş gözlüğünü takıp geçti annesinin yanından, zarife oğlunun kolunu tuttu.
—annenim ula ben senin.
—değilsin, hiçbiriniz benim hiçbir şeyim değilsiniz. tek karım vardı, o da gidicek. mutlu musunuz? kaç aile yıktınız anne? saydın mı hiç? babam utanırdı senden.
—iso..
rüzgar gibi esti geçti iso, arabasına bindi. aklına fadimenin ona sinir olduğu geldi, sürmenede piyasa yapan iso, her gün farklı kızla gezen iso, fadimenin ona karşı bir şeyler hissettiği iso. hepsi artık çok uzaktı ona.
fadime de binmişti arabasına, ruh gibiydi teni. dudakları bembeyazdı, göz altları çökmüştü. isoyla benzer durumdalardı. pikabını çalıştırdığında gözleri yine dolmuştu, yaşanan her şey ona isoyu hatırlatıyordu. elinin tersiyle sildi yaşlarını fadime, şuan ağlayamazdı.
ikisi de yavaş yavaş gidiyordu varacakları yere, ama yolun sonu elbet gelecekti. kaçış yoktu, korkunun ecele faydası yok..
adliyenin önüne ilk gelen fadime oldu, avukat feride onu bekliyordu. feridenin telaşına bakılırsa daha önemli işleri vardı, bir yandan da eleniyle görüşüyordu.
—eleni tamam yapacaksın adını aleyna, evet açıcaz dava. ama şu an işim var, tamam adile söyle. hadi görüşürüz.
kafa salladı ferideye, hızlanıp yanına gitti feride.
—bu ne hâl fadime? iyi misin?
—iyiyim ben. senin başka işlerin varsa başka avukat ayarlasaydım.
—adil özel olarak söyledi, hemen boşanmanız için çabalıyorum.
—iyi.
ne kolaydı onlar için, hemen boşanmanız için çabalıyorum. peki ya adil? kendisi esmeyle hâlâ aile olacağını düşünürken fadimeden istediği neydi? feridenin çekiştirmeleriyle kendine gelen fadime doğruldu, isoya üzüldüğünü gösteremezdi.
duruşmaya on dakika kala iso hâlâ yoktu, arabasında ayletme beni dinliyordu. kendini uçurumdan atmayı düşünmüştü. ama son kez fadimeyi görmeden ölmek ona haramdı. bu yüzden sürdü arabayı, ölümüne sürdü.
adliyenin önüne geldiğinde güneş gözlüğünü taktı, camdan onu gören fadime ağlamaya başladı. çok zayıflamıştı iso, dayanamadı fadime. silemedi göz yaşlarını. elleri gitmedi.
iso yukarı çıktığında onun da avukatı rasim bey oradaydı, fadimenin arkası dönükken gördüğü saçlarına baktı uzun uzun. mavi boncuğuna baktı, hâlâ çıkarmamıştı. ölmemek için bi sebep bulmuştu kendine.
fadime gözlerini silip arkasına döndüğünde iso gözlüğünü çıkardı, o an göz altları torbaları falan umurunda değildi. tek istediği göz göze gelebilmekti, fadimenin aksine güldü iso. fadimenin yüzünde hiçbir mimik yoktu ama gözlerinde yaşlar durmuyordu. iso o an koşup silmek istedi gözlerini "her şey rüyaydı sevgilim, şimdi uyanıcaz." demek istedi. ama tek yapabildiği avukatının arkasından duruşma salonuna girmekti.
ikisi de girdiler salona, karşı karşıyalardı. her zaman olduğu gibi. konuştu hakim.
—dosya numarası 9992 olan dosyayı açıyorum, taraflar ve vekiller kendinizi tanıtabilir misiniz?
—davacı fadime koçari.
—fadime koçarinin avukatı feride cengiz.
—davalı iso furtuna.
—avukatı rasim benol.
—kimlik tespiti yapıldı, davacıya davasını açıklaması için söz hakkı veriyorum.
fadime bir kaç gündür çalışıyordu feride ile bu soruya, ne diyeceği ezberindeydi ama iso karşısında mavi gözleriyle onu izlerken hepsi gitmişti, dilini yutmuş gibiydi.
—fadime hanım, fadime hanım burada mısınız?
—müvekkilim heyecanlandı, biraz beklerseniz kendine gelecek.
fadime kafasını salladı, isodan kaçırdı gözlerini. aklına gelenlerle konuşmaya başladı.
—sayın hakim, davalı ismail furtuna ile altı aydır evliyiz. evliliğimizde bana çok büyük bir yalan söylediği için boşanmak istiyorum, herhangi bir talebim yok. anlaşmalı boşanalım.
—davacı dinlendi, davalının eklemek istediği bir şey var mı?
iso kafa salladı, fadime ona diyecek bir şey bırakmamıştı. yapabileceği bir açıklaması bile yoktu, göz göre göre öldürüyordu fadime ismaili. ama ismail fadimenin kendini de öldürdüğünü fark etmemişti.
—taraflar dinlendi, davacı tarafından açılan davada evlilik birliğinin temelden sarsıldığı, işin içinde güvensizlik ve yalan olduğu. bu da evlilik için sorun olacağı görülmüştür. dosya kanıtları, taraf beyanları ve talep doğrultusunda birlikte kalmaları için bir sebep görülmediğine karar verilmiştir.
boşanmışlardı, yıldırım nikahıyla başlayan evlilikleri tek celsede bitmişti. çıktılar salondan, son kez baktı ismail fadimeye. bir dahaki görüşünde her şey çok farklı olacaktı, bu sefer savaşmaya cesareti olacak mıydı fadimenin?
