12. bölüm · TUZAK SESSİZLİK

Bölüm 12

Bedirhan Korkmaz

– Bedel

Peker sabaha karşı uyumadı.
Uyku, kontrolün zayıfladığı tek andı.
Bu oyunda zayıflık lükstü.

Masadaki dosya açıktı.
Ama sayfalarına bakmıyordu.
Ezberindeydi zaten.

Bazı isimler vardı;
yaşayanlardan çok yaşatılan isimler.
Makamla değil, korkuyla ayakta duranlar.

Peker bir sigara yaktı.
İlk nefes derindi.
Sonrakiler alışkanlıktı.

Telefonu çaldı.

Bu kez Mira arıyordu.

“Bir şey değişti,” dedi Mira.
Sesindeki sakinlik, kötü haberin işaretiydi.

“Değişmeyen bir şey yok,” dedi Peker.
“Sadece bedeller sıraya girer.”

Mira sustu.
Sonra konuştu.

“Beni değil,” dedi,
“beni kullanan hattı kesmek istiyorlar.”

Peker’in bakışları sertleşti.
İşte bu, beklediği ama istemediği aşamaydı.

“Demek yukarıdan izin aldılar,” dedi.
“Bu da işi kişisel yapar.”

Mira yürüyordu.
Bu kez kalabalığın içinde değil.
Arka sokaklarda.

Bir araba yavaşladı.
Durmadı.
Sadece geçti.

Plaka yoktu.
Zaten olması gerekmiyordu.

Gözdağı verilmişti.

Peker telefonu kapattıktan sonra tek bir mesaj attı.
Kimliğini gizlemedi.
Bilinmesini istedi.

“Dokunursanız konuşurum.”

Bu cümle bir tehdit değildi.
Bir hatırlatmaydı.

Dakikalar içinde sistem tepki verdi.
Bir savcı dosyadan çekildi.
Bir emniyet müdürü izne ayrıldı.
Bir televizyon programı son anda yayından kaldırıldı.

Devlet refleksi.

Ama refleks, panik demekti.

Mira bir apartmanın girişinde durdu.
Derin nefes aldı.
Ellerinin titremesini kontrol etti.

İlk kez.

Çünkü bu sefer mesele bilgi değildi.
Bu sefer mesele yalnızlıktı.

Telefonuna Peker’den mesaj geldi.

“Bu noktadan sonra geri dönüş yok.
Ya oyunu büyütürüz,
ya da seni sustururlar.”

Mira cevap yazdı.

“Korkmuyorum.”

Peker mesajı okudu.
Başını iki yana salladı.

“Korkmamak,” dedi kendi kendine,
“genelde en pahalı hatadır.”

Ama artık çok geçti.

Çünkü dosya ikinci aşamaya geçmişti.
İsimler değil, ilişkiler sızıyordu.
Kimin kiminle, ne zaman, hangi sessizlik karşılığında…

Bu, temizlenebilir bir şey değildi.

Bu, ancak üstü örtülebilecek bir yangındı.

Ve yangın büyüyordu.

Mira yürümeye devam etti.
Bu kez takip yoktu.
Bu daha kötüydü.

Çünkü bu,
avın serbest bırakıldığı an demekti.

Peker pencereden dışarı baktı.
Güneş doğuyordu.

“Artık,” dedi,
“bu hikâyede masum yok.”

Ve o sabah,
kimse fark etmeden,
ülkenin dengesi
bir santim yerinden oynadı.

Bazen bu yeterdi.

Çünkü büyük çöküşler,
küçük kaymalarla başlardı.