TOZ kitap kapağı

2. bölüm / 3

TOZ

Gerçek Dünyadan

Vaveyla Yazarı: Damla İREM

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: Gerçek Dünyadan

En son ne zaman bir köpeği havlarken duyduğumu hatırlamıyorum.

Çoğumuz, insan dışında hiçbir canlıyı görmeden büyüyeceklerdi aslında.

Belki de kendimi şanslı saymalıydım. Buranın bu boşluk hali...kedisiz, köpeksiz, kuşsuz, hayatsız hali, bana en çok insanları hatırlatıyordu. Birbirimizi anlamadan, birbirimize dokunmadan, yaralarımıza dokunmadan, duygularımıza ulaşamadan...çoğu zaman sadece var olmanın ötesine geçemediğimiz bir hayat.

Burada, dünyevi en ufak bir şeyi özlemedim. Ne yeşili, ne denizi, ne de dostlarımı.

Sevdiklerimin, aşık olduğum adamın, hatta geçmişimin hepsinin silindiği bir dünyada, özlemek ne demekti ki? Bir kere sevdikleriniz yanınızda hayaletleşti mi, geriye kalan figüranlar da sessizleşir. Acı çekmenin bile özgür olmadığı bir dünyanın nesini özleyecektim?

Burada, iyiydim. Ama sadece burada. Peki ya bu duvarların ardında?

Delirmeye ramak kala yaşamak gibiydi. Yine de delirmeye bile izninin olmadığı.

Burada çocukların yanında olmak… En azından hâlâ bir işe yaradığını bilme hissi… Bu his, beni hayatta tutan tek şeydi. Onların gözlerinde yaşamaya devam etmek, o minik kalpleriyle sevildiğimi bilmek çok güzel bir histi. En azından bir anlamım vardı.

Her şey çok netti: Bir hata yaptım, burada kalmalıyım. Ama bu karanlık, adeta sonsuz gibi. Geçmişin yükünden bir adım öteye gidemiyorsun. Kendi düşüncelerinle boğuluyorsun, etrafındaki herkes birer hayalet gibi. Sadece rüzgarlarını hissediyorsun.

Şu an, gerçek dünyada olsaydım, yarım kaldığım şeyi çoktan tamamlamış olurdum.

Ama benim için Gerçek Dünya'nın tek gerçekliği, hala nefes alıyor olmamdı. Buradakiler için öyle olmamalıydı. Bilmedikleri bir distopyanın içinden çıkıp, o hayata döndüklerinde aileleri bile eskisi gibi olmayacaktı. Bunu bildiğim için, 25 yıllık hayatımda ne öğrendiysem, onlara öğretmeye adadım kendimi. Eksiklerimle, kusurlarımla,yetemediklerimle…ama yetebileceklerimle.

Birbirimizi kollamak zorundaydık. Buradaki her çocuk, dünyada bir umut olabilirdi.

''Kate, senin hasta olduğunu söylemişlerdi. Yerine Emm gelecek dediler,'' dedi ufak Milly, endişeli bir ses tonuyla.

Hatta çok korkmuş bir şekilde ekledi: ''Çok hasta mısın? Ben sen olmadığında derse girmek istemiyorum.'' Bir çocuğun şefkatine maruz kalmak kadar güzel bir şey olamazdı. Bu koca toz yığını içinde, taştan biten çiçekler gibilerdi benim için. Her birinin hayatı, burada, bu duvarların içinde, yeniden şekillenecekti. Tozlanmış birer sayfa gibilerdi. Ama belki de o sayfalara biraz umut katmak için, üfleyip üzerlerindeki tozu almak için,sadece biraz bile olsa, ben vardım.

Burada ne kadar kalacağı belli olmayan sayılı insanlardan biriydim ben. Bu yüzden her birini yolculayacak olmanın mutluluğunu yaşıyordum, yüzüme yansımasa da. Onları taşımak, bir nevi yükünü paylaşmak, onlara bir şeyler katmak, aslında benim de kurtuluşumdu. Zihinimin karanlığından kurtuluşum.

''Sanırım yanlış anlamışlar, Milly. Gayet iyiyim. Hadi diğerlerinin yanına gidelim.''

Birlikte bahçeye ilerlerken, Eden’ın arkamdaki nefesini hissettim. Aniden kafamı çevirişimle neredeyse burun buruna geldik. İrkilip, kendini geriye doğru attı.

''Sen tam olarak nesin?'' dedim. Sesimdeki aşağılama anlaşılmış olacak ki, Milly ağzını kapatarak gülmeye başladı.

''Hadi, Mill Mill, arkadaşlarının yanına geç. Hemen geliyorum.''

Eden suratıma hâlâ aynı donuk ifadeyle bakıyordu. Birçok defa gözlerimin içine daldığına şahit olmuştum. Robotlaşmaya başladığını düşündüğümde, kişisel algılamak gereksiz özgüven dolu gelmişti. Onu anlamak zordu. Buzdolabı gibiydi. Ama o da buradaydı. Aynı betonda, aynı karanlıktaydık.

''Soruyu tekrar sormamı ister misin? Yoksa cevap vermeni yarın sabaha kadar bekleyebilirim.

Ne dersin, 9 uygun mu? Ah, çok pardon, zaten ORDA OLMAK ZORUNDASIN DEĞİL Mİ?''

Aslında verdiğim hiçbir tepki ona değildi. İçimde atamadığım hırçın bir öfke vardı. Tüm gün ufak çocukların yanında içim peri masalı klişesiyle dolup taşarken, bir noktada o öfkeyi çıkaracak yer arıyordum. Haftalar önce ilk defaodamın kapısında suratına doğru bağırıp çağırdım. Hatta bir ara gözüm dönüp kolunu tutup hesap sorduğumu hatırlıyorum. Öyle tepkisizdi ki, sanıyorum bundan güç aldım. Şimdi ise yumruk çuvalı gibi olmuştu. Ama bildiğim bir şey varsa, bu sessizliği çok uzun sürmeyecekti.

''Neden dibimdesin?'' diye ekledim. Hâlâ çenem kasılıyordu.

Susmayacağımı anlayınca, tepkisini değiştirdi. Bir adım daha atıp yüzüme eğildi.

''Gözlüğüm kırıldı. Uzağı göremiyorum. Bugün daha yakın bir mesafede çalışmak için talimat aldım,'' dedi. O sırada yakasına yakın yerde duran sensöre dokundu. Talimat hologramı açıldı.

''Koskoca binalar, sınırsız bir teknolojide bir gözlüğü tamir etmeleri ne kadar sürebilir ki? 1 saniye mi?'' Kendimden çok emin gibiydim ama bir şey bildiğim yoktu.

Burası Pandora'nın kutusu gibiydi, içerisi tam bir sırhazinesi gibiydi ve iyi de korunuyordu. Dışarıdan bir göz sadece sistemi görüyordu. Beni ve onu buraya koyan şey, sadece bir "sistem"di.

''Belki de bilerek tamir ettirmiyorumdur. Şimdi lütfen eğitimine git. Seni bekliyorlar.''

Dediklerime vücudumda şok etkisi yarattı. Ense kökümden göğsüme yayılan tuhaf bir ısı hissettim. Sonrasında karnıma yayıldı ve kramplara dönüştü. Sadece birkaç saniye önceki öfkemin yerini anlam vermekte zorlandığım bir his almıştı. Tek kelime etmeden arkama dönüp gittim. Çünkü biliyordum: Burada her şey anlık, burada her şey geçici.

Bahçe ortasında kocaman bir su havuzu vardı. Tam E blok önünde kocaman bir U şekline bennzeyen sıralarda çocuklar oturumuş aralarında konuşuyorlardı. Yürüyordum, her birini görebiliyordum ama asla varamıyordum sanki.Eden'ın söylediği cümle kafamda dönüp duruyordu.

Omuzlarımı kaldırdım silkelendim. Çocukların yanına varmıştım.

''Toplum kurallarında kalmıştık. Ama tam olarak konu içeriğini hatırlayan var mı?''

''Toplum içinde kulaktan kulağa konuşmak ayıp olarak karşılanır değil mi Kate? Mesela D12 nin yaptığı gibi'' dedi Mill. Bir yandan da kıkırdıyordu.

''Evet, hatta isteği dışında birine o kadar yakın durmak ta oldukça yanlış bir harekettir.''

bunu söylerken gözüm onu aradı ama bahçede göremedim.

Ders bitiminine kadar aklımda tek bir soru vardı.

Neredeydi? Benim olduğum yerde olmak zorundayken hem de. Bu da içsel özgüvenimin nimle konuşması gibi bir düşünceydi. Bazen beni çok rahatsız etse de karakterimin bir parçasıydı.

''Bugün sizden bir yazı yazmanızı istiyorum. Özlediğiniz bir hissi. Gelecek derste bazılarınıza okutmak isityorum.'' dedim. Üüzldüklerini görebiliyordum. Çoğu annesini,babasını, hatta okul arkadaşlarını özlemişti. Burada ziyaret sistemi yoktu. Amaç dış dünyadan mahrum bırakarak disipline etmekti. Benim için bu istekler onlara uygulamış olduğum işkence gibiydi sanki. Söylerken çenemin tekrar kasıldığını hissederdim. Amacım canlarını yakmak,yaralarına tuz basmak değildi. O hislerin, o özlem duygusunun canlı kalmasını sağladığımı biliyordum. Sevdikleri şeyleri asla unutmasınlar isityordum. Sanırım onlar da farkındaydı. Hâlâ beni sevdiklerine göre...

D binasının önüne geldiğimde Eaden'ın beni beklediğini fark ettim.

''yoktun'' dedim. Gerçek bir salaktım. Yüzüne bakmaktan alıkoyamıyordum kendimi.

Ufak bir an dudağının kıvrıldığını görür gibi oldum. Onu gülerken hiç görmemiştim.

''Bugün başka eğitimin yok. Atölye binasına gitmek istersen eşlik edeyim.'' dedi.

Bu oraya git demek falan mı oluyordu,anlam verememiştim ama odaya

kapanmaya niyetim de yoktu.

''Seraya gidicem.''

''Sana eşlik edeyim.'' dedi. Sanki başka şansı varmış gibi.

Yol boyunca konuşmadık. Ayaklarımızın altındaki beton yol seranın girişine kadar uzanıyordu. Camdan yapının içi, dışarıdaki griye inat, hayatla doluydu. Nane kokusu, taze toprağın nemli buğusu ve aralardan sarkan domates filizleri… Her şey gerçekti. Belki de buradaki tek gerçek yer burasıydı. Yine de burası bile grinin tozunu yutmuş gibi buğuluydu.

Kapıyı açtım. Eden arkamdan geldi. İçeri girdiğimizde o da etrafına bakındı. Onu burada, bu kadar huzurlu bir yerde görmek garipti. Adeta teninin rengi, kıyafetlerinin rengini ayırt edebiliyordum. Sert duruşunun arasında bir şeyler yumuşuyordu sanki. Belki de benim gözlerim yumuşamıştı.

Saksıların arasından geçerken elimle bir çilek fidesini düzelttim. Eğildim, toprağını biraz eşeledim. Sessizliği ilk o bozdu.

"Burayı seviyorsun."

Başımı kaldırdım, göz göze geldik.

"Çünkü burada zaman geçmiyor gibi. Sanki dışarıdaki o kurallar, görevler… hiçbir şey içeri sızamıyor. "

Bir süre bana baktı. Sonra yavaşça,düşünmeden bir saksının yanına çömeldi. Ellerini toprağa daldırdı. O an onu ilk kez bir insan gibi gördüm. Sadece bir denetmen değil, robot değil. Sadece bir koddan ibaret değildi. Belki de geçmişi olan, kendiyle savaşan biri gibiydi.

"Neden buradasın?" diye sordum.

Bu soruyu hiç sormamıştım. Cevap vermeyeceğini düşünmüştüm. Önce anlamamış gibi davrandı.

''senin özel denetmeninim. Gittiğin her yere gitmek zorundayım.'' ağzından kelimeler dökülürken bile alaycıydı.

''Neyi kastettiğimi biliyorsun.'' Sonsuza kadar geçiştireceğinden o kadar emindim ki asla gerçek cevabı duymayı beklemiyordum.

"Çünkü dışarıda hiçbir yer... bana içeriden daha güvenli gelmiyor artık."

Boğazım düğümlendi. Bir şey söylemek istedim ama kelimeler yoktu. Belki de sessizlik en doğrusu olacaktı.

Yan yana oturduk, ellerimiz toprağa değmişti. O an, hiçbirimiz geçmişimiz değildik.

Sadece oradaydık. Aynı anın içinde. Aynı çiçeklerin kokusuyla, aynı sessizlikle.

Ve o gün, ilk defa… hiçbir şey düşünmeden orada uyanmak istedim.

Günlük – 487. Gün

Bugün Eden’la birlikte seraya gittik.

Sanki bu cümleyi yazarken bir şey gizlemem gerekiyor gibi hissediyorum. Ama burası benim güvenli alanım olmalıydı. Yine de bir his var ve bunu yazarken tuhaf hissetmeme yetti.

Eden, toprağa dokundu bugün. Ellerini çileklerin yanına gömdü. Hiçbir şey söylemeden. Bazen suskunluk bir tür bağ gibi. Konuşsak da konuşmasak da... bir şeyler vardı orada. İtiraf değil. Teslimiyet değil. Ama tanıdık bir acı. Aynaya bakar gibi.

Beni, anladı mı bilmiyorum. Ama ben onu anlamaya çalıştım. İçindeki o sessizliği, dışarıya karşı ördüğü duvarı. Belki de ben de öyleyim. Aynı duvarların içinde, farklı köşelerde yaşayan iki insanız.

Bugün ilk defa burada olmak bana farklı hissettirdi.

Sanki dünya biraz sustu. Sadece yaprakların hışırtısı vardı. Ve o bana "seraya gitmek istiyorsan eşlik ederim" dediğinde, bu cümlenin içinde binlerce başka kelime vardı. Mecburiyetin dışında bir şey.

Hiçbiri söylenmedi.

Ama ben duydum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18