13. bölüm · Tilki’nin Günlükleri

12.

Mandalina 🍊

Dostlarım var kışıma renk veren...

***

Dalıp gittiğim anlar, her şeyden koptuğum zamanlar...

Sandığımdan daha çok çaresizdim.
Hani her şeyin çaresi vardır diyenler vardır ya, onların benim hayatıma da bakıp bir çaren vardır demesini isterdim ama gören umutsuz vakaymışım gibi geçip gidiyordu. Kaldıramam dediğim bir çok şeyi kaldırmıştım belki ama biri vardı ki ömrü billah ölsem de kalkmaz, kaldıramazdım. En azından inancım bu yöndeydi...

Göğsüme yumuşak ve sıcak bir şey dokununca göz kapaklarımı zorlayarak açtım.
Göz göze geldiğim Sero havladı.
Gülümseyip onu kollarımın arasına alıp başını öptüm.
"Günaydın öpücüğü yok mu oğlum?"
Bunu anlamış gibi yüzümü yaladı.
Bir süre başını okşadıktan sonra yüzümü tüylerine gömüp pencereden gözüken manzarayı izledim.
Gökyüzü bugün güneşli ve sıcak gibiydi.

Duştan çıktığımda doğruca dolabıma yöneldim. İçeriden sesler geliyordu, anlaşılan bizimkiler de uyanmıştı.
Son olarak üstüme bir swit geçirip telefonumu alarak odadan çıktım.
Emir'i masaya çaydanlıkları götürürken buldum.
"Var mı başka bir şey getireyim?"
"Günaydın aşkım!"
Serhat'ın sesi tam arkamdan gelmişti.
"Günaydın civcivim" dedim gülümseyerek.

Yanımdan geçtiğinde suratını aşmıştı, elinde de tava vardı.
"Gel otur biz hazırladık Demir'im" dedi Emir sandalyeye otururken.
Masaya geçtiğimde Emir'e döndüm.
"Günaydın kardeşim."
"Günaydın aslan parçası" dedi gülümseyerek.

"Yumurtayı ben yaptım bu arada."
Serhat'a döndüm, "lezzetli gözüküyor" deyip kaşlarımla işaret ettim.
"Buyrun gurme bey" deyip tavayı bana uzattı.
Bir kahkaha attım. Ekmekten bir parça koparıp yumurtanın bir kısmını sıyırıp ağzıma attım.
Tadı gerçekten de çok lezzetliydi.
Parmaklarımı büzüp mükemmel olmuş işareti yaptığımda tavayı yerine bırakıp gururla Emir'e baktı.

Çaydan bir yudum alıp ayağa kalktım.
"Ben Sero'nun mamasını verip geliyorum beyler."
İkisi başını salladığında mutfağa geçtim.

Tezgahın altındaki dolabı açıp içinden mamayı çıkarttım.
Sero'nun kabına mamayı doldurduktan sonra suyu açıp biraz ıslattım. O kuru sevmiyordu.
Mama kabını yere bıraktığım sırada Sero da içeri girdi.
Yemeye başladığında başını okşayıp gülümsedim.
Balkona doğru yürüdüğümde dikkatimi aşağıdakiler çekti.
Ezgi ve yanında tanımadığım bir adam konuşarak otoparka doğru yürüyorlardı. Sarı saçlarından tanımıştım.

Yukarıdan topladığı sarı saçlarını bir çırpıda bağladığı tokadan kurtarıp omuzlarına dökülmesine izin verdi.
Daha sonra eliyle düzeltip yanındaki adamın kollarının altına girip gülümsedi.
Kaşlarım çatılmıştı. Sabah sabah nereye gidiyordu ki?
Gerçi spor giyinmişti belli ki yanındaki adam tanıdık ve özel biriydi.

Omzuma dokunan elle irkildim.
"Hayırdır Karadeniz'de gemilerin mi battı?"
Serhat'a döndüm.
"Yok, dalmışım sadece."
"Çayın soğudu gel artık" deyip arkasını dönüp içeriye girdi.
Aman bana ne sanki deyip elimi salladım.

Kahvaltıdan sonra doğruca odama, masa başına oturdum.
Notlarımı çıkartıp, ertelediğim bir kaç işi hallettim.

Daha sonra biriktirdiğim yazıların içinde kayboldum.
Kafamı dağıtmak istediğim zaman mutlaka bir satır şiir dökülürdü.
Şiirin son kıtasını da yazdıktan sonra kaydetip bilgisayarı kapattım.

Kolumdaki saate baktığımda öğleden sonra üçü geçiyordu.
Sero yatakta uzanmış uyuyordu.
Keşke onun gibi olabilseydim...

Masada duran telefonumu alıp Deniz'i aradım.
Bir süre çaldıktan sonra hat düştü ve o ince sesini duydum.
"Alo?"
"Neredesin Maviş?"
"Mekanda son kalan işleri hallediyorum."
"Tamam, o zaman orada görüşürüz."

Telefonu kapattıktan sonra balkona çıkıp bir sigara yaktım. Güneş bulutların arasında bir kaybolup bir beliriyordu, başımı kaldırıp dumanı havaya doğru üfledim. Madem ben mutlu olamıyordum, o halde başkalarını mutlu edebilirdim...

"Çay yapmamı ister misin?" dedi uzandığı koltuktan doğrularak.
Başımı olumsuzca salladım.
"Neyin var böyle?"
"Her zaman böyle değil miyim, Cenk?"
"En azından çaya hayır demiyeceğini biliyorum" deyip ayağa kalktı.
Mutfağa girdiğinde yan tarafımda duran telefonu alıp mesaj kısmına girdim.
Gördüğüm mesaj ile ayağa fırlamıştım.

Cenk...

Sodayı başıma dikip salona doğru yürüdüm.
Girir girmez önümden fırlayarak geçen Demir'i görmüştüm.
"N'oluyor lan?"
Hiçbir şey söylemeden ayakkabılarını aceleyle giymeye çalışıyordu.
Elimdeki soda şişesini sehpaya bırakıp hızla yanına yürüdüm.
"Cevap versene oğlum!"
Omzundan tuttuğumda gözleri gözlerimi buldu.

Gözlerinin dolduğunu gördüğümde bedenimi bir korku ele geçirdi.
Yine bir şey olmuştu!
Kendini ellerimden kurtarıp askılıktan ceketini ve kaskını aldığı gibi kendini kapıdan dışarı attı.
Yüzüme kapanan kapıyla bakışmayı bırakıp hemen ayakkabılarımı giydim.

Giriş katına ulaştığımda nefes nefeseydim. Yetişmek için merdivenleri kullanmama rağmen benden önce otoparka yetişmişti.
Koşarak ona doğru gittim fakat motoru çalıştırdığı gibi süratle yanımdan geçti.
Bir delilik yapmasından korkuyordum!
Kaskımı takıp motoru gittiği yöne doğru sürdüm.

Otobanda süratle ilerlerken hemen arkasındaydım.
"Lan oğlum yine kim seni bu hale düşürmüşse onun yedi sülalesini siksinler!" dedim bağırarak.
Durması için sinyal verip, korna çalmama rağmen hiçbir şey yapmıyordu.
Neyse ki o kadar süratli sürümüyordu fakat yaklaştığım sırada hızlanıyordu.

Bir süre sonra aniden hızlandı ve ona yetişemeyeceğim derecede uzaklaştı.
Gaza basıp yetişmeye çalıştım fakat olmuyordu.
Yoldan geçen arabalara makas atarak gidiyordum neredeyse.
Önümdeki taksiye çarpmamak için yavaşladığımda dikkatim dağıldı. Tekrar yola döndüğümde onu bulamadım. Görüş açımdan tamamen kaybolmuştu.
"Nereye gittin lan?"

Motoru kenara çekip cebimdeki telefonu çıkartıp numarasını aradım.
Çalıyordu fakat açmıyordu!
Üst üste sıraladığım küfürlerin arasından motoru çalıştırıp tekrar yola koyuldum.
Aynı yönde sürmeye devam ettiğim sırada sol taraftaki virajlı yolda bir kalabalık fark ettim.
Motoru oraya doğru sürdüm.
Birkaç araba yolun kenarında park halinde duruyordu.
Karanlık olduğu için plakalarına hiç dikkat etmedim. Motoru park edip kalabalığın arasına daldım.

Yerde yatan kişiyi gördüğümde önce ne olduğunu anlamadım fakat mavi kask kim olduğunu çok iyi belli etmişti.
Yanına doğru koştum. Başımdaki kaskı nasıl çıkartıp attığımı bilmiyordum.
"Demir! Demir!"
Yanında duran biri konuştu.
"Aniden önüme çıktı yemin ederim."
Kulaklarım uğulduyordu.
Elimi nereye koyacağımı bilmeden çaresizce salladım.

En sonunda ellerim omuzlarını kavradı ve vücudunu kontrol etmeye başladı.
Gözyaşlarım görüş açımı engelliyordu ve ben bu anı ikinci kez yaşıyordum.
"Ambulans!" diye bağırdım.
Elim kaskını kavradığında nefes alıp verdiğini hissettim.
Yüzüme bir umut kırıntısı yerleşirken yavaşça kaskı başından çıkarttım.
Yüzünde herhangi bir kan ve derin bir yaraya rastalamadım.
Önceki yarası hariç!
Elim yanağını kavradığında, gözlerimden yaşlar süzülüyordu.
"Demir!"

"Ulan ben dedim size yapmayalım bunu!"
Sessizliğin içinden tanıdık bir ses kulaklarımı doldurdu.
Yüzünde duran elim kavrandı.
Gözleri bana gülümseyerek bakıyordu.
"İyi ki doğdun kardeşim."

Demir...

Doğum gününü kutladıktan sonra etrafımızı havai fişekler esir aldı.
Herkes hep bir ağızdan iyi ki doğdun diye bağırıyordu.
Fakat tam da tahmin ettiğim gibi Cenk öylece durmuş, felç geçirmiş gibi bana bakıyordu.

Gözlerinden akan bir damla yaş çenesinden düşmek üzereyken elinin tersiyle silip ayağa kalktı.
"Allah topunuz belasını versin!"
Aniden bağırmasıyla herkes sustu.
Kızmakta sonuna kadar haklıydı.
Uzandığım yerden doğrulup oturdum ve onun öylece yolun ortasında gidip gelmesini izledim.
Siniri geçene kadar bekleyecektik.

"Sizin yapacağınız şakaya da doğum gününe de soksunlar! Ulan aklım çıktı, aklım!"
Başımı sağ tarafımda duran Emir'e çevirdim. Yüzüme iyi bok yedin dercesine bakıyordu.
Plan bana aitti ve haklılardı.
Hepsi bana her an bir şey olacak korkusuyla yaşarken şimdi bunu tekrar Cenk'e yaşatmam pek de adil sayılamazdı.
Ayağa kalkıp yanına doğru yürüdüm.
Dönüp duruyor, ardı ardına küfürler ediyordu.

Karşısında durduğumda göz göze geldik.
İki kolumu havaya kaldırıp bağırdım.
"Affet bu gece ölmek istedim!"
"Ya sen de bi' siktir git!"
Bir kahkaha attım, ne kadar küfür etse de hiçbir zaman ciddi değildi.
Ben bu adamı her haliyle seviyordum, kimin sevip, kimin sevmediği umrumda bile değildi.
"O zaman dans."
Ortaya atlayan Serhat'la daha da gülmeye başladım.
Cenk bana doğru yürüyüp omzumdan kavradığı gibi kendine çekip sarıldı.
Ben de sıkıca sarıldım.

"Aklım çıktı!"
"Özür dilerim."
"Siktir git!"
Güldüm. Güldü.
Ayrıldığımızda diğerleriyle de teker teker sarıldı.
Ali arabadan çıkarttığı pastayı kardeşi Büşra'ya uzattıktan sonra mumları yakmak için cebinden çakmağı çıkarttı.
Bir mekan ayarlamıştık ama Cenk'in bunu sevmeyeceğini bildiğimiz için vazgeçip böyle bir şey yapmıştık.
Deniz'den aldığım mesaj üzerine hızla pilanı uygulamıştım. Yolda izimi kaybettirmeyi başarmıştım fakat gelip beni kaza yapmış olarak bulması için çok beklemiştik.

Büşra pastayı Cenk'e uzattığında hepimiz etrafına toplanmıştık.
Emir, Serhat, Deniz, Ali, Büşra, Taner abi, Şafak, Batu ve Aylin. Hepsi bugün yanımızdaydı. Makarna yoktu ama...
Elimi Cenk'in sırtına koyup sıvazladım.
Pastaya doğru eğilip mumları üfledi ve hepimiz bir alkış tutturduk.
Cenk'in mutluluğu benim mutluluğumdu, dostlarımın mutluluğu benimdi aslında.
Onlar mutluysa ben de öyleydim...

"Yalnız bir ara harbi eve geri döndün sandık" dedi Deniz gülerek.
"Sence ben bu puştu bırakır mıyım tek başına?"
"Bırakmaz" dedim gülerek.
"Yalnız senden de iyi oyuncu olur" dedi Cenk kaş çatarak.
"Şu okulu bitireyim ona da bakarız."
"Bak bak bak."
Herkes gülerken ben Cenk'i belinden tuttuğum gibi omzuma attım.

Havaya kaldırdığımda bağırdı.
"İndir beni!"
"Daha uçuracaktık ama" dedim gülerek.
Deniz yanımıza gelip koluma vurdu.
"İndir adamı, Demir!"
Cenk'i indirdiğimde bana ters bir bakış atıp güldü.
Yanımda duran Deniz'e döndüm.
Mavi saçlarını yukarıdan dağınık bir topuz yaparak toplamıştı.
Tokasından tutup çektiğimde saçları omzuna düştü.
"Böyle daha güzel" dedim ona doğru eğilip.
Sinirlenip bir darbe indireceğini bildiğimden kolumu kendime siper ettim fakat beklediğim darbe gelmedi.

Kollarımı indirip ona baktım.
Yüzünde geniş bir gülümseme vardı, yanıma yaklaşıp kolumdan tuttu.
"Öyle diyorsan, öyledir."
Sersemlediğimi hissettim. Deniz kızmamıştı!

"Hadi pastayı keselim artık!"
Ali'nin sesiyle ikimiz de o tarafa döndük.
Avucumdaki tokayı pantolonumun cebine sıkıştırdım.
Yanımda duran Deniz'in omzundan tutup toplanmış olan kalabalığa doğru yürüdük.

Motoruma doğru yürüdüğüm sırada duyduğum sesle arkamı döndüm.
Deniz koşarak bana doğru geliyordu.
"Koşma, bekliyorum" dedim bağırarak.
Nefes nefese yanıma geldi.
"Sana koşma dedim dimi?"
Derin bir nefes alıp gülümsedi daha sonra aman dercesine elini havada salladı.
Güldüm. "N'oldu?"
"Seninle gelebilir miyim?"
Gözlerim arkasında arabalarına binen bizimkilere takıldı.
Tekrar ona döndüm, "baban?"
"Seninle geleceğimi söyledim."

Gözlerim üstündeki kolsuz tişörte takıldı.
"Gel bakalım."
Üstümdeki ceketi çıkartıp ona uzattım. "Giy şunu!"
"Böyle iyiyim."
"Giy dedim Maviş!"
Elimdeki cekete baktıktan sonra alıp giydi.
"Sen üşüyeceksin ama."
"İyiyim böyle, hadi geç otur."
Oturduğunda kaskımı başına taktım.
"Ne yapıyorsun Demir?"
"Kaskı takıyorum."
"Sen ne olacaksın?"
"Bir tane kask var, o yüzden sen takacaksın!"
Az önce geldiği yöne dönüp baktı, anlaşılan gözleri bizimkileri arıyordu ama onlar çoktan gitmişlerdi.

"Taksi çağıracağım böyle olmaz" deyip elini cebine attı.
Kolundan tuttum. "Korktun mu Maviş Hanım?"
"Saçmalama, ben salaklık ettim böyle gidemeyiz!"
"Gideriz gideriz."
Kaska bir tane vurup direksiyona geçtim.
Motoru çalıştırdığımda arkamda bir kıpırdanma oldu.
Ona döndüm. "Sıkı tutun!"
"Yavaş ve dikkatli sür!"
"Emredersiniz komutanım" dedim gülerek.
"Babamlara gideceğiz."
Kendi evine gitmemesini yadırgamadım sonuçta ailesine de gidebilirdi.

Yola koyulduğumuzda aniden belime dolanan kollarla kasıldım.
Deniz'in arkamda olduğunu bir anlığına unutmuştum.
"Üşüyor musun?"
Motorun gürültüsü ve hafif rüzgar arasındaki ince sesine gülümsedim.
"Yok ya, ne üşümesi?"
"Hep benim yüzümden."
"Biraz susar mısın?" dedim bağırarak.
Daha sonra yol boyunca sesi hiç çıkmadı. Başını sırtıma yaslayıp öylece sustu.

Evinin önüne geldiğimizde yavaşlayıp motoru durdurdum.
Benden önce motordan inip başındaki kaskı çıkarttı.
"Teşekkür ederim."
"Her zaman" dedim göz kırpıp.
Yüzündeki bir tutam mavi saçı kulağının arkasına sıkıştırdı.
"Hep yanında olacağım biliyorsun dimi?"
Aniden sorduğu bu soru karşısında şaşırmıştım.
"Bu neydi şimdi?" dedim bir kaşımı havaya kaldırıp.
Gülümsedi. Elindeki kaskı alıp başıma taktı.
"Dikkatli sür."

Bugün bir farklı davranıyordu!

Başımdaki kaskı hızla çıkartıp motordan indim.
"Sen iyi misin?"
"Gitmiyor musun?"
"Beni kovuyor musun?"
"Üstüme iyilik sağlık," deyip gözlerini devirdi daha sonra eve doğru yürüdü.
Onu takip ederek yanında yürüdüm bir müddet. Kapıya geldiğimizde kolundan tuttum.
"Deniz n'oluyor?"
"Bir şey olduğu yok Demir" dedi sıkılmışçasına.
Gözlerinin içine baktım bir müddet, kaçırırsa benden bir şey saklıyor demekti. Fakat o inadına mavi gözlerini, gözlerimden ayırmadı!

"Gidiyorum Deniz Hanım" dedim arkamı dönerek.
"Ceketin" dedi bağırarak.
"Kalsın!"
"Sarılalım mı?"
Motora binmek üzereyken olduğum yerde durdum ve yavaşça ona döndüm.
Gözleri dolu dolu bana bakıyordu.
Kollarımı iki yanıma doğru açtım.
Hızla bana doğru koştu ve kollarını sıkıca belime doladı.
Omuzlarını sarıp saçlarından öptüm.
Deniz benden bir şey saklıyordu ve söyleyemiyordu!
"Özür dilerim" dedi hıçkırıklarının arasından. Bedeni ağlamaktan sarsılıyordu.
Onu kendimden ayırıp başından tuttum.

"Anlat bana Deniz!"
"Anlatacak bir şey yok" dedi dudaklarını dişleyerek, hıçkırıklarını durdurmaya çalışıyordu.
"Deniz!"
"Sadece yorgunum Demir, yarın görüşürüz" dedi ve arkasına bile bakmadan eve doğru koştu.
"Deniz!"
İçeriye girmek üzereyken aniden kapıda durdu.
Arkasını yavaşça döndüğünde gülümsüyordu.
"Hadi artık eve git aptal mısın oğlum sen?"
Gözlerimi devirdim. "Fesuphanallah"
"Vallahi iyiyim, bu da aramızda kalsın" dedi işaret parmağını bana doğru sallayıp.
"Baş üstüne komutanım" dedim gülümseyerek.

Motora binip çalıştırdıktan sonra ona döndüm.
"İyi geceler, Allah'a emanetsin."
Başını salladı "iyi geceler, sen de öyle..."

Gaza basıp motoru yola doğru sürdüm ve onu arkamda bıraktım, ondan kopacağımı bilmeden.

Hâlâ düşünürüm, o gece biraz bile aklımı kullansaydım onu orada yalnız bırakıp gitmezdim!

Eve vardığımda Cenk çoktan uyumuştu. Bu gece onda kalacaktım.
Koltuğa oturduğumda Cenk'in uyuduğu odanın kapısı açıldı.
Uykulu gözlerle yanıma gelip oturdu.
"Geldin mi?"
"Yok daha yoldayım" dedim gülerek.
Bir şey söylemedi.
"Niye geç kaldığımı sormadın?"
"Karın mıyım oğlum ben senin, niye sorayım?"
"Normalde sorardın."
Ayağa kalkıp odasına doğru yürüdü tekrardan.
"Uyumaya çalış Demir!"
"Çalışırım" dedim koltuğa uzanırken.

Bugün güzel bir gündü fakat Deniz... Aslında öyle sulu göz bir kız değildi, çocukluğumuzdan beridir onu ilk defa böyle görmüştüm.
Er geç ne saklıyorsa bana söyleyecekti.
Umarım kötü bir şey değildir diye geçirdim içimden.
Tavana bakan gözlerim uykunun esiri olmuşçasına istemsizce kapandı.
Kendimi derin bir uykunun kollarına bırakmadan hemen önce üstüme bir şeyin örtüldüğünü hissetmiştim...

Panikle gözlerimi açtığımda yere yüz üstü düştüm.
Yavaşça doğrulup dizlerimin üzerine oturdum.
Bir müddet etrafıma baktıktan sonra nerede olduğumu kavradım.
Gözlerimi ovuşturup ayağa kalktım.
Masada duran sigara ve çakmağı alıp balkona çıktım.
Güneş daha doğmamıştı, hafif bir rüzgar esmesine rağmen istemsizce tiremiştim.
Sigarayı yakıp bir nefes çektiğimde ısındığımı hissettim.

Şehri izlerken aniden aklıma Deniz geldi. Elimi cebime atıp telefonumu çıkarttım. Sabahın dördüydü ve ben yine uyanıktım.
Mesaj kısmına girdiğimde onu çevrimiçi buldum. Bu saatte neden hala uyanıktı bu kız?
Tam yazacağım sırada aniden çevrimdışı oldu.

İkinciyi yakıp sandaleye oturdum.
Telefon hâlâ onunla olan sohbetimiz açık bir şekilde masada duruyordu.
Bir süre daha içmeye devam ettim, yarım kalmış sigaranın dumanını üflerken telefonuma bir bildirim geldi.
Kapanmış olan telefonu parmak izimi okutarak açtığımda mesajın Deniz'den olduğunu gördüm.

Maviş

"Demir ben gidiyorum.(04.52)"

Bir süre attığı mesajla bakıştıktan sonra parmaklarım klavyenin tuşlarına dokundu.

"Nereye?(04.53)"

yazıyor...

Onun yazmasını beklerken parmaklarımın arasındaki sigarayı küllüğü bıraktım.
Yazıp yazıp siliyor gibiydi çünkü baya uzun sürmüştü.

"Yurt dışına.(04.55)"

Mesajı gördüğüm zaman elimdeki telefonu sıktım. İçimden bir öfke kabarmıştı.
"Neredesin?(04.56)"
"Olmaz Demir.(04.56)"

Söylemeyeceğini biliyordum.
Telefonu kapatıp cebime attım ve Cenk'in odasına koştum.
İçeri girdiğimde onu yatakta bulamadım, balkona doğru yürüdüğümde korkuluklara yaslanmış sigara içtiğini gördüm.

"Nerede?"
Sigarasından bir nefes alıp gözlerini kısarak bana baktı.
"Bırak gitsin!"
"Sana nerede dedim?"
"Gitmek zorunda Demir" dedi sakince.
Ona doğru yürüyüp yakasından tuttum.
"Bu sefer olmaz Cenk, onu bu sefer de kaybedemem!"
"Aynısı değil!"
Beni geriye doğru savurduğunda dengemi sağlamak için duvara tutundum.
"Aynısı" dedim çaresiz çıkan sesimle.
Sigarasını korkulukta söndürüp bana döndü.
"Uçak kalkmak üzere yetişemezsin!"
Arkamı dönüp balkodan çıktım.

Motora gazı verip daha da hızlandım.
Oradan beraber dönecektik!
Onu bu sefer de kaybedemezdim, onsuz bir çocukluk zaten bana ızdırapken şimdi bu halde beni bırakıp gidemezdi!

Havaalanına girdiğimde motoru aceleyle park edip içeriye doğru koştum.
Üstümdeki eşyaları çıkartıp güvenlikten hızlıca geçtim.
Anlamsızca etrafımda bir tur attım ve mavi saçlı birini görmek için gözlerimi herkesin üstünde gezdirdim.
Bir güvenlik görevlisini gördüğümde hemen oraya doğru koştum.
"Abi az önce yurt dışına herhangi bir uçak kalktı mı?"
Adam yüzüme garip garip baktıktan sonra gülümsedi.
Eliyle arkamdaki birine işaret verdiğinde o tarafa döndüm.

"Beyefendiye yardımcı olur musunuz lütfen?" dedi yanımıza gelen kadına.
"Tabi buyrun ne istemiştiniz?"
Soruyu ona da sorduğumda önümde yürüyerek onu takip etmemi istedi.
Sabır çekip takip ettim.
Bilgisayar başındaki bir kadınla konuştuktan sonra beni gösterdi.
Kadın aniden ayağa kalkıp yanıma geldi, "hoş geldiniz Demir Bey."
Buradan kaçıp kendim arasaydım şimdiye kadar bulmuştum diye geçirdim içimden.

Kalkan ve kalkmakta olan uçaklara Deniz Arın adında bir yolcunun binip binmediğini bir süre boyunca incelediler.
Kadın başını aniden kaldırdığında benimle göz göze geldi ve dudaklarını dişledi.
"Üzgünüm Demir Bey ama uçak otuz dakikadır kalkmış."
Ve ben beynimden vuruldum, geldiğim gibi uçak da kalkmıştı.

Yumruğumu sıkıp derin bir nefes aldım. Bedenim alev almışçasına yanıyordu. Öfkeliydim hem de çok!
"Nereye gitmiş peki?"
"İngiltere" dedi kumral saçlı kadın.
Teşekkür edip onlara arkamı dönüp çıkışa yöneldim.
Bağırıp çağırmak çözüm değildi ama kendimi zor tutuyordum.

Motoru çalıştırıp her zamanki durağıma sürdüm.
Sesi kulaklarımda çınlıyordu.

Motordan inip dipsiz cehenneme doğru yürüdüm.
Ucuna geldimde masmavi deniz beni karşıladı ve ben artık o içimdeki sesi tutamadım.
Bağırdım, bağırdım, bağırdım!
Sesim kısılana kadar bağırdım.
Yüreğim yanıyordu.
Dizlerimin üstüne düştüm ve yere bir yumruk indirdim.
"Beni bırakıp gittin!" dedim bağırarak.
Bir yumruk daha indirdim kuru toprağa ve havada tozlar uçuştu.

O da beni bırakıp gitmişti hem de ben bu haldeyken...
Yere sırt üstü uzanıp başımı gökyüzüne çevirdim.
Çocukluk arkadaşım, ilk kız kardeşimdi!
Daha çok küçükken halasının yanına yurt dışına gitmiş ve bir daha ondan hiç haber almamış, unutmuştum.
Ya da öyle sanmıştım...
Ta ki onunla şans eseri bir markette karşılaşana kadar.
O günden sonra onsuz bir günüm bile olmamıştı. Her şeyimi bilirdi hem de her şeyimi...
Taner abi bizim yakın olmamızdan pek haz etmezdi, bunun benim uğraştığım işlerden dolayı olduğunu hep düşünmüştüm.

Gizli saklı da olsa hep benimleydi.
Bir daha gitmeyeceğine söz vermişti ama o da sözünü tutmamış beni bırakıp gitmişti.
Birkaç yılda iki insan birbirine ne kadar bağlanırsa ondan daha fazla bağlanmıştık.
O benim kaybettiğim yanımdı...
Çocukluğumdu!

Ağlamayacaktım! Bu sefer değil!
"İnanmıştım be maviş" dedim gökyüzüne doğru fısıltıyla.
"Senin beni bu bataklıktan kurtaracağına inanmıştım..."

"Sen de gittin ve ben bu sefer nasıl affedeceğimi bilmiyorum..."
Nefesim kesilmiş gibi hissediyordum.
Cebimdeki telefonun titrediğini hissettim.
Havaalanından çıktığımda beridir çalıyordu durmadan ama kim olduklarını bildiğim için açmıyordum.
Doğrulup oturdum ve başımı iki elimin arasına alıp gözlerimi kapattım. Beynim zonkluyordu.

Çalmayı bırakan telefon tekrar titrediğinde sinirle cebimden çıkartıp arayan kişiye baktım.
MAKARNA arıyor...

Açmak ve açmamak arasında kalmıştım. Onun da haberi vardı ve o da bana söylememişti. Kızgındım, kırgındım hem de hayatımdaki herkese...
Lakin ben hiçbir zaman onun telefonlarını açmamazlık yapmazdım.
Ve hayatımın diğer bir parçası olacak kadının aramasını açıp cevap verdim...